Abülhalik Denker / Dedem Hacı Arif Bey sütçü değildi

0

Bestekar Hacı Arif Bey’in torunu Abdülhalik Denker, hayatını muhasebecilikle kazanıp bir yandan çello çalmıştı. Cumhuriyetin ilk yıllarında oda müziği toplulukları kurmuştu. Denker, 1967’de yayımlanan röportajda dedesinin biyografilerinde çok sayıda hatalı bilgi verilmesinden yakınıyor, birinci elden doğru bilgi vermek üzere kitap yazdığını anlatıyor.

Denker, Hacı Arif Bey’in diğer torunu (Hayriye Hanım’ın kızı) Orhaniye Hanım ile evliydi.

Kendinizi tanıtır mısınız?
– Adım Abdülhâlik Denker. 1894 yılında İstanbul’un Cihangir semtinde doğdum. Babam, meşhur bestekâr Hacı Arif Bey in oğlu viyolonselist Cemil Bey (1861-1926). Benden 7 yaş büyük bir de ağabeyim vardı. Adı Arif Denker (1887-1945).
Çocuğunuz var mı?
– Yok.
Merhum ağabeyinizin?
– Oğlu Prof. Dr. Bülent Davran (1912) ile torunu Arif Davran (1950).
Demek Hacı Arif Bey kolu ağabeyiniz tarafında devam ediyor.
– Evet.
Siz ve ağabeyiniz musiki ile herhalde uğraşmış olmalısınız.
– Ağabeyim musiki ile meşgul sayılmaz ama ben küçük yaşta babamdan heveslenerek 14-15 yaşlarında viyolonsele babamdan ders alarak başladım. Sonra kendi kendime ilerlettim.
Amatörce mi? yoksa profesyonel oldunuz mu?
— Hayır. Sadece amatör olarak.

1929’da Manas ve Sinanyan’la trio kurduk

Hacı Arif Bey

Topluluğunuz var mıydı?
– Daha ziyade münferit çalıştım. Topluluk olarak ilk defa Bakırköy’ünde (mütareke yıllarında) Feridun Cemal Erkin’in evinde bazı arkadaşlarla birlikte çalıştım. Bu arkadaşlar; kemancı Feridun Cemal, piyanist İskender ve Suat Şerif isimli arka-daşlardı. O günler Bakırköy’de birkaç konser de vermiştik. Bilâhare Ankara’da bulunduğum sıralarda Türk ocağı salonlarında Piyanist Ferhunde Erkin’nin de katıldığı bir trio konseri vermiştik. Ankara’ya gitmeden önce de H. Sadettin Arel’in evinde çalışırdık.
Kimlerle, hangi yıllarda?
– 1929 – 1930 yıllarından itibaren. Toplulukta Edgar Manas (Piyano), Braun (Keman), Sinanyan (viyola) ben de viyolonsel çalardım.
Türk musikisi ile hiç meşgul oldunuz mu?
– Sadece dinlerdim. Musikiye İlk başladığım zamanlarda Türk musikisini çok ilkel görüp basit zannederdim. Sonraları Türk musikisinin ne derin, ne manâlı ve ne sanatlı bir musiki olduğunu anladım.
Bize biraz da iş ve meslek hayatınızdan bahseder misiniz?
– Mülkiye mektebine birincilikle kabul olunmuştum ki bir yıl sonra 1. Dünya Savaşı başladı. Bu sebepten tahsilime devam etmedim. İlk defa, Mudanya-Bursa demiryolu Fransız şirketinde muhasebeci olarak hayata atıldım. Sonra sırasıyla, Ankara D. D. Y. muhasebesi, İsveç demiryolu grubu Ankara temsilciliği yaptım. Son olarak da Elektrik İdaresi müfettişliğinden 1957 yılında emekli oldum.
Eserleriniz var mı?
– Albert Lavignac’dan “Musiki Terbiyesi”ni çevirdim. Bestem yok. Yılladır uğraştığım, büyük babam Hacı Arif Bey hakkındaki kitabı yeni bitirdim.

Dedemin bestelerini, aşklarını roman havasında yazdım

Bize bu eser hakkında biraz bilgi lütfeder misiniz?
– 300-400 sayfa hacminde. Hacı Arif Bey hakkında bugüne kadar çok şeyler söylenmiş ve yazılmıştır. Çoğu yanlış ve hayal mahsulüdür.
Evet, son günlerde bir tarih dergisinde yazılan uzunca bir yazı da yanlışlarla dolu olup sizi oğlu olarak kaydediyordu.
– Evet okudum, bazı soyut değerlendirmeler yapılmış.
Maalesef bizdeki bu kabil yazarların hemen hepsi masa başı araştırmacısı olduklarından yalan yanlışa bakmıyorlar.
– İşte kitabım yayınlandıktan sonra Hacı Arif Bey’in sütçülüğü gibi uydurmalar ortadan kalkacak. Kitapta, hatırası olan bestelerini, aşklarını, zengin musiki çevresi ile birlikte, herkese hitap etmesini düşünerek bir roman havasında kaleme aldım.
Fotoğraf ve nota koyacak mısınız?
– Hiç yayınlanmamış epeyce fotoğraf var bunları koymayı düşünüyorum. Nota hakkında henüz bir fikrim yok. Siz ne dersiniz?
Bence, Hacı Arif Bey’in hiç yayınlanmamış en az 10 kadar notası seçilerek kitaba konmalı.
– Zannedersem yayınlanmamış ve çalınıp söylenmeyen besteleri kaybolmuş.
Hayır, hepsi değil. Bir kısmı Halil Can Bey’in zengin koleksiyonunda mevcut. Halil Bey kıskanç ve egoist olmadığı için kimsede bulunmayan o notaları size verecektir sanırım.
– Çok memnun olurum, teşekkür ederim.
Kitabınız hazır olduğuna göre hemen baskıya verecek misiniz?
– Daha önce bir gazete veya dergide tefrika etmeyi düşünüyorum. Sonra kitap halinde yayınlarım.
Musiki tarihimize yetkin kaleminizle ışık tutacak bu eserinizden dolayı dergimiz namına sizi tebrik eder başarılar dilerim.
(Etem Üngör / Ekim 1967 / Musiki Dergisi / Arşiv çalışması ve internete aktaran: Serhan Yedig)

Not: Denker’in yazdığı biyografiye kütüphane kayıtlarında rastlanmıyor. Yılmaz Öztuna’nın Hacı Arif Bey biyografisi 1986’da, Ceylan Can’ın 2005’te ve Fatih Salgar’ın 2011’de yayımlandı.

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!