Feyha Talay / Alaturkacının alafranga çalamayacağını iddia edenlere aksini ispatladım

0

Çellist Feyha Talay, geleneksel Türk müziğinin 20.yy başındaki önemli ustalarının meşke geldiği evde doğup, tanburla müziğe başlamıştı. Daha sonra Mesut Cemil’in yolundan yürüyüp çelloya geçmişti. 23 yaşındaki çellist bu röportajda Cenevre Konservatuvarı’nın 15 yıllık eğitim programını bir yılda tamamladığını anlatıyor. Kendi deneyimi doğrultusunda geleneksel Türk müziği icracılarının da klasik Batı müziğinde başarılı olabileceğini söylüyor.

Boğaziçi’nde Yeniköy İskelesi’nden çıkınca sola saparak caddede yürürseniz yine solunuzda 157 numaralı yalıyı göreceksiniz. İşte bu ev Hasan Ferit (Alnar), Cevdet, Dürrü, Mesut Cemil, Sadettin Ferit, Ruşen Kam, Kemal Niyazi, Hoca Ziya, Reşat, İhsan, Tahsin gibi müzik üstadlarımızın sık sık giderek geceledikleri, hatta sabahladıkları meşk evidir.
Geçen döneme kadar Niğde milletvekili olan ev sahibi doktor Rasim Ferit Talay’ın uda, geçen sene vefat eden eşi Bayan Fatine’nin piyanoya karşı sonsuz aşkları ve bu sahada gösterdiği başarılar yukarıda adı geçen müzikçileri 157 numaralı evin çatısı altında toplamıştır.

Feyha’nın doğumu

Bu çatı altında ve bu hava içinde doğacak çocuğun, geleceğin parlak müzik yıldızı olabileceğini akla getirmek mümkünse de aksini de düşünebiliriz. Fakat 30 senelik bu müzik yuvasındaki havayı solumuş, çelloyu benirnseyip ilerletmiş olmalı ki Cenevre Konservatuvarı bile yeteneğini onayladı.
Feyha Talay “Pek çok kez annemden ve babamdan dinlemişindir. Bende müzik ilgisi doğuşumla başlar” diyor.
“Hatta annem bana hamileyken en ağır günlerinde bile çok sevdiği piyanosunun başından kalkmamış, sancılar içinde kıvrandığı 22 Ağustos 1923 gecesi dahi piyanosunun tuşları üstünden çektiği parmaklarını karnına bastıra bastıra, yarım bıraktığı şarkıyı da mırıldana mırıldana yukarıya çıkmış ve beni dünyaya getirmiş.”
Herhalde arkadaşlarınız bu öyküyü öğrenmiş ki size “anadan doğma müzikçi” diyorlar…
“Evet, öyle olacak… Zaten bunu bilmeyen yok ki. Tatlı bir müziğin çocuğu uyutması gerekirken ben henüz üç aylık bebekken en hafif müzik sesiyle gözlerimi açar, onu dinlermişim. Bu hal üç yaşıma kadar böyle devam etmiş. Sonra da elime aldığım oklava ve bastonla kemençe çalmanın taklidini yapmaya, piyanonun tuşlarına dokunarak çıkan seslere kulak vererek ilgilenmeye başlamışım.”
Bayan Talay tevazu gösterip bu konuyu kısa geçmek istiyor. Fakat ben detay almak için sorularımı sürdürüyorum.

Mesut Cemil’in eksik çaldığı peşrevi tamamladığında 11 yaşındaydı

Beş yaşında tanburla mükemmel peşrevler çaldığını öğrendiğim zaman hayret etmedim desen yalan olur.
“Bizim eve gelen ve halen hayatta olan müzik üstadlarımız bunu inkar etmez. Dürrü Bey de bende fevkalade bir yetenek gördüğünü gizlemezdi. Hatta bir aralık bir tanbur bile hediye etti.”
Bu sırada durdu, düşündü ve sordu: Tanburi Mesut Bey’i tanır mısınız?
Tanıdığımı söyledim, devam etti konuşmasına.
“Ben henüz 11 yaşındaydım. Mesut Bey, babası Cemil Bey’in iki haneli Hicazkar peşrevinin ikinci hanesini unutmuş, bunu arıyordu… Bana: “Kızım! Çal şunu da dinleyeyim” dedi. Ben tanburu elime alarak çalmaya başladım. İkinci haneye gelince gördü ki gayet iyi çıkarıyorum, notasını yazmağa koyuldu.”
Aman, dedim, bu fevkalâde bir şey… Fakat yazının bu kısmının Mesut Cemil üstadımız tarafından beğenilmeyip düzeltilmesinden korkuyorum…
Gülerek hattâ kahkaha atarak cevap veriyor:
– Öyle şey olur mu? Her sözüm bir belgeye dayanır. Nitekim o gün Mesut Bey’in kendi eliyle yazdığı nota, işte şu mavi kaplı defter içinde.
Kıyı köşe hep nota, kitap rafları hep müzik ve tekniği üzerine yazılmış Fransızca eserlerle dolu… Duvarlarda en meşhur yabancı müzikçilerin, hocaların Feyha Talay’a takdir duygularıyla hitabeden imzalı fotoğrafları var… Bu sırada dünyaca ünlü İspanyol çellisti Pablo Casals’ın da bir fotoğrafını görüyoruz; Cenevre’ye geldiğinde Bayan Feyha Talay’ı dinlemiş ve fotoğrafına “saygılarımı sunarım” yazıp imzalamış. İsviçreli orkestra şefi Ernst Ansarmet’nln fotoğrafı ve övgü dolu hitabı da duvarı süsleyenler arasında.

Atatürk şu koltuğumuza oturur, alaturka eserleri dinlerdi

Konuşmamızın zihnimde iz bırakan yönlerinden biri de Atatürk’ün 157 numaralı köşkün konukları arasında yer almışı ve Talay’ın onunla epeyce zaman geçirmiş olması.
Talay, kırmızı koltuğu göstererek “İşte şu koltuğa oturur, denizi seyreder, çok sevdiği alaturka eserleri dinlerdi. Katiyen adımla hitap etmez, bana ‘küçük bayan’ derdi” diye anlatıyor.
Anılarını sorduğumda çocukluk yıllarına gidiyor.
“Henüz 13 – 14 yaşındaydım. Ankara’daki evimizde Atatürk bir gün tanburumu dinlerken ‘Vay canına, bacak kadar çocuk amma, ne de güzel tanbur çalıyor’ dedi. Elimdeki bağa mızraba uzanıp ‘ver şunu, ben de çalayım da gör’. Fakat kaplumbağa kabuğundan mızrap ortasından kırılmasın mı? Hemen çarşıya adam gönderildi. Bağa mızrap yok! Mızrap o zaman İstanbul’da vali olan Muhiddin Üstündağ’a gönderilerek yenisinin aranması istendi. Muhiddin Bey bu olayı çok iyi hatırlar. İstanbul kazan onlar kepçe mızrap aramışlar fakat bulamamışlar.

15 yıllık eğitimi bir yıla tamamladım

Tanbur yanında son derece merak sardığı çelloya da çalışan Feyha Talay, Ankara Kız Lisesi’nin orta kısmından mezun olduktan sonra Cenevre Konservatuvarı’nda eğitimini sürdürmek istiyor ve gidiyor.
Konservatuvar hocaları bu yüksek ve nadir yetenekli Türk kızını imtihana çekiyor ve bir de bakıyorlar ki Feyha Talay, konservatuarın dört senelik ilk kısmını çoktan bitirmiş, bu takdirde kendisini ancak 5 senelik orta kısma alabileceklerini söylüyorlar. Beş sınıfın programından sınava sokulan Talay üstün başarı gösterince Cenevre Konservatuvarı’nın hocaları hayretten dona kalıyor.
Cenevre Konservatuvarı tarihinde rastlanmayan bu sıradışı durum ağızdan ağıza yayıldı.
Bayan Feyha Talay bu sırada konservatuvarın altı senelik yüksek kısmının sınavlarına girmişti. En ağır eserleri falsosuz, hattâ üstün başarıyla çalan bu Türk kızı yüksek kısmın dört sınıfının sınavlarını da verince “Kızım sen Cenevre Konservatuvarı’nı bitirip öyle gelmişsin. Takdir ve tebrik ediyoruz. Bu herkese nasip olmaz” diyen hocaları onu alnından öpüyor ve beşinci sınıfa kaydederek talebeleri arasında özel bir yer veriyor.
Eğer bunlar sadece Talay’ın anlattıklarında kalsaydı şüphe uyandırabilirdi. Fakat hepsinin belgesi var.
İşte size anlattığım Feyha Talay, Cenevre Konservatuvarı’nın 15 yıllık eğitimini bir yıla sığdıran ender yeteneklerdendir. Birincilik madalyasıyla diplomasını alıp dört ay önce Türkiye’ye döndü.
Bu başarıda tanburla müziğe başlamasının etkisini sorduğumda şunları söylüyor:
“Mutlaka vardır. Ben çellodaki başarımı önce tanburuma, sonra da Cenevre’deki hocam Walter’e borçluyum. Alaturka çalanlar alafranga çalamaz, diyenlerin ne kadar çürük bir iddia ileri sürdüklerini görüyoruz.
Gazetecinin görevi bu ve buna benzer sıradışı yetenekleri meydana çıkarmaktır. Ondan ötesi, yani çello konusunda kendisinden istifade etmek ise ilgililere düşen bir iştir.
(Cemallettin Bildik / 21 Aralık 1946 / Akşam Gazetesi / Arşiv çalışması, dizgi, redaksiyon: Serhan Yedig)

Linkler

Salle Playel sahnesindeki çellist

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!