Hikmet Şimşek / Lise arkadaşımın sırtıma sapladığı çakı, bana birden müziğin sihirli kapılarını açıverdi

0

Orkestra şefi Hikmet Şimşek yetiştirdiği öğrenciler, yazılmasını, ilk seslendirilmesinin yapılmasını sağladığı eserlerle müzik dünyamızda önemli izler bırakıp 2001‘de, 77 yaşında hayata veda etmişti. Şimşek, 41 yaşında hayatını ve müzik serüvenini anlatıyor.

Babam subaydı. Bulunduğumuz yerde ortaokul olmadığı için 11 yaşımda Konya Askerî Ortaokulu’na gitmekten başka okuma çaresi bulamadım. Çocukluğumdan beri Batı müziğine karşı adlandıramadığım bir duygu taşırdım. Ailemizde ve çevrede müzik yapan yoktu. Tanıdığım tek Batı müziği çeşidi, bando müziğiydi. O zaman radyo, özellikle küçük yerler için çok nadir ve büyük bir lükstü.
Askerî okulda bandoya girdim. Bütün boş zamanlarımı bu dilin sırrını çözmeğe çalışıyor, yardım eden olmadığı için hep karanlıkta bocalıyordum.

Kemanı kendim öğrendim

Hayat gerçekten çok acaip sürprizlerle dolu. Hayatımı kaybetmeme sebep olacak bir olay, bana yeni ve bilmeden aradığım hayatı kazandırmış oldu. Lisenin son sınıfındaydım; Yakın bir arkadaşımla şakalaşırken, elinde olduğunu görmediğim bir çakı, kazayla sırtıma saplandı. Az daha terk-i dünya ediyordum. Tedavi için prevantoryuma gönderilmem, hayatımın en büyük şansı oldu. Serbestçe kullanabildiğimiz bir radyo, bana birden gerçek müzik aleminin sihirli kapılarını açıverdi.
O zamana kadar ancak adlarından ve hayat hikâyelerinden tanıdığım Mozart’ları, Beethoven’leri, adeta yeniden “keşfettim”. Bütün imkânlarımı kullanarak hemen bir keman aldım. Ders için verecek param olmadığı için kendi kendime başladım. Prevantoryum idaresi ile arkadaşlarımın gösterdikleri sabrı hep minnetle anarım. Tek bir binada, hem de hasta kişilerin acemi bir kemancının gıygıylarına tahammül etmeleri kolay değildi herhalde.

Önce Cemal Reşit’ın sınavından geçtim

Bu sırada Harp Okulu’na geçmiştim. Kendimi tam olarak müziğe bağlamak istiyor, fakat durumumu ölçemediğim için cesaret edemiyordum. Sonunda kendimi “kontrol” ettirmek için Cemal Reşit Rey’e müracaata karar verdim. Büyük bir sabırla benimle meşgul olduktan sonra “müziğe devam edebileceğimi” söylediği an duyduğum sevinci, sağlam raporunu aldığım an dahi duymamıştım.
Bunun üzerine Harp Okulu’ndan ayrılarak Ankara Konservatuvarı’na girdim. Birer yıl Ferid Alnar ve E. Zuckmayer ile çalıştıktan sonra, A. Adnan Saygun’un sınıfından 8 yıl sonra, 1953’te mezun oldum ve aynı yere öğretmen atandım. Öğretmenlik yanında koro şefliğine de çalıştım ve Konservatuar Orkestrası ile Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı da yönetmek fırsatını buldum. 1956 yılında Millî Eğitim Bakanlığı tarafından Almanya’ya gönderildim.

Almanya’da NWDP’yle 21 konser verdim

Orada çeşitli kurslara katıldım ve Enternasyonal Gençlik Senfoni Orkestrası’nı yönettim. Bu konserler benim dış ülkelerdeki kariyerimin başlangıcı oldu. 1958 yılında yurda dönerek ADK’daki armoni ve koro öğretmenliğine devam ettim. 1959 yılında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasına şef yardımcısı atandım. Erdek Şenlikleri ve Ordu – Bölge konserleri ile 40 fazla şehirde konserler yönettim. Bu arada kurduğumuz Radyo Oda Orkestrası ve Konservatuar Korosu ile de muntazam konserler verdik. 1961 yılında tekrar Avrupa’ya gittim ve 2 yıl içinde çeşitli ülkelerde 50’ye yakın konser yönetme fırsatını buldum. 1962-63 yılında Nordwest Deutsche Filarmoni Orkestrası’nda ikinci şef olarak çalıştım ve çeşitli şehirlerde 21 konser yönettim. 1963’ten beri tekrar Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası şef yardımcılığı ve Konservatuar Korosu öğretmenliğine dönmüş bulunuyorum. Bu arada yurt dışındaki faaliyetlerime devam ediyorum. Yurt dışı konserlerimde Türk eserlerini de çaldırmaya gayret ediyorum.
Şimdiye kadar çaldırdığım eserler şunlardır: A. Saygun: İnci’nin Kitabı, U. C. Erkin: Köçekçe, F. Alnar: Prelüd ve İki Dans, İlhan Usmanbaş: Küçük Bir Gece Müziği.
(3 Mart 1965 / Orkestra Dergisi)

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!