Hüseyin Mayadağ / Bütün ilhamımı ıstırabımdan alırım

0

Şair, besteci, karikatürist Hüseyin Mayadağ, Rakım Elkutlu’nun öğrencisiydi. Bir gün hocası “Evlat, sen artık bana güfte getirme ve kendin bestele” dedi. Mayadağ “Hayat Budur Sevgilim, Geçenler Unutulur”, “Ah Eden Kimdir Bu Saat Kuytuda” gibi pek çok hüzünlü şarkı besteledi. 1965’te, 50 yaşında hayata veda etti. 15 yıl önce yayımlanan bu röportajda “Besteciliğe tango ve valsle başladım“ diyor.

Safiye Ayla, Mayadağ’ın eserlerini seslendiren solistler arasımdaydı

Güneşin karşı tepeler ardına doğru kaydığı, tabiatın smiyah bir tüle büründüğü bir akşam vakti. Göztepe’deyiz. İsviçre köylerini andıran bir yer burası… Şair, karikatürist, gazeteci ve nihayet kıymetli bestekâr Hüseyin Mayadağ’ın misafir bulunduğu pembe renkli köşk, güzel bir kadının gerdanında asılı duran şık bir broş gibi bu dekorun ortasında parlıyor… Manzara o kadar güzel ki… Hüseyin Mayadağ coşuyor:

Bülbül yine feryad ediyor gülde şifa yok

Niçin bu güzel yerde aceb dosta vefa yok

Bezminde senin özlediğim eski safa yok

Niçin bu güzel yerde aceb dosta vefa yok

Suzidil mâkamından olan bu beste onun ilk eseri. Tamamen birbirine zıt iki hissin tesiri altında olduğu zamanlar neş’esini de, ıstırabını da anlatmak ihtiyacını hissettiği zaman Mayadağ hep bu mısraları okurmuş. Hüseyin Bey dedim, bestelerinize hâkim olan his nedir? İlhamınızı tabiattan mı, yoksa kadından mı alırsınız? Gözlerini çok uzaklarda bir noktaya çevirdikten ve bir müddet öyle kaldıktan sonra;

“Ne kadın ve ne de tabiat” dedi ve ilâve etti: –

“Ben bütün ilhamımı ıstırabımdan alırım…”

Pek iyi bu ıstırabın menşeyi nedir? Sukutu hayalle neticelenmiş bir aşk macerası mı, yoksa tek taraflı kalan bir sevgi midir?

– Bunu ben de bilmiyorum… Hususî hayatımda espritüel, hoşsohbet, neş’eli bir adamım… Fakat derûnî âlemimle başbaşa kaldığım zaman, bütün benliğim ıstırap tarafından istilâ edilir…

Eserleriniz içerisinde, sevincin ifadesi olanlara rastlanmaz mı? Hüseyin Mayadağ; duyan, eserlerinde hissine tercüman olan bir bestekârdır. Hafif kır dökülmüş saçları, mahzun bakan gözleri ve mısraları ne olursa olsun bir melodi karşısındaki hassasiyetiyle bende dertli bir şair intibaını bıraktı. Bir san’atkârda bulunması icap eden bütün meziyetleri sinesinde toplamış olan Hüseyin Mayadağ’ın esererinde neden muvaffak olduğunu, onun ruhunun hassasiyende aramak lâzımdır. Onun senelerce Babıâli caddesinde ter döktüğünü, büyük gazetelerde karikatürler yaptığını çok iyi bildiğim için, şöyle bir sual sordum: Karikatürlerinde Çelebi’yi konuşturduğun günleri hatırlıyorum da, bir bestekâr olarak karşımıza çıkmış olmanıza hayret ediyorum.

Ben o zamanlar yine musikiyle meşguldüm. Kendi kendime çalışıyordum. Bu çalışmalardan kimseyi haberdar etmiyordum.

Tango ve valsler de besteledim

Musiki hayatına bir tesadüfle mi girdiniz, yoksa kabiliyetinize güvenerek ve düşünerek mi?

– Düşünüp karar vermek suretiyle…

Nasıl oldu bu iş?

– Musikiye karşı olan hevesim çocukluk günlerimde başlar. Çok güzel ut çalan babam, her gittiği meclise beni valiz gibi taşır, onların musiki âlemlerine ben de incecik sesimle karışırdım. Yaşımın küçüklüğüne rağmen beni en fazla işgal eden mesele, bu şarkıların kimler tarafından ve nasıl yapıldığını anlamak olurdu. O çocuk aklımla bestekârları esâtiri kimseler olarak kabul ederdim. Senelerce bu heves peşinde koştuktan sonra, 938 senesinde musiki hayatına fiilen atıldım. Bir akordiyon alarak çalışmalar başladım ve 30 – 35 tane tango, vals besteledim… Nazik muhatabımın sözünü burada kesmek mecburiyetinde kaldım.

Ani bir kararla Türk müziğine yöneldim

Alafranga musikiye başlayıp alaturka musikide karar kılmanız keyfiyeti şayanı dikkat değil mi? –

“Evet, bu iş, ânî bir kararla oldu.İzmir’de memuriyet ve gazetecilik yapıyordum. Saim Namlıses isminde bir arkadaşının tavsiyesiyle Rakım (Elkutlu) Hoca’yı tanıdım ve ona senelerce güfteler verdim. O beni bestekârlığa teşvik ediyor ve bir yandan da akordiyonumu satmamı istiyordu. Hâtırasını hürmetle yâdettiğim büyük bestekârın arzularını nihayet yerine getirdim. ona bir gün yine bir güfte götürmüştüm. Okudum. Sırtımı okşadı “Haydi evlât, sen artık bana güfte getirme ve kendin bestele…” dedi.

Bugüne kadar 91 eser bestelemiş olan Hüseyin Mayadağ, icracıda ne gibi husisiyetler bulunması lâzım gelir? Şeklinde sorduğum suali şöyle cevaplandırdı:

– Musikimiz bir ifade musikisi olduğuna göre, san’atkâr herşeyden evvel eserin karakterini ifade edebilmeli ve bestekârın hissine tercüman olabilmelidir. Yoksa, notayı ölçülü bir şekilde hançerede icra etmek ses san’atkârlığı değildir.

San’atı bir ağaca ve san’atkârı da onu taşlayan bir adama benzeten değerli bestekârla konuşmamız san’at bahsine intikal edince şöyle bir sual sordum: Memleketimize ithal edilen Arap eserleri karşısında ne düşünüyorsunuz? Evlâdının üzerine titriyen bir ana sevgi ve şafkatiyle san’atın üzerine titreyen Hüseyin Mayadağ’ın hatları keskin yüzünde bir asabiyet belirdi. Sanki onu canevinden vurmuştum.

– Bu ithalât karşısında bunu karşılayıcı bir gümrük olmazsa, musiki piyasamızda Türk karakter ve janrında eserler görmeğe hasret kalacağız. Birisi çıkıyor, Arap memleketlerine bir seyahat yapıyor ve dönüşünde de orada öğrendiği bir eseri kandine malediyor. Bu, şayanı teessüf bir hâdisedir.

Aşk 70 çeşit tat veren meyvedir

Hüseyin Mayadağ hakikaten mükemmel bir san’atkâr. Bir zamanlar Bâbıâli’de güfte ve mizah bahsinde şöhret yaptıktan sonra, namlı bestekârlar arasında yer alan Ahmet Rasim ölmüş olmasına rağmen Hüseyin Mayadağ’ın şahsında yaşıyordu. Ne kadar neş’eli görünmeğe çalışırsa çalışsın, yüzünün bütün hatlarında ıstırabın tezahürü müşahede edilen bestekâra “Aşkın tarifini yapabilir misiniz?” diye sordum. İmtihan kapısında bekliyen bir talebe gibi heyecanlandı. “Aşk!” kelimesini inler gibi telâffuz ettikten sonra şöyle dedi: – O mahiler ki derya içredir, derya nedir bilmezler. Ben size aşk tarif edemiyeceğim. Zira bu bende her gün başka bir şekil alır. Bazan kahkaha, bazan ıstırap, bazan da göz yaşı. Demek oluyor ki aşk, insana 70 çeşitte tad veren bir meyvadır.

35 yaşında, aslen Selânikli olan Hüseyin Mayadağ bekârdır. Bekârdır diyorum amma, kalbinin boş olduğunu hiç de zannetmiyorum. Sevdiği, hem de aşkın ifade ettiği hakiki mânâda sevdiği anlaşılıyor. Fakat kimi? Onu da Allah ile kendi bilir.

Hüseyin Mayadağ’ın evinden ayrılırken bakır renkli güneş çoktan karşıki dağların ardında kaybolmuştu. Simsiyah gecenin, nice bedbaht ve mesut insanları sinesine çektiği şu anda, Göztepe İstasyonu’na doğru yürürken; her bakımdan mükemmel bir insan olan Hüseyin Mayadağ’ın talebesi Asuman Arsun’a meşkettiği şu mısraların melodisi kulaklarımda çınlıyordu: Bülbül yine feryad ediyor gülde şifa yok Niçin bu güzel yerde aceb dosta vefa yok Birdenbire durarak, başımı arkaya, pembe renkli köşke çeviriyorum ve dudaklarımdan gayri ihtiyarî şu kelimeler dökülüyor:

– Yanılıyorsun dostum. Bu yerde dosta vefa yok değil, çok!

(A. Vedat AKIN / 1953 / Resimli Radyo Dünyası / Arşiv çalışması: Zeynep Erdoğan / Dizgi: Ferruh Yazıcı)

Linkler

Hüseyin Mayadağ: Hayatta sükun yoktur, kişinin icat etmesi gerekir

 

 

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!