Leyla Saz / Bir zamanlar mazurka ve valse meraklıydım

0

Şair ve bestekâr Leylâ Saz, 1934’te, ölümünden üç yıl önce, 87 yaşında gazetecinin sorularını cevaplıyor. ”100’e yakın bestem var, 25 bestem ise evimdeki yangında harap oldu” diyor.

Bir zamanlar gürültüsünden geçilmeyen Ebuzziya Matbaası’nın sokağında birkaç çocuğun çevirdiği çemberlerin çıtırdıları var.. Ve bir de akşamın sükûnetini hırpalayan yoğurtçuların sesleri…

87 yaşındaki şair ve bestekâr Leylâ Hanımefendi alaturka döşenmiş bir odanın şiltesinde, Türk Kadın Şairleri kitabında kendisi hakkında yazdığım satırları oğlu Yusuf Razi Bey’e okutuyor… Ve arasıra mini mini kahkahası ile zarif nükteleri birbirine karışıyor.

Bu zarif ve asil hanımefendinin muhavereleri o kadar güzel idare edişi var ki insan bayılır… Doksana yaklaşan senelerinin ona verdiği acı ve tatlı hatıralar, beyaz saçlarının gizlediği dinç başında yaşıyor… Yıllarca evvelki hadiseleri tarihi ve saati ile anlatırken hayretimizi güç zaptediyoruz. Bir taraftan Leyla Hanımın güzel beyitlerini tekrarlıyoruz:

“Bak hare ne asude yaşar kimse dokunmaz

Nazik güle bin türlü eza eyliyor insan”

“Al gömlek ile sinei safın gören olsa

bi şüphe sanır ateş içinde bir içim su…”

25 makamda gazelim, şarkım Bostancı’daki köşkte yandı

Hanımefendi sanki akşamki bir vakadan bahseder gibi anlatıyor:

– İlk şiirimi 12 yaşında yazdım. İlk bestemi de aynı yaşta yaptım. O zaman Girit’te vali bulunan babam Zaptiye Müşürü Hekim İsmail Paşa teftişe çıkmıştı. Avdetinde iki beyit yazdım ve gösterdim. Çok memnun oldu ve beni teşvik etti. Ondan sonra yazdıklarımı babama verirdim. Babam da Girit’te “Kutbî” Efendizade diye meşhur bir şaire tashih ettirirdi. İlk şiirimden bir ay sonra beste yaptım. Hemen hemen yüze yakın bestem vardır. Yirmi beş muhtelif makamdan bestelediğim birçok gazel ve şarkılarım Bostancı’daki köşkte yandı.

Leylâ Hanımefendi’nin birçok eserleri bu meyanda mahvolmuştur. Şiirlerinin birçoğu vaktile bazı gazete ve mecmualarda neşredilmiştir. Neşredilmeden yananlara hanımefendi çok acımış olmalı ki bunları neşretmediğine nadim olmuştur. Yangından sonra hafızasında kalabilenleri oğlu Yusuf Razi Bey “Solmuş Çiçekler” namı altında toplayarak 1928’de neşrettirmiştir. Bu kitabın mukaddemesi Şairi Âzam Abdülhak Hâmit tarafından yazılmıştır.

Alaturka musiki bir alemdir, bu alemi söndürmemeli

Kıymetli bestekâr ve şaire alafranga ve alaturka musiki hakkındaki fikirlerini sordum.

– Alaturka musiki yani Şark musikisi başlı başına bir âlemdir. Bu âlemi söndürmemelidir. Varsın o da asarı atika gibi tetkik edilsin. Fakat büsbütün terkedilmesin. Ben alafranga musiki ile de uğraştım Bir zamanlar mazurka ve valsa meraklı idim. Hattâ birkaç tane de alafrangamsı bestelerim vardır. Bunlardan birinin güftesi Celâl Nuri Bey’indir.

– En çok beğendiğim bestekâr merhum Hacı Arif Bey’dir.

Hüdainabitim desem caizdir

Bu arada Yusuf Razi Bey bir “Nota” mecmuası uzattı. Mecmuanın kapağında Hacı Arif Bey’in resmi vardı. Hanımefendi devam ediyordu:

– Hacı Arif Bey Sultan Mecit’in mabeyincilerindendir. Öyle zannediyorum ki Şark musikisi bu kadar büyük bir üstat kazanmamıştır. Bundan başka hocam Astik ve Aziz Efendi’yi de beğenirim. Ben, ne şiir ve ne de beste hakkında esaslı bir ders görmedim. Hüdainabitim desem caizdir. Size bir hatıramı anlatayım. bir gün edebiyattan bahsederken, Süleyman Nazif’e:

– Ben hiç aruz tahsil etmedim, dedim… Merhum kimsenin işitmesinden korkar gibi kulağıma yavaşça “ben de aruz okumadım!” dedi. Saatlerce gülüşmüştük. Nazif dedim de aklıma geldi. Onun bir gazeline şöyle bir nazirem vardı:

“Nesi var sanki şu dehrin eleminden başka

Nesi var kahru azap ve siteminden başka

Yari canım diye pür rahmü vefa sandığımın

Görmedim lûtfunu vadü kereminden başka”

Merhumu çok severdim. Her zaman görüşürdük. Beni Hâmit’le o tanıştırmıştı.

– Hâmit’le yaş farkınız var mı hanımefendi?

– Oo… Ben, Hâmit’ten iki üç yaş büyüğüm. Yaşayan kadın şairlerin ve bestekârların en yaşlısı benim. Eski şairlerimiz içerisinde beste yapan hemen hemen yoktu.

Eski şairlerden Fitnat’ı severim

– Eski şairlerden kimleri seversiniz?

– Birinci Fitnat’ı, Makbule Lem’ı severim. Makbule Leman arkadaşımdı. Zavallı genç yaştda öldü. (Nigâr) Hanım’ın nesirleri beni çok sarar…

Nigâr Hanım’dan uzun uzadıya bahseden hanımefendiden sonra Yusuf Razi Bey de bir hatırasını anlattı:

– Merhume ile çok iyi ahbaptık. İstitraden söyleyeyim ki bazı kitaplar Nigâr Hanım’ın doğum tarihini 1871 ve hattâ 1880 (1) olarak kaydetmişler…

ne kadar yanlış… Ben Galatasaray Lisesi’nden 1895’te mezun oldum. Nigâr Hanım o zaman büyük bir hanımdı. Nigâr Hanımın çok tuhaf ve asil bir âdeti vardı. Bir kere kapısı, her gün ve herkese açık bulunurdu. Bizde ilk defa “salon”u o tesis etti. Ben bu salona sık sık giderdim. Yalnız bu salon bizlere dörtten sonra açık bulundurulurdu. Bunu merak ettim. Bir gün saat ikide gittim. Aman efendim; Nigâr Hanım’ın bu idareciliğine bayıldım billâhi. Meğerse saat dörde kadar Nigâr Hanım erkekten kaçan kadınları kabul edermiş. Onların dertlerini dinler hepsine lazım gelen nasihati yapar ve yol gösterirmiş.

Leylâ Hanım tasdik etti:

– Bir salonda yüz kişi bile olsa hepsine söz yetiştirir ve zarafeti ile idare ederdi…

Sabaha kadar, sekiz saat piyano çaldım

Az sonra konuşmamız yine yaş bahsine ve şiire intikal etti. Hâlâ şiir yazıp yazmadığını sordum.

– Yaşıma bakmayınız… Geçende hoca ile bir şiir yazdım.

– Piyano çalar mısınız?

– Piyano mu?… daha geçen ay torunumun oğlunun sünnet düğününde sabaha kadar sekiz saat piyano çaldım. Âdeta yerimi başka birisi kapacak diye piyanonun başından kalkmak istemiyordum.

– Yeni şairlerden kimi seversiniz?

– Halide Nusret Hanım’la üç yıl evvel görüştüm. Şükûfe Nihal Hanım benimle görüşmek istiyormuş… Ben de çok istiyorum ama… Başka yeni kadın şair işitmedim.

– Şiirlerinizi nasıl yazarsınız?

– Sanatkârda muhabbet olmazsa bir şey yazamaz. Muhabbet mi? Muhabbet mesela bahar olmalı, mesela aşk ve sevgi olmalı…

– Bum uhabbete “cemiyet” giremez mi?

– Evet, vatan ve cemiyet de bir idealdir. Onun için de yazılır. Maalesef senelerden beri ilişilemeyen bu fikir bugün alevlenmiştir.

Konuşmalarımızı münasip şekle koyar mısınız

Leylâ Hanımefendi muharrirlerden pek korkarmış… Altı yedi ay evvel Göztepe’ye köşklerine gittiğim zaman da bundan bahsetmişti. Bu muhterem şairemizin elini öperek ayrıldım. Loş merdivenden inerken yukarıdan ince ve titrek bir ses işitiyordum:

– Allah aşkına konuştuklarımızı münasip bir şekle koyarsınız değil mi?

(Taha Ay / 7 Temmuz 1934 / 7 Gün Dergisi / Arşiv çalışması: Zeynep Erdoğan / Dizgi, redaksiyon: Ferruh Yazıcı)

(1) Daha yakın zamanlarda ölenler hakkında böyle yanlışlıklar edebiyat tarihi hesabına birer büyük hatadır. “Türk Kadın Şairleri”ni hazırlarken şairin yaşı hakkındaki bu ihtilafı oğlu ve Mülkiye Mektebi’nin kıymetli hocalarından Salih Nigâr Keramet Bey hallettiler. Nigâr Hanım 1866 tarihinde dünyaya gelmiştir. Üstat İsmail Habip Bey’in “Edebi Yeniliklerimiz” namındaki liselerde okunan kitabında bu doğum 1880 tarihine kadar çıkarılmıştır.

Linkler

Leyla Saz’ın Kadın Eserleri Müzesi’ndeki biyografisi

 

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!