Selahattin Pınar / Ne zaman beynimde bir kaşıntı hissetsem, ardından nağmeler ve beste gelir

0

Tanburi Selahattin Pınar, 18 yaşında besteciliğe başlamış, 50 yaşına gelmeden pek çok ölümsüz şarkı yazmıştı. Tiyatrocu Afife Jale’yle 1929-35 arasındaki evliliği onu melankoliye yöneltmiş, müziğini ve sağlığını etkilemişti. “Bir Bahar Akşamı Rastladım Size”yle başlayıp “Nereden Sevdim O Zalim Kadını”yla noktalanan bu süreç beste yapma arzusunu da azaltmıştı. Pınar, 1951’de, 49 yaşındayken kapısını çalan gazeteciye, sahte besteciler, rakıyla ilişkisi ve yemek pişirme becerisini anlatmıştı.

 

Bir kişi iyi saz çalabilir, şüphesiz ki biz bu kişiye meziyetinden dolayı sanatkâr sıfatını verebiliriz. Fakat bir insan ki çok iyi saz çalar ve aynı zamanda daima yaşayacak kudrette musiki eserleri de meydana getirirse o insana karşı hayranlık duymamak kimin elindedir? İşte Selâhattin Pınar da bu şekilde, onbinlerce kişinin hayranlığım kazanan bahtiyar sanatkârlarımızdan biridir. O sâdece bir bestekâr ve sanatkâr mıdır? Onu yakından tanıdığımız için bu suale “Evet” cevabını veremeyeceğiz. Selâhattin Pınar’ın belki en büyük meziyetlerinden biri de, efendi bir ruha malik olmasıdır.
Bu kıymetli sanatkarı, birkaç gün önce Taksim’deki apartmanında ziyaret ettik. Ziyaret saatimiz öğleye yakın olduğu için Pınar’ı ev kıyafetiyle bulduk. Bakışları, her zamanki gibi sâkin bir hâleti ruhiyenin akislerini taşıyordu. Bizi içeriye dâvet ederken “Kusura bakmayın” dedi. “Sizi bu kıyafetle karşıladığım için müteessirim. Kış güneşinin ılık şualarındaki ruhu dinlendirici hassalarımdan biraz olsun istifade etmek maksadiyle, pencere yanındaki divana uzanmıştım. Orada uyuyup kalmışım. Havalar da ne güzel, gidiyor değil mi?
“Yaaa… Evet…”

Üzgünüm, Aleko’yu kaybettik

Sanatkâr henüz uykudan uyanmış olmasına rağmen biraz üzüntülü görünüyordu. Bunun sebebini kendisine sorduğum zaman bakışlarını pencereden dışarıya çevirdi.
“Üzülmememin imkanı var mı” dedi.
“Birkaç gün önce dünyada en sevdiğim arkadaşımı kaybettim. Bacanos’u… Zavallı Aleko!.. Nasıl da birdenbire aramızdan ayrılıverdi?!… Beni ziyaret etmediği gün olmazdı. Hatta o kadar ki, kendisine şöyle takılmıştım: ‘Aziz Dostum, her gün bizim eve kadar yorulacağına, mekanı buraya nakletsen daha iyi olacak. Ne sen beni görmeden durabileceksin ne de ben seni…’ Bu latifeme gülmüştü; ve ‘Haklısın’ demişti, ‘Birbirimizi görmeden geçen günlerin tadı olmuyor.’ Aleko, sâdece vefakâr bir dost değil, aynı zamanda çok güzel şarkılar yazmış bir bestekârdı. Bestelerinde, kendisine has orijinal bir üslûbun izleri mevcuttur. Şarkıları, adet    itibariyle az, fakat çok özlü eserlerdir. Hâlâ dillerde dolaşan şu eseri ne güzeldir!..
Zevkim, hevesim hep seninle
pür emel olsun.
Aç sineni, bir kerre daha
gönlüm hoş olsun.
Seni kâlb-i harap
hûn ile dolsun;
Billahi, senin uğruna bu can
heder olsun.”
Sanatkara bu arada, muhterem okuyucularımızın merak ettikleri bir hususu sordum:
Sahnede Saz çalarken neler düşünürsünüz?
— Şarkının mevzuundan başka bir şey düşünmem. Sahnede benim için musikiden başka bir şey yoktur. Zaten çalınan veya okunan eserden başka bir şey düşünmek hem hatalı ve hem de tehlikelidir. Sanatkâr sanatını icra ederken, sanattan başka bir şey düşünmemelidir.

Sahte bestekar mevsimlik meyveye benzer

Görüyoruz ki, son zamanlarda bir sürü kişi bestekârlık iddiasıyla ortaya çıkıyor. Size göre bestekâr kime denir?
— Musiki sanatkârı olanlar bir kimse hakkında: “Şu adam bestekârdır” derler ve bunda da ittifik ederlerse, o insan bestekâr sayılabilir. Yoksa, musiki tekniğine vâkıf olmayan halk kütlesinin bir kimseyi bestekâr olarak tanıması veya öyle zannetmesi sanat bakımından ehemmiyeti haiz değildir. Halka neyi verirseniz onu yer. Harp içinde siyah ekmek veriliyordu ve hepimiz de onu itiraz etmeden yiyorduk. Şimdi de francala veriyorlar; onu da zevkle yiyoruz. Fakat bu demek değildir ki, yendiği için siyah ekmek iyidir ve francala ile müsavidir. Şimdi kim siyah ekmek yemek ister? Kimse istemez bittabi. Niçin istemez? Zira beyaz etmeğin lezzetine alıştı da ondan. Musiki mevzuunda da aynı hâl vâkidir. Fena şarkılara alışan halk, onu tabii ve iyi karşılar. Halbuki güzel eserlere alışan halk fena eserleri dinlemeye tahammül edemez. Sahte sanatkarlar, tabiri caizze, mevsim yemişlerine benzer. Kısa ömürlü eserler verirler. Halk bu eserlerden çok çabuk sıkılır.
Mamafih bu sahte bestekarların her devirde ve her memlekette ortaya çıkıp, kısa bir zamanda sönüp gittikleri âşikar olduğu cihetle, bizdekilerin de ömürlerinin pek kısa olacağı muhakkaktır. Bu bakımdan bu insanlar üzerinde fazla durmaya bile lüzum yoktur.
Hakiki sanat eseri eskimeden, her dinlenildiği zaman zindeliğini, ruhunu ve kudretini muhafaza edebilen eserlerdir. Bilirsiniz ki, bazı insanlar 10 yaşında ölürken, bazıları 80 yaşına geldikleri hâlde çınar gibi sağlam ve dinçtir. Musiki eserleri de buna benzer; eserin natürü sağlamsa o eser daima yaşayacaktır. Bugün Bakiyi, Fuzuli, Nâmık Kemâl’i unutabiliyor muyuz? Yahya Kemâl gibi kudretli bir şairi bundan sonraki neslin unutmasına imkân var mıdır?

Güzel yemek pişirdiğimi iftiharla söyleyebilirim

Bu son cümleleri söylerken Selahattin Bey, sigara paketini bana uzatıyordu. Oradan bir sigara alıp, Eğilerek dudaklarıma yerleştirirken, sanatkârın sigara içmediğini görerek “Galiba sigarayı bıraktınız” dedim.
— Maalesef tam manasıyla bırakamadım. Fakat çok azaltmış bulunuyorum. Bu mekus şey vücudu o kadar tehlikeli bir şekilde zehirliyor ki, insan içtikçe içmek istiyor. Lakin seneler geçtikçe bunun acısını fazlasıyla çekiyor. Bir merdiveni çıkarken, iki, üç kat sonra tıkanıp kalıyorsunuz. Ne gariptir ki bugünkü gençler arasında bir iptida halini aldı. Onlara derhal sigarayı bırakmalarını ve yeni yetişenlerin daima dinç ve kuvvetli olmak istiyorlarsa katiyyen sigarayı ağızlarına koymamalarını tavsiye etmek isterim.
Sanatkar, bu sırada:
“Birkaç dakika müsadenizi rica edeceğim, eşim çarşıya gitti, mutfaktaki yemeklere göz gezdirmem gerekiyor” dedi.
Rica ederim efendim… Demek ki yemekten de anlıyorsunuz?
– Gayet güzel yemek pişirdiğimi iftiharla söylemek isterim, pişirmekte ihtisas sahibi olduğum bazı yemekler var. O yemekleri, başka kimsenin benim kadar yapamayacağına inandığım için, daima onları kendim yaparım ve bundan büyük zevk duyarım. Bugün böyle bir yemek yok. Fakat karım dışarda  olduğu için yemeği yoklamak bana düşüyor.
Bugünlerde en çok Hangi konuyla meşgulsünüz?
– Epey zaman var ki, hiç şarkı yazmıyorum. Zira yazmak arzusu içimden gelmiyor. Zoraki yazılan bir bestenin ise sanat bakımından hiçbir kıymeti yoktur. Bu son günlerde beynimde bir kaşıntı hissediyorum. Bu, doğacak bir şarkının ilk habercisidir. Ne zaman beynimde bir kaşıntı hissediversem, beynime musiki nağmeleri hücum eder. Anlarım ki bir eser doğmak üzeredir. Hemen kaleme kağıda sarılır ve bu nağmeleri nota defterime kaydederim. Böylece bir eser ortaya çıkar.
İçkiyle aranız nasıl, Ara mı verdiniz?
– Artık içkiyi tamamiyle bırakmış bulunuyorum. İçki içince sağlığım bozuluyor ve tansiyonum yükseliyordu. Anladım ki artık rakıdan nasibimiz kesilmiş. Allah, sen bundan sonra rakı içmeyeceksin, demiş. Nitekim, içkiyi bırakmakla bir şey kaybetmiş değilim. Bilâkis şimdi kendimi daha rahat, daha dinç ve daha huzur içinde hissediyorum.

En sevdiğim dostum tarih ve felsefe kitapları

Selâhaddin Pınar’ın en mühim hususiyetlerinden biri de çok ve Yeni kitaplar okuması, bu sebepten geniş bir kültüre mâlik bulunmasıdır. Pek çok kitap vardır Evinde. Onun bir zamanlar Yüksek Ticaret Mektebi’ne de devam ettiğini bilmem işittiniz mi? Duygulu sanatkâr, kitaba ve okumaya karşı olan merak hakkında bakın ne diyor:
– Kitaplar benim en sevdiğim dostumdur. Özellikle felsefe ve tarih kitaplarını tercih ederim. Kitap okumadan, bu suretle yeni şeyler öğrenmeden geçen günümü kayıp kabul ederim. Şu gördüğünüz divana her akşam uzanır, uykum gelinceye kadar okurum. Bilseniz okumak, yeni şeyler öğrenmek insana ne kadar huzur veriyor ve ruhumuzu ne kadar yükseltiyor!..
Bu kültürlü ve İlgi çeken sanatkara veda ederken, sanatkarın zeki ve hassas bir ruha sahip bulunan sevgili eşi (Seyyare Afet) Geç kalmışçasına telaşla sokak kapısından içeri giriyordu.
(Baha Kayserilioğlu / 27 Ocak 1951 / Radyo Magazin / Arşiv çalışması, redaksiyon: Serhan Yedig/ Röportaja ulaşmamı sağlayan İstanbul Kadıköy’deki İmge Sahaf’a teşekkür ederim. S.Y.)

Linkler

Selahattin Pınar’la 48 yaşındayken yapılmış röportaj

Aleko Bacanos’un biyografisi

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!