Süreyya İlmen / Şark Musiki Cemiyeti’ne nasıl başkan oldum

0

Süreyya Paşa, askerlik görevinden ayrıldıktan sonra 20.yy’ın ilk çeyreğinde ticarette çok başarılı olmuş,yaptırdığı sanatoryum, plaj ve opera binasıyla İstanbul’un Kadıköy semtinin imarına ve kültürel hayatına büyük destek vermişti. Okullara destek verecek bütçe oluşturmak amacıyla Süreyya Operası’nı kurmuş, bir dönem de Şark Musiki Cemiyeti’nin başkanlığını üstlenmişti. Amatörleri eğitip büyük korolar ve fasıl heyetleri kurma, Batı müziği bölümü oluşturma çabaları dernekte dirençle karşılaşınca bir süre sonra görevini bırakmış, dernek tarihe karışmıştı. 1955’te 79 yaşında hayata veda eden İlmen, 1923-1926 arasındaki başkanlık dönemini anlatıyor.

1923 senesinde 9 Ekim tarihli bir tezkere aldım:
“Türkiye Hilâliahmer Kadıköy Reisi Süreyya Paşa Hazretlerine
Muhterem Paşa Hazretleri,
Türk musikisindeki âsarı eslâfı tesbit ve halka telkin ederek milli musikimize hizmet edebilmek ve musikimizin terakki ve itilâsına gayret eylemek maksadiyle teşekkül eden ve üç senelik bir hayata malik olan cemiyetimizin bu müddet zarfındaki mesaisi malûmü âlileridir. Yalnız zatı vâlâları gibi himayesindeki cemiyetleri efkârı terakki perverane ve teşebbüsatı azimkâranesiyle şehrah terakkide daha süratli hatvelerle ilerilemeğe müstait kılacak muhterem zevatın cemiyetimizin reisi kârında bulunması biziere ezher cihet mucidi şeref ve mefharet bulunduğu cihetle lütfen cemiyetimiz riyasetini kabul İle klübümüzü efkârı terakki perveranenizden müstefit buyurmanız ricası teyitl ihtirame zeria ittihaz kılındı efendim.
Şark Musiki Cemiyeti”

Bu tezkereyi getiren hanımlara meşguliyetimin ziyadeliği hasebiyle kabul edemeyeceğimden bahisle arzı mazeret eyledim. Nihayet bu hanımlar arkadaşım Cavat Paşa’nın eşi hanımefendiyi de birlikte alarak Moda’daki haneme, refikaya gelmişler ve refikanın da delâletini rica etmişler. Pek ziyade seviştiğimiz bu muhterem ailenin de hatırı inzimam edince 23 Ekim 1923’de aşağıda yazılı cevabımı göndermeğe mecbur oldum.

“Kadıköy Şark Musiki Cemiyeti Muhteremesine,
9 Ekim 1923 tarihli irsal buyurulan tezkereleriyle teklif edilen cemiyeti muhteremeler riyaseti tarafı âcizden kabul edilmiş olmakla hakkı âcizanemde izhar buyurulan işbu teveccühe arzı teşekkür eder, muhterem cemiyetimizin terakki ve
tealisine elbirliğiyle çalışacağımızdan emin olarak teyidi hürmet eylerim efendim.
Süreyya”

Bu cevabımı gönderdikten bir kaç gün sonra şu cevabı aldım:

“Huzuru vâlâlanna Muhterem Paşa Hazretleri,
Şark musikisinin tealisine hizmet maksadiyle müteşekkil çemiyetimizin riyasetini lütfen kabul buyurduğunuzdan dolayı arzı şükrân ederiz. Bu vesile kasımın ikinci cuma günü badezzeval saat dörtte akti musammem içtimai umumiye teşriflerinizi istirham eder ve bilvesile teyidi hürmet eyleriz efendim.
Heyeti İdare”

Fasıl dinledim, kulaklarımın pası silindi

Bu cemiyet; o zaman Yoğurtçu Çayırı’na nazır Madenciler’in Köşkü denmekle maruf köşkü isticar ederek merkez ittihaz etmişlerdi. Sahiplerinden birisinin ismi de İlhan Bey idi. Tâyin edilen gün ve saatte oraya gittim. Beni pek parlak bir surette karşıladılar. Bir çok cemiyet âzası orada toplanmışlardı. Herkesle görüştüm ve tanıştım. Ondan sonra hemen muhasebe odasına girerek cemiyet âzaları ve adedi hakkında malûmat edindim. Nizamnamelerini tetkik ettim. Hesap defterlerini karıştırdım. Evvelâ isticar ettikleri köşkün sekiz aklık müterakim borcu olduğunu anladım. Cemiyetin varidat membalarını tetkik ettim. Her âzanın her ay vermeğe mecbur oldukları taksitlerin çoktanberi toplanmamış olduğunu gördüm. Mezkûr taksitlerin toplattırılmasına ait lâzımgelen emirleri verdikten sonra cemiyete lâzım gelen avans parayı bit tedarik sekiz aylık kiralarını hemen ödedim. Andan sonra cemiyetin diğer varidat membaı olan konserler bahsine geçtim. Evvelâ: cemiyeti muhtereme. yeni reislerine marifetlerini göstersinler diye bir ricada bulundum: hemen enfes bir fasıl yaptılar. Tatlı tatlı dinledim; tabiri mahsusla kulaklarımın pası silindi. Fasıl harikulâde idi. O günü hâlâ hatırlarım. O sıralarda Kadıköy’ünde bir kaç cemiyete riyaset ediyordum. Ruhuma gıda veren bu şark musiki cemiyetiyle de hemen kaynaşarak ciddî surette meşkul olmağa karar verdim. O güzel fasılları dinledikten sonra bu cemiyetin teali edeceğine dair bende büyük bir ümit hâsıl oldu. O her iki taraf gayet memnun olarak ayrıldık. Bir kaç gün sonra yine toplandık. Cemiyet azalarından hatırımda kalanlardan hanende Münir Nurettin ve Suat Beylerle Zahide ve Nezahet hanımlar, sine keman Nuri, kemençe Kemal Niyazi, piyano Gazi Osman paşazade Cemal Beylerle udi Hayriye Hanım, tanburî Lâyika Hanım, hanende Nebile Hanım. Mandolin Kemal, viyolonsel Fuat, flüt Faik Beylerle beraber muallim olarak da Leon Hanciyan Efendi saz heyetini teşkil ediyorlardı. Hattâ Meliha Hanîhıefendi ile Esat Molla, Kasım Cimcoz, Doktor Besim, ve Süvari Yüzbaşılığından mütekait Nizameddin Beyefendilerle bîr kaç zat ve bir kaç hanım daha var idi; maatteessüf şimdi isimlerini hatırlayamıyorum.

Hale Sineması ile ayda iki konser için anlaştım

Musikiye ait sermayelerinin ne kadar olduğunu anlamak merakına düştüm ve muhtelif fasıllardan kaç konser verebilirsiniz, diye sual ettim. Uzun uzadıya hesap ederek sekiz konser verebileceklerine dair kararlarını aldım. 15 günde bir konser verilmek üzere dört ay için hemen Hâle Tiyatrosu’na giderek her konser için Hâle müsteciri Mustafa Beyle gecesi 75 liraya bir şifahî mukavele akdettim. Büyük duvar ilânlarıyla Süreyya Paşa’nın tahtı riyasetinde bulunan Şark Musikî Cemiyeti tarafından her 15 günde bir perşembe günü akşamı Hâle Tiyatrosu’nda sekiz konser verileceğini ilân ettirdim. Bu konserlere muntazam devam edildi. O kadar büyük bir muvaffakiyet kazandı ki oturacak yer bulunamıyordu. Halk tarafından bu konserler o kadar beğenildi ki şimdiye kadar Şark Musikî Cemiyeti böyle bir alkışa mazhar olamamıştı. Tabiidir ki cemiyetin veznesi de para gördü. Yoğurtçu Parkı’ndaki cemiyet merkezimiz herkese bir parça sapa geliyordu. Bunu Kadıköy İskelesi’ne daha yakın bir mahalle nakletmeye karar verdim ve Mühürdar Caddesi’nde Ermeni kilisesine pek yakın bir mesafede bir bahçe içerisinde bulunan güzel ve büyük bir binayı kiraladım. Müteaddit salonları, odaları bulunan bu binayı tefriş etmeğe çalıştım. Hattâ Maltepe’deki çiftliğimizden büyük bir salon takımı möblesini getirerek süsledim. Her taraf tertemiz, çiçek gibi oldu. Gittikçe âzamız adedi de ziyadeleşiyordu. Bu binada âzamıza arasıra güzel ve akşam konserleri vermeğe başladık. Bunun ilçin de bir çok iskemle satın almıştık. İşte bu konserler hakkında Vatan gazetesinin 21 Aralık 1924 tarihli pazar günkü nüshasındaki neşriyatını buraya alıyorum:

Şark Musiki Cemiyetinin Konseri
Süreyya Paşa’nın tahtı riyasetinde teşekkül eden Şark Musikî Cemiyeti evvelki cuma günü ikinci konserini verdi. Cemiyetin salonları kamilen dolmuştu. Havanın çok fena ve yağmurlu olmasına rağmen İstanbul’dan ve Kadıköy’ünün muhtelif semtlerinden akın akın davetliler geliyordu. Konser o kadar güzel ve muvaffakiyetli oldu ki çekilen zahmet ve yorgunluk unutuldu. Şark Musiki Cemiyeti tamamen inhilâl edecek bir haldeyken Süreyya Paşa’nın delâlet ve gayretiyle yeni baştan hayat bulmuştu. Eski Şark Musikî Cemiyetinin tarzından (1) büsbütün başka, ondan çok güzel bir tarz alan bu konserler çok rağbete mazhar oluyor ve olacaktır. Garp musikisini taklit ile eline bir değnek alarak usul tutan (Şef) hamdolsun ortadan kalkmıştır. Konsere tam üçte Sultanî Yegâh faslı ile başlandı. Faslın hitamında Tahir puselik peşrevi Kemal ve Refik Beyler tarafından harikulade bir maharetle çalındı. Yalnız kemençe ve tanbur ile çalınan bu peşrev cidden sanatkârane bir parça idi. Şark musikisinin yek ahenkliği bu parçada da tamamiyle zail olmuştu. Konserin parlak parçalarından biri de Tevfik Fikret’in Baharı Teranedar’ı idi. Münir Nurettin Bey tarafından bestelenen bu şiir cidden güzel bir tarzda çalındı ve sürekli alkışlara mazhar oldu.

Cumhurbaşkanı Atatürk’e konser verdik

İşte böylece konserlere devam ediliyor, âza adedi gittikçe çoğalıyor; hattâ Udi Nevres, Mesut Cemil, Udi Nuri, Tanburî Refik, Neyzen Hasanpaşaza, Sait Paşa gibi musikî üstatları cemiyetimizde toplanıyorlardı. Âzalarımızdan musiki öğrenmek isteyenlere akşam dersleri veriliyordu.
Reisicumhur Gazi Paşamızın İzmit’ten vapurla Mudanya’ya gelerek Bursa’yı teşrif edecekleri haber alındığından Halk Fırkası âzalariyle İstanbul halkı mümessillerinden mürekkep bir heyet tarafından isticar edilecek Moda vapuruyla Mudanya yolunda ve deniz üzerinde istikballeri takarrür etmişti. Müfettişimiz muhterem Refik İsmail Beyefendi vapurda Şark Musiki Heyeti’nin de bulunmalarını arzu ettiklerinden ben de ana göre cemiyetimizden kadınlı, erkekli bir saz heyeti intihap ederek vapurda ve vakti muayyende bulunmuştuk. Adalar açıklarında heyetimiz bir, iki fasıl çaldılar. Ve nihayet Gazi’mizin vapuru gözüktü. Vapurlarımız birbirlerine yanaştı. Tekmil vapurumuz halkı sıra ile birer birer Gazinin vapuruna geçti ve Gazimiz her birimizin elini sıktı ve vapurumuza tekrar geldik ve Gazinin vapurunu takibe başladık. Halâskâr Gazi’mizi gördüğümüzden dolayı çok seviniyorduk. Nihayet Mudanya’ya çıktık şimendüfere (tren) bindik. Bursalılar tarafından satın alınıp Gazi Paşa’mıza tahsis edilen köşke gittik, Orada da tekrar teşerrüf ettik. Bana “Bakalım sizin musikî heyeti gelsin de şu salonda bir fasıl yapsınlar” diye emir buyurdular. Dışarı çıktım. Heyeti topladım. Huzurlarına girdik. Herbirimize tekrar tekrar iltifatta bulundular. Heyetimiz fasla başladı. Gazi Paşa’mızın musikide behreleri olduğu için fevkalâde beğendiler. Bir kaç fasıl daha emrettiler. “Çok güzel, çok iyi” diye taltif buyurdular. Akşam üzeri İstanbul’dan gelen tekmil heyet müsaade alıp Mudanya’ya gittikleri halde Paşamız Şark Musiki Cemiyeti Heyeti’nin bu gece Bursa’da kalmalarını emir buyurdular ve Kükürtlü Oteli’nde odalarımız hazırlattırılarak alt kattaki büyük salonlarda heyete bir ziyafet verdiler. Bu ziyafete riyaset buyurdular. Bizlere büyük, pek büyük şerefler verdiler. İstanbul Valisi Muhittin Bey’in Gazi Paşa7mıza getirdikleri muhtelif deniz mahsulleri balıklar, ıstakozlar hep bu sofraya getirildi. Bir taraftan fasıllar çalmıyor, bir taraftan şarkılar söyleniyor, bir taraftan milli oyunlar oynanıyor ve otele gelen caz takımiyle danslar ediliyordu. Velhâsıl sabaha kadar öyle güzel vakit geçirdik ki hâlâ tadı damağımızda kalmıştır.

Tanburacı Osman Pehlivan çaldı, Hancıyan notaya aldı

İstanbul’a avdetten sonra cemiyete daha ziyade ehemmiyet vererek tealisine çalışmak istedim. Evvelâ Anadolu havalarından fasıllar tertibini düşündüm. Bunun için bir ücret mukabilinde Tanburacı Osman Pehlivan’ı getirttim. Kırk gün kadar ona Anadolu ve Rumeli havalarını çaldırtarak üstat Leon Hanciyan tarafından hemen Hamparsum notasına alındı. Şimdi bunlardan verilecek konserlerin birer fasıl tertibi suretiyle asıl notaya alınmasını söyledim. Güç hal ile Leon Hancıyan sekiz Anadolu ve Rumeli havasından mürekkep bir faslı notaya alabildi. Bu fasıl heyetçe talim edildi, çok mükemmel oldu ve konserlerimizde bu kısım çok muvaffakiyet kazandı. Mütebaki 32 hava için pek çok uğraştığım halde bir türlü notaya çevirtemedim; sebebini de bir türlü anlayamıyordum; Maamafih ben bu inada bir mim koydum. Bu mim benim koyduğum mimlerin birincisi oldu. Bugün radyolarımızda dinlediğimiz Anadolu ve Rumeli havalarının saz heyetlerince söylenip çalınmasına Şark Musiki Cemiyeti’miz önayak olmuş olacaktı. Bu da cemiyetimiz için bir şeref teşkil edecekti. Maamafih biz yine ötede beride konserler vermeğe çalışıyorduk. Beyoğlu’nda Saray Sineması’nda, Büyükada’daki Speldid Palas’ta verdiğimiz konserler pek çok beğeniliyordu.

Batı müziği şubesi kurmama izin verilmedi

O sırada İstanbul’umuzu bir dans merakı sarmıştı. Bir teceddüt eseri olmak üzere bu dans merakını tatmin için cemiyetimiz âzasına dans öğretmek üzere bir hoca davet ettik. Danslar tertip eyledik. Âzalarımız muhtelif danslar öğrendiler. Âzamız çok memnun oluyor âza adedi çoğalıyor. Herkes eğleniyordu. Şark Musiki Cemiyeti’mizin bir de Garp musikisi şubesi olsun diye ortaya bir fikir atmıştım. Bu sayede şark ve garp musikileri arasındaki fark bittecrübe meydana çıkacak ve memleketimiz için musiki noktâsından büyük faydalar temin edecekti. Bu fikrimi de âzamıza kabul ettiremedim; bu suretle koyduğum mim ikileşti.
Bundan başka asıl arzum âzamızdan bir çok hanende ve sazende yetiştirerek konserlerde sahneye 100 kişilik bir fasıl ve koro heyetiyle cemiyetimizi çıkarmak istiyordum. Gerçi bir miktar talebe yetiştirebildikse de cemiyetimizin üstadları “biz acemilerle beraber çalamayız, şarkı söyleyemeyiz” diye yeni yetişen âzalarımızı konserlere iştirak ettirmiyorlardı; mırın, kırın edip duruyorlardı. Ben de; konserlerimiz esasen dört fasıl üzerine tertip olunduğundan, iki faslının yüzer kişilik büyük birer heyetle yapılmasını ve diğer iki faslının da kemakân üstadlar tarafından icrasını talep ve tavsiye ediyordum ve bu 100’er kişilik muazzam birer heyetle konser verilmesine çok ehemmiyet veriyordum. Her defa müzakere edişimde “hayır olmaz, olamaz” cevabından başka bir şey alamıyordum. Bugün radyolarımızda dinlediğimiz büyük fasılların tohumu daha o zaman cemiyetimiz tarafından atılmış olacaktı. Tabiidir ki bu da cemiyetimiz için büyük bir şeref teşkil edecekti. Bu inatlar karşısında mimler üçleşti. Buna da muvaffak olamayınca nihayet reislikten bilistifa bir kenara çekildim.

Ben ayrıldım, dernek çöktü

Benim riyasetim altında bir kaç sene devam eden mevcudiyetlerini kendi becerileri zannediyorlarmış. İstifadan bir müddet sonra bu muhterem cemiyet bocalamaya başladı. Nihayet maatteessüf sönüp gitti. Muhakeme ile sözle anlatamadığım hakikatleri cemiyetin bu çökmesiyle bittecrübe hemen anladılarsa da iş işten çoktan geçmişti.
(Süreyya İlmen / Nisan 1968 / Musiki Dergisi / Arşiv çalışması, redaksiyon: Serhan Yedig)

(1) Şark Musiki Cemiyeti teşekkül ettikten bir bir müddet sonra âza arasında zuhur eden bazı ihtilâf dolayısıyle ikiye ayrılmıştır. Ayrılanlar Türk Musiki Ocağı namiyle bir cemiyet teşkil etmiştir.

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!