Vecihe Daryal / İlk eserimi yazdığımda müthiş utandım

0

İlk profesyonel kadın kanun sanatçımız Vecihe Daryal aynı zamanda besteciydi. 1970’de, 62 yaşında şeker hastalığına bağlı vefatının ardından geriye radyo kayıtlarından ölümsüz sololar bıraktı. 36 yaşında yapılan bu röportajda müziğe nasıl başladığını anlatıyor.

Memleketimizde tanburdan sonra amatörleri pek azalmış olan kanun, Türk musikisini kendine has ve titiz bir icracılık isteyen çeşitli nağmelerini “ton şahsiliği” içinde veren yegâne sazdır.

Gerek klâsik Türk musikisi yayınlarında gerek çeşitli solo ve fasıl programlarında yer alan bu saz, tanbur gibi, keman gibi tek olarak icra edildiği vakit o kadar tesirli ve sürükleyici değildir. Fakat muhtelif saz takımları arasındaki ahenk hususiyetlerini terkip etmek, hatta onları süslemek bakımından en lüzumlu bir alettir.

Bana öyle geliyor ki, herhangi bir saz, orta derecede, şöyle böyle çalındığı zaman belki dinlenilebilir. Fakat kanunu orta derecede çalmak diye bir şey yoktur. Onu ya mükemmel çalmak yahut çalmamak vardır. Birçok musikişinaslarımızın pek indi bulacakları bu mütalâa bilmem ne dereceye kadar doğrudur. Fakat biz, daima Vecihe Daryal ve Osman Güvenir gibi iki değerli sanatkârı dinleye geldiğimiz için bu kanaata vardık… İhtimal orta derecede çalınan bir kanunu da dinleyenler bulunabilir.

Bu münasebetle küçük bir hâtıramı anlatmadan geçemeyeceğim:

İstanbul’da her gün önünden geçtiğim bir çalgılı gazino vardı. Müzisyen kadrosu iki kişiyi geçmeyen bu gazinoda yaşlı bir kanuncu, miyop gözleriyle sazının üzerine iki büklüm eğilmiş durmadan çalardı. Kendisine refakat eden okuyucu kadın da alkolden kavrulmuş hançeresinin var gücü ile nefesinin yettiği kadar pes perdeden şarkılar okurdu. Dumanlı kafalara bile dinletilmesi mümkün olmayan bu mızrap ve hançere sefaleti o kadar can sıkıcı olmalı ki, bir akşam müşterilerden biri kanuncuya çıkışmaya başladı:

– Yeter artık Andon Efendi, gözünü seveyim… Çalıyorsun, çalıyorsun amma bir türlü konuşturamıyorsun şu kırılası sazı…

Şevki Bey’in yakını Nazire Hanım sayesinde kanuna başladım

Değerli kanun sanatkârımıza bu türlü mülâkatlarda beylik hale gelen suallerden birini soruyorum:

– İlk musiki hocalarınız ve musiki muhitiniz?

– İlk musikiye başlayışım şöyle olmuştur: Henüz yedi yaşında bulunduğum sırada evimize ziyaret maksadiyle gelen merhum bestekâr Şevki Bey’in yakın akrabası Nazire Hanım, bir köşede metrûk halde duran kanunu görünce anneme babama; “Niçin küçüğe öğretmiyorsunuz?” hitabesiyle başlayarak, ilk hocalığı kabul etmiş. Nazire Hanım’ın bu şekildeki yakın alâkasından son derece sevinç duyan annemle babam, “Acaba bu kadar küçük çocuk musiki öğrenebilir mi?” diye düşünürken, hocam hemen kanunu akort etti ve bana ilk dersi verdi. Böylece, bir tesadüf eseri başlayan kanun dersleri evde hususi olarak tam iki sene devam etti.

– Daha sonraki hocalarınız kimlerdir?

– Nazire Hanım’ın mahviyetkârlık derecesindeki tevazuu hepimizce malûmdu. Bir gün dersini verdikten sonra dedi ki: “Ben küçüğe karşı elimden geleni yapltım ve bu kadar yetiştirdim. Şimdi onu daha üstat ellere teslim etmek lâzımdır.” Bunun üzerine, komşumuz bulunan Darülelhan’ın santur hocası kıymetli bir bayanın teşvikiyle Darülelhan’a kaydedildim. Orada bana en kıymetli diyebileceğim teknik bilgi ve tecrübeleri kazandıran öğretmen bayan Muazzez olmuştur.

Konuşurken bir çocuk gibi kızaran ve mütemadiyen -kendinden değil de- hocalarından bahseden Vecihe Daryal’a başka bir sual sorarak konuşmamızın mecrasını değiştirmek istedim.

Mechul eserleri gün ışığına çıkarmaktan çok mutluyum

– Hiç eser yaptınız mı?

– Büyük Türk musikisinin ne demek olduğunu bir parça öğrenmeğe başladığım esnada her nasılsa bende de eser yapmağa karşı bir duygu uyandı.

Fakat bir parça ilerleyip de çalmağa başladığım o ilâhi büyük âbideler karşısında nasıl eser yapmağa cesaret ettiğimden dolayı müthiş surette utandım. Ve bu zevkten kendimi alıkoydum.

– Kanundan başka hangi sazları seversiniz?

– Yaylı sazlardan kemençe. Mızraplı sazlardan da tamburu severim.

– Radyodaki faaliyetiniz hakkında neler düşünüyorunuz?

– Şimdiye kadar Türk musikisinin meçhul kalan eserlerininm hiç olmazsa bir kısmını daha elde etmeye çalışarak meydana çıkarmaktayız. Bundan dolayı da büyük bir zevk duyuyorum.

Konservatuvarda piyano dersi de aldım

– Biraz evvel sözlerinizi yarıda bıraktırdım, affınızı rica ederim. Yetişme çağınızdaki hocalarınızdan bahsediyordunuz.

– Evet… Bir müddet sonra Darülelhan’ın ismi değişti ve konservatuvar haline geldi. Aynı zamanda derslerimiz de çoğaldı. Musiki nazariyatı ve musiki tarihi derslerini merhum Rauf Yekta Bey’den, usul dersini Zekâi Zade merhum Hafız Ahmet Efendi’den, nota ve fasıl dersini de merhum İsmail Hakkı Bey’den alıyordum. Ayrıca saz eserlerini de yine konservatuvarda hocamız udî Sedat Öztoprak’tan alıyordum. Bu şekilde çalışmalarımız devam ederken ilk Telsiz Telefon Anonim Şirketi teşekkül etti. Herhalde yeni yeni göstermeye başladığım istidattan bir şeyler yapabileceğimi tahmin eden idare, benim de çocuk yaşıma bakmadan yine konservatuvarda hep beraber yetiştiğimiz birkaç arkadaşla beraber programlarında yer vermeye başladı. Bundan sonra bir yandan Telsiz Telefon Şirketi’ne devam ederken, bir yandan da yine konservatuvarda bu sefer piyano dersine devam ediyordum.

Telsiz Telefon Şirketi’nde vazife gören hocalarım Mesut Cemil Tel ve Ruşen Ferit Kam benim naçizane çalışmalarıma tahammül ederek aralarına aldılar. O günden bugüne kadar da her ikisinin aşıladıkları güzel tavırları muhafaza ederek bugünkü halimi buldum.

– Halk karşısında radyoya girmeden evvel konserleriniz var mıdır?

– Konservatuvarda geçen talebelik hayatımda her sene hazırladığımız talebe konserleri ve sonra da pek muhterem hocalarımın arasında verdiğim konserler pek çoktur. Konser, herhangi bir sanatkârın halk karşısında imtihan vermesi için bence çok lüzumlu bir şeydir.

Ne kadar çok sual sorsan kısa kısa, çekine çekine cevap vermekten başka bir şey yapmayan değerli sanatkârımızı daha fazla yormak istemedim ve teşekkür ederek ayrıldım.

(Baki Süha Edipoğlu / 12 Birinciteşrin 1944 / 7 Gün Dergisi / Arşiv çalışması: Zeynep Erdoğan / Dizgi, redaksiyon: Ferruh Yazıcı)

Büyük sanatkâr Vecihe Daryal’in parmakları

Bundan on sene evvel, rahmetli doktor Galib Ataç’la birlikte, Mesud Cemil’in idare ettiği tarihi Tarihi Türk Musikisi yayınlarından birini dinliyorduk. Ankara Radyosu’nun orkestra ve koro yayınları için kullanılan bir numaralı büyük stüdyosunda bizden başka birkaç meraklı misafir var, o kadar…

İsmail Dede’nin ağır, düşündürücü ve o nisbette derin bir bestesini dinliyoruz. Mesud Cemil’in göz ve kulak antenleri, en son haddini bulan bir hassasiyet içinde, saz ve ses sanatkârlarını bir anda dolaşıyor, parmaklarının verdiği işaretler ile alçalıp yükselen sesler, mikrofondan bütün dünyaya yayılıyor.

Bir aralık koro sustu. Makam değişti; ince, titrek, uçarı birkaç nağme kulaklarımızı okşamağa başladı: Bu nağmeler, değerli sanatkâr Vecihe Daryal’ın kanunundan dökülüyordu.

Bembeyaz, ince uzun parmaklar, kanunun üzerinde uçarcasına dolaşıyor, bazan gözle takip etmek mümkün olamıyordu. Bir aralık rahmetli doktor Galip Ataç’ın yüzündeki ifade değişti. Derin bir vecd içinde, bambaşka bir âleme geçmiş gibi dikkat kesilerek bu ilâhi musikiye kendini kaptırdı.

///Galip Ataç’ın satırlarıyla edebiyatımıza maloldu

Sevgili okuyucularım hatırlarsınız, rahmetli doktor Galib Ataç o zamanlar, radyoda “Evin Saati” konuşmalarını hazırlardı. İşte o günkü konserden sonra, ertesi günü “Evin Saati” konuşmasının mevzuu şu oldu: İlâhi parmaklar.

Türkçe’nin en güzelini yazmağı bilen bilgin doktor, o derin âlemi, renkli üslubu ve sanatkâr parmakları, on beş dakika süren konuşmasında başlı başına bir şiir yazar gibi canlandırmıştı:

Konuşmasının bir yerinde: “Kadın parmakları yaseminler kadar beyaz, ince uzun olunca insanı âşık eder. O eller bir de saz çalıyor, hele piyano tuşları veyahut kanun mandalları üzerinde bir beyaz kuş gibi uçuyorsa, insanı deli eder.” diyordu.

Evet, o günden sonra Vecihe Daryal’ın parmakları Galib Ataç’ın kalemi ile edebiyatımıza mal olmuştu. Filhakika, değerli sanatkâr o günkü Tarihi Türk Musikisi konserinde, sanki Galib Ataç’ın kendi ellerine âşık olacağını önceden tahmin etmiş gibi bir çalâk hali vardı ki, gözlerimiz güçlükle takip ediyor, sadece teller üzerinde kanat çırpan bir beyaz kuş tahayyül ediyorduk.

Aziz okuyucularım; hiç şüphesiz bilirsiniz, nice güzel eller vardır ki, hiçbir maharete, hiçbir hünere sahip değildir. Onlar, sadece vitrinleri süsleyen cansız mankenlere benzer. Kadın elleri muhakkak bir maharete de sahip olmalıdır. Bize, Vecihe Daryal’ın ellerini bu derece güzel ve şiirli gösteren şey, o parmakların kanundan çıkardığı sihirli seslerdir…

/// Ankara Radyosu’nda çok seviliyor

Güzel sesin, musikinin aşktaki rolünü kim inkâr edebilir? Parmakları güzel olmayan bir piyanisti veyahut da kanun çalan bir kadını, zamanla beğenmeğe, sevmeğe başlar, hele ellerini; çirkin de olsa- öpmek arzusu ile yanarız. İşte bu aşk, diğer günlük, havai, maddi aşkların üstünde kalan sanat aşkı, daha doüğrusu sanatın doğurduğu aşktır.

Yıllardan beri Ankara Radyosu’nda bıkmadan, usanmadan çalışan Vecihe Daryal’ın ellerine âşık olanların sayısı pek çoktur. Onlara, en güzel içli nağmelerle cevap veren kıymetli sanatkâr bugün Türk Musikisi’ni icra eden birinci sınıf diyebileceğimiz sazların belki de en başında gelir.

Daha çocuk denecek bir yaşta öğrendiği kanunu, sadece güzel çalmakla yetinmeyip; Türk Musikisi’ni en ince noktalarına kadar büyük bir gayret ve titizlikle öğrenmiştir.

Onunla birlikte yayın yapan solistler, rahatlık ve ferahlık duyarlar. Çünkü Vecihe Daryal, acemi, usta her çeşit sanatkâra ayak uydurmasını bilen, mütevazi ve o nisbette çalışkan bir müzisyendir.

Onu yakından tanıyanlar, en müşkül şartlar içinde dahi vazifesine bağlı kalan, radyodaki seanslarında bir metronom gibi çalışan Vecihe Abla(yı hem severler hem sayarlar.

Az daha unutuyordum, Vecihe Daryal; bir iki tane de olsa beste yapmıştır. Bu besteler, öyle harcı âlem, piyasanın tutup sevdiği şeyler değil, daha ziyade klâsik bir ruh ve edâya sahiptir. Hiçbir bestekârlık iddiası olmayan değerli sanatkâr, bu yolda ısrarla yürüyecek olursa, Türk Musikisi hatırı sayılır ve Lemi Adlı, Rakım Elkutlu cinsinden bir bestekâr kazanmış olacaktır.

(Baki Suha Ediboğlu / 5 Mayıs 1951 / Radyo Haftası / Arşiv çalışması: Zeynep Erdoğan / Dizgi, redaksiyon: Ferruh Yazıcı)

 

Linkler

Vecihe Daryal’ın İstanbul Kadın Müzesi’ndeki biyografisi

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!