Pat Metheny / Bay Elma Yanak, Bay Pasaklı’yla dostluklarını anlattı

0

1973’te Miami Üniversitesi’ndeki konserde karşılaştıklarında Pat Metheny 18’nde amatör gitarcı, Charlie Haden ise 40’a merdiven dayamış bir caz ustasıydı. Haden’ın verdiği cesaretle müziğe girdi. “80/81”, “Recoicing”, “SongX” gibi unutulmaz albümler kaydettiler. Çocukluk günlerini anlattıkları “Beyond The Missouri Sky,” 1997’de Grammy aldı. 2000 Temmuzu’nda bu repertuvarla İstanbul’a geleceklerini duyunca telefona sarıldık. Turne yorgunu Pat Metheny’yi bir sabah erken saatte Amerika’daki evinde yakaladık. Haden’la ortak müzik serüvenlerini konuştuk. Bir zamanlar bir Türk ressama aşık olduğunu, bu vesileyle Türkiye hakkında epeyce bilgi edindiğini duyduğumuz Metheny’ye “Ortak çalışma yapmayı düşündüğünüz müzikçi var mı” diye sorduk.

10 yıl önce bir gazeteciye yaptığınız espri sayesinde Metheny-Haden ikilisinin adı Ruddy and Scruffy (Elma yanaklı ve Pasaklı) kaldı. Aradan geçen zamanda daha iyi isim önerisi geldi mi?
– Hay Allah, nereden hatırlıyorsunuz bunu? Ben çoktan unutmuşum. Yıllar önce bir röportajda espiri olsun diye Charlie’ye “Pasaklı, ağlak basçı” demişlerdi. Herhalde buradan esinlenmiş olmalıyım. (Kahkahalar) Hatırladığım kadarıyla daha iyi bir isim öneren olmadı…
1990’ların başında Haden ve siz hararetle ikili çalışmalar yapma arzusundan bahsediyordunuz. Fakat müthiş Beyond Missouri Sky albümünü kaydetmek için tam 7 yıl beklediniz. Hazırlık neden bu kadar uzun sürdü, fikrin olgunlaşmasını mı beklediniz?
– Sorun bu değildi. Programlarımız çok yoğundu. Ben grubumla uğraşıyordum. Secret Story albümünü hazırlıyorduk. Charlie plak şirketini değiştirmeye karar vermişti. Aslında 1990’lardan daha önce bu projeyi konuşmaya başlamıştık. Yıllar sonra kayıt için stüdyoya girdiğimizde ikimizde çok mutlu olduk…
Charlie Haden hep Missouri günlerindeki ilginç anılarını anlatır. Ailesiyle çiftlikten radyo yayını yaptıkları, şarkı söylediği günleri… Sizin de gençliğinizin büyük bölümü oralarda geçti. Hafızanızda bu tür ilginç fotoğraflar var mı gençlik yıllarınızdan?
– Charlie’ninki kadar net fotoğraflar yok hafızamda. Doğası, olumlu anlamda dünyadan soyutlanmış olması beni etkilemiştir. New York ya da Kansas’a hiç benzemezdi. Küçük kent atmosferi insana düşünmek, hayal kurmak için daha çok zaman bırakıyor. Missouri’nin geniş bir kültürel dokusu var. Hafızamda kalanlar bunlar.

Müziğimizin derinliklerine adım adım inersiniz

Haden Ailesi’nin radyo kayıtlarını da bu albüme koymayı düşünüyordunuz, sonra neden fikrinizi değiştirdiniz?
– Çok farklı bir yapıda çıktı albüm. Bazı şeylerden vazgeçmemiz gerekti. Aslında plan, program yapmadık. Kaydettiğimiz her parça yapının bir tuğlası oldu, hepsini üst üste koyunca farklı bir albüm çıktı ortaya. Sanıyorum dinleyiciler sevdi. Bir kişinin malzemelerini kullanmak yerine, müzik bizi nereye götürdüyse oraya varmayı tercih ettik.
İkinizin de sinemaya ilgisi var. Albümü kaydederken müziğin yanısıra Missouri’yle ilgili sinematografik tartışmalar da yaptınız mı?
– Pek sayılmaz. Ses ve müziğin dünyasına gömüldüğümde gerçek yaşamla bağlarım kopuyor. Farklı şekilde düşünüyorum. Birçok müzikçi, müzik yaparken görsel etkileşimi de devreye sokuyor. Fakat ben öylesine müzik, tonlar, ritmlere yoğunlaşıyorum ki, beynim öylesine müzikle doluyor ki, her şey bunun dışında kalıyor. Albüm bittikten sonra, dinlerken “bak bu bölüm şu renge ya da görüntüye ne kadar benziyor” diyorum.
Yayımlanalı neredeyse 5 yıl oldu ama albümünüz hala ilgiyle dinleniyor. Dinleyicilerinizden albümle ilgili ilginç kişisel öyküler geldi mi?
– Öyle çok öykü var ki. Albüm neredeyse bir kod oldu insanlar için. Günlük hayatlarına girdi müziği. Kimileri için soundtrack oldu. Yüzlerce kişi bu parçaları sayısız kez dinlediğini söyledi. Yılda birkaç albümde çalıyorum. Çoğuyla ilgili böyle öyküler duyuyorum. Müziği oluştururken bu detayları hep düşünürüm. Çünkü binlerce kişinin müziği ezberleyeceğini, mikro detaylara dikkat edeceğini, buna göre seveceğini bilirim. Önemli olan en doğru ifadeyi bulmaktır, bulana kadar çalışırım. Müzikseverler bu ifadeler sayesinde her dinleyişte adım adım müziğin derinliklerine inerler.

Hiçbir albümümü bu kadar çok dinlemedim

Albümde Cinema Paradiso adlı iki parça var. Merak ediyorum sizin kişisel Cinema Paradiso’nuzda hangi film oynuyor? Hangi kareler geçiyor perdeden?
– Milyonlarca küçük ayrıntı var perdeden geçen. Donmuş kareler, filmler, dinlediğim öyküler, şiirler, anılar… Bunlar insanın kişiliğini oluşturan ayrıntılar aynı zamanda Fakat bunları sözle anlatmam benim yeteneklerimi aşıyor. Hayatım boyunca kendimi sözcüklerle ifade etme yolundaki her girişimim başarısızlıkla sonuçlandı. Bu yüzden müziği seçtim. Benim için çalarken yapılacak en iyi iş bunları bir kenara bırakmak. Kaydettiğimiz albüm milyonlarca küçük detayın ortaya çıktığı bir manifesto aslında. Ritmlerin, seslerin bazen konuştuğumuz dilden çok daha güçlü olduğunu görüyorsunuz.
Albümün başlığında “kısa öyküler” yazıyor. Beş yılda öykü dağarcığınıza yenileri eklendi mi?
-Ne yazık ki bugüne kadar albümün konserini pek yapamadık. Beş yılda en fazla 15 konser vermişizdir herhalde. Bu nedenle İstanbul’a bu projeyle geldiğimiz için çok mutluyum. Albümde çaldığınız parçalar hala ilk günkü kadar taze bizim için. Hala bu parçalar sayesinde ikilimizin ufuklarını keşfediyoruz.
Açıkça özeleştiri yapacak medeni cesarete sahip bir müzikçisiniz. Beyond The Missouri Sky’ı yıllar sonra, şimdi dinlediğinizde pişman olduğunuz şeyler çıkıyor mu?
– Keşke biraz daha iyi çalabilseydim. Bu benim kişisel yaklaşımım. Fakat genel olarak konuşmak gerekirse, albümden çok mutluyum. Kayıtlar bittiğinde hiçbir albümümü dinlemediğim kadar çok dinledim bu CD’yi. Defalarca. İyi bir albüm oldu. Aslında uzun süredir dinlemiyorum. Şimdi dinlesem mutlaka bir şeyler daha bulurum. (Gülüyor)
Belki de en iyisi CD’yi dinlemek yerine konser vermek…. Bu arada albümün ikincisini kaydetmeyi düşünüyor musunuz?
– Kesinlikle. Zaman bulur bulmaz… Aslında her bir araya gelişimizde konuşuyoruz bu konuyu. Parçalar üzerinde konuşuyoruz. Listemizi bile yaptık.

Müzik rüyalarıma giriyor

20 yıl önce, Missouri’de yaşayan genç bir gitarcıyken, dev sahnelerde, lazer topları altında konser vermek girerdi rüyalarınıza. Bu kadar şan, şöhret, albüm ve konserden sonra hâlâ böyle rüyalar görüyor musunuz, gerçekleştiremediğiniz hayaliniz kaldı mı?
– Hep daha iyi ifade biçimleri bulma, yeni şeyler yapmayı düşünüyorum. Bu açıdan pek değişmedim. Şimdilerde doğrudan müziği görüyorum rüyalarımda. Eğer tarif etmem gerekirse aynı etkileyicilikte olmaz kesinlikle. Gençliğimden beri daha iyi iletişim biçimlerini araştırıyorum. Uyanıkken ve gitarım elimdeyken düşlerimdekileri hayata aktarabilmenin yollarını arıyorum.
Charlie Haden da rüyalarına sadık bir şahsiyet biliyorsunuz. (1991’de yayımlanan albümüne Dream Keeper adını vermişti) Gerçekleştirmek istediğiniz ortak rüyalarınız var mı?
– (Gülüyor) Beyond Missouri Sky bu rüyaların hayata geçirilmiş halidiri. Çocukluğumdan beri en sevdiğim müzikçidir Charlie. Benimsediğim estetik yaklaşımın kişiselleştirilmiş halidir. Birlikte çalmaya başladığımızda rüyalar gerçek olmuştu, hâlâ olmaya devam ediyor. Düo olarak her çalışımızda biraz daha iyiye gidiyor.
Missouri’deki sonsuz genişlik duygusunun estetik yaklaşımınızı etkilediğini, otoyolda giderken gözünüze takılan iki, üç ağaç sonra boşluk durumunun müziğinize yansıdığını söylüyorsunuz. Beyond Missouri Sky’da bu yaklaşımı gördük. 10 yıl önceki Zero Tolerance For Silence’da ise tam tersini görmüştük. Rotanızı değiştirip sessizlikler, boşluklarla soluk alan bir müzik anlayışına mı yöneliyorsunuz.
– Bu biraz da kiminle, ne çaldığınıza bağlı. Bazı durumlarda birçok şeyi farklı duyuyorsunuz. Bir durumda geçerli olan estetik yaklaşımı diğer duruma uyarlamaktan yana değilim. Kiminle çalıyorsam onunla ortak bir dil bulmaya çalışırım. Örneğin bazı durumlarda kesinlikle farklı düşünürüm. Mümkün olduğunca çok ifade, ses gibi… Her farklı durum için en iyiyi elde etmemizi sağlayacak çözümler bulmaya çalışıyorum.
14 yaşından beri çaldığınız Gibson ES 175 birkaç yıl öncesine kadar elinizdeydi. Dostlarınıza, anılarınıza da gitarınıza olduğu kadar sadık mısınız?
– Bu gitar yeryüzünde ruhen bağlı olduğum tek obje. Çok güçlü, duygusal bir bağ var aramızda. İlk gitarım ve yıllar boyunca birçok müzikçiyle bu gitarla çaldım. Manevi açıdan çok değerli. Sonunda öyle yaşlandı ki beş yıl önce bırakmak zorunda kaldım. Hala evde durur, arada çıkarır çalarım. Ibanez benim için çok güzel gitarlar yaptı. Şimdi bunları kullanıyorum.

Erkan Oğur’un albümünü dinlemiş

En az iki kez İstanbul’a geldiniz, son gelişinizde kendi isteğinizle bir hafta kaldınız. Bu toprakların kültürü hakkında biraz fikir edinmiş olmalısınız. Sizinle ortak çalışma yapmak için can atan birçok Türk müzikçi var. Ortak bir proje düşünüyor musunuz?
– İstanbul’a tekrar geleceğim için çok mutluyum. Etkileyici, egzotik bir kent. Öğrenecek çok şey var. Beni en çok etkileyen insanların konukseverliği oldu. Geçen gelişimde caz kulübüne gitmiştim, cazcılarla çaldım. Bir plakçıda ut albümü alırken dükkan sahibiyle tanıştık. Çok usta bir utçuyu çağırdı. Yarım saat kadar bana ut tekniğindeki temel özellikleri gösterdi. Büyüleyici bir olaydı. Birileri perdesiz gitar çalan çok etkileyici bir gitarcının albümlerini vermişti. Geniş bir koleksiyonum oldu. Zevkle dinliyorum. Fakat şimdilik bir ortak proje sözkonusu değil.
(Serhan Yedig / Hürriyet / Temmuz 2003)

Linkler

Biyografisi

Kişisel web sayfası

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!