Cesaria Evora / Hüzünlü okyanus rüzgarı

0

Atlantik Okyanusu’nun maviliklerinde kaybolan çöl misali 10 küçük adacık son yıllarda Çıplak Ayaklı Diva sayesinde birden şöhrete kavuştu. 47’sinde Cape Verde’de keşfedilen, 53’ünde Fransa’da uluslararası şöhret haline gelen Cesaria Evora’ın sekiz albümü bugüne kadar toplam 4 milyon adet sattı. Beş kez Grammy’ye aday gösterildi. Creole dışında dil bilmeyen, sahneye çıplak ayakla çıkan, Madonna’nın konser teklifini bile reddeden Evora yılın sekiz ayını turnede geçiriyor. Morna ve colodera’lar söylüyor dünyaya. Eski yaşam biçimini ısrarla koruyor, gazetecilerden hiç hoşlanmıyor…

Cesaria Evora

Fransız menajer Jose da Silva, Cape Verde Adaları’ndan Sao Vincente’ye hayatında ilk kez 1987’de ayak bastı. Ziyaret sebebi Lizbon’daki bir restoranda şarkılarını dinlediği 40 yaşlarındaki kadını bulmaktı. Küçük adada aradığını bulması zor olmadı. Silva, “Annesi ve iki kızıyla yıkık bir evde yaşıyordu” diye anlatıyor The Guardian muhabirine şarkıcı Cesaria Evora ile karşılaşmasını: “Evin bir odasına sığınmışlardı. Döşeme tahtasının deliklerinden alt kattaki odayı görmek mümkündü. En kötüsü annesi neredeyse kördü. Ayağa kalktığında her adımına dikkat etmek zorundaydılar. Hiç değilse aç değildiler. Cesaria barlarda şarkı söyleyip yiyeceğe yetecek kadar para kazanıyordu.’
Sao Vincente, Afrika’nın kuzey batısındaki, sahilden yaklaşık 300 kilometre açıktaki 10 adadan biri. Atlas Okyanusunun ortasındaki Sahra Çölü kadar kurak bu adalar yüzyıllar boyunca Afrika’yı yağmalamaya gelen Portekizlilerin üssüydü. Köleleri buradan Amerika’ya gönderdiler. 1975’te ada halkını kaderiyle başbaşa bırakıp Cape Verde’ye bağımsızlığını ihsan ettiler.

8 albümü 4 milyon CD sattı

Portekizlilerden geriye kalan, acı dolu bir tarih, yoksulluk ve adaların toprağına sinen hüzündü. Bir de Cesaria Evora’nın yürek burkan şarkılarında, yani “morna”larda, “coladera”larda acıyı tarif eden özel dil “Creole”yu bıraktılar geride. Afrika dilleriyle Portekizce karışımı bu özel lisan günümüzde Evora’nın konyak ve sigaradan çatallanmış melankolik sesiyle dünyayı dolaşıyor. Toplam satışları 4 milyonu bulan CD’leri girdikleri her mekana hasretleri, insan olmanın acısını, her şeye karşın korunan umudu, yaşama sevincini taşıyor.
Yılın sekiz ayını turnede geçiren Cesaria Evora’nın bir ayağı 1988’den beri Fransa’da. “Bu genci tanımıyorum. Umarım iyi biridir, yoksa bu hayatta yaşayacağım, göreceğim acılar bitmemiş demektir. Olsun, en azından Paris’i görürüm” deyip 47 yaşında, Silva’nın peşine takılan Evora 53 yaşında uluslararası şöhretler arasına katıldı. Şimdi 61 yaşında. Artık herkes onu tanıyor. Madonna nikahında, doğum gününde şarkı söylemesi için yalvarıyor (reddetti), Ricky Martin gece gündüz onu dinlediğini, şarkılarına doyamadığını söylüyor.
Cesaria Evora şöhrete karşın hayatını değiştirmemeye kararlı. Konserler dışındaki zamanını çocukluk yıllarından kalma evin yerine yaptırdığı 10 odalı küçük konağında, dostlarıyla, çocukları ve torunlarıyla geçiriyor. Ve bir kelime olsun Fransızca ya da İngilizce öğrenmiyor. Bu nedenle Evora’yla röportaj yapmak için önce Creole konuşan birilerini bulmak gerek. Sonra “Çıplak Ayaklı Diva”yı ikna etmek. Çünkü röportajlardan fena halde sıkılıyor. En fazla 10 dakika konuşup ortadan kayboluyor. Söyledikleri de çoğunlukla havadan, sudan şeyler. Gerçek duygularını herkesle paylaşmayan, kalbinin kapılarını çok ender açan fanilerden biri Cesaria.

Konuşmak ve anlaşmak zor

Menajerine beş mesaj gönderip cevap alamayınca çaresiz elektronik haber arşivlerini taradık. Son bir yılda Amerika’dan Avustralya’ya onlarca gazetede yayımlanan 147 haber ve röportaja göz attık. İstisnasız her röportajda gazetecinin bilgi alamamaktan yakındığını gördük. Amerika’dan kalkıp Cape Verde’deki evine giden Washington Post muhabiri bile yeterince konuşmayı becerememişti. Her bir röportajda söylediği ikişer cümleyi birleştirip, Cesaria Evora bilmecesini zar zor çözebildik. Daha doğrusu, çözmeyi denedik.
The Times muhabirine geçen nisanda “Hayatım büyük zorluklar içinde geçti. Tüm yaşadıklarımın izlerini şarkılarımda duyabilirsiniz. Geçmişi yaşamıyorum bugün. Ama o acı günler hala hayatımı belirliyor” demiş. Gerisi, yani hayatının ilk yılları Scotsman’dan naklen:
“Şarkı söylemeye nasıl mı başladım, babamın dizinde tabii. Ben hatırlamıyorum, dedem anlattı. Babam keman çalardı. Öldüğünde yedi yaşındaydım. Yedi kardeştik, çok yoksulduk. Beni yetiştirme yurduna verdiler. En çok özgürlüğümün kısıtlanmasına üzüldüm. Bundan çok rahatsız oldum.”
“16 yaşında barlarda profesyonel şarkıcıydım. Başlangıcı tamamen rastlantıydı. Bir çocuk barda gitar çalıyordu, içimden şarkı söylemek geldi. Öyle beğendiler ki çalışmaya başladım. 10 yıl barlarda söyledim, radyo istasyonlarına konuk oldum. Sonra bıraktım.”
Barlar Cesaria Evora’nın konservatuvarı, şan öğretmeni oldu. 1987’de Aktüel’in Caz eki için konuştuğu Mefaret Aktaş’a şunları söylemişti: “En iyi okulu tarif ediyorum size: Gece hayatı, şarkı söylemek, eğlenmek ve içmek. Öğrendiğim ne varsa her şeyi şarkı söylediğim barlarda öğrendim…”
Bir başka röportajda Evora barlarda düzenli ücret alamadığını ama konyağın hep bedava verildiğini anlatıyor. Bu nedenle çok içermiş. Hem konyak, viski hem de günde en az iki paket sigara. “Çok içtim, çok. Hem sigara, hem içki. Belki de sesimin bu kadar özel olmasını buna borçluyum. Artık yaşlandım, sesim de yaşlandı. 1995’te içkiye paydos ettim. Zaafım kalmadı artık.”
Ama sigaraya zaafında azalma yok. Karşılığında çok büyük ödüller teklif edilse bile. Geçen haziranda Washington Post’a anlatmış: “Birkaç yıl önce Silva söz verdi. Sigarayı bırak, sana Mercedes alacağım dedi. Bıraktığımı söyledim, farketmeden içmeye devam ettim. Küba’da konserden sonra beraber restorana gitmiştik. Bütün akşam içmedim. Tuvalete gidince dayanamayıp yaktım bir sigara. Derinlere daldım. Kendime geldiğimde karşımda duruyordu. Aman Tanrım, dedim yüksek sesle. Gitti bizim Mercedes!”

Evlenmemeye yeminli

Portekizliler Cape Verde’yi terkettiğinde 34 yaşındaydı Cesaria. Müşteriler gidince barlarda iş bitti. O güne kadar üç ayrı erkekten üç çocuğu olmuştu. Biri hummaya tutulmuş ve ölmüş, iki kızı hayattaydı. Evini dağıtıp annesinin yanına sığındı. İşler tekrar açılıncaya kadar, yaklaşık 10 yıl şarkı söylemedi.
“Evet aşk şarkıları da söylüyorum bazen. Bu şarkıların benim hayatımla hiç ilgisi yok. Cape Verde’de aşık olup evlenirsen habire çocuk doğurursun. Kocan senden bıkar ve birgün ansızın bırakıverir. İşte o zaman hayatta kalmak, çocuklarını büyütebilmek için başka bir erkek bulmak zorundasın. Bu çok zor bir hayat. Dünyanın her yerinde yaşanmıyor bu. Cape Verde’de ise olağan. Bu yüzden Cape Verdeli kadınlar hep kendileri ve çocukları için büyük mücadele vermek zorunda.”
Cape Verde’nin şarkılarına gelince. New York Times ve Independent On Sunday’e şarkıların bir karışım olduğunu anlatmış: “Limana gelen her teknenin izi vardır müziğimizde. Angola, Portekiz, Brezilya, Karayipler… Her yerden gemiler gelir, geçer. Bize seslerini, melodilerini bırakırlar. Özellikle son 200 yılda çok renklenmiş şarkılar. Blues’a benzetiyorlar. Zencilerin çektiği ıstırabı anlatıyor, hasreti anlatıyor. Bazen benzer enstrümanlar kullanıyoruz. Buna karşın bluesdan çok farklı bir müzik bu…”
“Ben hep aynı şekilde söylerim şarkılarımı. ABD Cumhurbaşkanı önünde, barda bir grup balıkçıya ya da dev bir konser salonunda izleyiciye hep aynı şekilde söylerim: Sanki Sao Vincente’deki bir bardaymış gibiyimdir. Sahnedeyken mutlu ya da üzgün hissetmem kendimi. Şarkılarımı söylerim sadece. Var olduğumu hissederim. Sıradan, basit bir insanım. Beni anlamak zor değil…”
“Evet hüzünlüdür şarkılarım. Morna, Cape Verde’nin geleneksel müziğidir. Aşktan, denizden, memleket ve sevgiliye duyulan hasretlerden, tutkulardan, talihsizliklerden bahseder. Belki biraz dünyaya kara gözlüklerle bakar. Biliyor musunuz, siyah en sevdiğim renktir benim…”
Cesaria Evora dil bilmese, dış dünyayı çok merak etmese de farklı müzikler dinlemeyi seviyor. Amalia Rodriguez’e, Charles Aznavour’a, Edith Piaf’a, Billie Holiday’e bayıldığını söylüyor. 18 yaşındaki torunu sayesinde hip hop’la bile tanışmış: “Bu müzik fena halde kafamı karıştırıyor. Fakat televizyonda dans ederken izlediğimde çok hoşuma gidiyor. Harika hareketler yapıyorlar…”

Ayakları neden çıplak

“Çıplak Ayaklı Diva” meselesine gelince… Biliyorsunuz, Cesaria Evora sahneye hep çıplak ayakla çıkıyor. İki kez geldiği Türkiye’de şarkıları kadar bu özelliğiyle hatırlanıyor. Geçen yıl ayağının lifleri koptu, bir ameliyat geçirdi. Bir süre bandaj çoraplar giymek, ayakkabılarıyla sahneye adım atmak zorunda kaldı. Bandajlar çıkar çıkmaz, ayakkabılarını da fırlattı. Sahneye çıplak ayakla çıkmaya başladı.
Aktüel’in Caz eki için yapılan söyleşide ilk albümü La Diva Aux Pied Noir (Çıplak Ayaklı Diva) hatırlatılıp ismin nedeni sorulunca “Geldiğim yeri unutmamak, unutturmamak için sahneye çıplak ayakla çıkıyorum” demiş.
Haber arşivinde dolaşırken farkettik. Washington Post’ta bu sözünü yalanlamış: “Aç insanlarla, dünyanın fakir halklarıyla dayanışma amacıyla sahneye çıplak ayakla çıktığım söyleniyor. Bu doğru değil. Cape Verde’de herkes böyle dolaşıyor. Ayakkabı giymiyorlar. Annem 86 yaşında. Hala yalınayak dolaşır. Çıplak ayakla dolaşmaya alışmışsan, ayakkabı giydiğinde özgürlüğünün müthiş şekilde kısıtlandığını hissediyorsun.”
Cesaria Evora, İş Sanat’taki konserine ipucu olabilecek bilgiler de vermiş röportajlarda. Repertuarını anlık kararlarla seçtiğini anlatmış. “Sahneye çıktığımda, aklıma ne gelirse, onunla ilgili şarkılar söylüyorum” deyip hemen ardından ekleyivermiş: “Aşk, hatıralar, hayat hikayem. Evet, morna dinlerken de dans edebilirsiniz. Ama oturup dikkatle dinlemeniz daha hayırlı bir iş olur…”
(Serhan Yedig/ İş Müzik, Nisan 2001)

Linkler

Evora ile özel röportaj

Kişisel web sayfası

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!