Neşet Ertaş / Karayürekliler bizleriz: abdal denip insan yerine konulmayan, acı çeken, horlanan, dışlanıp içine kapanlar

0

Neşet Ertaş, 30 yıl sonra İstanbul’daki ilk büyük konserini 30 Temmuz 2000’de Açıkhava Tiyatrosu’nda verdi… “Hapisanelere Güneş Doğmuyor”dan “Neredesin Sen”e kadar yüzlerce türkünün yaratıcısı, her biri acı dolu feryat olan bozlaklarını 25 yıldır sadece Almanya’da söylüyor. Türkiye’de yılda bir kez babası için düzenlenen şenlikte çalıyordu. Yıllar sonra doğduğu topraklara 2000 Yazı’nda üç büyük konser vermek için geldi. Ardından yılda en az bir kez İstanbul’da konser vermeye başladı. İlk konser fırsatını değerlendirip Ertaş’la dün ve bugünü konuşmuştuk.

 

Yıllar önce ‘Kendim Ettim Kendim Buldum’u söylemiştiniz. 63 yaşındaki Neşet Ertaş için hayat hâlâ bir hayal kırıklığı mı?
– Altı yaşında babamla köy köy dolaşıp düğünlerde çalmaya başladık. Abdallara iyi gözle bakmaz, kız vermezlerdi. Bir kıza tutuldum, vermediler. Kerem de oldum, Mecnun da oldum. Daha sonra sevdiğimi düşündüğüm biriyle evlendim. İçimdeki ilk aşk sönmediği için evlilik yürümedi. Bu nedenle, kendim ettim kendim buldum, dedim. Mutluluk aşkına kavuşmaktır, kavuşan mutlu olur sadece. Para, şan, şöhret mutluluk getirmez. Ben gerçek mutluluğu daha görmedim.
Hayat acıyla geçti, çoğu gitti azı kaldı, diyorsunuz. O kadar yılın tecrübesi kalan günleri kıymetlendirmiyor mu?
– Ben hiç okula gidemedim, kitap da okuyamadım. Gençlik yıllarımda bulanık bir dünya içindeydim. Gerçeği net göremiyordum. Olgunluk çağında insan herşeyi daha berrak görmeye başlıyor. Şu anımı, gençlik yıllarına değişmeyecek kadar değerli buluyorum.
Esin kaynağınız babanız Muharrem Ertaş, Anadolu’da gezdiğiniz köyler ve ‘karayürekliler’ olmuş. Kim bu karayürekliler?
– Bizleriz: İtilmiş, horlanmış, dışlanmış, içine kapanmak zorunda kalmışlar… Abdal denip kız verilmeyenler, insan yerine konulmayanlar. Acı çeken, içine attığı için yüreği yananlar.

Peki, acı çektikten sonra mutluluğa kavuşanlar ya da şanslı olup yüreği yanmadan bulanlar?
– Yanan yürekte gül biter mi, bilmiyorum. Diğerlerine gelince. Veysel, ”Anlatmam derdimi dertsiz insana / Dert çekmeyen derdin kıymatını bilemez” der. Acı çekmeden mutluluğu yakalayanlar beni hiç ilgilendirmedi. Dert insana hayatı tanıdır, kendine getirir.

Zeki Müren efkarlanınca

Hayatınız, türküleriniz hakkında rivayet muhtelif. Almanya dönüşünde ehliyetsiz araba kullandığınız için Yugoslavya’da tutuklandığınız, konsolosluk dahil kimse sahip çıkmadığı için üç ay hapiste yattığınız, ünlü ‘Hapisanelere Güneş Doğmuyor’un orada doğduğu söyleniyor. Bir de Yaşar Kemal’ın bir romanını size ‘Bozkırın tezenesine geçmiş olsun’ notuyla gönderdiği. Sonra bu not lakabınız olmuştu. Ne kadar doğru, Yaşar Kemal’le daha sonra karşılaştınız mı?
– 1969’da konser için Almanya’ya davet ettiler. Benim bir Volkswagen’im var. Ehliyetim yok. Davet edenlerden biri direksiyona geçti, üç araba gittik. Stüdyoya sokup plak kaydettiler. Bir de aralarında kavga çıktı. Parayı da alamadan ortada kaldım. Diğer otomobiller dönüşe geçti. Ben de ilk kez direksiyona geçtim. Vitesi kurcalaya kurcalıya buldum. Otobana çıktığımızda rahatladım. Yolda iyice ilerlettim. Ama Yugoslavya’da kaza yaptım. Pasaportum öndeki otomobildeydi. Onlar gitti. Ben kimliksiz olduğum için hapse girdim. Konsosluğu aradım, Türkiye’ye yazdım. İlgilenen olmadı. Bir gün postadan Yaşar Kemal’in romanı çıktı. İçinde de o geçmiş olsun mesajı. Hàlà bilmem kimin gönderdiğini. Zor günümde bana destek olmuştu. Yaşar Kemal’le hiç karşılaşmadım. O deyişi de Ankara’da bir cezaevi konserinde söylemiştim.
Bayram Bilge Tokel’in yazdığı biyografide iki çarpıcı anekdot anlatıyorsunuz. Türkülerinizi radyoda dinleyen bir ihtiyar köylü eşine çörek yaptırıp TRT’nin kapısına gelmiş, saatlerce bekledikten sonra sizi bulmuş. Türküleriniz için teşekkür edip çörekleri vermiş. Bir de Zeki Müren’in Ankara’da bir gazinoya davet ettiğini, sizi dinledikten sonra efkarlanıp ‘Olmaz böyle şey’ diye kafasını duvara vurduğunu öğreniyoruz. Hangisi sizi daha çok etkiledi?
– İhtiyar köylünün o kadar yol aşıp beni görmek için gelmesi, saatlerce beklemesi tabii ki. Kulaktan kalbe yol gider. Can hak olduğu için, doğruyu kabul eder. Özden geldiği, öze gittiği için sazım dinleniyor. Sözüm de dostluk sözü. Yanıklık varsa, o da yüreğimden.
Yıllarca içkili ortamlarda çalıştınız, bu koşullar altında alkolü bırakmak bir mucize.
– İçkili ortamda, içmeden çalınan saz dinleyene sert gelir. Çocukluğumda babamla düğünlerde çalardık. Evin her odasını gezerken bir kadeh içilirdi. Günlerce üst üste uykusuz, yorgun, içerek çalıp söylerdik. Gazino alemine girdiğimde de devam etti. Sabah susuz bir bardak rakıyla başlardım güne. Günlerce devam ederdim, düştüğüm yerde kalırdım. 1976’da parmaklarım tutmaz olunca Almanya’ya gittim tedavi için. İçkiyi bıraktırdılar. Şimdi sadece sigara içiyorum. Onu da çok azalttım.

Toprağına hiç küsmedi

Almanya’ya yerleştikten sonra türküleriniz burada yıllarca söylendi, kuruş telif ödenmedi. Ezgileriniz değiştirilerek, adınız belirtilmeden yorumlandı. Bu vefasızlık sizi doğduğunuz topraklara küstürdü mü?
– Sadece Gülşen Kutlu geldi Almanya’ya izin almak için. Yıllarca havalarımızın içine uydurma söz katıp okudular. Adımızı anmadılar. Ölümümü ilan ettiler. TRT’den, atv’den Rahmetli Neşet Ertaş’ın türküsü diye anons ettiklerini kulağımla duydum. Toprağa küsülmez, ama üstündekilere, toprağı tanımadan tepeleyenlere kırgınım. Kendini bilmeyenin kusuruna bakılmaz derler ya…
Keşke başka bir yerde, başka bir zamanda doğsaydım, dediğiniz mi hiç?
– Allah’tan iyi kimse bilemez nerde doğacağımızı. Beni Türkiye’de dünyaya getirmiş. Avrupa’nın düzen ve disiplin içinde refaha kavuştuğunu yaşayarak gördüm. Dilerim ülkemde de aynısı olur.
Yıllar sonra bugün TRT’nin belgesel yapması, biyografinizin yayımlanması, ezgilerinizden oluşan 12 CD’lik külliyat hazırlanması sizi mutlu ediyor mu, yoksa çok geç mi diyorsunuz?
– Kadirşinaslık görmek insana mutluluk veriyor. Mevsime uygun olsa daha iyi olurdu tabii. Okuyan, araştıran, aydın gençler sayesinde oluyor bunlar. Onlara teşekkür borçluyum.

Türküler saygı ister

Türküler şimdi çok moda. Ama hoyrat, duygusuz ellerde gülün kokusunun kalmadığını söyleyenler de var. Ne dersiniz?
– Türkü yürekten çıkmalı. Duyguyu, aşkı hissetmeyenin yüreğinden türkü çıkmaz. Yürekten gelmeyen yirahtan (uzaktan) gelir. Bu nedenle söz doğru, ortada çok gül var, kokuları yok. Gençlik hareket, coşku, renk istiyor. Bu çok doğal. Türküyü bozmak yerine onları coşkulandıracak oyun havaları çalınabilir. Bunları seçip, gençlere vermek gerekiyor. Böylece türküler bozulmadan, toprak kokusuyla dinleyiciye ulaşır.

“Beni dinleyen gariban, parası kısıtlı insanlar. Bu yüzden konser vermeyi sevmiyorum. Radyoda, TV’de söyleyeyim, biletsiz dinlesinler istiyorum” diyordunuz. Organizatörler, 30 yıl sonra sizi konsere ikna etmekte çok zorlanmış olmalı.
– Bu konserler benim memleketimin toprağına saygımdır. Otuz yıldır Türkiye’de sadece Kırşehir’de babamı anmak için düzenlenen şenlikte konser verdim. Bu kararı almak, bu konserlere ‘evet’ demek kolay olmadı.
Küçük mekanların, sıcak alışverişlerin ozanı olarak tanınıyorsunuz. Beş bin kişiye, Açıkhava Tiyatrosu’nda söyleyecek olmak sizi endişelendirmiyor mu?
– Konser ortamında söylemek, sazın telini takip eden, söylediğinizi hissetmeye çalışan insanlara seslenmek güzel şey. Onlar yeter deyinceye kadar sazımla, sesimle huzurlarında olacağım.
Konserde solo mu çalacaksınız, repertuarda neler olacak?
– Ben hep bağlamamla söyledim. Konsere babamın türküleri, bozlaklarıyla başlayacağım. Sonra kendi acizane duygularımı ifade edeceğim. Aralarında oyun havaları da olacak. Babamın havaları dışında, başka bir ozandan deyiş söylemeyeceğim.
(Serhan Yedig / 30 Temmuz 2000 / Hürriyet)

Linkler

Biyografisi

Sanat bir tapınaktır (Mehmet Şeker’in 2002″deki röportajı)

Adına açılan web sayfası

Albümleri

 

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!