Musa Eroğlu / Klarnetteki zor nağmeleri bağlamayla çalınca lakabım Uçan Parmak oldu

0

Mihriban ve Halil İbrahim’le belleklere kazınan Musa Eroğlu, 50 yıldır halk müziğinin içinde. Sazıyla, yorumlarıyla, besteleriyle daha şimdiden unutulmazlar arasında yerini aldı. Titiz bir derlemeci, radikal bir düzenlemeci aynı zamanda. 1996’da “Halil İbrahim” klibi televizyonlarda dönmeye başladığında kapısını çalan Aktüel muhabiri Murat Tunalı’ya günümüz ozanlarının eleştirel işlevlerini yerine getiremediklerini söylemişti. “Çünkü Dadaloğlu çıksa, sesini halka ulaşmadan keserler. Aydın kesimin konuşmadığı bir toplumda ozanın mesajını  halka ulaştırması mümkün değil” demişti.

 

Musa Eroğlu geniş kitleler tarafından “Mihriban”ın bestecisi olarak tanınıyor. Ama bu türkü nedense korsan olanlar dışında hiçbir kasetinde yer almıyor. Türkü söyleyip köşeyi dönmeyi planlayan her Türk gencinin repertuarına aldığı bu türküye Eroğlu’nun pek önem vermemesi, onun popülarite yerine ciddi çalışmaları tercih ettiğini kanıtlıyor. Sanat hayatını binlerce türkü ve halk müğinde yeni arayışlarla geçirmiş; şöhreti bir gecede yakalayanlardan değil… Musa Eroğlu, başkalarının albümü için de çalışıyor. Özellikle 80’lerin ortasından itibaren Arif Sağ, Yavuz Top ve Muhlis Akarsu‘yla hazırladığı, 1990’ların sonunda yedi kasede ulaşan “Muhabbetler” serisi halk müziği için bir belge niteliğini taşıyor. Türk Halk Müziği’ni evrensel ortama taşımayı misyon edinen Musa Eroğlu’yla “gerçek” ve “popüler” halk müziği üzerine konuştuk.

Titiz bir derlemeci olarak tanınıyorsunuz. Derlemede nelere dikkat edersiniz?

– 25 yıl önceki derlemelerim bugüne göre çok soyut şeylerdi. Bir köye gidip yaşlı birini buluyordum, onun çalıp söylediklerini teybe alıyordum, Daha sonra derlemelerin ancak müzik bölümlerinin beni ilgilendirdiğini fark ettim. Onun ötesinde derlemenin sadece bir kişinin işi olmadığını anladım. Derleme; tarihi, sosyolojik, etimolojik yönleri uzmanlarca değerlendirilmesi gereken bir ekip çalışması olmalıydı. Son 20 yılı baz alırsak, derlediğim parçalan en azından yakınımda sohbetinden faydalanabileceğim uzman arkadaşlarıma danışıyorum.

Derleme yapmak, ezgiyi teybe kaydetmek değildir

Türkülerin tarihsel kökenleri konusunda sağlıklı sonuçlara varabiliyor musunuz?

– Çoğunlukla bu mümkün olmuyor. Çünkü türküyü çalan genellikle türkünün neden yapıldığını, neyi anlattığını bilmiyor. Sözlerde geçen bir tarih ya da yer adı bile yardımcı oluyor. Ama yine de sadece teybe alınıp notaya aktarılan parçaların derleme olarak sunulmasını kabullenemiyorum.

Peki sadece kayıt yoluyla yapılan derlemelerin sizce hiçbir değeri yok mu? Bunlar yapılmamalı mı?

– Tabii ki yapılsın ama türkülerin öyle sözleri var ki. İçindeki bir kelimenin yanlış söylenmesi çok ciddi anlam kaymalarına yol açıyor. Böyle yanlışlara çok fazla rastladığım için rahatsız oluyorum. Özellikle de, küçümsemek için söylemiyorum ama sanatçı demeye dilini varmıyor, türkücüler bu hataya çok sık düşüyor. Benim yaptığını bir türkünün üzerinde oynayabilirler. Bu sonuç olarak kendi yapacakları yorumdur. Ama halkın kültürünü, tarihsel geçmişini yansıtan şiirlerin yalan yanlış söylenmesi, üzerinde oynanması hiç kimsenin haddine değildir.

Mihriban’ı yazan şairin yerinde olmak istemezdim

Kendi türkülerinizin üzerinde oynanmasının önemli olmadığını söylüyorsunuz. “Mihriban” sayesinde üne kavuşan birçok kişinin türküyü deforme etmeleri sizi gerçekten rahatsız etmiyor mu?

–  Müziğin üzerinde yaptıkları çirkin süslemeleri pek önemsemiyorum. Ama “Mihriban”ı yazan şairin yerinde olmak istemezdim. Şiirin içeriğini aklı ermediği için değiştiren türkücülere çok kızıyorum. Eğer anlamıyorlarsa bir telefon açıp sözlerin sahibine danışabilirler. Ama onu bile yapmaya gerek duymuyorlar.

Düzenlemelerinizin sade ve özenli olması dikkati çekiyor. Türküleri düzenlerken ne gibi ölçütler kullanıyorsunuz?

–  Bir kere en doğrusunu yaptığımı iddia etmiyorum. Ancak halk çalgılarının ortak kullanımı konusunda Batı’dan örnek aldığımı söyleyebilirim. Ne zaman bir senfoni dinlesem bizim zengin ritmlerimizin, melodilerimizin boşuna çürüyüp durduklarını düşünüyorum. Halbuki halk motiflerimizin ciddi kompozitörler tarafından ele alınması, dünyayı ayağa kaldıracak yapıtların ortaya çıkmasına yol açabilir.

Geçmişte Türk Beşlisi bu tip çalışmalar yapmıştı ama nedense bu neslin takipçileri çıkmadı.

– Bunda esas etken, devletin belirli bir müzik politikasının olmaması bence… Yoksa çok yetenekli müzisyenler olduğuna eminim.

Türk Müziği konservatuvarı bu konuda çalışma yapmıyor mu?

–  Türk müziği konservatuvarında bir şey öğretildiğini sanmıyorum. Orada yetişenlerin arasında mutlaka çok yeteneklileri vardır. Ama bu meselenin felsefi boyutunun ele alınmadığı bir gerçek. Bunun yerine müziğimizin temelini, felsefi, kültürel boyutlarıyla ek alabilecek bir eğitim kurumuna ihtiyacımız var. Bizim müziğimiz Hindistan’dan İspanya’ya kadar uzanan çok geniş bir tarzın, Asya formunun içinde yer alır. Bu formun içinde beste yapmak çok zor değildir. Çünkü elimizde çok zengin bir materyal var.

Eser hangi sisteme göre yazılırsa yazılsın kullanılan ton evrenseldir

Batı gamlarıyla Türk Müziği gamları arasında aralık farkları var. Batı enstrümanları kullanırken bu zorluğu nasıl aşıyorsunuz?

–  Parça hangi sisteme göre yazılmış olursa olsun kullanılan ton evrenseldir. Bunun dışında bizde kullanılan çeyrek sesler çok önemli değil. Önemli olan ortak bir duyguda birleşebilmek. Öyle olunca Batı enstrümanlarıyla da doğal sesleri yakalayabilirsiniz.

Öğrenci yetiştiriyor musunuz?

–  Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı küçük bir müzik okulum var. Orada senfonik müzik ve halk müziği konularında teorik derslerin yanında gitar ve bağlama dersleri veriyoruz. Çocuklar bu derslerin hepsine giriyor. Bu müzikleri bağdaştırma konusunda fikir ediniyorlar. Bu eğitim onlar için bir basamak oluşturuyor. Amacımız konservatuarlardaki tek taraflılığa düşmemek… Ama asıl gerekli olan halk müziği kompozitörlüğünü inceleyen bir okulun açılması. Bu sadece benim görüşüm değil. Konservatuvarlardaki öğretim görevlileriyle konuştuğum zaman aynı duygulan paylaştığımızı görüyorum.

Geçmişin ozanları eleştirisini topluma                                             hicivle aktaran bir tür tellaldı

En büyük hayaliniz ne?

–  Halk müziğimizde üç dört bölümlük, senfonik özellikler taşıyan semahlar var. İnanın onları çalan dedeleri gördüğüm zaman kendimi profesyonel olarak nitelemekten vazgeçtim. O semahlardan birini iyi bir düzenlemeyle, iyi bir orkestrayla icra edebilmek isterdim.

Sizce toplumu etkileyebilecek güçte ozanlar hâlâ yetişiyor mu yoksa bu gelenek gerçekten can mı çekişiyor?

–  Günümüzde ozanların etkili olamamasının nedeni belli… Ozan dün neydi; toplumda gördüğü eksiklikleri, hicivle topluma anlatan bîr nevi tellaldı. Ancak bugün o işlevi yerine getiremiyor. Meselâ şu anda aramızda Dadaloğlu gibi güçlü bir ozan yaşıyordur. Ama öyle sivri dilli bir ozanın sesini topluma ulaşmadan keserler. Size yaşayan bir ozandan örnek verebilirim:

Bütün evren semah döner/ Aşkından güneşler yanar/ Aslına ermektir hüner/ Beş vakitle avunmayız/ Canan bizim canımızdır/ Teni bizim tenimizdir/ Sevgi bizim dinimizdir/ Başka dini savunmayız.

Ozan bu sözleri nasıl söyleyecek? Asıl söylemesi gereken aydın kesim bu sözleri söyleyemedikten sonra ozanın bunları topluma ulaştırmasına imkan yok.

Siz aynı zamanda “uçan parmak” diye tanınan bir bağlama ustasısınız. Bu lâkabınız nereden geliyor?

– 70’li yıllarda TRT’de mahalli sanatçıydım. Kendi yöremin. Taşeli bölgesinin türkülerini okuyordum. Taşeli’nde bağlama pek yaygın olmadığı için türküler klarnetle çalınır. Klarnetle hızlı kıvrak melodileri çalmak çok kolaydır. Ben o melodileri bağlamayla çalmayı başarınca adım “uçan parmak”a çıktı. Tabii 1984’ten sonra kurduğum okulda bütün öğrencilerime bu tekniği öğrettim. Şimdi Türkiye’de binlerce uçan parmak var.

Bundan sonraki çalışmalarınız ne yönde olacak?

– Şu anda UNESCO için hazırlayacağım, semahlardan oluşan üç CD’lik bir projem var. Ama bu çalışmanın bana bir faydası olacağını sanmıyorum. Bu CD’lerde de yer alacak bir semahın çok seslendirilmiş halini yapmayı düşünüyorum.

(Murat Tunalı / Ocak 1996 / Aktüel)

Linkler

Biyografisi

Kişisel web sayfası

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!