Ulucan Kardeşler / Bir hayal, üç virtüöz

0

1960 ’lı yılların Sofya ’sında, tıp öğrenimi gören Ulucan çifti David Oistrakh, Leonid Kogan gibi kemancıları, Svietoslav Richter gibi piyanistlerin konserlerini kaçırmaz, onları dinlerken hep düş kurardı. Bir gün çocuk sahibi olmak, çocuklarını müzisyen olarak yetiştirmek ve sahnede izledikleri büyük ustalar gibi ayakta alkışlanırken görebilmekti hayalleri. 1989’da İstanbul’a yerleştiklerinde hayallerinden vazgeçmediler. Özcan, Maksim Vengerov’la konser veren bir kemancı, Birsen ise CD’leri yayımlanan bir piyanist oldu. Aynı yoldan yürüyen Ayşen, Almanya’da kemanda virtüözite üzerine yüksek lisansını sürdürüyor. Her üçü de önemli orkestralarla konser veriyor. Oda müziği üçlüsü olarak ilk kez 2008’de sahneye çıkan Ulucan Kardeşler, aynı yıl bir de CD yayımlamıştı. Çarşamba akşamı orkestra eşliğindeki ilk konserlerinde kendilerine ithaf edilen “Oda Konçertosu”nu seslendirecekler.

Necmiye Ulucan, çocuk hastalıkları uzmanıydı. Mehmet Ulucan ise cerrah. Tıp öğrenimlerini tamamladıktan sonra Bulgaristan’ın Deliorman Bölgesi’ndeki Şumen şehrine yerleşen çift müziği eksik olmayan bir ev kurumuştu. İlk kızları Birsen işte bu evde, 1973’te doğdu. Onu üç yıl sonra oğulları Özcan izledi. Ayşen ise 11 yıl sonra dünyaya geldi.
Bir köy öğretmeni olan dedelerinin aldığı piyanonun başına ilk oturan Birsen’di. İlkokula başlamadan, Şumen Müzik Okulu’nun öğrencileri arasına katılmıştı. Özcan ablasına özenip dört yaşında piyanoya otursa da, enstrümanını daha sonra babası seçti. Mehmet Ulucan, tıp fakültesi yıllarında keman almaya karar vermiş, özel ders için başvurduğu öğretmen “iki iş bir arada yürümez” deyince, hevesi kursağında kalmıştı. Hayalini Özcan’ın gerçekleştirmesini arzu ediyordu. Altı yaşından itibaren özel dersler alan Özcan, ablasıyla ilk konserini verdiğinde dokuz yaşındaydı. 10 yaşına geldiğinde ablasının eğitim gördüğü Varna’daki D. Hristov Müzik Okulu’na girdi. 13 yaşında Şumen Filarmoni Orkestrası’yla ilk konserini verdi, 1984’te S. Obretenov Ulusal Keman Yarışması’nda ikincilik, 1987’de Çek Cumhuriyetinde J.Kocian Uluslararası Yarışması’nda birincilik ödülünü kazandı. Birsen ise bir yıl önce Bulgaristan Ulusal Radyo Yarışması’nda icra dalında birinci olmuştu.

Üçlüye çellist geldi

Artık Ulucanlar’ın evinde haftanın en az birkaç günü keman, piyano ikilisinin konseri vardı. Aile üyeleri, komşular, hatta bazen ünlü müzikçiler katılıyordu ev konserlerine. Ayşen doğduğunda, çalacağı enstrüman belliydi. Oda müziği üçlüsünün çellisti olacaktı. Dört yaşında, 1/8’lik kemanıyla müziğe ısınmaya başladığı günlerde, Bulgaristan’da Türk azınlığa yöneltilen baskı yoğunlaştı; 1989’da aile İstanbul’a yerleşti.
Hayatları altüst olmuştu ama Ulucanlar’ın ortak hayali sürüyordu. Mehmet Ulucan, gazetede Almanya’da bir orkestranın baş kemancılığını yaptıktan sonra Türkiye’ye dönen Saim Akçıl’la ilgili övgü dolu değerlendirmeler okumuştu. Oğlunu onun yetiştirmesini istiyordu. Özcan, Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuvarı’nda Akçıl’ın öğrencisi oldu. Birsen ise, İstanbul Üniversitesi Konservatuvarı’nda okudu. İki kardeş 1991’de İtalya’daki Lipizer Keman Yarışması’na katıldığında “En İyi Beethoven Yorumcusu” seçildi.
İki kardeşin sonraki yirmi yılı virtüözite yolunda çalışmakla geçti.

Vengerev’un kanatları altında

Özcan ve Birsen, Bulgaristan’da Rus ekolü ağırlıklı eğitim almıştı. Türkiye’de Alman, Fransız ekolünden gelen hocalarla çalıştılar. 1993’te yüksek lisans için Londra’daki Guildhall Müzik Akademisi’ne gittiklerinde, otantik icra ve İngilizlerin eserlere objektif yaklaşımı savunan üsluplarıyla tanıştılar. Bu deneyimin ardından Özcan, Hacettepe Üniversitesi’nde ünlü kemancı Viktor Pikayzen’in yüksek lisans sınıfına katıldı. Saarland Müzik Akademisi’nde Joshua Epstein’ın solistlik sınıfı öğrencisi oldu.
İki kardeşin yolları 1999’da Almanya’da, Saarland Müzik Akademisi’nde kesişti. Kemanın süperstarlarından Maksim Vengerov, Özcan’ın yaşam öyküsünden, üslubundan etkilenmiş ona eğitim verdiği kurumda asistanlık teklif etmişti. Aynı zamanda viyola çalmaya teşvik etmiş, hocalığını üstlenmişti. Birsen ise Vengererov’un sınıflarının piyanisti olmuştu. Her ikisi de solistlik kariyerini sürdürüyordu. İDSO, CSO gibi Türkiye’nin önde gelen orkestralarıyla konserler veriyor, müzik eleştirmenlerinden övgü alıyorlardı.
“Karşılaşmamız tesadüf değil, sen de benim gibi göçmen ruhlu bir müzikçisin” diyen Vengerov, 2002-2005 arasında Londra’daki Royal Albert Hall, Amsterdam’daki Concertgebouw dahil Avrupa’nın pek çok önemli konser salonunda Özcan’la birlikte konserler verdi. İkili 2004’te Edison Ödülleri töreninde birlikte sahneye çıktı. Orkestrayı müziğin efsanevi isimlerinden Mstislav Rostropoviç yönetiyordu…

Ayşen de kemanı seçti

Mehmet Ulucan’ın çellist olmasını istediği kızı Ayşen, kemanı seçti. Bir yandan ortaöğrenimini tamamlarken, diğer yandan İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda yarım zamanlı öğrenciydi. Venyamin Varşavski, Cihat Aşkın ve Burova’dan ders aldı. 1998’de Bilkent Ulusal Keman Yarışması’nda finale kalması, Ayla Erduran’ın özel ödülünü vermesi, hatta bir mektupla kendisini kutlamasından aldığı güçle konservatuvardan mezun oldu. 2004’te Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili Edebiyatı Bölümü’nde eğitime başladığı günlerde tamamen müziğe yönelmeye karar verip, Almanya’nın yolunu tuttu. Freiburg Müzik Akademisi’nde Çaykovski Yarışması birincilerinden Latica Rosenberg ve uzun yıllar Berlin Filarmoni’nin başkemancılığını üstlenen Rainer Kussmaul’un öğrencisi oldu. Bir yandan da Freiburg Operası’nın keman grubuna girdi. 1,5 yıl burada görev yaptıktan sonra şimdi SWR Senfoni Orkestrası’nda stajyer kemancı statüsünde çalıyor.
2008’de Baden Baden Filarmoni Orkestrası eşliğinde Mozart’ın konçertosunu yorumlayan Ayşen Ulucan, okulda iki Fransız arkadaşıyla kurduğu Babil Trio’yla da Fransa’da konserler verdi. Şu anda repertuvarında Mozart, Sibelius, Simanovski, Brahms, Çaykovki dahil 13 konçerto yer alıyor. Hedefi bu eserlerin sayısını artırmak. Temmuzda yüksek lisansını bitirince şan eğitimine yönelecek. Bu sayede kemana farklı açıdan bakabileceğini, şarkı söyler gibi rahat çalacağını söylüyor. Bu arada konserlerini sürdürüyor. Önümüzdeki günlerde Brezilya’da Bela Horizonte Senfoni Orkestrası eşliğinde Schumann’ın keman konçertosunu seslendirecek.
Ayşen Ulucan’ın şimdi hedefi beş yılda bir yapılan iki önemli yarışmada dereceye girmek: Maksim Vengerov’a şöhretin kapılarını açan Wieniawski Yarışması ve Çaykovski Yarışması. Her ikisine de başvurdu, haber bekliyor.

Ayrı yolların yolcuları

Türkiye’ye döndükten sonra, 2006’ya kadar İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda görev yapan Birsen Ulucan, akademik dünyanın kendisine göre olmadığına karar verip bağımsız çalışmayı seçti. Maksim Vengerov’dan esinlenerek özel bir sınıf oluşturdu. Konservatuvarlara girişte kulak sınavında birçok yetenekli gencin elendiğini, bu sınava tabi tutulmayanların da  iyi müzikçi olabileceğini kanıtlamaya çalışıyor. Bu amaçla 6-12 yaş arasındaki çocuklardan bir sınıf oluşturdu. Yılda dört kez, “Sıcak Çikolata” başlığı altında konser veriyorlar. Bu arada ilk albümü “Masallar, Rüyalar, Fısıltılar”ı kaydetti. CD’si geçen ay Lila Müzik’dan piyasaya çıktı.
Özcan Ulucan ise konserlerin yanı sıra akademisyenliğe yönelmeye karar verdi. İTÜ Türk Müziği Konservatuvarı’nda keman dersleri veriyor. Önümüzdeki günlerde MSÜ Devlet Konservatuvarı’nda doçentlik çalışmalarına başlamayı planlıyor. Bir yandan da klasik ve cazda doğaçlama ağırlıklı çalışmalar yapmayı planlıyor. Almanya ve İngiltere’de doğaçlama dersleri alan Ulucan, Klasik Batı Müziği’nin içinde bulunduğu çıkmazdan geçmişteki geleneklere dönerek çıkabileceğini savunuyor: “Mozart, Beethoven doğaçlama ustasıydı. Konserlerde doğaçlama yapabiliyorlardı. Şimdi solistler müzik endüstrisinin dayatmasıyla, tek enstrüman, sınırlı repertuvara zorlanıyor, emprovizasyona girmeleri, bestecilik yapmaları istenmiyor. Bence geçmişin geleneklerine dönerek müziğe yeniden heyecan, enerji aşılanmalı.”
Ulucan’ın konçerto repertuvarında Mozart, Bach, Brahms, Şostakoviç, Sibelius, Mendelsohnn, Paganini başta olmak üzere 20’ye yakın konçerto bulunuyor. En çok Brahms, Sibelius, Şostakoviç’in konçertolarının onu heyecanlandırdığını söylüyor. Bir süredir konçertolara kendi kadanslarıyla enerji katmanın yollarını arıyor. Mozart’ın 4’üncü, Paganini’nin 2’inci konçertolarını kendi kadanslarıyla çalıyor. Sahnede, anlık duyguları yansıtacak kadanslar çalabilmeyi hayal ediyor. Bir yandan da Neşet Ruacan gibi usta cazcılarla emprovizasyona dayalı çalışmalar yapıyor. Ayrıca, ilk albümünü kaydetmeye hazırlıyor. Muhtemelen ilk albümünde Bartok, Saygun, Ysaye gibi bestecilerin solo keman için yazdığı eserleri seslendirecek.

Müzik akşamları evden sahneye taşındı

Ulucan üçlüsü, evde birlikte müzik yapma alışkanlığını ilk kez 1997 Nisanı’nda sahneye taşımıştı. Yeğenleri, kemancı Sevil Ulucan’la İstanbul Avusturya Kültür Ofisi’nde verdikleri konser onlar için bir başlangıç oldu. 2009’da “Bir Ağaç Gibi” adlı ilk albümleri yayımlandı. Bu albümde Schubert, Liszt’in eserlerinin yanı sıra İnci Yakar ve genç kuşağın adından çok söz edilen bestecilerinden Zeynep Gedizlioğlu’nun kendileri için yazdığı eserlere yer verdiler. Aynı yıl “Sözsüz Şarkılar” başlığıyla İstanbul’da konserler verdiler. Üçlü bu yıl şubatın ilk günlerinde İstanbul’daki Aksanat’ta “Fantasia” başlıklı programla sahneye çıktı.
Birsen ve Özcan Ulucan ikilisi ise resitallerin yanı sıra birlikte orkestra eşliğinde yurtiçi ve yurtdışında pek çok konser verdi. Hatta, gelecek çarşamba CRR’de Franz Liszt Oda Orkestrası eşliğinde seslendirecekleri Ernest Chausson’un keman, piyano ve yaylılar için yazdığı konçertosunu Eskişehir, Londra ve Edinburgh’ta yorumladılar. Fakat Ulucan üçlüsü daha önce orkestra eşliğinde hiç konser vermemişti.
Ulucan Kardeşler’e çarşamba akşamı ilk üçlü sınavlarında Franz Liszt Oda Orkestrası eşlik edecek. Budapeşte’deki Franz Liszt Akademisi’nin mezunlarınca kurulan 47 yıllık orkestra geçmişte Rostropoviç, Andras Schiff gibi pek çok ünlü soliste eşlik etmişti. Konserde Chousson’un konçertosunun yanı sıra Evrim Demirel’in Ulucanlar için yazdığı “Oda Konçertosu”nun prömiyeri yapılacak. Program Bartok’un “Dimertimento”suyla noktalanacak.
(Serhan Yedig / 12 Şubat 2011 / Hürriyet)

AYŞEN ULUCAN (keman)
Kişiliklerimiz farklı

Aynı evde yetişmemize karşın farklı kişiliklere sahip üç kardeşiz. Ablam ve ağabeyim romantiktir, ben daha gerçekçiyim. Ağabeyim sosyaldir, biz ablamla daha içe dönük kişiliğe sahibiz. Ablamın aksine ben iyimserim, bu açıdan anneme benzerim. Ortak yönlerimiz ise mizah duygumuz, hümanist tarafımız, aynı şiirlerden, şarkılardan heyecanlanmamız. Müzikte, icra yaklaşımızda farklı renkler öne çıkar. Ben romantik dönem bestecilerini çok severim. Özellikle Brahms, lied’leriyle Schumann’ı. Maksim Vengerov, David Oistrakh, Augistin Dumay gibi kemancılardan etkilenirim. Rus ekolü bana yakın gelir. Çağdaş müziğe, SWR Senfoni’de çalışırken ısındım. Çağdaş genç bestecilerin bizim için yazdıkları eserler sayesinde bu ilgim arttı. Uğraş Durmuş, Zeynep Gedizlioğlu, Isang Yun’dan sonra, şimdi Evrim Demirel’in eserini seslendireceğiz. Demirel’in eserlerini internette dinledim, mistik yönü beni etkilemişti. Provalarda caz duygusunun, sürprizlerin ağır bastığını gördüm.

BİRSEN ULUCAN (piyano)
Türk bestecilerin eserlerini seslendireceğiz

Londra’da Guildhall’da okurken, hocalarım “kendi müziğinizi araştırın, bestecilere sipariş verin” derdi. Türkiye’ye dönüşte, konser salonlarının programlarında Türk bestecilerin eserlerine yervermekten kaçındığını, hatta bazılarının açıkça reddettiğini gördüm. Piyano, viyola, keman üçüsü de çok farklı bir tını olmasına rağmen rağbet görmüyordu. Buna rağmen biz üçlümüzü sürdürmeye, Türk bestecilerinin eserlerini seslendirmeye kararlıyız. Bekova Kardeşler bu açıdan bize örnek oluyor. Gelecekte Türk bestecilerinin eserlerini orkestra eşliğinde kaydetmeyi planlıyoruz. CRR’deki konser bu açıdan ilk adımımız. Program farklı dönemlerden seçildi. Açılışta Chausson’un romantik yönü baskın, ilham veren, hayal gücünü kışkırtan ikili konçertosunu seslendireceğiz. Bu eserde piyanoya ağırlık verilmiş, fakat ana şarkıyı keman söylüyor. Piyanonun kemanı bastırmadan kendi şarkısını söylemesi gerekiyor, bu ciddi bir zorluk. Üçlü seslendireceğimiz “Oda Konçertosu”nu Evrim Demirel’e beş ay önce sipariş vermiştik. Aralık sonunda iki haftada yazıldı. Çok romantik bir eserden sonra, duygusallık içermeyen, sade, perküsif etkileri olan bu eseri seslendireceğiz.

ÖZCAN ULUCAN (keman, viyola)
Repertuvarın genişlemesini istiyoruz

Keman, viyola ve piyano için yazılan eser sayısı ne yazık ki çok kısıtlı. Şu ana kadar bulabildiğimiz eserlerin sayısı 10’u geçmiyor. Çağdaş bestecilere eser siparişi verip, bu alandaki repertuvarın genişlemesini arzu ediyoruz. Zeynep Gedizlioğlu’nun Akdeniz’i başlangıç olmuştu. Birsen’in yeni albümünde eserlerini seslendirdiği Evrim Demirel’den üçlü için bir eser talep etmiştik. Caz ruhuna sahip, sürprizlerle dolu “Orkestra Konçertosu”nu besteledi. 13 dakikalık eserde halk müziğinin yanı sıra makamsal ögeler de kullanılıyor. Bu eserin icrası üçlümüzü pekiştirecek, belki de yeni bir albümün başlangıcı olacak.

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!