Cecilia Bartoli / Her akşam sahnede gerçek insan olmanın erdemini ve hayatın opera olmadığını öğreniyorum

0

Mezzo soprano Cecilia Bartoli, Pavarotti’den sonra İtalya’dan yetişen en ünlü ses. 1999’da arşivlerden çıkardığı unutulmuş Vivaldi aryalarıyla kaydettiği CD’si tüm dünyada 500 bin sattı. Ardından Gluck’un kastratolar için yazdığı aryalardan oluşan “Dreams and Fables” albümü Top 10 listelerine girdi, satışı yüzbinlere ulaştı. Grammy ve Gramophone ödülleri kazandı. 2003’de İstanbul Müzik Festivali’ne gelmiş, piyanist Angelo Errico eşliğinde konser vermişti. Bariton sevgilisi Oliver Widmer’la birkaç düet de yapmıştı. Konser öncesinde sanatçıyı Zürih’teki evinden aradık. Ses, seks, yemekler ve sonbaharda müzik dünyasını sarsmaya hazırlandığı Salieri projesi üzerine kahkahalarla dolu bir söyleşi yaptık. Bartoli, konser için geldiği İstanbul’u o kadar sevdi ki, 2006’da İKSV’den davet aldığında hemen kabul etti, festivalde üç konser vermek üzere bir kez daha geldi.

Festival yöneticileri iki aydır yürekleri ağızlarında sizi İstanbul’a getirecek gemi seferinin kesinleşmesini bekliyor. Neden uçağa binmiyorsunuz?
– Gemiyle yolculuk yapmak çok daha eğlenceli çünkü. İtalya’dan vapura bineceğim, Akdeniz’de güzel bir yolculuk yapacağım. Uçaktan çok daha uygar ve kolay. Yolculuk bir öğrenme fırsatı. Avrupa’da trenle yolculuk yaparım. Gerektiğinde uçağa da biniyorum. Ama ben eski moda bir insanım. Geçmişin büyük solistleri de konsere vapurla, trenle gidermiş. Hepsinin sahne yaşamı uzun sürmüş. Uçağın havalandırmayla nemi azaltılmış ortamında seyahat etmek sese yapılabilecek en kötü şey. Ayrıca vücutta ciddi gerilim yaratıyor.
Klimaya yaklaşmama ve 1 milyon dolar teklif edilse bile stadyumda konser vermemenin dışında “kesinlikle yapmam” dediğiniz neler var?
-Müziği doğru ortamlarda paylaşmak isterim. Stadyumda mikrofon lazım. Ses sıradışı bir enstrüman, en doğal haliyle dinlenmeli. Dev hoparlörler insani boyutu yok ediyor. Bunu Pavarotti’nin stadyum konserlerinde görmüştüm. İlkelerime gelince: Konserden önceki gün dinlenirim, az konuşurum.
Günde kaç saat prova yapar, sesinizi nasıl korursunuz?
-Muhafızla koruyorum!.. Sigara içenlerden, cereyandan, klimadan uzak dururum. Sesi vücudun herhangi bir parçası gibi düşünmek lazım. Paranoyaya dönüşmemeli. Gereken saygıyı gösterirsen sesini uzun yıllar korursun.
Şarkı söylemeyi usta çırak ilişkisiyle annenizden öğrenmeniz size konservatuvar yıllarında ve sahnede ne kazandırdı, ne kaybettirdi?
-Çok şey kazandırdı. Konservatuvarda şan dersimiz sadece iki saatti! Çok şeyi evde annemden öğrendim. Tabii annenin öğretmenlik yapması zor. Ama 15 yıldır şarkı söylüyorum. Demek ki bu tekniğe çok şey borçluyum.
1990’ların başında dünya sahnelerinde birden parladığınızda eleştirmenler sesinizi büyüleyici, çok esnek fakat zayıf buluyordu. Bu sorunu ne kadar zamanda aştınız?
-15 yılımı aldı! (Kahkahalar) Hiç, hiç durmadan çalışıyorum. Sesin atletik yönü böyle gelişiyor. Özgüven kazandıran ise birlikte çalışılan ustalar. Barenboim ‘le çalışma fırsatını yakaladım. 21 yaşındaydım. Üç Mozart operası birden sahneledik. Daha sonra Boulez, Karajan gibi öğretmeyi seven büyük sanatçılarla çalıştım.
18. yy dönemine yürekten bağlı olduğunuzu söylüyor, kastrato repertuvarı üzerine çalışıyorsunuz. Sizce bu iki gelenek neden önemli?
-Şarkıcı aynı zamanda aktör. Bu yönünü ortaya çıkarabilmesi için çok kaliteli şiir gerek. 18 yy.’da müzik metinle özdeşleşiyor, şiirsellik ön plana çıkıyor. Kastrato geleneği ise büyüleyici. Sesim de koyu tonda olmakla birlikte oldukça esnek. Kastrato repertuvarı çoğu kez sesim için soprano repertuvarından daha uygun. Kastratoların geniş bir skalası var: Altodan sopranoya uzanıyor. Çok sıradışı şeyler yapmak gerekebiliyor. Büyüleyici ve çok riskli.
The Guardian’daki konser eleştirisinde kastrato repertuvarının sesinizi daralttığı yazılmıştı. Rus ruleti oynamaya devam edecek misiniz?
-(Gülüyor) Neyse ki Londra’daki tek gazete The Guardian değil! Besteci ne yazmışsa ben onu söylüyorum. O resitalde Gluck seslendirdim. Anlaşılan bu gazeteci Gluck’u sevmiyor. Öyleyse konserime gelmek zorunda değil. Şarkı söylemek yaşamak gibi riskli. Ama müziğe enerji veren de risk.

Salieri’de keşfedecek çok şey var

Vivaldi ve Gluck’un ardından arşivlerden hangi bestecinin unutulan eserlerini çıkaracaksınız?
-Gerçekten beni çok heyecanlandıran bir projede sıra: Salieri….
Kötü şöhreti sizi korkutmuyor mu?
-Kesinlikle hayır. Bu müthiş bestecinin eserlerinde keşfedilecek çok şey var. Ama bu keşiflerden hiçbiri Mozart’la ilgili değil! (Salieri’nin kıskançlıktan Mozart’ı zehirlediği yolundaki söylentilere değiniyor.) Bence 18.yy’ın en büyük bestecilerinden biri. İtalya’da doğup Viyana’ya gitmiş, saray bestecisi olmuş. Age of Enlightment Orkestrası ile Salieri’nin eserlerini kaydettik, ekimde piyasaya çıkacak. Sonra turneye çıkacağız.
Canlandırdığınız opera kahramanları hayatınızda iz bırakır mı?
– Haydn, Mozart operaları, Fiordiligi, Elvira gibi roller beni ruhsal açıdan da etkiledi. Her akşam sahnede gerçek insan olmanın erdemini öğreniyorsunuz, bu arada gerçek hayatın bir opera olmadığını da! Yoksa özel hayatınız felaketler zinciri haline gelebilir…
Yılın yarısını kendinize ayırmayı hayal ediyordunuz. Başarabildiniz mi? 4 Haziran’da 37’ye giriyorsunuz, 40’ın eşiğinde radikal kararlar almayı düşünüyor musunuz, mesela leyleğin kapınızı çalmasını ister misiniz?
-Anne olmaya karar verdiğimde 40 yaşına kadar beklemem! Eğer olursa dünyanın en mutlu insanları arasına girerim. Çocuk kadın için en büyük armağan. Vücudumun hazır olduğunu söyleyebilirim. Bu açıdan herhangi bir problem yok yani. Tersine istek var…

Niye birlikte söylemeyelim?

İstanbul’daki konser repertuvarını nasıl oluşturdunuz?
– Yıllardır eserlerini seslendirdiğim büyük ustalardan oluşuyor repertuvar. Rossini, Bellini, Mozart gibi. Bununla birlikte Fransa, İspanya’dan eserler olacak. Resitale konuk olarak katılacak Bay Oliver Widmer ile Rossini ve Mozart’tan iki düet söyleyeceğiz.
Herhalde o akşam aşk perileri de sahnede olacak. New York Times’ta hayatınızı Bay Oliver’la paylaştığınızı okumuştum. Daha önce birlikte resital vermiş miydiniz?
-Avrupa’daki resitallerimiz için bir program hazırlamıştık. Madem çeşitliliği olan bir program sunmak istiyorum, İstanbul’a birlikte geliyoruz, birlikte tatil de yapacağız, öyleyse neden birlikte birkaç eser söylemeyelim? Neden bu mutluluğu paylaşmayalım?
Çok şanslıyız doğrusu. Aşk insanın sesini parlatır, derler…
– Birlikte çok seyrek resital veriyoruz. Bu açıdan şans denebilir. Fakat resitali ben vereceğim, Oliver Widmer sadece konuk olacak. Dinleyiciye çağlar ve besteciler arasında müzikal bir yolculuk sunacağım…

Yemek seks kadar haz verir

Şiirleri Vivaldi ve Gluck tarafından bestelenen P. Metastasio’yu severmişsiniz. Diğer sanat dallarıyla ilgileniyor musunuz?
-Bir kadınla konuşuyorsunuz, tabii tüm sanatlar ilgimi çekiyor! Bence, şiir müzik demektir. Çağdaş İtalyan yazarlarını, mesela Mario Rigoni Sterna’yı ilgiyle okuyorum. Klasik resmi seviyorum. Caravaccio, Guardi, Santoretto’nun resimlerini mesela. Bellini’nin heykellerini… Ama diğer sanat dallarında yetenekli olduğum söylenemez!
Olsun, yemek pişirmek de bir sanattır. “Yemek pişirmek seks kadar haz veriyor bana”, demişsiniz. En iddialı olduğunuz yemeği sorsam…
– (Kahkahalar) O sözü 23 yaşında söylemiştim. Herhalde çok toydum ve cinsellik konusunda pek fazla şey bilmiyordum. Öğrendikçe, seks ve yemek pişirmenin hazzı konusunda çok şey keşfettim! Mutfakta tercihim sebze yemekleri. Ve tabii makarna. Akdeniz mutfağının malzemelerini çok seviyorum. Balığı mümkün olduğunca sade pişiririm.

Konserden önce çikolata yemem

Elinizi sürmediğiniz, mutfağınıza sokmadığınız malzeme var mı?
– Konserden önce kesinlikle çikolata yememem gerektiğini biliyorum. Tabii bu konserden sonra yememem gerektiği anlamına gelmiyor! Bunun dışında her şeyi yerim. Önemli olan nasıl pişirildiği, lezzeti.
Madem söz makarnadan açıldı, spagettinin haşlandığı suyu dökmeyi cinayet kabul edenlerden misiniz? Geçenlerde İtalyan bir köşe yazarımız, spagetti piştiğinde suyunun buharlaşması gerektiğini yazmıştı.
-Makarna pişirmek çok kolay. İyi pişirmek istiyorsanız büyük bir kap alın, ağzına kadar su doldurun. Kaynayınca makarnaları alın. Pişince, suyu dökmeyip ne yapacaksınız ki? Önemli olan makarnanın kıvamında pişirilmesi ve daha sonra güzel bir sosla servis yapılmasıdır. Söylediğinizi hiç duymamıştım… En azından Sicilya’da böyle bir yöntem yok!
(Serhan Yedig / 21 Haziran 2003, Hürriyet)

Linkler

Cecilia Bartoli’nin biyografisi

Cecilia Bartoli’nin web sayfası

Cecilia Bartoli’nin Facebook hesabı

 

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!