Gerard Lesne / Artık operalarda alto rolü erkeğin seslendirmesi tuhaf karşılanmıyor

0

Fransız kontralto Gerard Lesne caz, chanson ve rock söyleyerek müziğe başlamıştı. Rene Clemencic’le karşılaşması hayatını değiştirdi. Sesini Ortaçağ müziğine adadı. Il Seminario Musicale’yi kurup dini müzik repertuarını araştırmaya yöneldi. Lesne’yi 2013’teki konser turnesinin dönüşünde Paris’teki evinden arayıp nadide sesini konuştuk. Bu arada elektronik müzikle ilgilendiğini, CD yayımlamaya hazırlandığını öğrendik.

Müziğe caz ve rock söyleyerek başlamışsınız, daha sonra klasiğe ve Barok repertuara nasıl geçtiniz?

– Oralardan buralara gelişim on yıldan fazla zaman aldı. 15 yaşında klasik müzikle kesinlikle ilgilenmiyordum. Chanson’lar söylüyordum. Cazla, emprovize müzikle ilgileniyordum. Barok uzmanlarından Rene Clemencic sayesinde klasikle tanıştım. Önce Ortaçağ, Rönesans ardından Barok Dönem repertuarını çalışmaya başladık. Clemencic sayesinde, zamanla bu işte ustalaştım. Daha sonra William Christie’yle tanıştım. Birlikte Avusturya’da birçok konser verdik. İkisiyle, Barok repertuardan oluşan 20’nin üzerinde albüm kaydettik.

Popüler müzikle aranız nasıl, arada bir eğlenmek için chanson ya da caz söylüyor musunuz?

– Hayır, söylemiyorum. Bunun yerine elektronik müzikle ilgileniyorum. Hatta bir albüm yayımlamaya hazırlıyorum.

Alto ses için yazılmış elekronik eser sayısı az olmalı. Yorumlayacak eser bulmakta zorlanmıyor musunuz?

– Kendim besteliyorum. Elektronik müziğin en güzel yanı, tek başına ve çok hızlı çalışma olanağı sunması. Boş zamanlarımın büyük bölümünü elektronik müzik çalışmalarıyla geçiriyorum. Enerjimin yaklaşık yüzde 50’sini bu işe harcadığımı söyleyebilirim. Geleceğin müzik mirasına bir yatırım gibi görüyorum bu işi. Yani, bir önceki sorunuza dönersek, popüler müzikten aslında çok uzaklaşmadım.

Uzmanlık alanı Barok Çağ

Geniş bir repertuarınız var; Rönesans’tan Klasik Dönem’in başına kadar uzanıyor. Geniş yelpazede çalışmayı sürdürecek misiniz; belli bir dönemde ya da bestecide odaklanmayı düşünüyor musunuz?

– Artık Rönesans repertuarı söylemiyorum. Eskiden Rene Clemencic ve Ensemble Jannequin ile Rönesans müziği söyledim. Il Seminario Musicale ile birlikte söylediğimiz repertuar 200 yıllık süreci içeriyor. 17. yy’ın başından başlıyor. 1750’nin sonuna kadar süren Barok Dönem repertuarını söylüyoruz.

Kontralto repertuarı altın çağını Handel, Vivaldi döneminde yaşamıştı. Sonra uzun süre unutuldu. Sizce 20.yy’ın sonunda neden ve nasıl yeniden popüler oldu?

– Söylediğiniz dönemde sadece İtalya’da altın çağını yaşamıştı. Çünkü Fransa’da kastratolar yasaktı. İzin verilmiyordu. Ben iki repertuar söylüyorum. Biri Fransız repertuarı: Bu kastrato sesi için değil, haut-contre denilen farklı bir ses genişliği için yazılıyor. Bu sesi “altoya çok yakın, ince tenor” şeklinde tanımlayabiliriz. Kontralto ses yüksekliğine yakın sayılır. İstanbul’daki resitalin programı İtalyan repertuarından, dolayısıyla tamamen kontralto ses için yazılan eserlerden oluşacak.

Farinelli’nin sesiyle yarışılmaz

Barok operalara ilgi hızla artıyor, sizce neden?

– Aslında bu 40 yıllık bir çabanın sonucu. Alfred Beller erkek alto sesini ilk tanıtan ve popüler hale getiren kişidir. Ben bu geleneği devam ettiriyorum. Bugün artık bir opera prodüksiyonunda alto rolün erkek tarafından seslendirilmesi tuhaf karşılanmıyor. Böylelikle maçın birinci yarısını biz kazanmış olduk. Bundan sonrası biz erkeklerin güvenilirliğini yitirmemesine bağlı. Bu rolleri en az kadınlar kadar iyi söyleyebildiğimizi göstermemiz gerekiyor. Erkek altonun eğitimi ile bir kadın altonun eğitimi arasında fark yok. İkisi de aynı yöntemlerle yetişiyor. Teknik de aynı, biz de sesleri soprano olan hocalarla çalıştık. Benim ilgi alanım kontralto repertuarı. Kastrato repertuarı değil. Kastratolarda kadın sesinin tüm ses renklerini bulabilirsiniz. Mesela kolatatür, soprano, mezzo soprano ve alto kastratolar vardır. Benim sesim tam bir kontralto olduğu için, ses yüksekliğim de belli. Dolayısıyla Farinelli’nin söylediği soprano repertuara kesinlikle girmiyorum. Farinelli son derece geniş ses açıklığı olan bir şarkıcıydı. İncelerde ve kalınlarda müthiş genişliğe sahipti.

İstanbul’da daha önce konser verdiniz mi?

– Çok uzun yıllar önce gelmiştim. Fransız yaylı çalgılar orkestrasıyla konser vermiştik. Repertuar, Fransız saray müzikleri ve aynı dönemin İtalyan eserlerinden oluşuyordu.

İstanbul’da konser veren Üç Kontrtenor arasında yer almamış mıydınız?

– Hayır, aralarında ben yoktum. Yanlış hatırlamıyorsam, Pascal Bertain ve Andreas Scholl’ün projesiydi. O dönemde Harmonia Mundi’den bir albüm yayımlamışlardı, tanıtım konserleri yapıyorlardı. Bu üç tenor dönemine denk düşüyor.

Üç alto, üç kontralto, üç tenor gibi konserler hakkında ne düşünüyorsunuz?

– Tabii ki üç kontrtenorun başarısı üç tenorunkiyle karşılaştırılamaz. Çok daha az yankı uyandırdı, diğeriyle aynı kulvarda bile koşamazlar. Günümüzde klasik müzik hızla kötüye gidiyor. 1990’ların başında tüm CD satışları içinde klasiklerin oranı yüzde 15 civarındaydı. Şimdi yüzde 5. On senede klasik müzik, dinleyecilerinin üçte ikisini kaybetti. Öyle hızlı düşüyor ki yakında dibi bulacak. Caz, pop, etnik müziğe uzanan arayışlar bu gidişi durdurmaya çalışıyor. Plak firmalarının satışlarını artırma çabasını normal karşılıyorum. Eğer çabaları klasiği sevdirmeye yararsa gayet iyi, yoksa durum kötü.

Pekiyi, siz de grubunuzla bu modaya uymayı düşünüyor musunuz?

– Hayır, kesinlikle hayır! Ben ya Barok müzik yapıyorum ya da elektronik müzik. Kız kardeşimin bir grubu var. Onlarla Ortaçağ müziği söylüyorum. Barok repertuarla cazı, etnik müziği karıştırmayı düşünmüyorum… Bu tür deneyler ilgimi çekmiyor.

France Telecom gruba sponsor

İl Seminario Musicale nasıl kuruldu?

– Tamamen şans eseri kuruldu. 1985’te küçük bir plak şirketi solo albüm yapmamı teklif etti. Repertuara Vivaldi kantatlarını seçtim. Bir ekip oluşturdum. CD’ye yazacak isim bulmamız gerekiyordu, İl Seminario Musicale dedik. Vivaldi uzun süre bir eğitim kurumunun yöneticisiydi. Bu fikirden yola çıkıp eğitim içeriğini yansıtacak bir isim seçtik. Tabii ki Vivaldi’nin ders verdiği yerin adı bu değildi… CD Fransa’da çok satıldı. Klasik müziğin altın dönemleriydi o günler. 1990 yılına kadar bu grupla çok fazla konser vermedik. Çünkü çok meşguldüm. Yurtdışında konserlerdeydim sürekli. 1990’da grupla Vivaldi’nin eserlerinden oluşan “Stabat Mater” CD’sini yayımladık. Fransa’nın en büyük sponsoru France Telecom’un desteğiyle yıllık konser sayımız beşten 50’ye çıktı. Tüm zamanımı gruba vermeye başladım. İşler yolunda gitti. Tamamen şans eseri kurulan toplulukla söylemek istediğim eserlerin hepsini yorumladım. Gayet iyi oldu…

İl Seminario Musicale’nin repertuarını hangi yaklaşımla oluşturuyorsunuz?

– İlk anda algılanan grubun repertuarının operaların konser versiyonlarından oluştuğu. Oysa daha çok oratoryo tarzında, kilise için yazılmış, dini müziklerle ilgileniyoruz. Bildiğiniz gibi zaten oratoryo, operanın dinsel müzikteki yansıması. Mizansen gerektirmiyor, dekor ve kostüm gerektirmiyor. Bizim için daha uygun; sahnelemesi, yorumlaması kolay.

(Serhan Yedig / 2003 / Müzik Söyleşileri)

Üç ödüllü topluluk

Gerard Lesne, grubu Il Seminario Musicale’yi 1985’te Ortaçağ müziğine meraklı genç sanatçılarla kurdu. CD için bir araya gelen müzisyenler çalışmalarının ilgi görmesi üzerine gruba dönüştü. 17 – 18’inci yüzyıllar Fransız ve İtalyan dinsel müziğinde uzmanlaşan Il Seminario Musicale albümlerinde, konserlerinde bilinen eserlerin yanısıra müzikologların yüzyıllar sonra gün ışığına çıkardığı eserleri seslendiriyor. Eleştirmenler, grubun CD’lerini müzik kalitesi kadar meraklı müzikseverlere ışık tutan eğitsel yönleri nedeniyle de övgüye değer buluyor. Örneğin topluluğun Astree Naive etiketiyle yayımlanan ve Charpentier yorumlarından oluşan “Trois Histoires Sacrees” CD’sinde üç oratoryonun sözleri, düzenlemelerinin yanısıra dönem müziğiyle ilgili ayrıntılı bilgilere yer veriliyor. Il Seminario Musicale’nin üç albümü Fransa’da “Victoires de la Musique” ödülüne değer bulundu.

Linkler

Gerard Lesne’nin biyografisi

Gerard Lesne’nin Facebook sayfası

 

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!