Gülseren Sadak / Diplomalarımı pencereden atacak kadar müziğe küsmüştüm

0

İstanbul Belediye Konservatuvarı’ndan mezun olduktan sonra Fransa’da sekiz yıl Marguarite Long’un okulunda eğitim gören Gülseren Sadak, 1959’da Türkiye’ye döndüğünde konserlerle dolu yıllar hayal etmişti. Yetiştiği konservatuvarda ders vermek istemişti. Fakat, kendi ifadesine göre “Muhittin Sadak’ın kızı olmanın bedelini ödedi!”. Diplomalarını pencereden atacak hale geldi. Yıllar sonra KKTC’ye yerleşti, 2010’da, 79 yaşında tekrar resitallere başladı.

 

Günümüz yorumcularını takip ediyor musunuz, 1950’lerde Marguarite Long’la çalışmış bir piyanist olarak gençleri nasıl buluyorsunuz?

. Mezzo TV’yi izliyorum. Müzikte tekniğin çok değiştiğini görüyorum. 1950’lerin piyano tekniği ile günümüz arasında büyük fark var. Gençler kendilerini hayret verecek kadar geliştirmişler. Onların yanında, geçmişin efsanesi Arthur Rubinstein’ı iyi bir talebe gibi dinliyoruz. Artık benim hocam bu gençler. Tabii aralarında kıymetli müzisyen olmakla birlikte şovmenler de var. Fakat bu genel düzeyi değiştirmiyor.

                                                                                                   Hangi piyanistleri takdirle izliyorsunuz, hangileri sizi rahatsız ediyor?

– Yuja Wang harika… Daniil Trifonov müthiş bir piyanist. Lucas Debarque fevkalade… Lang Lang, Amerikan şovmeni tavrıyla geçmişte beni rahatsız ederdi. Mimiklerle müziği desteklemeye çalışması bana çok ters geliyordu. Fakat artık ona da alıştım. İyi müzisyen, fakat şovmen…

Konsere hazırlanmasanız bile her gün piyano başına oturur musunuz?

– Eskiden piyano başında çok zaman geçiriyordum. Şimdi daha az çalışıyorum. Konserim olmasa bile her sabah kahvaltımı ve sporumu yaptıktan sonra saat 10.00 civarında piyano başına oturup en az bir saat çalışırım. Sonrasında zihinsel çalışma yaparım. Gözümü kapayıp piyano çaldığımı hayal ederim ve eserler üzerine düşünürüm, bu bir tür meditasyondur. Daha sonra müzik üzerine okurum…

Chopin piyanistiyim

1959’da Türkiye’ye döndüğünüzde repertuvarınızda hangi dönem, hangi besteciler ağırlıktaydı, zaman içinde repertuvarınız nasıl gelişti?

– Zorunlulukları bir kenara bırakıp sevdiğim bestecilerden oluşturmuştum repertuvarımı. Kendimi bir Chopin piyanisti olarak niteleyebilirim.  Bu sevgim vesilesiyle Polonya’da konser veren ilk Türk müzisyeni olmuştum. Chopin’in doğduğu evde ve Sopot Festivali sırasında Chopin’in 14 yaşında Mazurkalar’ı yazdığı evde resitaller verdim, orkestra konseri yaptım. Schumann tutkuyla bağlı olduğum bir başka besteciydi. Mozart’ı severdim. Beethoven, Brahms bana pek yakın gelmezdi. Türkiye’ye döndükten sonra ne yazık ki repertuvarımı geliştirecek fırsat çıkmadı. Çünkü konser verme fırsatını çok nadiren bulabildim.

O yıllarda Türkiye’deki konser piyanisti sayısı herhalde iki elin parmaklarını geçmezdi, nasıl oldu da görmezden gelindiniz, üstelik babanız konservatuvar kurucusu

-Ne yazık ki Muhittin Sadak’ın kızı olmanın cezasını çektim. Babamla sürtüşmeye girenler, sorun yaşayanlar intikamını benden aldı. Bir örnek vermek isterim: Babamın yetenekli bulmadığı, müziği bırakmasını tavsiye ettiği, nihayetinde müziği bırakan bir genç şancı Paris’e Sorbonne’a ekonomi eğitimine geldiğinde karşılaştık. Konservatuvarın son yılındaydım. Daha sonra bir arkadaşıma, babamla yaşadığı sorunu anlatmış “kızının öğrenci dövizini kestireceğim” demiş. Ve akrabası talebe müfettişi kanalıyla söylediğini yaptı! Neyse ki aynı günlerde Jeunesses Musicales de France’ın elemesini kazandım, Fransa’da 12 konserlik turneye çıktım. Kendi gelirimle okulu bitirebildim. 1958’de Bussoni Yarışması’nda liyakat ödülü aldım. Türkiye’ye döndükten sonra İtalyan şef Bruno Bogo’nun yönettiği CSO’yla  Cesar Franc’ın konçertosunu çalmıştım. İstanbul Şehir Orkestrası’yla birkaç konser verdikten sonra gerisi gelmedi. Ben de ilgili makamlara gidip konser istemeyi kendime yediremedim. Dışişleri Bakanlığı kanalıyla yurtdışında çok sayıda konser verdim. Filarmoni Derneği gibi kurumların düzenlediği konserlere katıldım. Fakat Türkiye’de kapılar bana kapalıydı. Dolayısıyla repertuvar geliştirmek için şevkim kırıldı. Günün birinde öyle bir noktaya geldim ki, üzüntüden diplomalarımı pencereden aşağıya attım.

Eğitimcilik yapmak tek yoldu herhalde?

– Özel derslerle yüzlerce talebe yetiştirdim. Konservatuvarda hoca olmak çok isterdim, fakat engel oldular. İstanbul Belediye Konservatuvarı’ndan iki piyano konçertosu çalıp, pekiyi notla mezun olmuştum. Hocam Ferdi Statzer bana o kadar güvenirdi ki, öğrencisi Verda Erman’ı çalıştırma görevini verdiğinde 15 yaşındaydım. Bir süre sonra gelişmelerden öyle memnun kaldı ki “Sen bilgiyi huniyle mi boşaltıyorsun” diye sormuştu. Türkiye’ye döndüğümde Ayhan Turan’la karşılaştım. Konservatuvarda öğretmen ihtiyacı olduğunu söyledi, başvuru yapmamı tavsiye etti. Ferdi Statzer “Kuzum sen artık hoca ol” dedi. Bir hafta sonra dilekçeme aldığım yazılı cevapta “Şu anda kadromuz dolu, gerekince biz sizi ararız” yazıyordu. Beklediğim telefon hiç gelmedi. Ben de özel dersler verdim. Emre Aracı, Arda ve Tunca Aydoğan gibi öğrencilerim oldu.

Kabuğumu kırdım, bu yıl zor eserler çalacağım

Türkiye’yi terk edip Kıbrıs’a yerleşmenizin sebebi bu hayal kırıklığı mıydı?

–  Bu ilgisizlik beni yıllarca çok üzdü. Bu arada birkaç talihsiz kaza geçirdim. 20 yıl önce, Amerika’daki konsere hazırlandığım günlerde bileğim kırıldı. 1,5 yıl piyano çalamadım. 1999 Depremi bardağı taşıran son damlaydı. Eşim Ali Yalıman’la Kıbrıs’a tatile geldik, Girne’yi sevdik ve yerleştik. 15 yıl aradan sonra, 2010’dan itibaren, Uluslararası Bellapais Müzik Festivali vesilesiyle yeniden müziğe döndüm. Yıllar sonra ilk kez heyecanla konserlere hazırlanmaya başladım. Dört yıl önce eşimi kaybettiğimde en önemli moral desteğim bu konserler oldu.

15 yıl aradan sonra, 77 yaşında sahneye dönmek sizi zorlamadı mı?

–  Bileğimin kırılması,  ardından parmağımla ilgili sorun yaşamam beni çok zorladı. Daha da önemlisi yorumumu gözden geçirmek, güncellemek ihtiyacı duydum. Mezzo TV’de izlediğim, 30 yaşlarındaki iki genç, Yuja Wang ve  Daniil Trifonov öğretmenim oldu. Ben öğrenme delisiyim, çok çalıştım ve yorumumu yeniledim. Repertuvarıma yeni aldığım eserleri çıkartmak kolaydı, fakat eskileri güncellemek beklediğimden zordu. Kolsuz yüzücüler dünya şampiyonu oluyor, ben de çalışarak hedefime ulaşacağımdan emindim. 2011’den bu yana, yılda bir kez festivalde resital veriyorum. Konserde vücudumu zorlamamak için tek bölümlü 40-50 dakikalık resital programları hazırlıyorum. Bellapais’in özel ortamında oluşan özel aura beni çok mutlu ediyor. Kıbrıslılar konserlere pek ilgi göstermiyor, dinleyiciler çoğunlukla yabancı konuklar. Bu yıl mayısta festivalde resitalim var, ekim ayında da eski öğrencim Rafi Morijan’la dört el piyano çalacağız.

Mayıstaki Bellapais konserinizin repertuvarını nasıl oluşturdunuz?

– Kabuğumu kırmaya karar verdim. Teknik açıdan zor eserleri de içeren bir program hazırladım. Liszt’in “Funeraille”ini, Rahmaninof’un prelüdlerini çalacağım. Daha sonra konseri Chopin’le bitireceğim. Noktürn, Polonez, mazurka ve fantezi impromtü var programda.

(Serhan Yedig / 5 Mayıs 2018 / Müzik Söyleşileri)

Marguarite Long “seni şöhret yapacağım” demişti

İstanbul Belediye Konservatuvarı’ndan başarıyla mezun olduktan sonra ailemin sağladığı imkanlarla Fransa’ya eğitime gittim. Marguarite Long’un okuluna başvurdum. Beni ilk dinlediğinde müzikalitemden etkilendiğini söylemekle birlikte tekniğimi beğenmemiş “baştan ayağa her şey yanlış, yeniden öğrenmelisin. Fakat ben seni şöhret yapacağım” demişti. O heyecanla piyanodan kalkıp Long’a sarılmıştım. Asistanlarıyla çalışıp 15 günde bir evine giderdim, birlikte ağırlıklı olarak Ravel, Debussy ve diğer Fransız bestecilerinin eserlerinin icrası üzerine çalışırdık. Çok zorlandım, duate gibi icra teknikleriyle ilgili her detayı baştan öğrenmem gerekti. Fakat Fransız repertuvarını, Ravel, Debussy gibi bestecilerin arkadaşı olmuş bir piyanistten öğrenmek büyük avantajdı. Zaman içinde eğitim sistemleri, teknikler değişti. Long’un parmakları çok zorlayan tekniği artık geçerli değil. Gençleri izlediğimde tekniğimi güncellemem gerektiğini gördüm, 50 yıl sonra bir kez daha öğrenme sürecinden geçtim.

Gülseren Sadak 2 Nisan 2019’da Girne’de zatürreeye bağlı kalp yetmezliği nedeniyle 88 yaşında hayata veda etti.

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!