Joel Smirnoff / Boston, Chicago, New York’un yaylı çalgılar üslubu birbirinden farklıdır

0

1946’da Juilliard Müzik Akademisi’nin müdürünce kurulan Juilliard Yaylıçalgılar Dörtlüsü bugün ABD’nin en eski ve en saygın dörtlüsü. Kurucuları gibi ikinci kuşak üyeleri de akademinin öğretmenleri. Joel Smirnoff keman, Joel Krosninck çello bölümünün başkanı. Bartok, Schoenberg dahil çağdaş bestecilerin birçok eserini dünyada ilk kez seslendiren dörtlü kurulduğundan bu yana 100 civarında albüm kaydetti. Dördü Grammy olmak üzere birçok ödül kazandı. Klasik Batı Müziği dünyasında efsaneleşen JSQ’nun 1996’dan bu yana birinci kemancığını üstlenen Joel Smirnoff’u bir şubat sabahı New York’taki evinden aradık. Röportaj sınırlarını aşacak kadar değerli bilgiler edindik.
Amerika’da oda müziğine ilgi Avrupa’daki kadar hızlı gelişiyor mu, dinleyicilerde artış görüyor musunuz?
– Büyük değişiklik yok. Dinleyicilerin yaş ortalaması düşüyor ki bu iyi bir belirti. Oda müziği dinleyicileri 2. Dünya Savaşı’nda ABD’ye yerleşen Avrupalı göçmenlerdi. Konserlerimiz onlar için kökleriyle bağ kurmak demekti. Şimdilerde üniversite kampüslerinde büyük dinleyici kitleleri bulabiliyoruz. Bir başka ilginç gelişme son yıllarda Juilliard’a oda müziği hakkında bilgi sahibi, çok yetenekli gençler geliyor. Birçok genç dörtlümüz var.
ABD’de, Chamber Music America gibi benzerine pek rastlanmayan vakıflara sahipsiniz. Müzikçilerin çabası bir yana, bu tür vakıfların katkısı oluyor mu oda müziğinin yaygınlaşmasına?
– CMA’ın çabası gençler üzerinde etkili. Oda müziği gruplarını popüler etkinliklerde sahneye çıkarmaları için konser organizatörlerini, sponsorları yönlendirmeye çalışıyor. Bu müziği klasik alanın dışına taşıma çabasında. Kişisel, derin duyguların ifade edildiği her zeminde oda müziği de olsun istiyorlar. Gerçi klasikle popüleri buluşturma çabası yeni değil. Yıllardır Boston’da düzenlenen Richmond Oda Müziği Günleri’ne katılırız. 1947’den bu yana programlarına baktığımda bir yanda Kreitzler, Rubinstein, Heifetz’in resitallerini diğer yanda İspanyol dans gruplarını görüyorum.
Üzerine kitap yazılacak zor bir soruyu, kısaca yanıtlamanızı isteyeceğim. Yorumculuk açısından yaylı çalgılar dörtlülerine yaklaşımda Avrupalırla Amerikalılar’ın arasındaki fark nedir?
– Bir açıdan komik bir soru bu. Juilliard Dörtlüsü’nün kurucuları, ilk üyeleri Avrupalılar tarafından yetiştirilmişti. Mesela Jean Lehner, Macaristan’dan gelmişti. Son kuşağın öğretmenleri yine Avrupa’yla bağlantılı. Benimki bir Polonya Yahudisi’ydi. Viyolacımız Samuel Rhodes, gençliğinde Gallimir Quartet’te çaldı uzun yıllar. Bugünün diğer Amerikalı yaylı çalgılar dörtlüleri biraz Avrupa’dan farklı olabilir belki. Ama geçmiştekiler değil. Çocukken farklı ülkelerin obua geleneklerini incelemiştim. İngilizler, Fransızlar, Almanlar ve Amerikalılar arasında belirgin bir üslup farkı görülüyor. Kemanda aynı belirgin farkı görmüyoruz. Avrupa dediğiniz de birçok farklı üsluptan oluşuyor. Geçen yıl Norveç’e oda orkestrası yönetmeye gittim. Çok çok zarif, güzel bir üslupları var. Almanya’da biraz daha objektif yaklaşım sözkonusu, Viyana’daki çok tatlı bir üslup geçerli, vurguları görece az. Bu nedenle Avrupa’yı bütün gibi görmüyorum. Amsterdam’da gördüm ki çoğu müzikçi barok enstrümana sahip. Bir tür akıma dönüşmüş. Tıpkı Boston’daki gibi. Eğer Amerikan üslubu diyorsanız Boston’daki bu akımdan bahsedilebilir. Ayrıca, nereden geldiğini bilmediğim bir New York üslubundan bahsedebiliriz. Belki büyüklüğünden geliyordur. Chicago üslubu tamamen farklı. Orada yetişmiş yaylı çalgılar solistlerinin yorumlarında farklı bir lezzet var.

İlk ekip ortalığı karıştırmak istemişti

Bu sorunun sebebi İngilizler’in saygın müzik ansiklopedisi Grove’da okuduklarımdı. Ansiklopedi bağlı bulunduğunuz okula üç, JSQ’ya tam 55 satır ayırmış. Yani sizi önemsiyor. Dörtlünün üslubu “saldırgan, aceleci” diye nitelenmiş. Penguin Kılavuzu CD’lerinizdeki vibratolara takılmış. “Antika enstrümanlarını denermiş gibi bir halleri var” diyor. Ayaküstü yazılan konser eleştirisi değil bunlar. Anlaşılan ciddi bir fark var. Anlayış farkı, eski Savunma Bakanınız D.Rumsfeld gibi farkı Avrupa’nın “hantal ve ağır”lığına mı bağlıyorsunuz?
– JSQ, üyeleri Amerika’da doğmuş müzikçilerden oluşan ilk yaylı çalgılar dörtlüsüydü. Öncümüz Budapeşte Dörtlüsü gibi tüm müzik dünyasında ciddiye alındı. JSQ, 1946’da ilk ortaya çıktığında genç ve yenilikçi müzikçilerden kuruluydu. Yüksek tempoyla çalıyorlardı. Toscanini’nin orkestra müziğine getirdiği değişimini dörtlü yorumuna taşımayı bir tür misyon edinmişlerdi. O günlerde New York’taydı Toscanini. NBC Senfoni’yi yönetiyordu. Uyumlu, berrak, coşkulu ve dinleyecinin unutamayacağı yorumlar elde etmek için çabalıyordu. 1940’larda yaylı dörtlü müziği denince insanların aklına rehavet, konfor geliyordu. JSQ bunu değiştirmeyi denedi. Devrimci yaklaşımla yorumlarına heyecan katmak istedi. Beethoven dörtlülerini orijinal tempoyla çaldılar. Daha önce denenmemişti. Sanırım ortalığı karıştırmak istiyorlardı biraz. Üzerinden yıllar geçti. Artık ne grup ne de üyeleri o kadar genç. Hepimiz bir tür kuartet gurusu olduk. Birçok genç yaylı dörtlünün öğretmeniyiz. JSQ’nun tarihinde üç dönem var: İlk ekip, orta dönem ve şimdi. Eski yorumlarla şimdikiler karşılaştırıldığında, birinde 25 yaşındaki müzikçilerin, diğerinde 50 yaşındaki müzikçilerin bakışı yansıyor. İlk günden bu yana JSQ’yu diğerlerinden farklı kılan temel felsefesidir. Bu Avrupa-Amerika ayrımı olarak yorumlanabilir mi, bilmiyorum. JSQ hep kişisel perspektiflerin yansıtıldığı bir topluluk oldu. Karışım yerine dört belirgin ses duyulsun istedik. Bir tür müzikal sohbeti, tartışmayı, solist yaklaşımını belirgin hale getirdik… Bazı dinleyiciler konserimize tüm akşam boyunca hoş sesler duymaya gelir. Ama eğer müzik acı doluysa müzisyen bunu hoş seslerle ifade etmek istemeyebilir. Üslubumuzdaki bir başka fark dramatik anlatıma diğer gruplardan fazla önem vermemiz.

İsteyen satrancı bilgisayarda oynar

JSQ, 56 yıllık geçmişiyle ABD’nin en eski kurumlarından biri. Bu kadar eski kurumların yazılı ya da yazılı olmayan kuralları vardır. Sizin de kurallarınız var mı?
– Yazılı kuralımız yok. Grup diyalogla yaşıyor. Yorum üzerine tartışmanın hassas noktası konuyu müzikal sınırların ötesine, kişisel boyuta taşımamaktır. Genç gruplar en çok bu noktada zorlanır. JSQ’nun bu kadar uzun ömürlü olmasını müzikle özel hayatlarımızı ayırmamıza borçluyuz. İletişimimiz iş ilişkisi düzeyinde. Zaten provalarda o kadar çok zaman geçiriyoruz ki birlikte. O kadar yoğunlaşmamız gerekiyor ki işimize. Keyif için zaman kalmıyor. Turneye çıktığımızda bile ayrı bireyler gibi davranırız. Her zaman birlikte yolculuk yapmayız. Bazen ayrı yerlerden gelip konserde buluşuruz. Amerika’da değil ama Avrupa ve Japonya turnelerinde birlikte yemeğe gideriz. Tabii ki politik tartışmalar yaparız. Spor konuşuruz. Özellikle tren yolculuklarında. Okumayı seviyoruz. Kitaplardan, yazarlardan bahsederiz. İtalya’da ne zaman konsere gitsek rötarlı trenler, grevler nedeniyle sorunlar çıkar. O zaman birbiri ardına espriler yapılır. Doya doya güleriz. Budapeşte Dörtlüsü gibi konser arasında briç oynamayız… (Gülüyor) Biliyorsunuz onların briç merakı ünlüdür. Chigo Senfoni’de birçok pokerci vardır. Konsere beş dakika kalaya kadar poker oynarlar.
Satrancı deneyebilirdiniz siz de…
– (Kahkahalar) Hayır, denemiyoruz… Bazılarımızın hobisi bilgisayar. İsteyen bilgisayarda oynar… (Gülüyor)
Emerson’dan Tokyo’ya, Mendelssohn’a kadar birçok yaylı çalgılar dörtlüsü varlığını size borçlu. Çoğu öğrenciniz. JSQ’nun bunlardan herhangi biriyle Alban Berg Dörtlüsü’nün Artemis Dörtlüsü’yle dayanışmasına benzer ilişki var mı? Biliyorsunuz 30 yıllık dörtlü genç müzikçileri turnelere götürüyor, bazı eserleri birlikte çalıyorlar, onlara konser ayarlıyor…
– Artemis Dörtlüsü üç yıl üst üste Juilliard’taki seminerlerimize geldi, öğrencimiz oldu. Harika bir grup. Özel müzikçiler hepsi. Kazandıkları şöhreti hak ediyorlar. Kurulmasını sağladığımız St.Lawrence Dörtlüsü’yle geçenlerde ABD Temsilciler Meclisi’nde konser verdik. Orada Abeelon Dörtlüsü asistanlığımızı yapıyor. Brentano Dörtlüsü bizim içimizde yetişti. Birinci kemanları kurucumuz Robert Mann’in öğrencisiydi. Fakat baba oğul ilişkisi kurduğumuz dörtlü yok. Tecrübemizi öğrencilerimize aktarıyoruz, onların kurduğu dörtlülerden dinleyicilere yansıyor.

Mann’ın kullandığı keman farklıydı!

Kurucunuz, selefiniz, hocanız Robert Mann’le diyaloğunuz devam ediyor mu, tavsiyelerinden yararlanıyor musunuz?
– Okulda hâlâ. Bazen karşılaşıyoruz. Yoğun tempoda öğretmenliği sürdürüyor. Şeflik yapıyor. Bir kitap yazıyor. Geçen yıl ölen efsanevi keman öğretmenimiz Doroty Delay anısına verdiğimiz konserde birlikte çaldık…
Washington Post’ta okuduğum bir yazıda eleştirmen “Smirnoff, Mann’in yerini aldıktan sonra grubun tonu biraz yumuşadı, pürüzsüzleşti” diyor. Yarım yüzyıllık dörtlüyü dört yılda bu noktaya getirmeniz dikkat çekici. Zaman içinde JSQ’da nasıl bir değişim öngörüyorsunuz?
– Bob Mann nevi şahsına münhasır bir müzikçidir. Müzik dünyasında epeyce polemiğe yol açmıştır. Müthiş, müthiş bir müzikçidir. Yaylı çalgılar dörtlüsü felsefesini benimsememizde çok büyük etkisi oldu. Öyle bir insandı ki… Nasıl anlatsam…. (Sessizlik)
Çok coşkulu, radikal, gözü kara… Hangisi?
– Sanmıyorum, bunlar değil… JSQ’yu özgün kılan yönlerden biri de geçmişten bugüne üyelerinin besteci olmasıdır. Yani sadece yorumcu değiliz. Öğrenciliğimizden bu yana bestecilikte yoğunlaştık hepimiz. Bob Mann de besteciydi. Alman besteci Stefan Wolfey’in öğrencisiydi. Eski çellistlerimizden Claus Adam aynı şekilde… Ben müzik yazıyorum. Bizler yoruma, bestecilik sürecinin tamamlanması gözüyle bakarız. Bestecinin gözüyle yorumlarız. Bob Mann, Bob Mann’di, Mann’siz JSQ, Mann’siz JSQ demektir. Hepimiz ondan çok etkilendik. 12 yıl birlikte çaldım. İster inanın, ister inanmayın, JSQ bana hâlâ eskisi gibi tınlıyor. (Duraklıyor) Ah, evet… Bir değişiklik var. Mann, Strad keman kullanırdı. Biraz köşeliydi sanki tonu. Artık birinci keman Strad değil. Farklı bir enstrüman kullanıyorum. Birinci kemandan gelen ağaç tınısı eskisi gibi köşeli değil. Herhalde eleştirmen bunu vurgulamış. JSQ’nun tonu muhtemelen eskisine oranla biraz daha koyu…

Strad’lar Washington dışına çıkmaz

Rastlantı bu ya, ben de size entrümanlarınızı soracaktım. Stradivarius’la çalmak tüm müzikçilerin hayali. Oysa sizin için neredeyse zorunluluk. ABD Kongresi’nin resmi grubu olduğunuz için kongre kitaplığına bağışlanan, Budapeşte Dörtlüsü’nden miras Strad’larla çalıyorsunuz. Antika çalgılara söz geçirmek zor, derler. Şikayet ettiğiniz, diğer müzikçilere özendiğiniz oluyor mu? Bu arada sizin kullandığınız keman hangi ustanın?
– Strad’ları sadece meclis kitaplığındaki konserlerde kullanırız. Washington’dan kesinlikle çıkarılmaz. Aslında yaylı dörtlülerde çalanlar solistlerinki kadar hassas, antik enstrümanlar kullanmaz. Çünkü o kadar para kazanmazlar. (Gülüyor) Konçerto çalmak belli ses gücü gerektirir. Büyük salonlarda kemanı duyurmak için özel, biraz köşeli sese sahip olmalı çalgınız. Dörtlüde çalgı bağırmaz, derin ve içli şarkılar söyler. Karakterini, ifade gücünü gösterir. En güçlü ifade derin kavrayıştan kaynaklanır. Solistlerle gruplarda kullanılan entrümanların farkına bir örnek daha vereyim: Dörtlü çellistleri arasında en popüler enstrüman Matteo Goffriler yapımı olanlardır. Biz kullanmıyoruz. Fakat Mischa Schaineder, Harvey Shapiro kullanırdı. Nedeni basso tonudur. Daha az şakır. Sağlam bir bas ton yaylı dörtlü için çok önemlidir. Oysa hiçbir ünlü solist Goffriler çello kullanmamıştır. Strad’ların bizi çok zorladığını söyleyemeyeceğim. Sadece bu çalgıyı elinize aldığınızda neyi farklı yapmanız gerektiğini bilmeniz gerekir. İyi ses çıkarmak için debelenmezsiniz. Sizi rahatlatır. Eğer Strad çalarken kendinizi çok zorlarsanız kesinlikle iyi ses çıkmaz. Benim çalgımı sormuştunuz. Biraz önce JSQ’nun yazılı kuralları olmadığını söylemiştim. Tek istisna kullandığımız enstrümanların niteliğini açıklamamak.

Amma aptal eleştirmenmiş

Biraz önce her üyenin yorumda kişiliğini yansıtmasından, dört net sesten bahsettiniz. Grupta demokrasi nasıl işliyor? Bir eseri çalmadan uzun uzun tartışır mısınız, yoksa çalarken mi ortaya çıkar yorum?
– Komik ama gerçek: Çoğunlukla sözcük kullanmadan iletişim kurarız birbirimizle. Provada çok özenli çalışırız. Teknik ayrıntılara bakarız, bazı pasajlarda yavaşlar, uyumu, entonasyonu inceleriz. Doğal akışında gelişen bir süreçtir. Sonuçta uzlaşma beklenir. Sözcüklerle ifade edilemeyecek bir noktadır bu. Yorum, teknik, ritmik, entonasyon, notaların biçimlenmesi, ifadelerdeki vurgu gibi yüzlerce ayrıntı çözümlenmiş, sonuca varılmıştır. Sihirli bir süreçten geçilip, dominant karakterin bulunmadığı noktaya ulaşılmıştır. Vigyboard adlı bir çocuk oyununa benziyor sanki. Herkes elini tahta üzerine koyar bu oyunda, dağılmış harfler bir araya gelip mesaj oluşturur. Kimin yaptığı belli değildir.
Sanırım bazı müzik eleştirmenleri mesajınızı yanlış anlıyor. Washington Post’ta okuduğum “Juilliard’ın Kaygan Strad’ları” başlıklı yazıda dikkatimi çekti. Stradivarius’un doğum gününde verdiğiniz geleneksel konserde yeni bağışlanan antika çalgıları denediğiniz, kullanırken zorlandığınız vurgulanıyor. Ayrıca Mozart’ın 589 sayılı dörtlüsü yorumunuz için “İşlerin aksi gittiği baştan belliydi. Krosnick eserin girişinde kendi çizgisini açıkça ortaya koydu, diğerlerinin benimsemediği anlaşılan bu tavrı sonuna kadar sürdürdü” deniliyor. Çatışma yoruma heyecan, boyut kazandıran bir özellik olabilir mi?
– O eleştiriyi ben de okudum. Çok aptalca buldum. Çünkü bu eser yaylı çalgılar dörtlüsünden çok, dört çalgı için konçertoya benzer. Herkes konçerto üslubunda çalar. Bu eleştirmen Bay Kroznik’in yaklaşımına takılmış. En sevdiğim ikili keman yorumu Nathan Milstein ve Erica Marini’nin çaldığı Bach’ın üçlü için yazdığı do majör sonatıdır. Yavaş bölümde kanon çaldıkları bir pasaj vardır. İkisi de tamamen farklı çalmış bu pasajı. Biri trillerle süslemiş, öbürü dümdüz. Bence en heyecan verici keman kayıtlarından biri. Eğer birileri üniforma giydirilmiş müzikten hoşlanıyorsa, oda müziği konseri kesinlikle onlara uygun bir yer değil. Oda müziğinin temeli müzakere, tartışmadır. Doğal olarak farklı yaklaşımlar duyarsanız. Ne yazık ki okuduğunuz yorum konserden çok eleştirmen konusunda bize ipucu veriyor…

Yaşarken Mozart’ınki bile modern müzikti

JSQ Amerika’da modern müzik misyoneri olarak tanınıyor. Sıradan dinleyici için modern müziğin sindirimi epeyce zor. Konserlerinize gençlerin ilgi gösterdiğini söylüyorsunuz. Nedir bu işin sırrı?
– Sadece modern müzik çalmıyoruz. Dünden bugüne CD’lerimize, konser programlarımıza baktığınızda Klasik ve Romantik Çağ bestecilerinin birçok eserini yorumladığımızı görürsünüz. Evet, Bartok ve Schoenberg dahil birçok çağdaş bestecinin dörtlülerini ilk kez biz seslendirdik. Ama aynı yoğunlukta klasik eserleri de çalıyoruz. 19’uncu yüzyılın konser programlarına baksanız ağırlıklı olarak o günlerin müziğinin çalındığını görecektiniz. Programlar çağlarından bağımsız olamaz. Diğer dönemlerin eserlerini de içerir. Beethoven’in zamanında da konserlerdeki eserler dinleyiciler tarafından tüm boyutlarıyla anlaşılamamıştı. JSQ’nun konser formülü aynıdır. İki klasik ya da romantik eserin arasına çok yeni bir çağdaş eser koyarız. Klasik eserleri çalarken bile yeni yaklaşımlar deneriz. Dinleyicilerin daha önce duymadıkları, karşılaşmadıkları türde eserlerle tanışmaları güzel şey. Dinleyicilerimizin kulakları için faydalı. İnsanın bir konserde baştan sona bildiği eserleri dinlemesi çok sıkıcı olabilir. Her gün aynı otobüse binip işe gitmeyi, öğle aynı yerde yemeyi, tam beşte kahve içmeyi sevebilirsiniz. Ama insanın içinde bir de değişiklik isteyen yön vardır. Biz de çağdaş repertuarla bu gereksinime karşılık veriyoruz.

Beethoven dehasını dörtlülere saklamış

Son bir yıldaki konser programlarınıza bakarken dikkatimi çekti. Neredeyse her konserde mutlaka bir Beethoven çalıyorsunuz. Neden? Unutulduğu ya da yanlış yorumlandığını mı düşünüyorsunuz?
– Hayır… Sebebi şu: Kısa süre önce Washington ve Düsseldorf’ta Beethoven’in tüm dörtlülerini çaldık. Sadece kendi zevkimiz için bu programı hazırladık. Dinleyicilerle paylaştık. Beethoven’in dörtlülerini her çalışta bir şeyler keşfedersiniz. Beethoven’in dörtlüleri zamana meydan okur. Birçok ifadeyi sadece bu eserlerde kullanmıştır. Keman, çello, viyolayı orkestrada kullandığında bu ifadelere yer vermez. Dehasının farkındadır ve bunu dörtlülerine saklamıştır. Mann ile birlikte çalmıştık. Şimdi yeni üyemiz kemancı Ronald Copes’la keşif turuna çıkıyoruz.
Eserini seslendirdiğiniz çağdaş bestecilerle yakın diyalog içinde misiniz?
– Eğer mümkünse kesinlikle besteciyle birlikte çalışmayı tercih ederiz. Örneğin Elliott Carter’ın eserlerini seslendirmeden önce mutlaka evine gider, birlikte çalışırız. Görüşlerini alırız. Biraraya gelmek zorsa, besteci hastaysa mesela konserden önce yorumu kaydeder göndeririz. Uzun ve ayrıntılı telefon görüşmeleriyle görüşünü alırız.
Geçmişte cazcılarla ortak çalışmalar yapmıştınız, sürdürecek misiniz bu geleneği?
– Umarım… Aksi için neden yok. Emprovize çalışmalar yapmıştım gençliğimde. Bazı cazcılarla çaldım. Billy Taylor, JSQ için harika bir parça yazmıştı. Kaydettik fakat henüz yayımlanmadı. Aslında bu alanda uzmanlaşan, iyi işler yapan dörtlüler var. Mesela Turtle Island String Quartet. Çalışmalarına saygı duyuyorum. Charles Mingus’un yazdığı, emprovizeye ağırlık veren ve hiç seslendirilmemiş bir eser üzerinde çalışıyoruz bir süredir. Umarım gün ışığına çıkar.

Konserleri azalttık, eğitime yöneldik

Yakın gelecek için planlarınızı sorabilir miyim?
– Albümlerimiz Sony’den yayımlanmaya devam ediyor. Çağdaş Amerikan bestecilerinin dörtlülerinden oluşan bir albüm kaydetmeye hazırlanıyoruz. Carter, Schiller, Ralph Shepey’in eserlerini seslendireceğiz. Bu arada JSQ ilk kez Dvorak’ın “Amerikan Dörtlüsü”nü seslendirecek. Oda müziği öğrencilerimize daha fazla zaman ayırmak istiyoruz. Konserleri son yıllarda azalttık. 80’i aşmamaya çalışıyoruz. Her yıl ilkbaharda Japonya’ya gideriz. İki kez Avrupa turnesine çıkarız. Bu yıl Avustralya turnesine çıkacağız. Mart’ta Güney Kaliforniya Üniversitesi’ne gidip ders vereceğiz. Amerikan dinleyicisinin formunu kaybetmemesi için konserlerimizi sürdüreceğiz. Küçük kentlere gidip konser vermeyi çok seviyoruz. Bunun dışında normal eğitim faaliyetimiz sürüyor. Ben Juilliard’ın keman bölümünün, Joel Krosnick çello bölümünün başkanı. Rhodes ve Copes okulun öğretim üyesi. Fakat hepimiz enstrüman eğitiminden çok oda müziği eğitimine ağırlık veriyoruz.

Kısmen sağır dinleyicinin mektubu

Dinleyicilerin kurduğu, JSQ’yu destekleyen hayranlar kulübü ya da dernek var mı? Dünyanın uzak köşelerinden sizi şaşırtan mesajlar alıyor musunuz?
– Juilliard hayranlarının oluşturduğu bir dinleyici topluluğu olduğu söylenebilir. Pop yıldızları gibi hayran kulübümüz yok. Sürekli konserlere gelenleri belki bu gruba dahil edebiliriz. Bazen bizi çok etkileyen mesajlar alıyoruz. İkisini saklıyorum. Biri 60 yaşındaki yarım sağır bir Hollandalı’dan. JSQ kayıtlarının ruhunu ve hayatını nasıl etkilediğini yazmış. Washington’lu bir hanım Kongre Kitaplığı’ndaki konserden sonra uzun bir mektupta izlenimlerini, bu müziğin onun için ne kadar önemli olduğunu yazmış. İnsanların hayatına böylesine katkıda bulunduğumuzu hissetmek gerçekten çok güzel. Herhalde gençler de aynı duyguyu yaşıyordur. Çocukluğumda JSQ ya da önemli bir solistin konserine gitmek hayatımı yönlendiren tecrübeler kazanmamı sağlardı. O kadar önemliydi. Böyle müzikçi oldum. Hayatımızın her alanında paranın eğemenliği sürerken, her yerde ticari kaygılar alıp başını yürümüşken oda müziği bu atmosferin dışında. Çünkü büyük paralar el değiştirmiyor oda müziğinde. Ticari kaygılardan uzaklaşıp, taksimetreyi kapatıp dinleyicilerle müzik yoluyla, insanca, içten, hoparlörlerden bağırmadan sohbet etmek çok güzel. Ortada süperstarlar, kahramanlar yok. İnsanca sohbet ediyoruz, iletişim kuruyoruz, demokrasiyi yaşıyoruz, sorunları çözüyoruz. İki hafta önce Los Angeles’ta dinleyicilerle sohbet ediyorduk. Ne kadar müthiş tınlıyor, dediler. Ben de “Dünya kötüye gittikçe bu müzik güzelleşiyor” dedim.
Türk müzikçilerle yolunuz kesişti mi?
– Pekinel Kardeşler’le sınıf arkadaşıydım. Hafızamı zorluyorum, başka isim gelmiyor aklıma. Biliyor musunuz, biz Juilliard’ta insanların uluslarına pek dikkat etmeyiz. (Gülüyor) Öğretme refleksine öyle yoğunlaşmışız ki, öğrencilerin ulusal kimliğine hiç bakmayız. Çok kültürlülük geçerli, Amerikalılar azınlıkta. Beş altı yıl önce İstanbul’da konser vermiştik. Fakat o kadar az zamanımız vardı ki, kimseyle tanışamadık. Umarım bu kez çevreyi, kültürü, müzikçilerinizi tanıyacak zaman bulabiliriz.
(Serhan Yedig / 26 Ocak 2008 / Hürriyet)

Linkler

Grubun web sayfası

Joel Smirnoff’un kişisel web sayfası

Diskografisi

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!