Yalçın Tura / Keşanlı Ali Destanı yeniyi biçimde değil, özde arama çabamın ürünüdür

0

Sinema, televizyon ve sahne müzikleriyle tanınan Yalçın Tura, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu. Cemal Reşit Rey’den kontpuan, orkestrasyon, Demirhan Altuğ’dan piyano, armoni dersleri aldı. Müziği cazdan türkülere geniş bir esin alanına açık. Ulusal karakter içeren, yenilikçi bir müzik yazmayı hedefliyor. İki ünlü eserinin öyküsünü 1971’de, 36 yaşında genç bir besteciyken TRT 3’te anlatmıştı. “Bestecilerimiz Eserlerini Anlatıyor” (*) programında “Eserlerimin özgün dilinde Türk renkleri ağır basıyorsa nedeni, Türk bestecisi olmayı her şeyden üstün tutuşumdur“ demişti.

KEŞANLI ALİ DESTANI
Müzik dünyasındaki zıt üslupların analizini
yapıp yeni bir halk müziğine varmaya çalıştım

1962-64 yılları arasında Haldun Taner’in yazdığı ve benim bestelediğim bu müzikli oyun konusunda çok şey söylendi, yazıldı, çizildi. Gülriz Sururi- Engin Cezzar topluluğunca yurtiçinde ve yurtdışında başarıyla oynanan, pek çok yabancı dile çevrilen 500 kereden fazla temsil edilen bu eser müzikli epik oyun türünün yurdumuzdaki ilk örneğiydi. Söylenecek öyle çok şey var ki onunla ilgili, anlatmaya başlarsam bir değil birkaç programda bitirememekten korkarım. En iyisi, ilk kez oynandığı sırada yazdığım ve eserin İngilizce çevirisinde de yer alan açıklamayı burada tekrarlamak:
“Sinekli Dağ’ın efesi Keşanlı Ali Destanı’nın müziği, bir yandan epik tiyatronun kendisine yüklediği görevleri yerine Imagegetirmeye çalışırken, bir yandan da çeşitli tür ve üslûpların hüküm sürdüğü müzik dünyamızdaki zıtlıkların bir sentezini yaparak yeni bir halk müziğine varabilme kaygısını taşımaktadır.
Bu kaygı, bizi, basit, kolay ve sade bir müzik yazmaya, yeniyi biçimde değil özde aramaya götürdü. Genellikle, halk müziğimizin temel özelliklerine, bağlı kaldık. Ama bunu daha önce var olan temaları alıp işleyerek değil de, dilimizi o müziğin diline uydurmak o dili konuşarak yapmaya çalıştık. Eserimizin yalnız bir tek parçası: Var Bu İşin Hikmeti, adlı şarkı Sarhoş Rasih kantosunun işlenmesiyle meydana gelmiştir. Geri kalan bütün parçalar, halk müziğimizin damgasını taşımalarına rağmen, bizim orijinal çalışmalarımızdır.
Metinde olduğu gibi müzikte de, Türk Halk Tiyatrosu’nun epik unsurlarını göz önünde tuttuk. Örneğin, açılış müziğimiz bir orta oyununa başlangıç olabilecek nitelikte. Destanda ise piyasa şarkılarının havası var. Burda Herkes Bir Olur, şarkısı tekerlemelerin Şenlik, çeşitli oyun havalarının bir yankısı halinde. Ama bunların hepsi, belli bir parodi çizgisinde birleşiyor ve benzerlerinden ayrılıyor.
Çalgılamalarımızda, eski orta oyunlarını gösteren minyatürlerden ilham aldık, imkanlarını kullandık. Üfleme ve özellikle vurma çalgılarının üstünde durduk ve birtakım ses rengi araştırmalarına giriştik.
Şarkılarda ise çoğunlukla, klasik ses eğitiminden geçmemiş oyuncuları, göz önünde tutarak elimizden geldiği kadar dar bir çerçeve içinde kalmaya gayret ettik.”
Başlangıç müziği, önemli temleri ilk olarak sunmakla, eserin genel rengini, havasını verme amacını gerçekleştirmeye çalışıyor.
Şenlik’teyse, yurdun çeşitli bölgelerinden gelip, bir büyük kentin gecekondu semtinde bir arada yaşayanların doğup yetiştikleri yörelerin halk oyunları yan yana, iç içe sunuluyor. Bir halayla başlayan şenlik, iki Doğu Anadolu oyunu, bir horon, bir Batı Anadolu oyunu, kaşık oyunu ve çengi havasından sonra, baştaki halayla son buluyor. Bütün bu oyun ezgilerinin öz yaratmalarınız olduğunu belirtmeyi yararlı buluyorum.
Neyim Eksik Sizlerden, şarkısı tuvalet bekçiliği yapan gecekondulu genç kızın, Zilha’nın iç dünyasını, özlemlerini dile getiriyor.
Yukarılarda, ince seslerde başlayıp, ısrarla orada kalmak isteyen, ama bir süre sonra, yavaş yavaş aşağıya, kalın sesler bölgesine inip orada sönen bir çizgi Uzun Hava. İlki, yalnız viyolonselle, ikincisi tüm orkestrayla olmak üzere, iki kez sunuluyor.
Kırık Hava, birincisi ve sonuncusu birbirinin benzeri olan üç kanatlı bir yapıya sahip. En sonda, viyola uzun havanın ilk cümlesini anıyor.
Halay Havası, üç ölçülük ritmsel bir hücrenin değişik görünümleri üstüne kurulu. Yer yer, önceki bölümlerin ezgilerinin anılışı, eserin bütünlüğünü oluşturan özellikler arasında yer alıyor.
Büyük oldu Keşanlı Ali’nin etkisi. Bir halk türküsü onun motiflerini taşıyor. İki hafif müzik eserinde ondan çok şey var. Son olarak, Muammer Sun’un bir çocuk şarkısında, Destan’ın müziği tekrarlanıyor. Bunlar, benim kulağıma gelenler sadece.

KEMAN VE PİYANO İÇİN BALAD
Bu eser tek hücreden doğmuştur

Bu eser, sayın kemancılar Gönül Gökdoğan’ın isteği üzerine yazıldı. 1971-1972 dinleti döneminde İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müzik Kulübü’nün düzenleyeceği dinletilerden birinde çalmak üzere sayın Gökdoğan, 1971 yaz başında benden bir eser istediğinde kendisine, olumlu cevap vermiştim ama ortada, bitmiş bir eser yoktu henüz. Keman ve piyano için bir şeyler yazmayı çoktandır tasarlıyor, fakat zamansızlıktan erteliyordum. Sayın Gökdoğan’a olumlu karşılık vermenin nedeni, bu isteğime gerçekleşme olanağı açmasıydı. Ancak zaman azlığı gene, yenilmesi gereken, önemli bir engeldi. Yepyeni bir eser yazabilmek için önce bir temel atış o temelin oturmasını beklemem, sonra yapıyı kurmam gerekiyordu. Seslendiricilerse eylül başında çalışmalarına başlamak istiyordu. Yeni bir esere, yeni bir serüvene girişmeyi göze alamıyordum. Aklıma eski bir eserim geldi. 10 yıl kadar önce, 1962’de bir film için obua, korno, arp, timpani ve yaylı sazlardan oluşan bir topluluğa göre bir müzik yaşmış, bir süre sonra müziği, gene küçük bir orkestranın çalabileceği bir Rapsodi olarak işlemeye koyulmuş, fakat araya başka işlerin girmesi yüzünden, tamamlayamadan dosyasına koyup bir kenara atmıştım. O eseri keman ve piyano için düzenlemem mümkündü. Elimdeki süre ancak bu işe yeterdi. Yapacağım şey on dakika kadar sürecek bir müziği kağıda geçirmek olacaktı. Eserin son yarısı, çok hızlı çalınması gereken ve 4,5 dakika süren bir müzikti. Tam 416 ölçü tutuyordu. Başlangıçta ise budanması değiştirilmesi gereken epeyce yer vardı. Üstelik, belli bir ortam için düşünülmüş bir müziği başka bir ortama aktarırken ortaya çıkacak güçlükleri göz önünde tutmak, seslendiricilere, özellikle kemana kendini gösterme olanakları da sağlamak gerekiyordu. Balad’ın, orkestra için yazılmış bir eserin keman ve piyano için düzenlenmiş biçimi olmaktan çıkıp, keman ve piyano için düşünülmüş ve yazılmış bir eser haline dönüşmesini sağlamalıydım. Bunu gerçekleştirmek epeyce zaman aldı. Gözden geçirmeler ve düzeltmeler, seslendiricilerin çalışmaları süresince de devam etti. Eser son biçimini aldığında seslendirilişe sadece üç gün kalmıştı. Gönül Gökdoğan ve Arın Karamürsel büyük bir cesaretle bu tehlikeli çalışmayı sonuçlandırdı. Balad’ın Maksim Salonu’nda 21 Ocak 1972 akşamı ilk kez seslendirilişinde gördüğü ilgide ve kazandığı başarıda bu değerli sanatçıların büyük payı oldu. O dinletide tekrarlatılan eser, kısa bir süre sonra, İngiliz Konsolosluğu’nda düzenlenen bir dinletide de gene aynı sanatçılar tarafından seslendirildi ve gene aynı büyük ilgiyi gördü.
Örgü, yapı ve kuruluş yönünden incelendiğinde, Balad’ın tek hücreden doğmuş olduğu görülür. Bu hücre, 12 eşit aralıklı dizinin en küçük aralığı olan küçük ikiliyle, onu izleyen büyük ikili aralıklardan oluşmaktadır.
Bu iki aralığın yan yana gelmesi, eserin, özellikle dikey dokusunda önemli bir rol oynayan küçük üçlü aralığını doğurmakta, büyük ikilinin öbür ucuna eklenen başka bir küçük ikili ise, ilk sesle bir büyük üçlü aralığı meydana getirmektedir. Bu aralıkların çevrilmelerinden doğan büyük yedili, küçük yedili, büyük ve küçük altılı aralıkları ve bütün bu aralıkların yan yana ya da üst üste gelmelerinden oluşan diziler ve dizi kırıntıları, Balad’ın gerek yatay, gerek dikey dokusunu örmektedir.
Eserin ritimsel yapısı da benzer ilişkileri gözeten hücrelerden oluşmuştur. 2-1-1-2 süre oranının doğurduğu Yüsük Semai usulüyle, 2 + 3’den oluşan Türk Aksağı ve 3-2-2-2-3’den oluşan Aksak Semai Usulleri eserin ritimsel kuruluşunda büyük rol oynamaktadır.
İç yapı bakımından böyle sıkı bir örgüye sahip bulunan ve bir anlamda dizisel müzik anlayışına uygun düşen Balad, dış görünüş bakımından çok özgür bir yapı görünümüyle ortaya çıkmakta, bir halk sanatçısının içinden kopup gelen özgür bir deyiş ve oyun havasını andırmakta, halk müziğinden esinlenerek bestelenmiş bir rapsodi, bir balat niteliğinde görünmektedir. Bu adların önce ilkini düşünmüşken, sonradan ikinciyi seçişim eserde oyun, dans yönünün ağır basması kadar, 19. yüzyıl romantizmine yakın bir havanın da bir derece önemli rol oynamasının etkisi olmuştur. İlk bakışta bir çelişme gibi görülebilecek bu özellikler, aslında Balad’ın etki gücünü dengeli karşıtlıklar ve beklenmedik gelişmeler meydana getirmektedir. Kısaca özetlersek: Ne dizisel bir müziktir Balad ne de halk müziğinden esinlenerek bestelenmiş bir eser. Bestecisinin gönlünde duyduğunu, usunun süzgecinden geçirerek dinleyiciye aktardığı bir müziktir o. Dili de bestecisinin öz dilidir. O dilde Türk renkleri ağır basıyorsa bunun nedeni bestecinin Türk oluşu ve bir Türk bestecisi olmayı her şeyin üstünde tutuşudur.

(Nurhan Olcayto / 29 Mayıs 1972 / TRT Radyo-3)

Program yapımcısı Nurhan Olcayto

* Bestecilerimiz Eserlerini Anlatıyor programı TRT-3 Radyosu’nda 1972 yılında yayımlandı. Programın amacı, müzikseverlere Türk bestecilerinin TRT arşivindeki kayıtlarıyla birlikte, eserler hakkında birinci ağızdan bilgi sunmaktı. 1970’de, TRT’de çoksesli müzik prodüktörü olarak çalışmaya başlayan Nurhan Olcayto, programı hazırlarken besteciler hakkında yazılı kaynaklardan bilgi bulabilmiş, ancak eserler hakkında bilgiye ulaşamamıştı. Dönemin TRT Çoksesli Müzikler Şubesi Müdürü Dr Erdoğan Saydam’la birlikte 14 besteciye mektup yazdı. TRT arşivinde ses kaydı bulunan eserleri hakkında bilgi istedi. Bu çağrıya Adnan Saygun, Ferit Tüzün, İlhan Baran, Ulvi Cemal Erkin, Necil Kazım Akses cevap vermedi. 17 Ocak 1972’de yayımlanan ilk program için Cemal Reşit Rey , TRT Harbiye Stüdyoları’na giderek üç eserini anlattı. Bülent Tarcan, Cenan Akın, Nevit Kodallı , Okan Demiriş, Yalçın Tura, Ertuğrul Oğuz Fırat , Ekrem Zeki Ün ise yazılı metinlerle cevap verdi. İlhan Usmanbaş, daha önce yayımlanmış, eserlerini anlattığı bir yazıyı göndermekle yetindi. Program yayımlandıktan 33 yıl sonra Nurhan Olcayto, TRT’den emekli oldu. Bu metinlerin yok olmamasını, genç kuşaklara ulaştırılmasını arzu ediyordu. Müzik Söyleşileri bu arzuyu yerine getiriyor.

Linkler

Vikipedi biyografisi

Yalçın Tura ile söyleşi

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!