Midori / Resitaller müzisyenliğimin özüdür

0

Japon asıllı Amerikalı kemancı Goto Midori, 2008’den bu yana piyanistleri arasına Özgür Aydın‘ı kattı. 2010’da ABD, Avrupa ve Japonya’da verdiği 38 resitalden 20’sinde Aydın’la sahneye çıktı. İkilinin Türkiye’deki ilk konserini 2011 sonbaharında İstanbul’da, Boğaziçi Üniversitesi’nde vereceklerini öğrenince röportaj için Midori’nin peşine düştüm. Ekimin son haftasıydı, ABD’de Baltimor Senfoni Orkestrası’yla bir dizi konser veriyordu. Röportajdan önce soruları yazılı istedi, gönderdim. Sonra internetten konserlerini takip etmeye başladım. Japonya’ya, Çin’e uçtu. ABD’ye dönüp New York Filarmoni’yle çaldı, Philadelphia’ya geçti. Haftalar geçti, randevudan haber yoktu. Yavan, sıradan bir metin olacağı için yazılı cevap istemediğimi baştan belirtmiştim. Derken konser günü geldi, ünlü kemancı İstanbul’a ulaştı. Aynı gün PR ajansı kanalıyla aşağıdaki cevaplar ve cevapsız kalan bazı sorular posta kutuma düştü. Midori’yle aynı şehirdeydik ama ancak bilgisayar klavyesinde buluşabilmiştik…

Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde hazırladığınız yüksek lisans tezinin başlığı neydi, neden çocuk ve acı gibi zorlu bir konu seçtiniz?
– Farklı acı türlerini tarif eden bir çocuk kitabı hazırlayıp, bu konu üzerine bir de araştırma hazırladım. Üniversite öğrenimim döneminde, sanat tarihi çalışmaları sırasında psikoloji konusuna ilgi duymuştum. Aslında insanoğlunun doğası, duygular, davranışlar beni hep ilgilendirmiştir. Bu ilgim üniversitede psikolojiye başlangıç düzeyinde aldığım ders sayesinde iyice arttı, derinleşti.
Tezin araştırması, yazımı ne kadar sürdü? Kaynak taraması dışında, kişilerle görüşme içeren alan çalışması yaptınız mı?
– Tez çalışmasını yoğun konser temposu ve öğretmenlik uğraşıyla birlikte yürüttüm. Kimi zaman dersleri kaçırdım. Fakat şansımdan ders programım ve danışman öğretim üyelerinin çalışma saatleri esnekti. Bu sayede konser turnelerinde de çalışmamı sürdürebildim. Kimi zaman konserden çıkıp, otele koşuyor ve tezin başına oturuyordum.
Teziniz yayımlandı mı, ne tepkiler aldınız?
– Hayır, yayımlanmadı.

Evimde radyo, TV yok

Radyo ve TV’yi evinizden ne zaman attınız?
– Çok uzun zamandır evimde radyo ve TV yok. Çocukluğumda evimizde doğru düzgün çalışan bir TV olmadı hiç, bu nedenle TV izlemek tutkuya dönüşmedi. Seyahat sırasında da internet kanalıyda dünyadaki gelişmeleri izliyorum, dostlarımla haberleşiyorum.
Gelecek yıl hayatınızda yeni bir döneme gireceksiniz. 40’lı yaşlar için öncelikleriniz neler?
– Gelecekle ilgili öngörü yapmak mümkün değil, umarım gelecek on yılda da hayatta olurum, çalışmalarımı sürdürürüm.
Müzikle ilintili konular dışında, bugüne kadar merak ettiğiniz halde zaman bulamadığınız için yapamadığınız, öğrenemediğiniz, deneyemediğiniz, şimdi başlamak istediğiniz bir şey var mı?
– (…)
Yaşadıkça ilgili hayatla ilgili merakınızın arttığını, bilgi oburu olduğunuzu söylüyorsunuz. Müziğin dışında hangi alanlar ilginizi çekiyor? Örneğin uçağın penceresinden bakarken gördüğünüz bulutun ismini, New York Borsası’nın durumunu, Irak’taki savaşın seyrini aynı oranda merak eder misiniz?
– Hayatım boyunca yeni şeyler öğrenmek, deneyimlerinden ders çıkarmak için çabalayacağım. Her müzikal deneyimde öğrenilecek yeni bir şey var. Gelecekte de en önemli önceliğim, tutkum bu yolda yeni anlamlar, ilham kaynakları bulmak olacak.
Web sayfanızda güncelerinizden, yemek tariflerine, denemelerinizden yolculuk maceralarınıza hayatınızla ilgili pek çok ayrıntıyı dinleyicilerinizle paylaşıyorsunuz. Dünyanın ücra köşelerinden şaşırtıcı mesajlar alıyor musunuz, bu sayfa üstünden dinleyicilerinizle diyalog kuruyor musunuz?
– Şanslıyım, dünyanın dört bir yanından, farklı özelliklere sahip kişilerden destek alıyorum. Birbirlerinden çok uzaktaki kişilerin yorumcu ya da dinleyici olarak müziğin çevresinde buluşması, ortak bir dil kurması, müziğin coşkusunu paylaşması büyüleyici bir olay.

Kemandaki üslubumda, hayatıma giren herkesin etkisi var

Konser programınız çok yoğun, buna ek olarak kurduğunuz okulla New York’ta iddialı bir proje yürütüyorsunuz. Bu kadar tempoya rağmen neden kendinizi zorlayıp sosyal sorumluluk projelerine girişiyorsunuz? PR arayışı mı, başkalarının hayatına olumlu katkıda bulunmanın getirdiği huzur mu sizi bu özveriye yönlendiren?
– Sosyal çalışmalarım, müziği başkalarıyla paylaşma çabam ailemin, yetişme koşullarımın doğal bir yansıması. Eğitimin tutku düzeyinde önemli olduğu, kişilerin kendilerini paylaşıma adadığı, toplum için çalıştığı bir ortamda yetiştim. Tüm projelerimin temelinde basit bir dilek var: Müziğin yardımıyla insanları bir araya getirmek. Bu amaca ulaşabileceğim yeni yöntemler düşünmek beni mutlu ediyor. Ne mutlu ki, Midori ve Dostları, Müzik Paylaşımı, Sahne Arkadaşları ve orkestra solistliği gibi programlara katılıp, amacım doğrultusunda çalışabiliyorum.
11 yaşında Zubin Mehta yönetimindeki NY Filarmoni’nin önüne solist olarak çıkmak mı daha zordu yoksa uluslararası şöhrete sahip bir kemancı olarak bugünün fırtınalı müzik dünyasında yerinizi korumak mı?
– Dahi bir çocuk olarak büyümenin duygusal etkileri sorulur hep. Bana takılan sıfat, bu sıfatın doğruluğu ya da yanlışlığı bir yana tek söyleyebileceğim şey şu: Evet bu şekilde yetiştirildim, yeterli teşvik gördüğüm için çok şanslıydım. Şu bir gerçek ki, dahi etiketinin yapıştırılması çocuk açısından pek kolay başa çıkılacak bir durum değil. Çok şanslıydım ki, ailem, arkadaşlarım, müzisyen dostlarım bana hep destek oldu; gerçek kimliğimi, kim olduğumu unutmamamı sağladılar. Bununla birlikte müzisyen olmak her yaşta ciddi bir çaba gerektiriyor.
Geçen yüzyılın ikinci yarısına kadar farklı ülkelerin, farklı ekollerle yetişmiş kemancıları arasında yorum açısından önemli farklar vardı. Günümüzde bu farklar ortadan kalkıyor. Siz kendinizi hangi ekole, ekollere yakın hissediyorsunuz?
– Bugüne kadar çok farklı birikimlerden, ekollerden müzikçiyle çalıştım. Doğrusunu söylemek gerekirse, hayatıma giren herkesten etkilendim, etkileniyorum. Üslubum öyle ya da böyle bu deneyimlerin etkisini taşır.

Tutkularımdan biri de çağdaş müzik

Kemanda Rus / İsrail ekolünden gelen solistlerin asırlık egemenliğini kıracak yeni bir akımın olup olmadığını Sarah Chang‘a sorduğumda “Asyalılar ortaya çıktı. Midori, ben, Yo-Yo Ma… Liderlik açısından şanslı olduğunu sanıyorum” demişti. Bu görüşe katılıyor musunuz?
– (…)
Bugüne kadar en çok eserini kaydettiğiniz besteciler Dvorak ve Bartok. Bu sizin tercihiniz miydi, yoksa Sony’nin mi? Sizin tercihinizse, nedir onları diğerlerinden farklı kılan? Her ikisinin de bir dönem ABD’de yaşamasının hayal kırıklığı içinde ülkelerine dönmesinin bir etkisi olabilir mi?
– Çalmayı en sevdiğim eserler, besteciler sorulur hep. Böyle bir ayrım yapmıyorum. Bence her eserin özgün bir kimliği, mesajı var. Yorumcu olarak çabam her eseri dinleyiciye en içten, en doğru sesiyle, sözüyle sunmak. Bestecinin yaklaşımını doğru kavrama, eserin yazıldığı tarihsel bağlamı doğru değerlendirme çabası bu bilincin önemli bir parçası.
Emrovizasyon ilginizi çekiyor mu, bugüne kadar sahnede hiç kendi kadansınızı seslendirdiniz mi?
– Bestecilik ilgi alanımın dışında.
Repertuvarınıza almak ya da kaydetmek için yorumcu olarak yeterli olgunluğa ulaşmayı beklediğiniz eser var mı?
– Hayat tecrübem arttıkça, bunun yorumda yeni bakış açıları yarattığını, eserleri daha çok sevdiğimi görüyorum. Bu da beni geçmişteki repertuvarımı tekrar ele almaya teşvik ediyor. Tutkularımdan biri de çağdaş müzik. Elimden geldiğince sık yeni eser seslendirmeye çalışıyorum. Çağdaş müzik günümüzün dünyasını yansıtıyor. Çağdaş kültüre ve dinleyiciye yeni bakış açıları sunuyor. Çağdaş besteciler arasında takdir ettiğim pek çok isim var, geliştirdikleri yeni müzikal teknikleri, üslüpları beğeniyorum. Son yıllarda eser sipariş vermeye başladım. Bu harika bir deneyim. Yeni müzik, geçmişin müzikal birikiminden yararlanıyor ve geçmişin müziğine ışık tutuyor. Geçmiş ve gelecek bugün yardımıyla birbirine bağlanıyor.

Repin’le eser siparişi vermeyi sürdüreceğiz

Midori / Vadim Repin Beste Siparişi Girişimi’nin şu andaki durumu nedir? Dört önemli besteciden biste çalacağınız kısa eserler talep etmiştiniz. Bunları seslendirmeye başladığınızı okumuştum. Yeni siparişler verdiniz mi?
– Yeni eserler yazılması konusunda destek olmaya kararlıyım. Midori / Repin girişiminin çabasıyla çok saygı duyduğum dört besteci solo keman için birer eser yazdı: Lee Hyla, Rodion Shchedrin, Krzysztof Penderecki, Derek Bermel. Sezon boyunca seslendireceğim yeni başyapıtlar olduğu için çok mutluyum. Geçen ay San Francisco’daki özel bir müzik akşamında dört eseri ilk kez seslendirdim. Bu kış ayrıca Brett Dean’in bestelediği ikilinin prömiyerini yapacağım.
Bugüne kadar size ithafen kaç eser yazıldı, kaçını repertuvarınıza aldınız?
– (…)
Önümüzdeki yıllarda yenilenmek için konserlerinizin sayısını azaltmayı ya da Anne Sophie Mutter gibi belirli bir süre sahne çalışmalarına ara vermeyi düşünüyor musunuz?
– Dünyanın farklı köşelerinde konser verme fırsatına sahip olduğum için çok şanslıyım. Bununla birlikte sürdürmek zorunda olduğum başka pek çok etkinlik var. Müzisyen olarak en sevdiğim iş öğretmenlik ve sosyal sorumluk projeleri. Zaman zaman yoğun programın ağırlığını hissetsem de, hayatım boş geçmediği için mutluyum. Yeterli istek ve kararlılığa sahibim. Tüm bunlar en içten arzularla yapılan işler. Araştırma ve yazma, keman çalışmaktan, öğretmenlik yapmaktan daha çok zamanımı alıyor. Güzel bir kitabın içinde kaybolmak, arkadaşlarımla güzel bir gece geçirmek de çok güzel, fakat bu durumda aklıma hep öğrencilerim takılıyor. Ne yaptıklarını merak ediyorum. Yakın zaman önce ekibimle buluşmalar organize etmeye başladık. Ayrıca onların yaptığı alan çalışmalarına katılıyorum. (Midori ve Arkadaşları grubunun, New York’un okullarında çocuklarla yürüttüğü müzik çalışmalarını kastediyor) Onlarla birlikte çalışmak, onları çalışırken izlemek çok hoşuma gidiyor.

İlk günden bu yana resital müzisyenliğimin özüdür

Fotoğraf: Angela Jimenez

1999 ve 2003’te konser için İstanbul’a gelmiştiniz. Bu dönemde Türk yorumcuları, bestecileriyle tanıştınız mı, çağdaş Türk müziği hakkında fikir edinebileceğiniz kayıtlar geçti mi elinize?
– (…)
Orkestra ve diğer oda müziği çalışmalarıyla karşılaştırırsanız, bir yorumcu olarak keman – piyano ikilisiyle yaptığınız çalışmaların sizin açınızdan önemi nedir?
– İlk konserimden bu yana resital vermek müzisyenliğimin özüdür. İkili için yazılan eserleri öğrenmek, prova etmek, yorumlamak bana çok şey öğretti.
Yaklaşık 20 yıldır keman piyano resitallerinizde size Isaac Stern’le de birlikte çalışan Robert McDonald eşlik ediyor. Ayrıca Charles Abramovic’le de konser veriyorsunuz. Üçüncü piyaniste neden gerek duydunuz? Konser programları çakıştığında sorun yaşamamak için bir önlem miydi, yoksa farklı piyanistlerle farklı repertuvar programları hazırlamayı mı amaçlıyorsunuz?
– (…)
Özgür Aydın‘la yollarınız nasıl kesişti? ilk kez Japon TV’sinde izlediğinizi, merak edip konserine gittiğinizi duymuştum, doğru mu? Yorumunda ya da üslubunda dikkatinizi çeken neydi?
– Evet doğru… Özgür Aydın’ı ilk kez eşi ve arkadaşım Naoko Shimizu’yla verdiği, Japon TV’sinde yayımlanan bir konserde dinlemiştim. Naoko eski dostumdur. Özgür’le bu konserden önce, Naoko vasıtasıyla tanışmıştım.
Özgür Aydın’la oluşturduğunuz ikili uyum ve repertuvar açısından zaman içinde nasıl gelişti?
– Geniş bir repertuvar ve farklı dönem müzikleri üzerine çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ve ikimiz de birlikte çalışmaktan çok zevk alıyoruz.
Özgür Aydın’la birlikte çalışmak size müzikte, icrada yeni bakış açıları kazandırdı mı? Aydın’la dostluğunuzun müzik dışında, ilgi alanlarınız ya da yaşam alışkanlıklarınız açısından herhangi bir katkısı oldu mu? Örneğin Aydın sizin gibi bir kitap kurdu, onun önerisiyle tanıştığınız yazarlar, konular var mı?
– (…)
Web sayfanıza bakılırsa 2010’da farklı ülkelerde, piyano eşliğinde 38 resital vereceksiniz. Bunun 20’sinde piyanistiniz Özgür Aydın. Gördüğüm kadarıyla sekiz eserlik bir repertuvar oluşturmuşsunuz. 2011 için neler planlıyorsunuz?
– Bu sezonda Özgür’le Asya ve Avrupa’da resital serilerini sürdüreceğiz.
(Serhan Yedig / Ocak 2011 / Andante Dergisi)

Linkler

Biyografisi

Kişisel web sayfası

Serhan Yedig’in Midori üzerine yazısı

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!