Ertuğrul Oğuz Fırat / Önemli olan ödül değil, küğ dünyamızdaki maskaralıklara son verilmesidir

0

Besteci, eğitimci, yazar, ressam Ertuğrul Oğuz Fırat , 2013’te çok boyutlu,  verimli kişiliği, eserleri nedeniyle Sevda – Cenap And Vakfı’nca “Onur Ödülü”ne layık bulundu. Eserleri kadar yetiştirdiği öğrencileriyle de çağdaş müziğe katkıda bulunan Fırat, 6 Aralık’ta, Ankara MEB Şura Salonu’ndaki ödül töreninde, tarihe geçecek sert bir konuşma yaptı. 10 ay sonra da aramızdan ayrıldı. İşte bu tarihi konuşmanın tam metni…

 

91 yaşına geldim. Artık eskiden ilgilendiğim tüm sanat konularından hiçbiriyle ilgilenebilecek gücüm kalmamış. Gözlerim görmez durumda, kulaklarım neredeyse işitmez oldu…

Bana ödül vermenizin nedenini çok düşündüm…

Çünkü yapıtları basılmış, seslendirilmiş, resimleri sergilerde boy göstermiş bir sanatçı değilim. Ortaya koyduğum yapıtların sayısına göre, gösterime giren, başkalarının bilincine aktarılmış olan yapıt sayısı çok çok az. Öyle sanıyorum ki, vakfın yönetim kurulundaki sayın üyelerden yüzde 80’i benim yapıtlarımın hiçbirini dinlememiştir. Ne resimlerimi görmüş ne de kitaplarımı okumuşlardır. Böyleyken nasıl oldu da bunları bir başarı olarak kabul ettiniz ve madalya vermek istediniz?

Dün bütün bunları düşündüm. Açıkça söylemek isterim… Aşağı yukarı bir haftadır vakfın ilgilileri evime gidip geliyor. Anladığım şu oldu: İlhan Usmanbaş’ın önerisiyle bu ödül bana verildi. Ve ben bu ödülü dostum Usmanbaş’ı kırmamak için kabul ediyorum.

Bir de vakfın uğraşıyla, en önem verdiğim yapıtımın seslendirilmesini umuyorum…

Aşağı yukarı 30 yıl kadar oluyor… Benim için bugüne değin, gelmiş geçmiş bütün büyük adamlardan en önemlisi, etkileyicisi, büyüğü olan Atatürk için birinci bölümü senfonik, ikinci bölümü oratoryo olan bir yapıt yazdım. 97 küğ yapıtım içinde nitelik ve nicelik olarak en büyüğü saydığım yapıtım bugüne kadar seslendirilmedi.

Kısaca bir anımı anlatayım…

Cumhurbaşkanlığı Bandosu’nda yönetici olarak çalışan bir öğrencim bana Cumhurbaşkanlığı Kitaplığı’ndan söz etmişti. Yapıtımı bu kitaplığa göndermemi, Cumhurbaşkanı’nın ilgisini çekmek bakımından bir mektup yazmamı istemişti. Önerisini kabul ettim. Yapıtımı bastırdım. Kısa bir mektupla birlikte eseri öğrencime verdim, götürdü. Bir süre sonra Cumhurbaşkanlığı’ndan bir yazı geldi. Oratoryo için kullanmış olduğum şiirlerin, yazıların yeterli olup olmadığı, seslendirilmesi durumunda yararlı olup olmayacağı yolunda incelenmesi için yapıtın Türk Dil Kurumu’na gönderildiği bildiriliyordu.

Tören akşamı Ertuğrul Oğuz Fırat ödülünü SCA Vakfı Yanetim Kurulu Başkanı Mehmet Başman’dan almıştı.

TDK, biliyorsunuz benim de üye olduğum TDK değildi artık… Bir memurlar topluluğuydu. Her neyse… Bakalım işin sonu nasıl gelecek diye düşündüm. Bir süre sonra bir yazı daha geldi bana. TDK incelemiş, eserin seslendirilmesi durumunda yararlı olacağı bildirilmiş. Ancak üyelerden biri not düşmüş: Şiirlerden birinde geçen “Düşman almış ülkeyi” dizesinin “Düşman kuşatmış ülkeyi” şeklinde ifade edilmesinin daha etkili olacağını bildirmiş…

Aradan bir süre geçtikten sonra Cumhurbaşkanlığı’ndan, yapıtın Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Yönetim Kurulu’na gönderildiği bildirildi. Sonucu merakla bekledim… Bir süre sonra CSO Yönetim Kurulu’ndan Cumhurbaşkanlığı’na cevap gelmiş. Kurul “Yıllık program hazırlığını tamamladık. Bu nedenle gönderdiğiniz yapıtı seslendiremeyiz” buyurmuş.

Böylece CSO’nun artık taşlaşmış bir program anlayışı olduğunu kabul etmekten başka çare kalmıyordu.
Bilmezsiniz… Bunu da söylemek zorundayım… CSO, son olarak Çembalo Konçerto’mu seslendirmişti. Konserden sonra solist Sayın Leyla Pınar ve CSO’nun şefiyle sahnedeydik, sohbet ediyorduk. Arkalardan bir çalgıcı geldi. “Bu eserin sahibi siz misiniz” diye sordu. “Evet” dedim. “Buna eser de denmez, tam bir rezalet” diye sürdürdü konuşmasını. Şaşırdım, sustum. Sayın Pınar “Herkes sizin gibi düşünmüyor” diye cevapladı. “Rezalet, rezalet” diyerek geriye döndü çalgıcı. Kim olduğunu, hangi enstrümanı çaldığını sordum. Timpaniciymiş. Merak ettim. Çocukları var mı acaba, dedim. Varmış, hem de ikizleri. Beni aldı bir gülme…

Konservatuvarda Küğ Tarihi dersine gidiyordum. İlk derste öğrencileri tanımak için bir yazılı yoklama vermiştim. Hangi çağdaş bağdarları tanıyorsunuz, hangi eserlerini dinlediniz, hangileriyle ilgilendiniz gibi sorular yöneltmiştim. İki öğrencinin cevapları dikkat çekiciydi. Her ikisi de “Çağdaş müzikten nefret ediyoruz” yazıyordu… Belli ki kardeşler… Timpanicinin tepkisinden sonra bunu hatırlayıp gülmüştüm… Bu olayın burada kalacağını, sorunun kapanacağını düşündüm…

O sırada Pan Yayıncılık’ın yayımlamaya hazırlandığı, tamamlanmış “Umursanmamış Yazılar“ kitabıma son bir yazı eklemeye karar verdim. “Son Yazı Zor Yazı” daha sonra kitapta ilk yazı olarak yayımlandı.

Aynı yıl CSO benim ikinci bir yapıtımı programa almıştı. Keman Konçertosu için mart ayında bir gün verilmişti. Bu konuda konuşmak için CSO’ya uğramıştım. Yöneticinin odasında otururken içeriye birden Norveçli bir orkestra şefi girdi. Türkiye’ye sık sık konser vermeye geliyordu… Elinde benim Keman Konçerto’m vardı. Eserin bir yerini gösteriyordu. Burası suyla silinmek istenmişti. Fakat metin elyazısı değil, mürekkep olduğu için kağıt tahrip olmuş, okunmaz hale gelmişti. “Ben sizin küğünüze bir şey söyleyecek durumda değilim, fakat bu baskı ile bu orkestrayı yönetemem” diyordu. Hiçbir şey söyleyemedim. Çok üzüldüm. Notanın orasını, burasını silmeye çalışmış, bunu orkestra şefinin eline vermiş, iteleyerek yöneticiye göndermişlerdi…

Yönetim Kurulu üyeleri, eseri yeniden basacaklarını söylediler. Yorum yapmadan ayrıldım. Aradan 20 gün geçti. Eserimi seslendirecek kemancı arkadaşı İstanbul’dan aradım. O sırada İstanbul Filarmoni Derneği’nde, derneğin başkanı Panayot Abacı’nın yanındaymış. Panayot Bey telefonu aldı “CSO’nun size yaptığı harekete çok üzüldük. Böyle olmamalıydı” dedi. Çok şaşırdım. “Ne gibi bir sorun var” diye düşündüm. Daha sonra ne olduğu anlaşıldı. Operada avukat olarak çalışan bir arkadaşım kanalıyla soruşturduk. CSO, solist kemancı arkadaşımıza bir yazı gönderilmiş. “Ertuğrul Oğuz Fırat’ın Keman Konçertosu’nu programdan kaldırdık. Siz daha önce orkestramızla Prokofiyef’in Keman Konçertosu’nu seslendirmiştiniz. Konser kararlaştırıldığı tarihte yapılacak, fakat sizden Fırat’ın eseri yerine, Prokofiyef’i seslendirmenizi istiyoruz” yazmışlar…
Eserimin programdan kaldırıldığı bana bildirilmemişti… Gizlice, arkamdan karar alınmış ve uygulanmıştı…
Ve böylece CSO’nun yapıtlarıma karşı tavrı açıkça ortaya çıktı….

Şimdi şunu demek istiyorum:
Bana bu ödülü veriyorsunuz… Ödül vermek önemli değil. Önemli olan küğ yaşamımızdaki bu maskaralıklara son verilmesidir. Benimle beraber olabiliyor musunuz? Bunların açıkça yazılması, söylenmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?

O zaman verdiğiniz ödül kalbimdedir….

Linkler

Ertuğrul Oğuz Fırat iki eserini anlatıyor

Besteci adına açılan web sitesi

Bestecinin biyografisi

Eserlerinin yayımlanmış icraları

Sungu Okan’ın 2006’daki söyleşisi

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!