Seong-Jin Cho / Eksantriklik özgünlük değildir

0

Kaligrafi meraklısı Seul’lü mühendis baba ve müziksever annenin yetenekli oğlu Seong-Jin Cho, 12 yaşında ilk resitalini verdi. Üç yıl sonra Hamamatsu Yarışması’nda birinci, 2011’de Çaykovski Yarışması’nda dördüncü ve nihayet 2015’te Chopin Yarışması’nda birinci oldu. O tarihten bu yana dünyanın dört bir yanında yılda 120 konser veriyor. Kimi zaman Berlin Filarmoni’nin turnelerinde Lang Lang’ın yerine sahneye çıkıyor. Albümleri Deutsche Grammophon’dan yayımlanıyor. 25 yaşındaki Cho, Berlin’den sorularımızı yanıtlarken “Piyanistin kişilik konusuna çok önem vermesi tehlikelidir, icrayı zedeleyebilir. Özgünlük doğal olarak ortaya çıkmalı” diyor.

Fotoğraflar: Harald Hoffman / DG

Yarışmada kazandığınız birinciliğin etkisiyle uluslararası konser piyanistliğine Chopin repertuvarıyla başlamanızın virtüözitenize, sanatsal yaklaşımınıza ne gibi olumlu ya da olumsuz etkileri oldu?

– Chopin’in müziği basit, yalın görünmekle birlikte böyle değildir. Çok karmaşık olduğu bile söylenebilir. Piyanistler açısından önemli deneyimdir. Müziğinde kimi zaman Bach’ı duyarsınız. Çünkü polifonik yapısı güçlüdür. Kimi zaman su sesini duyarsınız. İçinden şarkılar geçer. Romantizmi anlamak için Chopin üzerine düşünmek, Chopin çalmak gerekir.

Çocukluğumdan bu yana, yani 10 yaşından itibaren Chopin çaldım. Scherzo, balad, edütler gibi pek çok eseri repertuvarımdaydı. Bu nedenle yarışmaya özellikle hazırlanmam gerekmedi.

Chopin Yarışması’na girmemin nedeni, besteci olarak sevmemin yanı sıra kariyerimle ilgiliydi. Avrupa ve Amerika’da adımı duyurmak istiyordum. Uluslararası düzeyde önemli bir yarışma olduğu için girdim. Nitekim 2015’te kazandıktan sonra çok sayıda konser teklifi aldım. İlk 1,5 yıl ağırlıklı olarak konser programlarında Chopin çalmam isteniyordu. Daha sonra bu zorunluluk ortadan kalktı, şimdilerde çok daha az çalıyorum. Pek çok konser organizatörü programla ilgilenmiyor bile. Kuşkusuz bu sayede geçmiş birinciler Krystian Zimerman, Martha Argerich, Maurizio Pollini gibi tanındım. Fakat bu isimler Chopin spesyalisti değil. Alman repertuvarında da çok başarılılar. Zimerman’ın Brahms, Beethoven, Martha Argerich’in Prokofiyef yorumları harikadır. Ben de onlar gibi Chopin’in müziğiyle sınırlı kalmak istemiyorum.

Chopin’de romantizmin dozu kaçırılmamalı

Yarışmada nasıl bir strateji izlediniz, örneğin öncesinde jüriyi, beğenilerini, geçmiş yıllardaki tercihlerini, rakiplerin durumunu inceleyip buna göre bir plan hazırladınız mı?

– Doğrusu hiç stratejik hazırlık yapmadım. Yarışma boyunca kendi icrama odaklandım. Diğer yarışmacıları da dinlemedim. Çünkü dikkatimi dağıtıyor. Sadece şu konulara dikkat ettim. Chopin, diğer Geç Romantik Çağ bestecileri, yani Mahler ya da Wagner gibi değildir. Romantizmi çok abartmamak gerekir. Yer yer kıvılcımlar saçan, dinleyicisiyle dertleşen, saf bir müziktir, bu özelliğini hakkıyla vurgulamak gerekir.

17. Chopin Yarışması’nın birincisi Seong-Jin Cho olmuştu.

Krystian Zimerman, Grigory Sokolov ve Radu Lupu’dan övgüyle bahsediyorsunuz, örnek aldığınızı söylüyorsunuz. Hangi özellikleriyle size ilham veriyorlar?

– Paris Konservatuvarı’ndaki öğrenciliğim döneminde Zimmerman’ın çok sayıda konserini izledim. Konser ve kayıtlarındaki icra birbirinden çok farklı. Ben konserlerini tercih ediyorum. Öncelikle spontanlık ve kontrolu dikkat çekiyor. Kontrol deyince sadece teknik yetkinlik değil, ton zenginliği de sözkonusu. Zamanlama ve icra dengesini çok iyi kuruyor. Müthiş bir karizmaya sahip. Radu Lupu’yu da çok sayıda konserde izledim. Sanki bize cennetten sesleniyor. Öylesine özgün bir tona sahip. Bunu taklit etmek mümkün değil. Onu dinlerken çok iyi özümsediği dev bir resmin önünde olduğunu hissediyorsunuz. Tüm detaylarıyla görüyorsunuz resmi. Müzik doruğa ulaştığında berraklığını koruyor, ifade gücü müthiş. Bugüne kadar tanıdığım en doğal müzikçi. Grigory Solokov stüdyo müzikçisi değil. Albümleri konser kayıtları. Öğrenciliğim döneminde Fransa ve Almanya’daki konserlerini kaçırmazdım. Bence en özel piyanistlerden biri. Bir gün evde çalışırken üslubunu taklit etmeye çalıştım. Çok tuhaf bir icra çıktı ortaya. Fakat Solokov bu üslupla çaldığında o kadar doğal ve akılcı oluyor ki, dinleyicisini etkiliyor. Ne kadar özel bir beğeniye sahip ve ne kadar özgün olduğunu böyle anlıyoruz. Müthiş bir tekniğe sahip. Hız ya da yüksek ses elde etmekten bahsetmiyorum. Kontrol gücü yüksek. Notaları çok önemsiyor. Ayrıca Rus ruhu, icralarında yarattığı hafif karanlık atmosfer, duygusal yaklaşımı etkileyici. Martha Argerich, Mikail Pletnev gibi piyanistleri de çok severim.

Akıl hocam Zimerman ve Lupu

Wilhelm Kempff’in öğrencisi tarafından muhtemelen Alman ekolüyle yetiştirildikten sonra 18 yaşında Paris Konservatuvarı’na başladığınızda ekol farkı nedeniyle sorun yaşadınız mı?

– Tek sorunum lisandı. Bir de yalnızlık. Neyse ki Michel Beroff çok iyi bir öğretmendi, neredeyse arkadaşım gibiydi. Fransızca sorunu çözdükten sonra Paris’te yaşamaktan keyif almaya başladım.

Radu Lupu, icrada iki konunun çok önemli olduğunu söyler: İyi ve inandırıcı bir öykü oluşturmak ve spontanlık. Siz öykülerinizi nasıl hazırlarsınız, örneğin kendi öykünüzü oluşturmadan geçmişin ustalarının bu konuda ne söylediğine bakar mısınız?

– Son zamanlarda çok az kayıt dinliyorum. Çünkü doğal olarak yorumdan etkileniyorsunuz. Bundan kaçınıyorum. Özgünlük ve kişilik bu şekilde oluşuyor. Şancıları düşünün: Tenor özgün bir sestir. Ne baritona benzer ne de basa. Her üçü de değiştirilemez, özgün birer sese sahiptir. Piyanistler de özgün sese sahiptir. Tek sorun bu sesi, yorumu ortaya çıkartmak, geliştirmektir. Egzantik yaklaşım özgünlük demek değildir. Bu yaklaşım doğru değil. Özgünük doğal olarak ortaya çıkmalı. Örneğin tanıdığımız en egzantrik piyanistlerden Glenn Gould’un bile özgünlük adına bunu yaptığına inanmıyorum. Üslubunun kişiliği doğrultusunda doğal olarak ortaya çıktığına inanıyorum. Ayrıca piyanistin kişilik konusuna fazlasıyla odaklanması tehlikelidir, icrayı zedeler.

Müzik ve notaların dışında entellektüel açıdan hangi kaynaklardan beslenirsiniz?

– Duygusal açıdan beslenmek için müzik dışındaki alanlara da bakmak gerekir. Edebiyat, plastik sanatlar gibi. Şimdilerde insanın doğasına, gizemli iç dünyasına odaklanan, kimileri ironik filmleri izliyorum. Yaşamımız boyunca karşılaşamayacağımız pek çok olay ve buna bağlı davranışı filmlerde görebiliyoruz. Ingmar Bergman ve Cohen Kardeşler’in sinemasını çok severim.

Kimi usta piyanistler gençlerle deneyim paylaşma konusunda örnek tutum sergiliyor. Örneğin Alfred Brendel’in uzun yıllardır Kit Armstrong, Ingolf Wunder gibi gençlere yol gösterdiğini biliyoruz. Sizin de fikir danıştığınız ustalar var mı?

– Ben de birkaç kez Brendel’i Londra’daki evinde ziyaret ettim. Ona çaldım. Çok önemli yorumlar yaptı. Fakat müzik ve yaşam konusunda feyz aldığım, yakın diyalog içinde bulunduğum kişiler Krystian Zimerman ve Radu Lupu. Birkaç yıldır ikisiyle de yakın ilişkim var. Eğer bir konuda endişem varsa, karar veremezsem mutlaka Krystian’a sorarım. Her seferinde sevecen tutumuyla bana yol gösterir.

30 yaşına kadar 30 konçerto öğreneceğim

Son birkaç yılda birbiri ardına yayımlanan albümlere bakılırsa repertuvarınız hızla gelişiyor ve daha da önemlisi çeşitleniyor. Repertuvarınızı hangi yönde geliştireceksiniz, belirli bir çağa, besteciye, forma odaklanmayı düşünüyor musunuz?

– Dinlemeyi sevdiğim bestecilere odaklanacağım. Örneğin az tanınan Karol Szymanowski, Leos Janacek gibi besteciler ilgimi çekiyor. Onlar gibi pek çok besteci var eserleri az çalınan. Mesela Cesar Frank. Birkaç besteci üzerine uzmanlaşmak da bir fikir olabilir, henüz bu konuda karar vermedim. Zekice repertuvar oluşturma konusunda Zimerman’ı taktir ediyorum. O kadar geniş ki… Bu açıdan bana örnek oluyor.

30 yaşından önce ulaşmak istediğiniz hedefler var mı?

– İyi, daha iyi çalmak… Yılda iki konçerto ve yeni bir resital programı öğrenmek… Fakat çok fazla konser veriyorum, yolculuklardan zaman kalmıyor. Şu anda repertuvarımda 24 konçerto var. 30 yaşında bu sayının 30-32’yi bulmasını arzu ediyorum.

Tükenme sendromuna karşı ne gibi önlemler aldınız?

– 2016’da 70 konser çaldım. Ertesi yıl 90 küsur. 2018’de 120 konser. Bu yıl ise 80 konserdeyim. Sanırım yılda 90 konserden fazla olmamalı. 100 konsere ulaşınca zihnimi dinlendirecek, rahatlayacak zaman bulamıyorum. Bu nedenle menejerime 90’ın üzerine çıkmamasını istiyorum. Bununla birlikte deneyim kazanmayı sürdürmek için yılda 70 konserin üstüne çıkmalıyım. Chopin Ödülü sonrasındaki konser yoğunluğu önemli deneyim kazandırdı. Konserler müzisyen açısından önemli deneyim. Ayrıca müzisyenliği de besliyor.

Queen dinlemeyi severim

Emprovizasyon yapar mısınız, kadans yazmayı denediniz mi?

– Evde emprovizasyon yapmayı severim. Fakat bunu sahneye taşımayı hiç düşünmedim. Mozart’ın konçertosuna kadans yazmıştım. Fakat o kadar iyi örnekleri var ki, konserlerde bunu sunmayı tercih ediyorum.

Diğer müzik türleriyle, örneğin cazla ilgileniyor musunuz?

– Ağırlıklı olarak klasik müzik dinliyorum. Bununla birlikte Queen gibi bazı İngiliz rock gruplarını severim. Birkaç popüler Koreli şarkıcıyı da severek dinliyorum.

Avrupa’da Uzakdoğulu genç virtüözlere karşı belirgin bir önyargı var. Siz bu önyargının olumsuz sonuçlarını yaşadınız mı?

– Evet, ben de tanık oldum. Uzakdoğulu gençlerin teknik mükemmeliyete önem verdiği, müziğe yeterince yüreğini koymadığı, duygusuz çaldığı düşünülüyor. Bu kesinlikle doğru değil. Ayrıca kendimi virtüöz olarak değerlendirmiyorum. Yuja Wang gibi tekniği benden üstün pek çok virtüöz var. Müziğimi, yorumumu sunacak düzeyde tekniğe sahibim, o kadar…. György Cziffra, Vladimir Horowitz gibi virtüöz değilim. Farklı bir müzikçiyim. Çok sayıda başarılı Asyalı müzikçi var. Bunlar aynı zamanda derin, duygusal açıdan zengin icralar sunuyor. Hedeflerimden biri de Asyalı müzikçilere karşı önyargının doğru olmadığını göstermek, ortadan kalkmasını sağlamak.

Türk müzikçilerle yolunuz kesişti mi hiç?

– Türk müzikçilerle tanışmadım hiç. Fakat Fazıl Say’ı ve İdil Biret’i biliyorum…

İstanbul’da seslendireceğiniz Beethoven’in birinci piyano konçertosu ne kadar zamandır repertuvarınızda, eseri farklı orkestralarla icra edip olgunlaştıracak fırsat bulabildiniz mi?

– Yeni sayılır… İlk kez üç yıl önce Polonya’da seslendirmiştim. İstanbul ikinci yorum olacak. Beethoven’in ikinci konçertosu olmasına karşın yayıncı nedeniyle birinci olarak geçmiş repertuvara. Yine de gençlik enerjisini yansıtıyor. Bu eseri sevgili dostum, şef Aziz Shokhakimov ile seslendirecek olmak beni heyecanlandırıyor. Tutlulu ve dürüst bir müzikçi. Daha önce İtalya, Fransa’da konserler vermiştik ve iyi anlaşmıştık.

(Serhan Yedig / Müzik Söyleşileri / Mayıs 2019)

Linkler

Seong-Jin Cho’nun kişisel web sayfası

Seong-Jin Cho’nun Facebook hesabı

You Tube’deki Seong-Jin Cho videoları

Seong-Jin Cho’nun birinci olduğu 2015, 17. Chopin Yarışması web sayfası

 

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!