Ufuk-Bahar Dördüncü / Brahms’dan öncesiyle ve çağdaş bile olsa tonal müzikle ilgilenmiyoruz

0

Dört yıl arayla doğan, eğitimlerinin son aşamasında ikili oluşturmaya karar veren Ufuk-Bahar Dördüncü Kardeşler 1990’lardan bu yana çağdaş müzik odaklı çalışıyor. İcrada şablonculuktan uzak durduklarını, çağdaş müziğin yorumcuyu sürekli öğrenmeye zorlayan, dinleyicinin dikkatini solist yerine müziğe yönelten yapısını sevdiklerini söylüyorlar. İkili “Facebook’tan çok evlilik teklifi aldık, fakat Türkiye’den yardım, öneri isteyen genç piyano ikilisi çıkmadı” diyor.

 

Mezuniyet sonrasındaki 20 yıllık solistlik yaşamınızın üç önemli dönüm noktası neydi?
Bahar Dördüncü: İlk önemli seçim ve dönüm noktası ikili olarak çalışmaya karar vermemizdi. İkincisi ise çağdaş müziğe odaklanmamızdı.
Ufuk Dördüncü: Başlangıçta her ikimiz de kendi yolumuzda yürüyorduk. Resitaller vermeye başlamıştık. Kesinlikle ikili çalışma fikrimiz yoktu. Yurtdışındaki hocalarımızdan biri, bir eseri ikimizin seslendirmesini önerdi. Bunu Elif-Bedii Aran’dan etkilenip, onlarla çalışmaya başlamamız izledi.
BD: Öncesinde ben çağdaş müzikle ilgilenmeye başlamıştım. Tek el repertuvarında dönüp durmaktan her ikimiz de sıkılmıştık. İkili çalışma bize farklı bir kulvar açacaktı. Çağdaş müzikte ikili yoktu. Bizim için farklı projeler yapmak önemliydi. Zaten sonuçta, çağdaş müzikte önemli bestecilerle piyano ikilisi çalışmaları yaptığımız için bugünkü yerimize geldik.
UD: Oysa başlangıç için riskli bir seçimdi. Çünkü 20 yıl önce çağdaş müziğin bestecisi, dinleyicisi, festivali, sahnesini açan konser salonu çok kısıtlıydı. Dolayısıyla çok önemli bir kavşaktı bizim için.
BD: İntihara teşebbüs ediyorsun, demişti bazı dostlarım… Oysa çok sevdiğim, kendimi bulduğum alandı bu. Ufuk da bana katılınca zorlu bir yola çıktık. Pierre Boulez’in ülkesi Fransa’dan adeta kovulduğunu, Almanya’ya sığındığını düşünürseniz, büyük bir mücadeleydi yaşadığımız. Çağdaş müzik yapmak için konservatuvar diploması yetmiyor. Notasını okumak için bile çok çalışmanız gerekiyor.
UD: Üçüncü önemli dönüm noktası perküsyoncu François Volpe ve Sebastien Cordier ile bir araya geldiğimiz Makrokosmos topluluğuydu. Bu dörtlüyle ürettiğimiz başarılı projeler sayesinde kendimize çağdaş müzik dünyasında yer edinebildik.

Brahms öncesini, tonal müziği çalmayız

Çağdaş müziğe odaklanmanın, bu alanda isim yapmanın dezavantajlarını yaşıyor musunuz? Repertuvarınızdaki Brahms, Schubert, Ravel, Chopin, Mozart eserlerini gönlünüzce çalacak festival, salon bulmakta zorlanıyor musunuz? Mesela menajeriniz Verbier Festivali’nin kapısını Schubert akşamı projesiyle çalsa, ne olurdu?
UD: Zaten çalmaz… Onlar da talep etmez… Mümkün değil bu… Ancak Verbier Festivali’nde Schubert’in çağdaş yansımalarını ele alacak bir bölüm varsa, bu bölüme başvurur.
BD: Biz ancak New York’ta Kaufman Müzik Merkezi, Lucerne Festivali, Venedik Bienali’ne gidebiliriz… Mesela 10 gün sonra Amsterdam Muziekgebouw’da konser vereceğiz. Bu çağdaş müziğe açık bir salon… Böyle bir proje için davet aldık. Dünyanın önemli festival ve konser salonlarının her birinin belirli politikası var. Bu doğrultuda program belirliyor, solist seçiyorlar. Örneğin Darmstadt, Liechtenstein’daki çağdaş müzik festivallerinde, Paris’teki Agora, Strasbourg’daki Musica’da geleneksel bir piyano ikilisini göremezsiniz. Çağdaş repertuvarı çalamayacakları için davet edilmezler. Bu alanda uzmanlaşmış icracılar seçilir. Bizden çağdaş repertuvarın dışında programlar istendiğinde, geleneksel müziği de çalıyoruz. Örneğin 2017’de Freiburg’da vereceğimiz konserin ortasına Dai Fujikura’nın bizim için yazdığı eseri koymamızı, etrafını iki Rahmaninov ve Ravel’le süslememizi istediler. Memnuniyetle kabul ettik.
UD: 19’uncu yüzyıl Fransız müziği icracısı olarak da tanınıyoruz.
Yani, yoğun çağdaş repertuvar seslendireceğiniz yorucu bir sezonun ortasına “Brahms Akşamı” programı koymak, tazelenmek istediğinizde çalacak salon bulmak pek kolay değil…
BD: Brahms çalmayı seviyoruz. Fakat hiçbir zaman “iki yıl sonra çağdaş müziğe ara verelim, bir süre Brahms, Beethoven” çalalım demedik. Artık piyanistler uzmanlaşmaya gidiyor, belirli dönemlere odaklanıyor. Büyük piyanistler Bach’tan Schönberg’e kadar tüm repertuvarı çalmıyor. Örneğin Murray Perahia uzun yıllardır Beethoven, Mozart, Schubert çaldı. Hiçbir organizatör Bartok konçertosu söz konusu olduğunda Perahia’yı düşünmez. Eğer bir festival, konser salonu Bartok yorumcusu arıyorsa Krystian Zimerman’ın kapısını çalar. Stravinski çalınacaksa Jean-Efflam Bavouzet aranır. Brendel son döneminde sadece Beethoven, Rubinstein sadece Chopin, Horowitz ise Rusları seslendiriyordu.
UD: Bizden istendiğinde geleneksel müziği çalarız. Fakat Brahms öncesini prensip olarak çalmıyoruz. Başkalarına bırakıyoruz. Çünkü çok yoğun çağdaş müzik çalan bir piyanistin birden geleneksel repertuvara dönmesi tuşe, yaklaşım problemleri doğurabilir. Bunu tercih etmiyoruz. Örneğin Mozart’ın konçertosu istendiğinde reddediyoruz. Kariyerimizin başında o kadar çok çaldık ki…
Artık doyduk, diyorsunuz…
UD: Hayır, sadece bu eser artık bizim sesimiz değil…
BD: Kendi adıma bir yorum yapmak istiyorum: Çalıştığım her yeni eserde bir şeyler öğreniyorum. İlerlediğimi hissediyorum. Mozart’ta hissetmiyor musun, diye sorabilirsiniz. Evet, onu da her seferinde tekrar ele aldığımda yeni unsurlar buluyorum. Çünkü ben değişiyorum, deneyim kazanıyorum.  Fakat keşif duygusu çağdaş müzikte daha fazla.
UD: Adeta eline yeni oyuncak verilmiş bir çocuk gibi heyecanlanıyorsunuz.
Yani özet olarak, siz bu durumdan memnunsunuz ve kendinizi kısıtlanmış hissetmiyorsunuz…
BD: Evet çok mutluyuz, özgürlüğümüzün kısıtlandığını düşünmüyoruz, hissetmiyoruz.

Müziğin istismarına ve star sistemine karşıyız

Kariyer açısından stratejik bir seçim olmanın ötesinde çağdaş müzik sizin için neden bu kadar önemli?
BD- Yaşayan bestecilerle çalışmanın farklı bir yönü var. Heinz Holliger’le tanıştığınızda, sizi tanıdığında, eseri size adapte edebiliyor. Bir notanın nasıl tınlaması gerektiğini yaratıcısına soruyorsunuz. Daha önce gün ışığına çıkmamış esere ilk kez ses veriyorsunuz. Müthiş bir dinamizmin, müziğin bir parçası oluyorsunuz. Enstrümanımı farklı kullanmanın hazzını yaşıyorum. Brahms, Mozart icrasında ortaya çıkabilecek şablonculuğa çağdaş müzikte kesinlikle yer yok.
UD- Ben müzikte renklere meraklıyım. Çağdaş eserlerde bu zenginliği buluyorum. Örneğin geçenlerde Matthias Pintscher’in bir eserini seslendirmek söz konusu oldu. Notalarını bile görmeden kabul ettim. Çünkü ne kadar renkli bir müziği olduğunu biliyorum.
BD- Diğer önemli nokta çağdaş müziğin dışındaki tüm repertuvarda dinleyicinin soliste odaklanması, besteciyi ikinci planda algılaması. Çağdaş müzikte ise yepyeni eserlerle sahneye çıkan icracı ikinci plandadır, egosunu unutup bestecinin beklentisini en iyi şekilde yerine getirmek zorundadır. Dinleyici müziğe odaklanır. Biz ortaya çıkmak istemiyoruz, besteciyi birincil derecede görünür kılmayı tercih ediyoruz. Katıldığımız tüm festivallerde solist değil, besteci ön plandadır. Dinleyici star icracıya gelmez, müziğe odaklanmıştır. Her fırsatta öne çıkmak, yıldız olmak isteyenlerden değiliz. Besteciyle dinleyiciyi buluşturan aracıyız, hepsi bu. Müziğin suistimal edilmesine, şöhret basamağı olarak kullanılmasına karşıyız. Öğrencilerimize de bunu öğretiririz. Çağdaş müziğin dışındaki yorumcular, yıldır olma stratejisinin doğrultusunda her an her vesileyi değerlendirip göz ününde kalmaya çalışıyor. Hayatlarını her boyutuyla ortaya seriyorlar. Egoları gittikçe büyüyor, doymuyorlar ilgiye, şöhrete.
UD- Narsisizm iyi icracı olabilmek için gereklidir, fakat ölçüyü kaçırmamak gerekir. Yorumcu her şeyin çevresinde dönmesini beklediği anda, besteci, enstrüman, dinleyici ikinci plana düştüğünde sanat zedelenir. Besteci, dinleyici olmazsa biz hiçiz.

İngiltere’ye Fazıl Say’ın imajı
bizim repertuvarımız uymuyor

Fransa’da çok başarılı olan, Altın Diapozon ödülleri alan, bu sayede tüm Avrupa’da sesini duyurabilen Toros Can, Hüseyin Sermet, hatta Fazıl Say gibi piyanistlerimiz, İngiltere’de sesini duyurmakta çok zorlandı. Plak firmaları ve menajerlerin ördüğü bu duvarı aşmayı siz çağdaş müzikle başarabildiniz mi?
UD- İngiltere’nin önde gelen menajerleriyle bağlantımız var. Fakat çağdaş müzik diğer türler kadar talep görmüyor, bu nedenle sınırlı tuttukları portföyde çağdaş müziğe odaklanan yorumcuları almakta isteksizler.
BD- İngiltere klasik müzikte çok kapalı bir ülke, kendi içinde mafya sistemi geçerli. Çağdaş müzik çok para kazandırmadığı için, müşterisi kısıtlı olduğu için menajerler isteksiz. Pop piyasasındaki gibi, tuhaf repertuvarlara sahip sanatçılar iyi iş yapıyor. Güldüren besteciler, göbek atan yorumcular çağındayız artık. Menajerler, felsefesini kabul etmese de, para getiren sanatçının peşinde. Toros Can kadar iyi olmasa da İngilizler kendi çağdaş müzik yorumcularını pazarlamayı tercih ediyor. Fazıl Say’ın ise imajı İngiltere’ye uymuyor. Fransa farklı, sansasyonel müzikçilere ilgiyle yaklaşır, İngilizler ise daha mesafeli… Şimdi biz çağdaş repertuvarla Amerika’ya adım atmaya çalışıyoruz.  Bir süredir proje pazarlayan menajerlerle görüşüyoruz.
Aslında dünyanın en özgür, en yüksek izleyicili sahnesi YouTube. Bu platformda daha iyi görünmek için çaba gösteriyor musunuz, planlarınız var mı?
BD- Bana çok yapay geliyor… İnternette görünmek için çaba, zaman sarfetmek istemiyorum.
UD- Sosyal medyayı kullanıyoruz. Her ikimizin Facebook sayfası, benim Twitter hesabım var. Fakat daha fazla duyulmak için, kişisel hayatımızı sergilemek, yılışık pazarlama yapmak istemiyoruz.
Çağdaş müzikte hangi alanda ilerleyeceksiniz. Yaşayan bestecileri göz önüne alırsak size hangi akımlar yakın geliyor, hangilerinden uzak durmaya çalışıyorsunuz?
UD: Önceleri tüm akımları merak ediyorduk. Ayrım yapmadan seslendirmek istiyorduk. Bir süre sonra seçim yapmaya başladık.
BD: Deneysel müzikten uzak duruyoruz. Tek kriterimiz bu. Schönberg/Webern stili atonal müzik çok hoşumuza gidiyor. Cazı çok seviyoruz. Bazı cazcılar çağdaş müzik alanında besteler yapmaya başladı, bu alanda ortak çalışmalar yapıyoruz. Dünya çapında cazcılarla çalışıyoruz, bu bize haz veriyor.
UD: Günümüzde yazılmış bile olsa tonal müzik bize hitap etmiyor. Örneğin post Bartok stilinde kendimizi bulamıyoruz.
BD: Mutlaka çığır açan, risk içeren, kalıpları kıran, devrimci müzikler olmalı. Yeni teknikler, sonoriteler kullanılmalı. Belirli ekollerden gelen bestecilerle çalışmayı seviyoruz. Boulez ekolünden besteciler bize yakın geliyor: Ivan Fedele, Luigi Nono, Freidrich Haas, Cage. Ayrıca Ligeti, Kurtag gibi… Bunları seslendirdiğimizde emeğimizin karşılığına değdiğini, kayda değer bir iş yaptığımızı hissediyoruz. Tonal müzik yapan, basit ifadeleri tercih eden, eserini etnik, ritmik süslemelerle dolduran bestecilerle çalışmıyoruz, çalışmayacağız. Çünkü katıldığımız festivallerde bu repertuvarı savunamayız, kimse ilgilenmez. Mesela Türkler arasında en sevdiğimiz besteciler Zeynep Gedizlioğlu, Sihan Kaleli,  Mithatcan Öcal … Genç ve önü açık besteciler bunlar. Gedizlioğlu’nun eserlerinin dünya prömiyerini Arditti Quartet gibi saygın topluluklar Londra’da yapıyor…
UD: Kişisel beğeninin ötesinde, eserini seslendireceğimiz, sipariş vereceğimiz bestecilerin daha önce kimler tarafından seslendirildiğini, hangi önemli festival ya da salonlarda icra edildiğini araştırıp, daha sonra repertuvarımıza alıyoruz. Bu bir strateji. Ancak bu yolla sağlam adımlarla ilerleyebiliriz. Şu anda Avrupa’nın üst düzey festivallerinde, bienallerinde çalıyoruz. Bu platformu hak etmeyen bir eseri konserde seslendirdiğimizde bizim kariyerimizi zedeler, ayağımızı kaydırır. 30 yerine çok özenli seçilmiş repertuvarla 10 konser vermeyi tercih ederiz.

Cazcılarla yeni projeler
bizi heyecanlandırıyor

Çağdaş müziğin muzip, yorumcusuna oyunculuk yükümlülükler getiren yönü size cazip geliyor mu, sizi zorluyor mu?
BD: Rusça, Japonca şarkılar içeren eserler bile seslendirdik. Crumb çok güzel sonoriteler içeren bazı eserlerinde piyanistin sesini kullanır. Pek çok kez bu tür eserlerini seslendirdik, farklı kültürlerden kişilerle konuştuğumuzda tepkileri hep aynı oldu. Sihirli bir müzikti, dediler. Ayrıca konuşmalarla tiyatroya benzetilmiş eserler geldiğinde bunları da reddetmiyoruz. Çağdaş müziğin trans etkisi yakalamaya çalıştığı farklı müzik stillerinden biri de bu. Mesela Steve Reich’ın bu türde eserleri var. Tan Dung’un Çince şarkı içeren besteleri var, ne yazık ki iki piyano için bulamadık… Olsa, hemen repertuvarımıza alırdık.
UD: Japon Noh oyuncusuyla bir proje hazırlamak istemiştik. Beyaz makyajlı, gözalıcı giysiler giyen, konuşmak yerine mırıldıyan oyuncu bize mimle eşlik edecekti.
Dai Fujikura’nın sizin için yazdığı “Cosmic Maps”, uzatılıp kısaltılabilen, modüler kullanılabilen, adeta portatif bir beste. Fikir sizden mi çıktı? Bu deneyim size ne kazandırdı?
UD: Bizim için beste yapmayı kabul etmesi büyük bir onurdu. Cosmic Maps fikri ondan çıktı. Gökyüzündeki yıldızların grup olarak görünmesi fikrinden hareket edip, icracıya altı kısa bölümüi istediği gibi bir araya getirme ya da bağımsız seslendirme özgürlüğü sunuyor. İsterseniz A ile D’yi, isterseniz A’dan başlayıp 22 dakikalık eserin tümünü çalabiliyoruz. “Konserlerde eserlerin arasına da sıkıştırabilirsiniz” dedi.Bis yerine de kullanılabiliyor.
BD – Dai, 38 yaşında, yıldızı hızla parlayan bir besteci. Çok yetenekli, araştırmacı, yeni fikirlere açık. New York Filarmoni’den Paris Operasına pek çok önemli kurumdan sipariş alıyor. Hollywood’dan teklif almaya başladı. Her eserinde yeni bir anlatım deniyor. Yazdığı eserle bizim yolumuzu açtı; prömiyerini Venedik Bienali’nde yaptık.  Lozan, Cenevre, Brüksel ve Freiburg’da seslendireceğiz. Bir ihtimal Japonya’daki bir festivale katılacağız.
Eser siparişi verirken bestecilere müziğin üretim sürecini de izlemeyi, birlikte çalışmayı teklif ediyor musunuz?
BD- Besteciler hakkında ön araştırma yapıyoruz, onlar da bizi soruşturuyor. Örneğin Fujikura albümlerimizi dinlemiş, bizi tanıyan büyük bestecilerle konuşmuş, birlikte çalacağımız Swiss Romande Orkestrası’nı incelemiş. Eseri yazmaya başladığında bazı sorular yöneltti. Hepsi bu kadar. Fakat çok genç bir besteci eser yazmak üzere başvurduğunda, öncesinde ve eserin bestelenme sürecinde yakın iletişim içinde oluyoruz.  Bunun dışında pek çok tamamlanmış eser gönderiliyor…
Eser sipariş vermeyi planladığınız ya da hayal ettiğiniz besteciler kimler?
BD- George Benjamin, Philippe Manoury, Wolfgang Rhim, Alberto Posadas, Matthias Pintscher…
UD – Bunların bir kısmı görüştüğümüz, bizim için yazmak isteyen, fakat programları çok yoğun, önümüzdeki 5-6 yıl için siparişler almış besteciler. 2020’ye kadar yazarız, diyenler de çıkıyor.
Trompetçi Erik Truffaz’la yollarınız nasıl kesişti, hazırladığınız Taksim “crossover” olarak değerlendirilebilir mi? Cazla buluştuğunuz bu deneyim emprovizasyonla ilgili endişelerinizin kırılmasına yol açtı mı?
BD- Geçmişte Makrokosmos dörtlüsüyle Nik Bartsch’ın bizim için yazdığı iki piyano ve iki perküsyon için “Rofu” adlı eserini seslendirmiştik. Çağdaş caza bu eserle girmiştik… Şimdi yeni bir eserini daha seslendireceğiz. Truffaz’la ise uzun yıllar önce birlikte konser vermiştik, ikimiz de unuttuk. İsviçre’den aynı proje için teklif geldi. Bu konserler sayesinde iyi dost oldum. Dinlenirken klasik müzik dinlediğini gördüm. Ben de caz dinlerim… Bir seyahatimizde, iki piyano için cazla klasiği buluşturacak bir eser yazmasını önerdim. Çok heyecanlandı, mutlu oldu, ikimizi dinleyip düşündü. Trompetle bize katılacağı bir eser yazdı. İstanbul’u, özellikle Taksim’i çok sevdiği için eserine bu ismi koydu. Bestelenme sürecinde yakın görüş alışverişinde bulunduk, bize yakın yaklaşımla yazdı. Başımıza geleceği tahmin ettiğimiz için, emprovizasyon istemediğimizi baştan belirttik. Çünkü ikimizde de emprovizasyon yeteneği sıfır!
UD- Fakat Taksim elimize geçtiğinde gördük ki bir sayfa emprovizasyon ayrılmış. Bize bu bölümde armonik yapıyı belirledi, tempoyu, ritmi belirleme özgürlüğü bıraktı. Zaten arzumuz caz yapmak değildi.
Anladığım kadarıyla ayağınıza kadar gelen, emprovizasyon denizine balıklama atlama fırsatını reddetmişsiniz…
BD- Hem bizim açımızdan hem de caz için böylesi daha iyi oldu (kahkahalar)… Taksim’in icrasında emprovizasyon yaptık, bu kadarıyla yetinmekte, tadında bırakmakta yarar var… Çağdaş eserde emprovizasyon yapabiliriz, fakat caz armonilerini bilmiyoruz.
UD – Daha önce seslendirilmemiş, yeni sesler, ifade biçimleri içeren müziklere odaklanmış durumdayız. Notaya elimizden geldiğince bağlı kalmaya, onu bestecinin istediği şekilde seslendirmeye çalışıyoruz. Belki de bu nedenle emprovizasyonda kendimizi rahat hissetmiyoruz. Önümüzdeki ay Berlin’de Amerikalı besteci Christian G. Wolff’un bir eserini seslendireceğiz. İki sayfalık eserin metninde tek nota göremezsiniz. Sadece matematiksel formül var.  Bunu okumak, üç nota üstüne 15 dakikalık icra oluşturmak da bir tür emprovizasyon. Tabii eserle birlikte iletilen, her rakamın, matematiksel işaretin ses karşılığını açıklayan notu okuyup, bu doğrultuda eseri icra ediyoruz.
Repertuvarınızı hangi yönde geliştirmeyi planlıyorsunuz, albüm ve konser repertuvarı birbirine bağlı mı gelişecek?
BD- Dai Fujikura ve Nik Bartsch’in eserlerini kaydedip, büyük bir firmadan yayımlamayı planlıyoruz. Adams’ın da bir bestesini seslendirmeyi planlıyoruz. Brahms’ın Alman Requemi’ne benzeyen, iki piyano ve koro için bir eser yazıyor Nik Bartsch. Bunu seslendireceğiz. Maurice Bejart ile çalışmak istemiştik, ölümünden sonra danslı projeyi ertelemiştik. Şu anda Japon koreograf Dijito Wara’yla ortak çalışma yapmak üzere görüşüyoruz. Diotima Dörtlüsü’yle bir Fransız ya da Türk besteciye eser siparişi vermeye hazırlanıyoruz.
UD- Çağdaş konçertolar çalmak istiyoruz. Sandor Veress’in iki piyano, vurmalılar için bir eserini, Ivan Fedele’nin bizim çalmamızı istediği iki piyano ve iki orkestralı eserlerini seslendireceğiz. Her iki eserin de önümüzde yeni bir kapı açmasını bekliyoruz. Eğer bu eserlerin yorumu arzu ettiğimiz gibi olursa, yeterli sponsor desteğini bulabilirsek, orkestral eser siparişi vermeyi planlıyoruz.

İthaf edilen eser sayısı 20’ye ulaştı

Sizin için yazılan eserlerin sayısı nedir?
BD – Sanıyorum 20’ye ulaşmıştır. Her yıl yeni bir eser yazılması için çalışıyoruz.
2015 Kasımı’nda, Amsterdam Muziekgebow’da dünya prömiyerini yaptığınız cazcı Nick Bartch’in “AIM”i crossover bir eser mi?
UD- Yaşam ile ölüm arasındaki gidiş gelişi anlatıyor. Besteci yıllar önce okuduğu bir kitap tekrar eline geçince çok etkileniyor ve mitolojik yönleri de olan bu korolu eseri yazıyor… İki piyano eserin bir parçası, solist değil. Koroyla eşit rollerdeyiz.
BD- Bartsch, diğer eserlerine çok benzeyen bir müzik yazmış. Naif melodiler, tekrarcı ve minimalist bir yaklaşım, Shakespeare’in dizelerini de içeren metinler…
UD- Konseri biz solo bir eserle açacağız. Koro Cage’in eserini seslendirecek, biz Christian G. Wolff’un eserini yorumlayacağız. Koro eşliksiz olarak Morton Feldman’ın eserini söyleyecek. İlk bölümü birlikte seslendireceğimiz Elliott Carter’ın eseriyle bitireceğiz. Bu eserler birbirine bağlı seslendirilecek. İkinci bölümde ise Nik Bartsch’in bestesi yer alıyor.
Türkiye’de hamilik yaptığınız, yol gösterdiğiniz genç piyano ikilisi var mı?
UD- Henüz bize bu konuda başvuran, yardım isteyen olmadı.
BD- Çağdaş müzik alanında çalışmak bize erişilmez, iletişime kapalı kişiler görüntüsü veriyor galiba. Gördüğümüz kadarıyla dinleyici ve müzik çevresi bizden çekiniyor. Pek sempatik bulunmuyoruz. Türkiye’deki provalarda orkestra üyelerinin ihtiyatlı yaklaşımında da bunu hissediyoruz. Oysa biz korkunç, ukala, kırıcı, yaklaşılmaz kişiler değiliz… Deneyimlerimizden yararlanmak isteyen gençlere kapımız açık. Her soruyu cevaplıyoruz. Finlandiya’dan, Endonezya’dan dinleyiciler, Türkiye’den besteciler sosyal medya aracılığıyla bize ulaşıyor. Çok sayıda evlilik teklifi alıyoruz (gülüyor) fakat piyano ikililerinden mesaj gelmedi.
Size eser gönderen bestecilerin yapıtlarını inceleyip, kendileriyle bağlantı kuruyor musunuz?
UD- Yoğun programımız içinde fırsat buldukça inceliyoruz. Fakat eserleri repertuvarımıza almamız için konser olması lazım. Mesela bize beste gönderen genç besteciler bir araya gelse, ustalık sınıfı düzenlese ya da bir konser salonundan gün alsa, konseri organize etse, biz de eserlerini severek seslendirebiliriz. Fransa’da bu tür konserler gerçekleştiriyoruz.
Günlük çalışma programınız nasıl, her gün bir araya gelir misiniz?
UD – Herhalde duymadınız… Biz kafalarını kaldırmadan çalışan, ayrıntılara takıntılı, mükemmeliyetçi ikili olarak biliniriz. Her an, her fırsatta çalışırız.
BD – Geçen sene kişisel sorunlarımız nedeniyle bir süre konserlerimize ara verdik. Bu dönemde bile çalışmayı sürdürdük. Her gün bir araya gelmesek de programımız değişmez.  Çağdaş müzikte, günde 10-12 saat çalışmak çok doğaldır. Konser gününde genel provamız bile 5 saati bulur. Noel döneminde bir, yazın iki hafta ara veririz. Aksi halde aile hayatımız tehlikeye girer…

Filmi Godard’ın asistanı çekti

2015 Antalya Piyano Festivali’nde seslendireceğiniz “Devrim/Sahnede İsyan” ne zaman repertuvarınıza girdi, aradan geçen zamanda icradaki yaklaşımınız hangi yönde evrildi, başlıktaki devrim neyi işaret ediyor?
UD- 1912-13 müzikte devrim yılı. Debussy’nin Jeux’u ve Stravinski’nin Bahar Ayini ortaya çıkıyor, büyük yankı uyandırıyor. Kimileri çok beğenirken kimileri konserlerde yuhlanıyor. 2011’de bu özel dönemin 100’üncü yıldönümü için özel bir proje hazırlamaya karar verdik. Fikrimizi açtığımız felsefeci dostumuz Mathieu Menghini, “Devrim” başlıklı metni yazdı. Jean-Luc Godard’ın asistanı  Fabrice Aragno repertuvarımızdaki üç eserden yola çıkarak film yaptı. Bizden aldığı bilgilerin ışığında görüntüler seçti. Doğa, dans, Prag ve Mısır devrimlerinden görüntüler bir araya getirilmiş. Biz sahnede, adeta filmin içine girerek eserleri icra ediyoruz. Yönetmen müziğe göre filmin hızını ayarlıyor, kimi yerlerde görüntüler piyanonun içinden çıkıyor. Eserin iki versiyonu var. Daha önce İstanbul’da CRR’de Halit Ergenç’le anlatıcılı şeklini icra etmiştik. APF’nin talebi üzerine, bu kez korolu versiyonu seslendireceğiz.
BD- Toplam beş ayda ortaya çıkan projeyi 2012’den bu yana beş kez seslendirdik. Fabrice bu kez filmde değişiklikler yapmak istiyor. Henüz biz de bilmiyoruz son şeklini. Zaten bugüne kadar filmin tümünü hiç izlemedik! Konserde çekilen videoların ses kaydı iyi olmadığı için bize verilmedi. Müziksiz bir anlamı olmayacaktı çünkü.
Yani beş kez sahnede “Devrim” yaptınız, fakat yarısını görmediniz… Peki, bu görüntü destekli ilk projeniz mi?
BD- 2011’de Makrokosmos Dörtlüsü’yle senarist Carlo Ippolito’nun bizim için hazırladığı film eşliğinde konser vermiştik. Engizisyon döneminde yakılan bir felsefecinin öyküsünü anlattığı desenlerden yapmıştı filmi. Besteciyle birlikte çalıştılar. Bu filmi görmüştük (gülüyor)…
Bu film mi size “Devrim” için ilham verdi?
BD- Devrim yaklaşımını ortaya çıkaran felsefeci dostumuzdu. Fabrice Aragno’yu da tanıyordu, yaklaşımları birbirine uyuyordu. Her ikisi de bu proje için mutlulukla işbirliği yaptı.
UD- Çekilen filmin Godard tarafından beğenilmesi de bize gurur verdi. Hatta bu filmden bir kesiti kendi filminde kullanmış.
Bu, klasik müzik için yeni bir anlatım biçimi; yeni projeler yapmayı düşünüyor musunuz?
BD- Fabrice’in aklında başka bir proje var. Çağdaş bestecilerle ortak proje olacak. Fakat öncelikle sponsor bulmak gerekiyor.

Henüz bizden yardım isteyen
genç piyano ikilisi çıkmadı

Antalya’daki atölye çalışması sadece piyano ikililerine mi yönelik?
UD – Dört el piyano ana başlığımız. Fakat tek piyano üzerine yazılmış eserler gündeme getirilirse, bunlar üzerine de konuşabiliriz. Crumb gibi bazı çağdaş müzik eserlerini götürüp, bu alandaki deneyimlerimizi de paylaşmak istiyoruz.
(Serhan Yedig / Kasım 2015 / Opus Dergisi)

GENEL KÜLTÜR OLSUN DİYE PİYANOYA BAŞLADIK

Babamız caz ve klasik, annemiz iyi bir klasik müzik dinleyicisiydi. Babam Amerika’da yaşadığı yıllarda çok sayıda caz plağı toplamış, dönerken getirmiş. Pazar sabahları bizi cazla uyandırırdı. Müzik kültürümüzün gelişmesi amacıyla piyanoya başladık. Piyanist olmaya biz karar verdik. Ailemiz de destekledi. Teşvikleri olmasaydı doktorluğu, mimarlığı seçebilirdik. Ben ders alıyordum, Bahar misafir olarak katılıyordu. Öğretmen, Bahar’ın kabiliyetini çok küçük yaşta fark etti. Çabuk kavrama gücü ve ses hassasiyetine şaşırmıştı. Ben de kabiliyetli ve çalışkandım. Ankara Devlet Konservatuvarı’na gittik, değerli hocalarla çalıştık. Çok çalışmamız, bizi yönlendiren iyi hocalarla karşılaşmamız geleceğimizi belirledi. Başlangıçta her ikimiz de solist olmak için ayrı ayrı çalışıyorduk. Cenevre Konservatuvarı’ndaki solistlik eğitimi sırasında bir öğretmenimiz birlikte konser vermemizi önerdi. Birkaç eser çalışıp denedik. İyi bir seviyeye gelince birlikte çalışmaya başladık. Aslında farklı karakterlerdeyiz. Bu hem hayatımıza hem de yorumlarımıza zenginlik katıyor.

(c) Bu metnin tüm yayın hakları saklıdır, kısmen dahi olsa izinsiz alıntı yapılamaz.

Linkler

İkilinin web sayfası
Makrokosmos Dörtlüsü  

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!