Yalçın Tura / Küğbilime ayırdığım zaman benim için bir kayıptı

0

Bestecilikte 60 yılı geride bırakan Yalçın Tura, 2016 Ocak’ında 82’nci yaşını kutladı. Bu arada ödüllerine Sevda-Cenap And Vakfı’nın “Altın Onur Madalyası” eklendi. Tura, son yıllarda opera bestelemeye yöneldi. “Hocam Cemal Reşit, 80’inden sonra beste yapılmayacağını söylerdi. Pek çok konuda geç kaldığım için bu kurala uymamaya çalışıyor, birkaç opera ve konçerto, en az bir senfoni, bol bol oda müziği yazmak istiyorum” diyor.

 

Ödül vesilesiyle TRT Radyo 3’te katıldığınız programda duyduğum kadarıyla, kahkahalar, konuşmanızın vazgeçilmez unsurlarından biri. Oysa aynı programda yazdığınız eserlerin bir kısmının, örneğin beş senfoniden bazılarının henüz seslendirilmediğini söylediniz. Her şeye rağmen iyimserliğinizi, umudunuzu 82 yıl nasıl böyle diri tutmayı başardınız?
– “Gül Yine Sen” başlıklı şarkımın sözlerinde bu sorunuzun yanıtını bulabilirsiniz. Umudunuzu yitirmezseniz her güçlüğe dayanabilirsiniz. Bir de düzeltme yapayım : Beş değil altı senfoni yazdım, altıncı dışında beşi de, en az bir kez seslendirildi. Şimdi de yedinciyi yazmayı düşünüyorum.
Sizden önceki kuşak, hocanızın içinde yer aldığı Türk Beşleri size hangi özellikleriyle ışık tuttu? Hangilerini kendinize yakın, hangilerini uzak buldunuz?
– Beşler’e daha başkalarını, özellikle de Ekrem Zeki Ün’ü eklemeyi unutmamak gerekir. Gerek onların, gerekse benim ortak amacımız: Geleneksel müziklerimizden de yararlanarak, uluslararası düzeyde, çağdaş, çoksesli yeni müzikler yazabilmekti.  Herkes, bu ortak amaca, kendi beğenileri ve yetenekleri doğrultusunda katkıda bulunmaya çalıştı. Telif hakları konusunda çok geç kalındı. Yazdığımız müzikleri uluslararası dolaşıma sokmada en gerekli araç olan nota basım ve dağıtımını sağlayacak bir kurum da gerçekleştirilemedi.
Benden öncekiler arasında kendime en yakın bulduklarım ise Cemal Reşid Rey ile Hasan Ferit Alnar’dır.

Dizi tekniği saçma geldi

Sizi Avand-garde akımlardan uzak tutan neydi? Örneğin İlhan Usmanbaş ile yaşam öykünüz çok benziyor. Ondan 10 yıl sonra Galatasaray Lisesi’nde okudunuz, üniversitede Felsefe Bölümü’ne girdiniz, fakat müzikte çok farklı yönlere yürüdünüz. Bunun sebebi Usmanbaş’ın Adnan Saygun, sizin Cemal Reşit’in öğrencisi olmanız mı?
– Hayır. 16-17 yaşlarımda dizi tekniği bana çekici gelmişti. Ama, kontrpuan yöntemlerine dayanan teknik özellikler dışında, başka bir çekici yönünü bulamadım. Total dizi tekniği bana çok saçma geldi. Alea’yı ise bestecilik sorumluluğundan kaçma olarak gördüm. Sevmediğim tarzda müziği niye yazmaya çalışayım ki?
Ayrıca, çok sevdiğim ve saydığım değerli bestecimiz İlhan Usmanbaş, bence, anlayışını ve çizgisini daha ileri götürmesi bakımından, Saygun’dan çok, Cemal Reşid’e daha yakındır.
Sizi Klasik Türk Müziği’ne çeken, muhtemelen kuşağınızın Klasik Batı Müziği bestecileri arasında geleneksel müziğe en yakın kişi konumuna getiren neydi?
– Geleneksel müziklerimizin güzelliği ve zenginliği yanında duygularımı dile getirmemde bana sağladığı olağanüstü güç.

Değersiz müzikler beğeniyi düşürüyor

1970’lerin sonunda, Arel-Ezgi sisteminin hatalı olduğunu, konservatuvarlarda Klasik Türk Musikisi’nin yanlış öğretildiğini yazdığınızda görüşleriniz geniş yankı uyandırmıştı. Aradan geçen zamanda yanlış düzeltilebildi mi?
– Bu yanlış düzeltilemedi, insanların kötü alışkanlıklarından kurtulmaları kolay olmuyor. Kulaklarımızı bombardıman eden, büyük çoğunluğu Batı kökenli değersiz müzikler, her yönüyle toplumun beğeni düzeyini, günden güne daha aşağı düşürmeyi sürdürüyor.
Elinizde sadece müzik alanında geçerli, üç kullanımlık bir sihirli değnek olsaydı eğitim sisteminden, orkestralara, yayıncı kurumlara kadar nelerde, hangi değişiklikleri yapmak isterdiniz?
– Sihirli değnekler masallarda ya da Amerikan filmlerinde var. Bana göre bizim en büyük eksiğimiz, uzun erimli, çağdaş, akılcı, nitelikli bir eğitim ve kültür politikasından ve bu politikayı ülke düzeyinde gerçekleştirip sürdürecek kurum ve kuruluşlardan yoksun oluşumuz.
Film müziği alanında çalışmak, Halit Refiğ, Vedat Türkali gibi aydınlarla bir arada olmak müziğinizi nasıl etkiledi, sinema sektörüne girmeseydiniz müziğinizde neler eksik kalırdı?
– Küçüklüğümden beri, aydınlar ve sanatçılar arasında büyüdüm, yaşadım, ama müziğimin gelişmesine bunun katkısı olup olmadığını değerlendirecek durumda değilim. Sinema için müzik yazmak ise, bir genç besteci olarak, yazdıklarımın mürekkebi kurumadan seslendirilmesi bakımından, bana son derece yararlı deneyimler kazandırdı.
Geri dönüp eserlerinize baktığınızda, besteciliğinizin niteliksel açıdan en verimli dönemi hangisiydi, bunu hangi etkenler doğurdu?
– Sanırım, emekli olup yalnız kendim için çalışmaya başladıktan sonraki dönem.
Zaman kaybı olarak değerlendirdiğiniz dönem var mı?
– Evet, küğbilime ayırdığım zaman.

Bilgisayar besteleme sürecimi hızlandırdı

Çalışma yönteminiz zaman içinde değişti mi?
– Müziğimi kafamda kurmaya ve oluşturmaya çalışırım. Notlar alır, dosyalar oluştururum. Elle yazarken, bir sahifeyi 10-20 kez yeniden yazdığım olmuştur. Bilgisayarda müzik yazma programları kullanmaya başlamak işimi çok kolaylaştırdı ve hızlandırdı.
Yaratıcılık açısından tıkandığınız dönemler oldu mu, bu sorunu nasıl aştınız?
– Bestelerken takıldığım olursa, en iyi çözümü bulana dek düşünmekten, yeniden, yeniden düşünmekten başka çözüm yolu yok. Yaptığınızı en acımasız eleştirinin süzgecinden geçiremezseniz, boşuna kendinizi kandırmaya çalışmayınız.
M. Nyman ile görüşmemde, film müziklerinde yeterince işleyemediği fikirleri daha sonra bestelerine aktardığını anlatmıştı. Siz de önemli eserlerinizde, film müziklerindeki fikirlerinizi kullandınız mı?
– Evet.
1968’de ilk yaylı çalgılar dörtlünüzü besteleyip, daha sonra bu alanda hiç eser vermemişsiniz. Neden?
– Yanılıyorsunuz… Basıp dağıttığım “Yaylı dördül için Beş Kısa Parça”nın yanı sıra, bilgisayar belleğinde en az iki dördül ve birkaç parça daha var. Ayrıca, yaylılar için basılı birkaç Süit’im de var.
Yayımlanmamış, seslendirilmemişler dahil eserlerinizin ulaştığı son opus numarası?
– Eserlerimde opus numarası kullanmam.
Çoğunlukla besteciler, eserleri arasından seçim yapmaktan kaçınır. Fakat sizin bu konuda çekinceniz yok, geçen ay bir röportajda önemli bulduğunuz eserlerin ismini vermiştiniz. En sevdiğiniz üç eseri, gerekçeleriyle birlikte sıralayabilir misiniz?
– Sıralayamam. Gerekçe de veremem.
Opera alanına yoğunlaştığınızı söylüyorsunuz. Sizi son yıllarda özellikle operaya çeken nedir?
– Operayı sevmek… “Sevmek Nedir?” adlı melodram 25 yıldır sahnelenmedi (Sadece bazı bölümleri konser biçiminde seslendirildi) “Karacaoğlan” operam iki kez Antalya’da, bir kez de Eskişehir’de sahnelendi. Bunlara karşılık, iki saatlik başka bir operayı yeni bitirdim. Ardından, çok önce başladığım birkaç operayı tamamlamayı düşünüyorum. Böylesine ilgisizlik karşısında bunları niçin mi yapıyorum: operayı sevdiğim için. Unutmayalım ki opera bütün sanatları içinde toplayabiliyor.
Yazmayı planladığınız operalardan ana hatlarıyla da olsa bahseder misiniz?
– Bitmemiş yapıtlar konusunda konuşmaktan hoşlanmıyorum.
Türk Musikisinin Meseleleri yayımlanalı yaklaşık 30 yıl, içindeki makaleler yazılalı 40 yıl oldu. Bu sürede senfoniler, operalar bestelediniz, yeni deneyimler edindiniz. Bugün geriye dönüp baktığınızda bu kitapta eksik kalan nedir, bugün yeniden yazsanız hangi konulara farklı yaklaşırdınız?
– Kitap yayımlandığı tarihten sonra pek çok yeni makale yazdım ve bildiri sundum. Geçen yıl kitabı yeniden ele aldım. Güncelliği kalmayan bölümleri çıkardım. Pek çok yeni bölüm ekledim ve yayımcıya verdim. Ne yazık ki, yayımcıyla, yazım konusunda anlaşamadık. Bu yüzden, kitabın yeni baskısı henüz yapılamadı.

Yalçın Tura ve Ruhi Ayangil

Ruhi Ayangil “Tüm konservatuvarlar derhal kapatılsın. Doğu/Batı ayrımı yapılmadan tek çatı altında bir araya getirilsin” demişti. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?
– Ben tekelciliği değil demokratik çoğulculuğu yeğliyorum…
80’li yaşlar için besteci olarak ne gibi hedefleriniz, öncelikleriniz var?
– Hocam Cemal Reşid, “80’inden sonra beste yapılmaz. Bu kurala tek uymayan Verdi ve onun Falstaff’ıdır” derdi. Ben pek çok konuda geç kaldığım için bu kurala uymamaya çalışıyor, Yüce Yaradan izin verirse, daha birkaç opera, en az bir senfoni, değişik çalgılar için birkaç konçerto ve bol bol oda müziği yazmak istiyorum.
Müzik, edebiyat ve sinemanın dışında hangi kaynaklardan entelektüel olarak beslenirsiniz? Bunların dışındaki ilgi alanlarınız nelerdir?
– Saydıklarınızın yanı sıra, kültür ve sanat alanına giren tüm konular dışında ilgilenecek pek önemli bir şey kalmadı sanırım. Bir de doğa ile iç içe yaşamak, özellikle de yazın, temiz ve ılık denizlerde yüzmek var. Eşimin, çocuklarımın ve dostlarımızın, ilgi alanımın başında yer aldığını da özellikle belirtmek isterim.

Cemal Reşit’in pek çok yapıtı farklı ellerde

Cemal Reşit kimsesiz bir şekilde vefat ettiğinde arşivi tarumar edilmiş, siz ve Filarmoni Derneği adına Panayot Abacı eserlerden bir kısmının notalarını kurtarmayı başarmıştınız. Dernekteki el yazısı belgelerin tasnif edilmeyi beklediği söyleniyor. Siz kendi adınıza hangi eserleri kurtarmayı başardınız, bunları teslim edecek bir kurum/arşiv bulabildiniz mi?
–    Ne yazık ki, ömrünün son aylarında kişisel uğraşlarım yüzünden, Cemal Reşid’le yakından ilgilenemedim. Öldüğünde, evindeki yapıtları, İstanbul Filarmoni Derneği’nin Karar Defteri’ndeki imzalı bildirimi gereği, dernek arşivine götürülmüştü. Ne yazık ki vasiyetnâmesi açıklandıktan sonra, vâris olarak belirlediği kişi, avukatıyla gelerek dernekteki yapıtları istemiş, almış ve sonra da çeşitli kişilere satmaya başlamış. Dernek yönetimi gerekli direnmeyi de gösterememiş. Böylece, pek çok yapıt, farklı ellere geçti. Dernek arşivinde, sadece bazı yapıtların orkestra materyeli ile önemsiz birtakım karalamalar kalmıştı. Onları da ben tasnif edip düzenledim.
Hocam, Nişantaşı’ındaki konaktan, Beşiktaş’daki apartman dairesine taşındığında, ziyaretine gittiğimde, yapıtları küçücük bir kiler odasında, karma karışık, üst üste yığılı durumdaydı. İki haftadan fazla bir süre, her gün giderek onları ayıkladım, düzenledim ve yerlerine yerleştirdim. Bu çalışma sırasında, hocam, pek çok elyazması yapıtı ve notu bana verdi. Ben de, sonradan onları bilgisayara geçirdim ve kopyalarını isteyenlere verdim.
Röportajcının notu: Bu mülakat Yalçın Tura’nın isteği üzerine yazılı yapılmıştır, cevapların detaylandırılması talebi reddedilmiştir.
(Serhan Yedig / Mart 2016 / Müzik Söyleşileri)

(c) Bu metnin tüm yayın hakları saklıdır, kısmen dahi olsa izinsiz alıntı yapılamaz.

GÜL YİNE SEN

Neden küskünsün gönül? Sızlayan yaran mı var?
Neden sustun ey bülbül, ah! Neden
Bağrında diken mi var
Bak! Ne güzel dünya! ah! Ne kısa hayat
Sil gözünü, sen sağsın ya,
kederi kalbinden sil, at!
Gül, yine sen, gül, yeniden
güller açsın yüzünde.
Gül yine sen, gül yeniden.
Her şey güzel gülünce.
Küsseydi dal rüzgâra, açmazdı bin bir çiçek
sakın küsme bahtına, dileğin olsun gerçek
Bak! Ne güzel dünya! Ah! Ne kısa hayat
Sil gözünü, sen sağsın ya!
Kederi kalbinden sil, at!
Gül, yine sen, gül, yeniden
güller açsın yüzünde.
Gül yine sen, gül yeniden.
Her şey güzel gülünce.

Linkler

Yalçın Tura iki eserini anlatıyor

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!