Derya Türkan / Tanburi Cemil’i yoldan çıkaran çalgının genç efendisi

0

Klasik Türk Müziği’nin gelmiş geçmiş en büyük ustalarından Tanburi Cemil Bey, 30’lu yaşlarda klasik kemençeyi keşfedince tanburu bir kenara bırakmıştı. Şimdi bu çalgı genç bir müzikçinin elinde yeniden parlıyor. Konservatuvarda 10 yılını kemençeye vakfeden Derya Türkan, 1980’lerde Necdet Yaşar – Niyazi Sayın ikilisinden esinlenerek okul arkadaşı tanburcu Murat Aydemir’le Ahenk ikilisini oluşturmuştu. İlk albümleri Ahenk, 1997’de önce ABD’de yayımlandı. Ahenk II, 2006 Kasımı’nda yine ABD’de piyasaya çıktı. Türkan’ın ünlü Fransız kontrbasçı Renaud Garcia Fons’la kaydettiği, ders niteliğindeki “Minstrel’s Era” ise Türkiye’de yayımlandı. Ahenk ikilisinin o günlerde İstanbul’da vereceği “Nadide Makamlar” başlıklı konseri vesile bilip, Derya Türkan’la enstrümanını ve müzik serüvenini konuştuk.

Yılmaz Öztuna, Klasik Türk Müziği’nin temel başvuru kaynaklarından biri olan ansiklopedik sözlüğünde “Kemençe, Türk Müziği’nin en yetenekli, en güzel enstrümanıdır” diyor. Aynı eserin Tanburi Cemil maddesinde, üstadın önce ela sonra kahverengi gözlü bir zat olarak tasvir edilmesinden yola çıkıp, yazarın objektifliğinden şüphe edebilirsiniz belki. Biz, yine de bu maddeyi sonuna kadar okumanızı tavsiye ederiz. Çünkü Tanburi Cemil, sarayda ve müzik çevresinde tanburuyla el üstünde tutulurken, klasik kemençeye merak salıyor ve hayatının son yıllarında tamamen bu çalgıya yoğunlaşıyor. Sayesinde kemençe sınıf atlıyor. Köçekçelerin, oyun havalarının civelek çalgısıyken, halk müziğinin kabasaz takımından çıkıp, saray müziğinin incesaz takımına giriyor. Ölümünden kısa süre önce evine kapanan, dünyayla ilişkisini kesen Tanburi Cemil, bir kemençe metodu yazmaya başlamış. Ancak 43 yaşında hayata veda edince, yarım kalmış.

Kemençenin iki yüzü: Biri neşeli, diğeri hüzünlü

Neyse ki Derya Türkan’ın bu enstrümanla tanışmak için Tanburi Cemil gibi 30’lu yaşlara kadar beklemesi gerekmedi. “İlkokulda, blok flütle başladım müziğe. Fırat Kızıltuğ’dan solfej öğrendim. 1984’te, 11 yaşında konservatuvara girmeye karar verdim. Danışmak için babamın arkadaşı, akademisyen Mutlu Torun’a gittim. Hangi enstrümanı seçeceğimi sordu. Fikrim olmadığını görünce, klasik kemençeyi önerdi. Hiç duymadım, dedim. Bana İhsan Özgen’in bir taksimini dinletti. O anda çalgıya aşık oldum. Konservatuvar sınavını kazanınca tam 10 yıl bu çalgı üzerine çalıştım. Klasik kemençe bir yüzüyle şen şakrak, diğer yüzüyle son derece lirik bir enstrüman. Bu nedenle benzersizdir.”
Kemençe diğer enstrümanlardan farklı olarak, perdelerine tırnakla basılan bir çalgı. Dolayısıyla, nasıl arpta parmaklar önce nasır tutmak zorundaysa, kemençede de önce tırnak hazırlığı faslını aşmak lazım. “Başlangıçta çok zorlandım. Alışılmamış bir teknikti. Zamanla tırnakları tele şiddetle bastırmadan da sonuç alınabileceğini öğrendim” diyor Türkan.
Aslında kemençeyle ilgili bir röportaja, çalgıyla ilgili kafa karışıklıklarını gidererek başlamak lazım. Laz kemençesi bir yana, o kadar çok çeşidi var ki: İki hafta önce Eleni Karaindrou’yla görüşürken “Müziğimde kullandığım Konstantinopol Liri, sizin kemençeye benzemez, tel sayısı bile farklı” demişti. Çeşitli kaynaklarda Kemançe-i Rumi, kaba kemençe, Girit kemençesinden bahsediliyor. Peki bunların farkı ne? Uzmanını bulmuşken soralım.
“Akdeniz ülkelerinde üç tür kemençe kullanılıyor: Girit, laz ve İstanbul kemençesi. Yunanistan’da Politiki Lyra ya da Konstantinapol Liri adı verilen çalgı aslında klasik İstanbul kemençesidir. Sadece Girit kemençesi dört, diğerleri üç telli. Gövdesi klasik kemençe gibi yarım armudi olmasına karşın daha büyük. Laz kemençesi gibi ayakta çalınabiliyor. Oysa klasik kemençe sadece oturarak, dizde çalınır. Laz kemençesinin gövdesi ince ve uzundur. Aralarında sadece İstanbul kemençesinin orta teli, diğer tellerinden uzundur. Diğer kemençelerin ses genişliği 1,5 oktav civarında. Klasik kemençenin ise 2,5 oktava ulaşıyor.”

Gerçeği artık kabul edelim

Derya Türkan, klasik kemençenin iddia edildiği gibi Orta Asya kökenli bir çalgı olmadığını savunuyor. Bir İstanbul çalgısı ve bize Bizans’tan miras. “Kemençenin atasının ıklığ olduğu söyleniyor. Oysa Orta Asya’da klasik kemençeye benzer bir çalgı yok. Çalgıya son şeklini veren Bizans medeniyeti. Bu konuda herhangi bir kompleks duymadan gerçeği kabul etmek gerekir. Klasik kemençenin dünyadaki en büyük virtüözleri ve lüthiyeleri İstanbul’dan çıkmış. Tanburi Cemil’in hocası bile bir Rum: Vasilaki. Gelmiş geçmiş en ünlü kemençe yapımcıları 1800’lerin sonunda yaşayan Baronak ile Küçük İzmitli. Bu ustalardan günümüze sadece 20 civarında enstrüm ulaşmış. Baronak yapımı antika kemençe geçenlerde 20 bin YTL’den açık artırmaya sunuldu.”
Türkan’ın anlattıklarına bakılırsa, bugün Yunanistan’da güçlü bir kemençe geleneği olması gerekiyor. Oysa tam tersi. Unutulan kemençeyi 1980’lerde başta Bosphorus, Anatolia olmak üzere Türk toplulukların Yunanistan’daki konserleri yeniden gündeme getirmiş. Türkan, konserlerde kemençenin sesine hayran olan birçok genç Yunan müzikçinin, bu çalgıyı öğrenmek için İstanbul’a geldiğini söylüyor. “Girit kemençesini dünyaya duyuran Ross Daly, adada bir okul kurdu. Bu okula her yıl Türkiye’den bir grup müzikçi gider, ders verir.”

ABD’de Türk ve Yunan kemençe buluşması

Klasik Türk Müziği geleneğini Necdet Yaşar , Niyazi Sayın, Alaeddin Yavaşca, Erol Deran gibi ustaların nezaretinde özümseyen Türkan’ın enstrümanındaki ustası İhsan Özgen, ruhani önderi ise Tanburi Cemil Bey. “Dokusunu bozmadan Türk Müziği geleneğinde sıçrama yaratan, yepyeni bir dil geliştiren Tanburi Cemil sadece udileri, kemençecileri değil, solistleri bile etkiledi. Onun, gelenek içindeki yenilikçi tavrını örnek aldım. Açtığı yoldan Ruşen Kam, Niyazi Seyhun, Fahire Fersan yürümüş. Bu birikimi günümüze ulaştıran kişi İhsan Özgen’dir. Ben de bu tavrın devamıyım.”
1989’da, 16 yaşında bir konservatuvar öğrencisiyken Necdet Yaşar Topluluğu’na davet edilen Türkan, aynı yıl okulda tanbur eğitimi gören arkadaşı Murat Aydemir ‘le ikili çalışmalara başladı. Amaçları Klasik Türk Müziği’nin önemli eserlerini beraber çalıp, analiz etmekti. Konser vermeyi, ikili kurmayı düşünmemişlerdi hiç. Niyazi Sayın, Necdet Yaşar ve İhsan Özgen’in ikili, üçlü çalışmalarını örnek almışlardı kendilerine. Dört yıl sonra, bir dostlarının ricası üzerine ilk kez ikili olarak konser verdiler. 1997’de, Yansımalar ‘ın kurucusu neyzen Aziz Şenol Filiz onları Amerika’da Golden Horn firmasıyla tanıştırdı. İkilinin ilk çalışması Ahenk, bu sayede 1998’de ABD’de yayımlandı. Ardından lisansla, Kalan Müzik tarafından Türkiye’de piyasaya sunuldu. Kalan Müzik, Türkan’ın hocası İhsan Özgen’in bir albümünün ABD lisans haklarını Golden Horn’a vermiş, karşılığında Ahenk’in Türkiye yayın haklarını almıştı…
Golden Horn, 2000 yılında da Türk ve Yunan kemençecilerin aynı albümde buluşmasına vesile oldu. 1980’lerde İhsan Özgen’den ders almak üzere İstanbul’a gelen, ardından Eleni Karaindrou’nun topluluğuna katılan Yunan kemençeci Sokratis Sinopoulos’la, Derya Türkan’ın dostluğunu “Letter From Istanbul” albümünde ölümsüzleştirdi.

Sahnede Rus ruleti

Farklı topluluklardaki çalışmalarını sürdüren Derya Türkan, bir yandan da Murat Aydemir’le ikili keşif serüvenini yürüttü. Türk Müziği tarihinin temel eserlerini, dünden bugüne taradılar. Bugün konser repertuvarlarında 50’ye yakın eser var. Çoğu 18.yy’dan. “Müzikolojik bir çalışma yapmıyoruz” diyor Türkan. “Amacımız unutulmuş eserleri gün ışığına çıkarmaktan çok, Murat’la oluşturduğumuz üsluba uygun eserleri seçip, seslendirmek. Geleneksel müziğin dokusunu zedelemeden icra yenilikleri yaratmanın peşindeyiz.”
İkilinin 17 yıllık ortak keşif serüveni, Derya Türkan ile Murat Aydemir’i müzikte ruh ikizine dönüştürmüş. “Birbirimizi o kadar iyi tanıyoruz ki, birlikte çalarken bir adım sonra birbirimizin ne yapacağını sezebiliyoruz rahatlıkla. İki enstrüman birbirini bütünlüyor. Tuhaftır, hatayı bile aynı yerde yapıyoruz” diyor Türkan. Bu güvenle, riske girmeyi göze alıp, sahneye her çıkışta yepyeni bir icra geliştirmenin yollarını arıyorlar. “Konser öncesi uzun provalar yapmayız. Eserin hangi bölümünde ne yapacağımızı konuşmayız. Sadece eserleri çalışır, sahneye çıkarız. İcra sahnede son şeklini alır. Böylece emprovizasyon duygusunu kaybetmeyiz. Bir konserimizde dinlediğiniz eser, diğer konserimizde çok farklı tınlayabilir.”
Son iki yılda İzmir, Antep, Konya, Elazığ, Samsun’daki Türk Müziği konservatuvarlarını dolaşan, konserler veren ikili, geçen yıldan bu yana CRR İkilisi adı altında Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda da düzenli olarak sahneye çıkıyor. 28 Kasım’daki “Nadide Makamlar” başlıklı konserde bir zamanlar çok sevilen, sonra unutulan makamlar arasında gezinecekler. Repertuvarda Tanburi İsak’ın Gülizar Peşrevi, Dr. Suphi Ezgi’nin Gerdaniye Kız Saz Semaisi, Rauf Yekta’nın Beyati Araban Saz Semaisi, Tanburi Osman’ın Nühüft Peşrevi, Neyzen Aziz Dede’nin Yegah Saz Semaisi, Tanburi Cemil’in Isfahan Peşrevi var. İkili, mart ayında verecekleri konserde de ustaları Erol Deran’la birlikte, Refik Fersan ve Tanburi Cemil Bey’in eserlerinin ağırlıkta olduğu bir repertuvarla çıkacak İstanbullu müzikseverlerin karşısına.
(Serhan Yedig / 26 Kasım 2006 / Hürriyet)

BU ALBÜM ÇOK KONUŞULACAK
Kontrbas eşliği Renaud Garcia Fons’tan
notalar ve fotoğraf Murat Bardakçı’dan

Garcia Fons’la 10 yıl önce, Kudsi Erguner’in topluluğunda çalarken tanışmıştım. Birlikte konserler vermiş, dost olmuştuk. Geçen yıl Stuttgart’ta verdiğimiz konser sırasında, Fons, klasik kemençenin sesini çok sevdiğini söyledi. Çellist Uğur Işık’la hazırladığım albümden bahsettim. Üçlü çalabileceğimizi söyledim. Çok heyecanlandı. “Türk Müziği’ni bilmiyorum, bu albüme sadece dünya müziğinin renklerini katabilirim” dedi. Benim de istediğim buydu. Repertuvarda nadide eserlerin bulunmasını istiyordum. Tarihçi Murat Bardakçı, enderunda padişaha çalmak üzere dönemin önemli sanatçılarınca bestelenmiş, araştırmalarıyla gün ışığına çıkardığı eserlerin notalarını verdi. Repertuvarımızdaki nikriz ve rast peşrevi, buselik ve nihavend semai’yi ondan aldım. Hatta albüm kapağının fotoğraflarını çekti. Mayıs ayında Uğur Işık ve Fons’la İstanbul’da stüdyoya girdik. Her parça bir provadan sonra, üçlü olarak kaydedildi ve üzerinde hiçbir teknik değişiklik yapılmadı. İki günde kaydı bitirdik. Albüm Minstrel’s Era (Enderun Çağı) adıyla Kalan’dan yayımlanacak. Fons bu çalışmayı çok sevdi. Daha şimdiden, Avrupa’da dört konser ayarladı. Belçika ve Yunanistan’da birer, İspanya’da iki konser vereceğiz.

KLASİK KEMENÇE’NİN DÜNYADA DUYULMASI İÇİN KONÇERTO YAZILMASI GEREKMEZ, AMA BUNUN İÇİN DE ÇALIŞIYORUZ : Geçmişte, klasik kemençenin Batılı enstrümanlar arasına katılması için birçok deneysel çalışma yapıldı. Cüneyt Orhon, bir tel ekleyip, tiz sesleri güçlendirmeyi denedi. Mesut Cemil, viyolonsel tonunu elde etmek için bas kemençe yaptı. Viyolaya denk düşecek alto kemençe yapıldı. Sadettin Arel, bugün kullandığımız soprano kemençe ile birlikte bir yaylı grubu tasarladı. Fakat bu sistem kabul görmedi. Bence, klasik kemençe geleneksel formu değiştirilmeden duduk, rebab, kemança gibi tüm dünyaya malolabilir. ABD ve Avrupa’daki konserlerimizden sonra hep “bu küçük çalgıdan nasıl bu kadar derin, güçlü bir ses çıkıyor” diye soruyorlar. Birçok kişi ders almak istiyor. İranlı Kayhan Kalhor’un kemançayla Batı’da ulaştığı başarıyı yakalamak mümkün. Neva Özgen, Cennetin Kırallığı filminde kemençesini duyurdu. Loreena McKennett, Eleni Karaindrou bu çalgıyı müziklerinde kullandı. Mutlaka bir kemençe konçertosu yazılması gerekmez. Ama besteci arkadaşlarımla bu konuda da çalışıyoruz. Dilerim sonuçları yakında ortaya çıkacak.

MIT VE HARVARD’DA AÇIKLAMALI KONSER VERDİ: Derya Türkan 33 yaşında. Balkan kökenli, İstanbullu, iki çocuklu bir ailenin büyük oğlu. Şanslı bir müzikçi. Babası Devlet Klasik Türk Müziği korosu üyesi, annesi İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda eğitim görmüş. Çocukluk yılları ailece müzik yapılan bir ortamda geçmiş. Diğer kardeşi dede mesleği matbaacılığı seçerken, o kemençeye vakfetmiş hayatını. 16 yaşında Necdet Yaşar ‘ın topluluğuna davet edilmesini hayatının en büyük şanslarından biri olarak görüyor. “Benim için ikinci üniversite oldu” diyor. 1990’da Devlet Klasik Türk Müziği Topluluğu’na, 1993’te TRT İstanbul Radyosu Klasik Türk Müziği Topluluğu’na giren Türkan, 1994’te İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Çalgı Eğitimi Yüksek Bölümü’nden mezun oldu. Konservatuvarda, İhsan Özgen, Erol Deran, Necdet Yaşar gibi ustaların öğrencisi olan Derya Türkan, TRT’de çalıştığı dönemde de Alaeddin Yavaşça, Bekir Sıdkı Sezgin, Niyazi Sayın gibi önemli isimlerle tanışma fırsatı buldu. Hocası İhsan Özgen’in Anatolia, Necdet Yaşar’ın beşlisi ve Kudsi Erguner’in topluluğuyla son 15 yılda yurtdışında birçok konser verdi. Amerika’da MIT, Harvard Üniversitesi ve New England Konservatuvarı’nda açıklamalı Türk Müziği konserlerine katıldı. TRT İstanbul Radyosu’nda çalışmayı sürdürüyor. Hocası İhsan Özgen’in elinden çıkan bir enstrümanı kullanıyor.

Linkler

Derya Türkan’ın Facebook sayfası

Plak firması Golden Horn

Plak firması Kalan

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!