Radife Ertem / Radyoda sırf zevk için okuyorum, piyasa şarkılarını abuk sabuk buluyorum

0

13 yaşında, ortaokul ikinci sınıf öğrencisiyken İstanbul Radyosu’nda ilk kez şarkı söyleyen Radife Erten, uzun yıllar TRT sanatçısı olarak hizmet verdi. Sanatının kalitesini korudu. 28 yaşında, Ankara’da gazeteciye hayatını anlatırken “O yaşta radyoya çıktığımda hiç heyecanlanmamıştım, şimdi hayret ediyorum bu duruma” diyordu.  Sonraki yıllarda koro yöneten, beste yapan sanatçı 1988’de 65 yaşında yaşama veda etmişti.

 

Radife Erten’i evinde ziyaret ettiğim zaman ne ile meşgul bulunduğunu bilmem tahmin edebilir misiniz? Nota ile mi? Ne münasebet efendim’ Ankara’da pek meşhur olan Mısır pokeri mi oynuyor, dediniz? Hayır o da değil! Yemek mi pişiriyordu? Hayır, hayır.
Efendim hesaba göre 28 yıl evvel İstanbul Beşiktaş’ta dünyaya gelen Radife, semtine çok sadık bir sanatkarımızdır. Yani Beşiktaşlıdır. Bilmem anladınız mı, Erten, Beşiktaş Jimnastik Kulübü’ne candan bağlı, sadık bir kulüpçü. Onu ziyaret ettiğimiz zaman gazetede Beşiktaş’ın Amerika’daki son maçına ait tafsilatı okuyordu:
– Ah, efendim sormayın bir mağlubiyat aldık. Hayret! Nasıl yenildiler aklım ermiyor!
Bn. Erten’e, Beşiktaş’ın memleketimizdeki mağlubiyetlerini hatırlatmaktan ziyade, yenildiği takımının İngiltere’nin en gözde takımı olduğunu hatırlatmakla biraz teselliye uğraştım. Fakat o oralı değildi:
— Nerede efendim eski Beşiktaş? Baba Hasnülü, Şerefli, Hakkılı, Eşrefli Karakartallar?
– Neyse efendim, üzülmeyin.
— Hayır üzülmüyorum. Yalnız üzüldüğüm şey, Şükrü’nün sakatlığı oldu. Çok acıdım, çocukcağızı yaralamışlar.

Kozanoğlu sesimi duyunca şaşırdı

Spor bahsinden kurtulmak için aradığım çareler nafileydi. Nihayet son bir hamle daha yaparak diyorum ki :
Kaç sene İstanbulda kaldınız?
— 16 galiba. Beşiktaş’ta doğduğumu söylemiştim. Okul çağına gelince buradaki 19’uncu ilkokula devam ettim. Sonra Nişantaşı Ortaokulu’na yazıldım. Ve ortaokulun ikinci sınıfındayken İstanbul Radyosu’nda okumaya başladım.
Bu kadar küçük mü?
— Evet. O sene, 1935 yılında, bir gün beni Cevdet Kozanoğlu’na götürdüler. Sesimi dinledi, beğenmesi bir tarafa, benim gibi, küçücük bir çocuktan böyle ses nasıl çıkıyor diye hayret ediyordu.
O zamanlar kendisinden ‘Küçük Safiye’ diye bahsedilen Bn. Radife’ye sordum:
13 yaşındayken ilk defa mikrofon karşısına çıktığınız vakit bir heyecan duymuş muydunuz?
— Heyecan mı dediniz, ayol çocukta heyecan ne gezer. Hiç heyecan duymamıştım. Fakat şimdi kendi kendime hayret ediyorum, nasıl heyecan duymadım, diye.
Güzel, İlk okuduğunuz şarkılardan hiç olmazsa bir tanesi aklınızda mı?
– Bilmem ki, o zamanlar meşhur olan şarkılardı. Evet, hatırladım, işte bir tanesi: “Ne gelen var, ne haber.”
İstanbul Radyosu’nda kaç sene şarkı söylediniz?
— Üç sene. 1938’e kadar. Sonra Anakara’ya geldim. Fakat bundan sonra arasıra, zevcemin işi dolayısıyle dolaşmalarım olmuştur.
Radyoda niçin okuyorsunuz?
— Sualiniz biraz müphem olmakla beraber, anladığım mânada cevabını vereyim. Hiç bir ihtiyacım yok, radyoda sırf zevk için okuyorum.

Piyasa şarkılarından gayrısını severim

Radife’ye, kritik bir sual sormuştum:
Tercih ettiğiniz şarkılar hangileridir?
— Piyasa şarkılarından gayrisini beğenirim. Piyasa şarkılarının çoğunu abuk sabuk buluyorum. Diğer şarkılardan, meselâ: “Gülzara nazar kıldım”ı çok beğenirim.
Bu esnada oturduğumuz odayı bir anda karıştıran iki afacan içeri girdi.

Radife Erten, kızı Sevgi ile

Efendim bunlar Bn. Erten’in miniminileri, Sevgi ve Tuncer. Küçüklerin de sesi annelerine çekmiş, hele Tuncer “Ada sahillerinde”yi hiç sıkılmadan söylüyor. Şarkısına başlamadan evvel bizim foto arkadaşımız Hüseyin Ezer’e benden daha ziyade ilgi gösteren Tuncer, ilk olarak Ezer’e: “Kızın var mı?” diye soruverdi.
— Var, dedi. Ne yapacaksın?
— Evleneceğim!
— Ya ben vermezsem?
— Ben almasını bilirim, diyen küçük Tuncer bundan sonra, müstakbel kayınpederine komplimanlar yaptı durdu, şekerler ikram etti.
Nihayet yanıma gelen Tuncer, Radife’yi (Redide) telâffuz ederek annesinden bir şeyler istedi. Evdeki radyoyu kendi kendine açmasını bilen miniminiler annelerinin seslerini tereddütsüz olarak tanıyorlarmış.
“Radiye Neydik” adıyla “Sahile pek yakın bir yuva kurduk” şarkısını plâğa okuyan Bn. Erten, bugün maalesef bu şarkının aksine yuvasını sahilden pek uzakta, işte bu yüzden bazan üzülürmüş.

Adanalı kadar Adana yemeği yaparım

Sinemayı sever misiniz?
— Ne diyorsunuz, sık sık giderim.
Ya yemek pişirmesini?
— Onu da. Zira kocam Adanalı. Her yemeği kolay kolay beğenmez. Adana yemeklerini ister. Ben de uğraşa, uğraşa bugün Adanalılar kadar Adana yemeğini yapıyorum.
Remi ve 66’dan gayrı Mısır pokerini bilen Bn. Erten biraz şişmanlıktan şikâyetçi gibi görünüyordu. Boyunun 1.50, kilosunun 55 olduğunu söyledikten sonra, benim: “Bu durumunuzdan şikâyetiniz var mı?” sualimi şöyle cevaplandırıyor:
– Ah nasıl olmaz, çok şişmanım.
Daima makyajınız bu şekilde midir?
— Evet, pek fazla bir şey sürmem, biraz dudak boyası kâfi.
Sevdiği bestekârların isimlerini Ahmet, Mehmet gibi sayan Radife en çok Şerif’i, Sadettin’i, Osman Nihad’ı, Selâhattin’i, Lemi’yi, Rakım’ı ve eskilerden Dede’yi, Hacı Arif ve Şevki Bey’i severmiş.
İki miniminisinden sonra Cermen kanaryasını seven Bn. Radife bilhassa Memo nazirelerini okumaya bayıldığını ilâve ettikten sonra anlatıyor:
— Beni arkadaşlarım ağır başlılığımla severler. Kısacası yuvama bağlıyım. Evimin her işini ben görürüm. Ve bunlar bana zevk verir. Bütün bu konuştuklarımızdan başka kaydedilecek hiç bir hususiyetim yoktur.
(Kemal Deniz / 8 Temmuz 1950 / Radyo Haftası/ Arşiv çalışması, redaksiyon: Serhan Yedig )

Linkler

Biyografisi

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!