Bülent Ortaçgil / Zaman beni aşırı uzlaşmacı yaptı

0

Bülent Ortaçgil, son 25 yılda yazdığı 13 şarkıyı 1999’da yeniden yorumladı. Zarfı bırak, mazrufa (içindekine) bak, der eskiler. Zarf’ı Erkan Oğur, Gürol Ağırbaş, Cem Aksel, Hakan Beşer’le yenileyen müzikçi, “mazruf”a da yaşanmışlık duygusunu koydu. Yazları Marmaris Bozburun’da geçiren Ortaçgil’in telefonunu çevirmiş ve “Eski Defterler”i konuşmuştuk. “Benimle Oynar mısın”daki gencin fazla karamsar olduğunu, zaman içinde daha esnek düşünmeyi başardığını söylüyordu.

Sesiniz, İstanbul’da hiç duymadığım kadar iyi geliyor. Bezginlik, kırgınlık yok tonunda. Bozburun efekti olsa gerek bu…

– Aslında yaşamımın pek hoş olmayan bir döneminden geçiyorum. Bir hafta önce babamı kaybettim. Ölüm ilk kez bu kadar yakına geldi. Düşünsel olarak karmaşık günler yaşıyorum. Yaratıcılığı arttırdığı söylenen bu süreç, üzerimde tam tersi etki yaptı: Kapandım. Tüm bunlara rağmen sesim parlak geliyorsa bu gerçekten birkaç aydır İstanbul’dan uzak yaşamanın etkisi.
Tuzlu suya yatırmak, maviyle yıkamak, rüzgarda havalandırmak ruhun bağışıklığını arttırıyor olsa gerek… Bozburun’da günler nasıl geçiyor?
– Aslında hedefim yılın altı ayını burada geçirmek. Kendimi böyle kışa hazırlıyor, akümü dolduruyorum. Gitarımı bile İstanbul’da bırakıyorum. Hiçbir şey yapmıyorum.

Bugünlerde tarih okuyorum

Denizde taş sektirmiyor, bulutlara bakıp filozofluk yapmıyorum, anlamına mı geliyor söylediğiniz?
– Bizim ülkede ‘hiçbir şey yapmamak’ anlamına gelen herşeyi yapıyorum, demek istiyorum. Binlerce sayfa kitap okuyorum mesela. Tarihe farklı açıdan bakmaya çalışıyorum. Lord Kindros’un Osmanlı Tarihi’ni, Murat Bardakçı’nın Şahbaba’sını yeni bitirdim; David Fromkin’in ‘Peace To End Old Peace’ini okuyorum şimdi. Sabah gözümü denizde açıyorum. Arkadaşlarla yelken yapıyoruz. Balık çiftliklerinin işgal ettiği, kirlettiği koylara yazıklanıyoruz. Yazma alışkanlığım yok, küçük denemeler yapmıştım sadece. Şimdi, acaba hikaye yazmayı denesem mi, diye düşünüyorum.
‘Defterler’ gerçekten eskidi mi?
– Doğrusunu isterseniz bazıları gerçekten eskidi. Söylerken ilk günkü duyguyu hissetmiyorum. 25 yıl sonra ‘Benimle Oynarmısın’ı aynı keyifle, otantiklikle söylemem beklenemez zaten. Bir müzisyen çeyrek asır aynı teraneyi okuyamaz. Bu nedenle her çalışta yeni birşeyler ekleniyor, o anki ruh hali şarkıya yeni biçim veriyor. ‘Eski Defterler’i yayımlama amacımız da bu şarkıların 25 yıl sonra nasıl söylendiğini göstermek.

Yaralar kabuk bağladı

Her konserde ‘Benimle Oynarmısın’ın istenmesi sizi şarkınıza düşman etmedi mi?

– 1987’den bu yana konserler veriyorum. Haftada bir günden fazla çalmıyorum. Sık sahneye çıktığımda repertuar değiştiriyorum. Şarkıma düşman olacak duruma gelmedim ama yabancılaşmayı yaşadım. Şarkıyı yazdığım duygusal atmosfer bir süre sonra ortadan kalktı, yaralar kabuk bağladı. İnsanlar şarkıları ilk haliyle duymak istedikleri için, eğlenceli oyunlar da yapılamıyor. Sonuçta yabancılaşıyorsunuz.
‘Eski Defterler’ yayımlandıktan sonra, anılarımıza dokunmayın, diyen oldu mu hiç?
– Olmadı. Geçmişte biri konserden sonra, bu şarkının eski hali daha güzeldi, demişti. Ben de, hayatın değiştiğini, benim gibi onların da artık farklı insanlar olduğunu, şarkıların değişmesinin doğal olduğunu söyledim.
Yine de durumu tutkulu bir dinleyiciye açıklamak zor olsa gerek. Düşünün: Sevgilisiyle ilk karşılaştığı sokak otoban olmuş, buluştukları deniz kıyısındaki kahvehane toprak dolgu alanın altında kalmış…
– Köhne’nin yerinde şimdi Kalamış Marinası varsa, değişimi eleştirenlere dinozor deniyorsa, şarkıların değişmesi neden yadırganıyor ki? Bu şarkılar ilk yazıldığı günden beri yüzlerce kez çalındı. İçine yaşanmışlık katılarak değişti. Bugünüme belge olsun diye, iyi teknik koşullarda tekrar kaydetmek istedim.
‘Eski Defterler’e giremeyen, haksızlık ettiğiniz şarkı var mı?
– Bu albüm 12 saatlik canlı kayıtla ortaya çıktı. Dört saatini ‘Çığlık Çığlığa’ya ayırdık. Fakat istediğimiz yorum çıkmadı. Şarkı, ne yazık ki CD’ye giremedi.
İlk albümde Atilla Özdemiroğlu, Onno Tunç gibi Türk Popu’nun çizgisini belirleyen müzikçilerle çalmıştınız. Genç bir kadroyla aynı repertuarı çalarken neler hissettiniz?
– ‘Benimle Oynar mısın,’ı, geçen yıl kaybettiğimiz piyanist arkadaşım Ergun Pekakçan’la oluşturmuştuk. Onno Tunç çok hoş, mütevazı düzenlemeler yazdı şarkılara. Teknik bilgim yeterli olmadığı için, son şeklini o verdi. ‘Eski Defterler’de yıllardır birlikte çalıştığım arkadaşlarla çaldım. Şarkılara hakimdik.
‘Olmalı mı, olmamalı mı’yı söyleyen 22 yaşındaki Bülent Ortaçgil’le karşılaşsaydınız, şimdi ona cevaben bir şarkı yazar mıydınız?
– 20’ler insanın burnundan kıl aldırmadığı, uzlaşmasız olduğu yaşlar. Şimdi aşırı uzlaşmacı olduğumu görüyorum. İnsanları daha fazla dinliyorum. Kimi yaşlılık, kimi olgunluk diyor buna. Ama, geri dönüp baktığımda, yazdıklarımı hâlâ seviyorum.
Omuzuna dokunup, “üzülme, bunlar da geçer”der miydiniz mesela?
– (Gülüyor) Çok karamsar olduğunu söylerdim. Biraz daha iyi gitar çalmaya çalış, derdim. Şarkıları için tebrik ederdim. Daha az acı çekerek yaşaması için de biraz daha sosyalleşmesini, arkadaşlıklar kurmaya çalışmasını tavsiye ederdim.

Ufukta konser yok

Son olarak yeni albüm projelerinden, konserlerden bahsedelim.
– Ne yazık ki ufukta konser gözükmüyor, en azından şimdilik teklif yok. Armağan olarak hazırlanan, 25 sanatçının şarkılarımı okuduğu Tribute albümü sanıyorum tamamlanmak üzere. Nüket Ruacan, Levent Yüksel, Mor ve Ötesi, Ayşegül Aldinç’in kayıtlarını dinledim, çok hoşuma gitti. Ayşe Tütüncü, Ümit Kıvanç’la birlikte dört yıl önce Kültür Bakanlığı için ‘Orada Bir Şehir Var Uzakta’ adlı bir müzikal yazmıştık. Bu yıl da sahnelenmezse kaydedip yayımlamayı düşünüyorum. Önümüzdeki yıl gitar eşliğinde şarkılarımı söyleyeceğim solo bir albüm kaydetmeyi düşünüyorum.
(Serhan Yedig / 4 Kasım 1999 / Hürriyet)

Linkler

Biyografisi

Facebook sayfası

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!