Gilberto Gil / Kültür dediğiniz anıt ya da müze değil hayatın bütünüdür

0

Bazı ülkelerin kültür bakanları derin uykuları, bazılarınınki şarkılarıyla anılır. Ülkesinde bossa novadan sonra en popüler müzik akımını yaratan, albümleriyle Grammy ve 12 altın plak kazanan, bu arada cunta hapisanesinden geçip, sürgüne gönderilen Gilberto Gil, 2003’ten bu yana Brezilya Kültür Bakanı. Kendi deyişiyle “camları taşlıyan adamdı, şimdi cama fırlatılan bir taş” Hafta sonları konser verip, yıllık izninde turneye çıkıyor. 2006 Temmuzu’nda İstanbul Caz Festivali’ne geleceğini öğrenince peşine düştük. Stuttgart konseri öncesi otel telefonundan yakaladık. Bize, “kültürü elitlerin elinden kurtarma, ırkçılıktan, ayrımcılıktan arındırıp, demokratikleştirme” operasyonunu anlattı heyecanla.

Rastafaryan usulü örülmüş saçları, pürüzsüz yüzü, sivri dili, esprili, çelebi kişiliğiyle 64 yaşında bir haylaz çocuk Gilberto Gil. 40 yıldır şarkılarıyla siyasi, kültürel, cinsel muhafazakarlığa karşı nanik yapıyor. 3,5 yıldır Lula de Silva’nın kültür bakanı sıfatıyla kültürde demokrasinin önünü tıkayan, ayrımcılıkla, ırkçılıkla savaşıyor. Telefonda huzur dolu ses tonuyla sorularımızı cevaplarken bir yandan gülüyor: “Camları taşlayan adamdım, şimdi cama fırlatılan bir taşa dönüştüm.”
Gil, Brezilya’nın Pele’den sonraki ikinci zenci bakanı. Sokakta korumasız yürüyen tek hükümet üyesi. Sadece pop yıldızı değil, ulusal kahraman. Bunu anlamak için madalyalarını saymaya, biyografisini gözden geçirip, dünya basınında yayımlanan sayısız haberi okumak gerekmiyor. Rio’da otomobilini çalan hırsızın, bir gün sonra geri getirdiğinde ön cama yapıştırdığı notu okumak yeterli: “Özür dilerim Gil, senin olduğunu bilmiyordum.”
Aslında politikacılığı hiç düşünmemişti. Doğa tahribatına dayanamayıp Mavi Dalga Vakfı’nı kurmasa, doğduğu Bahia’nın yerel hükümetiyle 1988’de papaz olmasa, “duygusuz, sığ adamlar” dediği politikacıların arasına hiç katılmayacaktı. Adaylığını koydu, beklenmedik oy aldı. Dört yıl Yeşiller’in yerel hükümetinde kültür bakanlığı yaptı. 1993’te isyan etti. “Ne berbat işmiş bu. Politikacı kişiliğine uyum sağlayamıyorum. Maske takamıyorum. Savaşçı değil, hümanistim; politika hümanizme karşı” deyip müziğe döndü. İstanbul Caz Festivali’ne de bu günlerde gelmişti. Peki 9 yıl sonra ne oldu da tövbesini bozup bakan koltuğuna oturdu?

Maaş yetmedi, konsere devam

“Gerçekte ne politikaya girdim ne de vazgeçtim. Bakanlık politikacılık değil, bence sosyal yöneticilik. Önemli olan hayat için bir şeyler yapabilmek, kişilerin yaşamına katkıda bulunmak. Benim işim köprü olmak: İdeolojiler, kişiler, dinler, akımlar arasında. Hayatımı ülkemde, evrende daha insancıl, uygar bir hayat için dönüşüm sağlamaya adadım.”
Yeşiller üyesi, İşçi Partisi muhalifi, geçen seçimde Lula da Silva’nın rakibini destekleyen Gil’in bakanlığa atanması başlıbaşına bir kriz oldu. “Sadece Avrupa eğitimli seçkinlerin bakan olabileceği düşünülüyordu. Sokaktan gelen şarkıcıyı yakıştıramadılar. Hayatın her alanında bu tür ayrımcılıkla karşılaşıyorum, alışkınım” diyordu New York Times’a. 1 Ocak 2003’teki resmi törende, Gil gitarıyla üç şarkı söyledi, sonra takım elbisesini giyip gözyaşları içinde bakanlığı devraldı. İlk açıklamasıyla 26 üyeli bakanlar kurulunda infial yarattı: “2500 dolar maaş üç eski eş, dokuz çocuğun nafakasına yetmez, birikmiş param yok, konserleri sürdüreceğim.” Zamanla birbirlerine alıştılar. Silva’nın “sahnede ne yapıyorsan, bakanlıkla aynısını yap” talimatı doğrultusunda çalışmaya başladı.
Gil’in hayali kültürü elitlerin tekelinden, ayrımcılık ve ırkçılıktan kurtarıp, demokratikleştirmekti. Dijital kültür-teknoloji merkezleri kurup, gettolara kitaplık, sinema kulüpleri açacak, hip-hop dahil tüm Brezilyalı müziklerin dünyaya açılmasını destekleyecekti. 3,5 yılda hangilerini başardığını sorduğumuzda coşkuyla anlattı: “Kültür tanımını tartışmaya açtık. Sadece geçmişin mirası, müze, anıt değil hayatın kendisidir kültür. Bu doğrultuda 550 kültürel kaynama noktası kurduk. Müzecilik bütçesi üç kat arttı. Küçük, yoksul kentlerde 600 yeni kitaplık açtık. Müzik, edebiyat, sinemamızı dünyaya yaymak için geçen yıl Fransa’da 500, bu yıl Almanya’daki Kültürel Dünya Kupası’nda 250 etkinlik gerçekleştirdik. Gelecek yıl İspanya’da 300 kültür etkinliği yapacağız.”

Başkan Silva’yla yüzde 1 pazarlığı yapacak

Gil’in en büyük derdi bakanlık bütçesi. 188 milyonluk Brezilya, 200’ü genel bütçeden, 350’si fonlardan yılda toplam 550 milyon dolar ayırıyor kültüre. Türkiye’deki turizm+kültür= 500 milyon dolar formülünden daha iyi durumları. “Şu anda en büyük mücadelem bütçeden aldığımız 0.5’lik payı UNESCO’nun minimum yüzde 1 standardına yükseltmek” diyor. Eğer Başkan Silva ekimdeki seçimi kazanıp, bakanlık teklif ederse Gil yüzde 1 pazarlığına hazırlanıyor. Kabul edilirse bakanlığa devam edecek.
Geçmişte, dünyada hangi müziğin dinlenip, hangi filmin izleneceğine çokuluslu şirket yöneticilerinin karar vermesine isyan eden Gil bugün daha az endişeli. “Globalizmin dünya kültürlerine tek tip üniforma giydirmesinden korkuyordum. Yerel kültürler tepki gösterip, durumu dengeledi. Bugün çağdaş kültüre global-yerellik damgasını vurdu.” Yayımcı şirketlerin serbest rekabet koşullarında hayatta kalma savaşı verirken sosyal adalet bilincini yayma, sosyal grupların iletişimini sağlamak gibi önceliklerle uğraşamayacağını, bunun özel sektör, toplum, devlet eşgüdümüyle kültür politikalarına yansıması gerektiğini düşünüyor.
Resmi konumu, kimi zaman sahnede çok zor durumda kalmasına yol açabiliyor. 2004 Sao Paolo konserinde DJ, arkasındaki ekrana Başkan Bush’un idam karikatürünü yansıtmış, Gil hemen görüntüyü değiştirtmişti. Yine de iki ülke arasında soğuk rüzgar esmesini engelleyemedi. Özgürce cam taşladığı günleri özlüyor olmalıydı. “Vatandaş gibi protesto gösterilerine katılamıyorum artık. Bu sorumluluğu bilerek aldım. Konserdeki olaya sadece bakan olduğum için karşı çıkmadım. Uygar, nazik bir protesto biçimi değildi.”
Önceki yıl Observer’dan Sue Steward, Gil’in peşine düşmüş, dört gününü dakika dakika izlemiş. Uçak yolculukları ve toplantılardan bitap düştüğünü, Gil’in ise yorulmadan koştuğunu anlatıyor röportajında. Artık sormamız farz oldu: “Sayın Gil, Bakanlar kurulu ya da parlamentonun uzun toplantılarında uyuyakaldığınız oldumu hiç?” Gülüyor telefonun öteki ucunda. “Toplantım varsa erken yatarım. Her sabah 40 dakika yoga yapar, sporu ihmal etmem. En önemlisi beslenmeme dikkat ederim.” Israrımız üzerine sabah mönüsünü açıklıyor. Uygulaması zor, ama ilgilenenlere duyurulur: Bir bardak haşlanmış yeşil karnabahar suyu, bir kase haşlanmış yulaf ve tam pirinç…

 

GENERAL SİLVA’NIN MAHKUMU, İŞÇİ SİLVA’NIN BAKANI: Gilberto Gil, doktor baba ve öğretmen annenin ilk oğlu. Gitar çalan babasından etkilenip 10 yaşında akordeona başladı. Joao Gilberto’yu radyoda duyduğunda gitara yöneldi. Grubu Desafinos’la bossa nova çalıyor, babası istemediği için müziği meslek seçmeyi düşünmüyordu. Salvador Üniversitesi’nde işletme okurken harçlığını TV reklam müzikleriyle kazanırdı. 1967’de, işletme stajına başladında Brezilya’da General Costa e Silva geldi yönetime. Gil cuntaya karşı gitarını kullandı. Yerel topluluk Banda Caruaru’yu dinlerken Beatles’la benzerliği dikkatini çekmiş, bu formülün müzikte yeni çıkış yolu olabileceğini düşünmüştü. Caetano Veloso’yla her türlü muhafazakarlığa karşı çıkan, dadaist bir müzik akımı geliştirdi: Tropikalizmo. Şarkıları hızla yayılınca “gençleri zehirlemek” suçlamasıyla kendilerini hapiste buldular. İki ay hücre, iki ay ev hapsi, ardından “gitseniz iyi olur” tavsiyle uçtuğu Londra, hayatını değiştirdi Gil’in. Hapiste John Lennon’dan etkilenip, Zen kitapları okudu. Yogaya başladı. Hayata bakışını, beslenmesini değiştirdi. Londra’da ise elektro gitara başladı, Yes, Pink Floyd, Traffic üyeleri ve Jimi Hendrix’le çaldı. Bob Marley’in müziğini keşfetti. Ailede iki kuşak öncesi köle olmasına karşın, zenciliğinin ilk kez farkına vardı. “Grup liderliğini, kozmopolitlik ve evrenselliği, bossa novanın vaaz ettiği sırada durma yerine sahneye atlayıp dans etmeyi öğrendim.” 1972’de ülkesine döndüğünde artık kahramandı. Brezilya Populer Müzik Cephesi’nin gururla sunduğu “emperyalist etkilerden arınmış saf müzik” ödülünü reddetti. “Saflıkla hiç alakam yok. Sistemin istediği iyi zenci samba şarkıcısı olmayacağım” dedi. O günden sonra, Gil’in samba, reggae, rock, pop, caz etkileşimli müziği sol çevrelerde kültürel yozlaşmanın simgesi ilan edildi. Gil’e göre ise Tropikalizm, “özgür düşüncenin, evrensellik ve çok yönlü gerçeklik bilincinin dini”ne dönüştü. Brezilya müzik tarihinde bossa nova’dan sonra en etkili akım oldu. 64 albümü toplam 5 milyon sattı, Gil, Grammy dahil birçok ödül kazandı.
(Serhan Yedig / 2 Temmuz 2006 / Hürriyet)

Linkler

Kişisel web sayfası

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!