Joan Baez / Bahçemdeki 200 yıllık meşenin dallarına kurduğum hamakta, gökyüzüne yakın uyuyorum

0

Yaşlandıkça bilgeleşen müzikçilerden biri Joan Baez. Dünya olaylarıyla hâlâ yakından ilgili, ama eskisi kadar militan değil. 2004 Yazı’nda İstanbul’da vereceği konser öncesinde evinden aramıştık. Sık sık kahkahalarla kesilen sohbetimiz Bağdat’ta geçen çocukluğundan, Başkan Bush’a olan alerjisine, kullandığı meditasyon tekniklerinden bahçesinde hamak kurduğu 200 yıllık meşe ağacına uzandı. 1990’larda, güney illerimizden birinde tatil yaparken kalbini bir Türk’e kaptırdığını sonra mutsuz olduğunu duymuştuk. Kabalık edip ayrıntıları sormadık. Ama “İyi ki hayattayım, bu anı yaşıyorum, bunca acıyı çektiğime değdi” dediği anı sorduğumuzda verdiği cevap gerçekten şaşırtıcıydı.

Yıllarca kendi şarkılarınızı söyledikten sonra, şimdilerde neden yeni şarkı yazmıyorsunuz, albümlerinizde sadece diğer bestecilerin eserlerine yerveriyorsunuz. Dünyanın haline bakın, 35 yıl önce Vietnam için söylediğim şarkılar hâlâ ilk günkü gibi yeni, demeyeceksiniz değil mi?..
– (Gülüyor) Söylediğiniz bir bakıma doğru. Ama öteki yandan diğer bestecilerin şarkılarını seslendirmek beni tazeliyor. 15 yıl önce şarkılarımı, albümlerimi, konserlerimi farklı bir bakış açısıyla yeniden gözden geçirdim. Bu hesaplaşma gerekliydi. Aksi takdirde şarkılarımın, müziğimin ne benim için ne de diğer insanlar için değeri kalacaktı. İyi ya da kötü, karşı kültürün sesi olan bestecilerin eserlerini seslendirmeyi seçtim. Çünkü bugünün şarkılarıydı.
İçimden bir ses, dinleyicileriniz sizden hep ciddi ve derin anlam yüklü şarkılar beklediği için kendinizi çok zorladığınızı ve ilham perinizi küstürdüğünüzü söylüyor.
– (Kahkahalar)
“Coconut” adında hafif ve esprili bir şarkı yazmıştınız, bu şarkıyı çok sevdiğinizi okumuştuk. Belki ilham perisi neşelenip geri gelirdi…
– (Kahkahalar) Bilmem, bu hiç aklıma gelmedi… Acaba “Coconuts” gibi bir şarkı daha yazabilir miyim, gerçekten bilmiyorum…
Biz umutluyuz, onun da günü gelecek mutlaka…
– Siz de meyveyi dalından koparacaksınız, değil mi… (Gülüyor)
Neredeyse her röportajda Başkan Bush’un izlediği saldırgan politikanın sizi çok endişelendirdiğini söylüyorsunuz. New York’ta bir grup entelektüel seçimlerde Bush’un kazanmaması için kampanya başlattı. Hatta Paul Auster bir şarkı bile yazdı. Kampanyaya katılmayı, Auster’ın şarkısını okumayı düşünüyor musunuz?
– Kendimi hiçbir şeye zorlamak istemiyorum artık. Bush yönetimi hakkındaki düşüncelerim çok net. Ama bunları şarkıyla ifade etmek istemiyorum. Şarkılarımdan herhangi biri bu amaçla dinlenebilir. Yıllar önce, eski eşim Vietnam’da savaşmayı reddedince hapse atılmıştı. Tam üç yıl hapiste yattı. Bir konserde “Bu şarkıyı Vietnam’da savaşmayı reddettiği için hapsedilen kocam için söylüyorum” demiştim. Ardından bir country şarkısı söyledim. Hangi şarkıyı söylediğim önemli değildi. Öncesinde görüşlerimi açıkça ifade etmiştim. Şimdilerde dünya sorunlarına tepkimi aynı yaklaşımla ifade ediyorum. Beste yapmak yerine, duruma en uygun şarkıyı seçip, seslendiriyorum.
Başkan Bush haftaya Türkiye’ye geliyor. Selamınızla birlikte iletmemizi istediğiniz bir mesaj var mı?
– (Gülüyor) Peki siz ne söylemek istiyorsunuz? Önemli olan Türklerin ne söylemek istediği. – Bana çeşitli olaylara karşı tepkimi sorduklarında artık hep şunu soruyorum: Peki siz ne yapmayı düşünüyorsunuz? Herkes tepkisini göstermeli artık. Sosyal olaylarda liderlik konumunda olmak istemiyorum artık. Bunun yerine hayatımın önemli bir döneminde ihmal ettiğim yakınlarıma zaman ayırmak istiyorum. Aileme, torunlarıma, geçenlerde kalça kemiği takılan 93 yaşındaki anneme… Geçmişteki gibi olmamalı, önce bu arzumu gerçekleştirmeliyim. Politik olarak doğru bulduğum bir şeyi yapmam gerektiğinde, biliyorsunuz yine görevimi yerine getiririm.

Barış şarkıları söyledim hep ama günün birinde kendimle barışmam gerektiğinde bu çok zor oldu

10 yaşında birkaç yıl ailenizle Bağdat’ta yaşamıştınız. Milyonlarca izleyici gibi siz de Kabil’in, Bağdat’ın bombalanmasına TV’nizin başında tanık olmuşsunuzdur. Ne hissettiniz?
– Orada yaşadıktan sonra böyle bir olayın karşısında ne büyük acı hissettiğimden bahsetmek yerine hepimizin hayatta kalmak için başvurduğu bir yöntemden söz edeceğim. Siz, ben ve hepimiz bu tür büyük acılarla karşılaştığımızda yüzde 99, görmezlikten gelmeye çalışıyoruz. Çünkü o anda, bombardıman altındaki insanların duygularını gerçek anlamda 30 saniyeden fazla yaşadığınızda hayatta kalmak zorlaşıyor. Bu nedenle Bağdat bombalanırken herkesden fazla bir şey hissetmemeye çalıştım. Acınızın bir kısmını saklıyorsunuz, harekete geçmenize ve tepki göstermenize yetecek kadarını. Fazlası insanın kendini tahrip etmesi anlamına geliyor.
Yıllarca dünya barışı için şarkı söylediniz, siz kendi iç barışınızı sağlayabildiniz mi?
– Çok güzel bir soru… Uzun yıllar iç barışımı kurmaya çalıştım, bunun rahatsızlığını yaşadım. Şarkılar söyler, mücadele verirken, inandırıcı biçimde çok rahat görünürken bir yandan da büyük endişeler, güvenlik sorunları, fobiler yaşıyordum. 15 yıl önce radikal bir karar verdim. Terapiye başvurdum. Korkularımla yüzleştim. Şimdi kendimi geçmişte hiç olmadığı kadar huzurlu hissediyorum. Köklü sorunlar tamamen ortadan kalkmasa da bugün çeşitli terapilerle onlarla başetmeyi başarıyorum. Mesela her gün hiç değilse 30 dakika sessizce oturup beynimi yavaşlatmaya çalışıyorum. Çünkü hep çılgınca bir tempoyla çalışıyor. Bilincimden, kendimden kurtarıyorum varlığımı, bu sayede dış dünyayla başedebilecek enerjiyi topluyorum. Yöntem epeyce işe yarıyor.
60’ı devirdiğiniz halde hala çok genç görünüyorsunuz. Gençliğinizi genetik özelliklerinize ve meditasyona borçlu olduğunuzu söylüyorsunuz. Okuyucularımız merak edecektir, hangi meditasyon tekniklerini kullanıyorsunuz?
– İki tür meditasyon yapıyorum. Benliğimi dünyadan tamamen uzaklaştıran transandantal meditasyon ve Bipassane (farkındalık) Meditasyonu. İkincisi, ilkinin tam aksine dünyada olduğunu algılamak üzerine kurulu. Nefes teknikleri çok önemli. Vücuda giren ve vücuttan çıkan nefesi hissetmeniz gerekiyor. Meditasyonda bilincimi kaybetmeden yedi kez nefes alabilirsem günüm çok iyi geçiyor… Farkındalık Meditasyonu, Budistlerin kullandığı bir teknik. İç ve dış dünyanın bilincine varmamızı sağlıyor. İdeali 45 dakika, 35 hatta 5 dakika bile yapmak hayatımı güzelleştiriyor.

Hayatta kalma nedenimi sorarsanız

Acılardan, kirliliklerden, çirkinliklerden kaçıp Kaliforniya’daki evinize sığındığınızı, çok güzel bir bahçe yaptığınızı okumuştum. Size başka neler yaşama gücü veriyor?
– Bahçeyle kast edilen ağaçlar. Ağaçları çok seviyorum. Bahçemde 200 yıllık dev bir meşe ağacı var. Dallarındaki hamakta gökyüzüne yakın uyuyorum. Sabah kuş sesleriyle uyandığımda otomatik olarak gülümsüyorum. Doğa saflığı ve güzelliğe bana hayatta kalmam için en azından bir iyi nedenim olduğunu hatırlatıyor.
İstanbul’a geldiğinizde biz de size küçük fidanlar hediye ederiz, bahçenize diker, büyüdükçe bizi hatırlarsınız…
– Oooh, harika bir şey olur bu. Çok teşekkür ederim… Umarım yurtdışına çıkarırken problem olmaz, bazı bitki türlerini yurtdışına çıkarmak yasak oluyor…
Biz size yasak olmayan çınar ve salkım söğüt ağaçları buluruz… (*) Tabii siz bize sırrınızı söylerseniz: Tiz notalara rahatlıkla çıkabilen esnek sesinizi bunca yıl korumayı nasıl başardınız?
– İlk 20 yıl hiç dikkat etmedim. Şimdi çok dikkat etmem gerekiyor, beni çok zorluyor. Eğer gerekenleri yaparsam sorun yok. Uzmanlara danışıyor, gerekirse ders alıyorum. Turneye çıktığımda mini CD çalarımı yanıma alıp, egzersizlere devam ediyorum.
Pete Sieger ve Harry Bellafonte’den etkilenerek şarkıcılığa başlamıştınız. Günümüzde çalışmalarıyla takdir ettiğiniz gençler arasından “müziğe başlamamın nedeni sizsiniz” diyen çıktı mı hiç?
– Genç sanatçılarla karşılaştığımda en çok duyduğum şey müziğimin hayatlarını nasıl etkilediği. Hayatlarında önemli bir rolüm olduğunu görüyorum.

Efes konserinden bahsederken bile gözlerim yaşarıyor

40 yılda birçok ilginç olay geçti başınızdan. “Yaşamaya ve insan olmanın acısını çekmeye değdi” duygusunu en yoğun yaşadığınız an hangisiydi?
– Bu duyguyu birden fazla yaşadım. Fakat galiba ilk aklıma gelen Efes’teki konserdi. Şu anda söylerken bile gözlerim yaşarıyor. (sesi titriyor) Neden bilmiyorum fakat çok etkileyiciydi. Hiç beklemediğim anda hayatımın en önemli anlarından birini yaşadım.
Bir zamanlar Vaclav Havel, Prag Baharı’nı verdiğiniz konserin ateşlediğini söylemişti. Tarihi değiştiren böyle bir an dururken Efes konserini hatırlamanız bizim için gurur verici…
– Evet böyle bir olaya tanık olduğum için şanslıyım. Genellikle yaptığım işlerin sonucunu önceden hesaplamam, tahmin etmeye çalışmam. Prag konseri epeyce zor gerçekleşmişti. Direnişçilerin yardımıyla havaalanından otele tutuklanmadan ulaşmak, oradan konser verdiğim yere gitmek başlıbaşına bir macera olmuştu. Başarı hepimizindi.
Açtığınız yoldan daha sonra Peter Gabriel, Sting, Paul Simon gibi sanatçılar yürüdü. “Biko”, “They Dance Alone” gibi şarkılar milyonları farkında olmadıkları gerçekliklerle yüzleştirdi. Ancak Gabriel ve Sting, İngiliz entellektüellerince çok sert eleştirildiler. Kendi reklamlarını yapmakla suçlandılar. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
– Tarihin belli bir noktasında, belli bir inançla ve sesle ortaya çıktım. Şarkılarım belli bir tavırla seslendirildi ve dinlendi. Peter Gabriel’i çok taktir ediyorum. Tamamen farklı bir üsluba sahip. Son 30 yılda hayat tamamen değişti. Buna rağmen hala “Blowing in the Wind” gibi güçlü şarkılar söyleyecek birilerinin çıkması bekleniyor. Geçmişe bakarak geleceği tahmin etmeye çalışıyoruz. Bilmiyorum bu şarkı gibilerini söyleyecek birileri çıkar mı gelecekte. Mutlaka şarkı söylemek gerekmiyor. Michael Moore geçmişte bizim yaptıklarımızı şimdi filmleriyle yapıyor. Kim derdi ki tombul bir adam Bush yönetimiyle ilgili belgeseller yapacak ve bu kaotik ortamda sesini duyuracak, muhalefeti diriltecek. Bir belgesel yönetmeni… ABD’de şu anda muhalefetin en etkili sesi…
Güçlü olduğu kadar anlamlı da bir muhalefet, öyle değil mi?
– Bu sözcüğü hatırlattığınız için teşekkür ederim. Evet, doğru bağlamda en iyi muhalefeti yapıyor. Bu sabah radyoda dinledim. Harry Belafonte “Gerçek değişim bireyler riske girmeyi göze aldıklarında gerçekleşir” diyordu. Ardından soruyordu “Daha güzel bir dünya için hayatını verir miydin?” İnsanlar henüz bu noktaya gelmedi. Ortaya çıkıp protesto gösterileri düzenlememin hiçbir anlamı olamaz. Çünkü zaten bunu topluma aktaracak bağımsız basın kalmadı Amerika’da. Belki bir gün yalan söylemekten bıkarlar ve yine bağımsız basına kavuşuruz… (Gülüyor)

Zeynep hayatıma Türkiye’nin renklerini kattı

Geçmişte Türkiye’de birçok dostunuz olduğunu biliyorum, aralarından hâlâ görüştüğünüz kişiler var mı?
– Türkiye’deki en eski ve yakın dostum Zeynep Oral. Hâlâ e mail ile haberleşiriz.
Zeynep Oral’la dostluğunuz sizi hangi anlamda zenginleştirdi?
– Hayatıma Türk renklerini kattı. Müthiş zekası ve mizah gücünden etkilendiğimi söyleyebilirim. Karşılaştığımız ortak sorunlar, bunalıma girmek yerine mizaha sığınma arzumuz, aynı frekansı yakalamamız dostluğumuzun uzun yıllar sıcak kalmasını sağladı.
Caz festivalinde konsere çıkacaksınız kendinizi yabancı bir atmosferde hissedecek misiniz?
– Hayır, caz bana yabancı bir müzik değil.
Konsere gelenler eski şarkılarınızı dinlemek isteyecek. Siz binlerce kez söylediğiniz ve bıktığınız için muhtemelen yeni albümdekileri seslendirmek isteyeceksiniz. Orta yolu nasıl bulacaksınız?
– Türkiye hala konser vermek istediğim birkaç ülkeden biri. Epey zaman oldu gelmeyeli. İngilizce konuşmayan bir ülkede, farklı kuşaklardan dinleyicilerin önüne çıkmak heyecan verici. Türkiye’ye son albümümdeki dörtlümle geleceğim. Farklı yaş gruplarının hoşuna gidecek, dikkatlerini konser sonuna kadar sahnede toplayacak bir program hazırlamaya çalışacağım.
(Serhan YedigFigen Yanık / Sabah Gazetesi Temmuz 2004)

Linkler

Kişisel web sayfası

(*) Kişisel not: Röportajdan sonra, Baez’e konserde vermek üzere 50 santim boyunda, 4-5 yaşında bir ceviz fidanı aldık. Fakat, turne programını kontrol etmeyi düşünememiştik. İstanbul’dan başlayıp, Avrupa’nın farklı kentlerinde 10 civarında konser verecekti. Konser günü Zeynep Oral’a danıştık ve yük olabileceğini düşünüp fidanı vermekten vazgeçtik. Ceviz şimdi Baez’in bir gün eve dönüş yolunda İstanbul’a uğramasını bekliyor.

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!