Yiorgos Kaloudis / Hacıdakis, kanunu tanısaydı çok sevip bu çalgı için birçok eser yazabilirdi

0

Yunan çellist Yiorgos Kaloudis, hiç istemeden gelmişti İstanbul’a. Restoratör sevgilisi Ruth, bir süreliğine işi nedeniyle Beyoğlu’nda ev tutmuş, onu da çağırmıştı. İstanbul’a ayak bastığı 2003 Sonbaharı, Kaloudis’in hayatında neredeyse bir dönüm noktası oldu. Ruth’un kanun, perküsyon dersleri aldığı müzisyenlerle tanıştı, ev toplantılarında birlikte çaldı. Ruth’un yaşadığı Balo Sokak’ta hayata karıştı. Caddedeki plakçılarda çalan valsten, Boğaziçi’ndeki vapurların gidiş gelişinden etkilendi. Kanun ve çello için vals üslubunda “Balo Sokak”ı yazdı. Bambaşka bir albüm hazırlamayı düşünürken, bu eserin ilhamıyla Almanya’da yayımlanan “Truth”u hazırladı. Bu arada Göksel Baktagir’le “Furtuna”yı kaydetti.

 

Tünel’deki Lale Plak’ta rastlantı sonucu “Truth” adlı CD’sini keşfettikten, elektronik posta adresini bulup yazışmaya başladıktan tam iki ay sonra nihayet telefonun diğer ucunda Yiorgos Kaloudis… Geçen perşembe sabahı, Atina’daki evinden albümün öyküsünü anlatıyor. Manchester’daki konserden yeni dönmüş. Eşi Ruth Hill’la kanun, çello ikilisi olarak çalmışlar. Yoğun bir yaz geçirdiğini, Avrupa’nın birçok kentinde festivallerde, caz kulüplerinde konser verdiğini anlatıyor. Birkaç hafta dinlenip konserler için Amerika’ya, ardından Belçika’ya gidecekmiş. “Aralıkta İstanbul’a gelmek istiyoruz Ruth’la. Galiba konser de vereceğiz” diyor.
Yaklaşık iki buçuk saatlik sohbetimizin rotası yaşamındaki tuhaf tesadüflerin, mutluluk ve hayal kırıklıklarının arasından geçip, Beyoğlu’ndaki Balo Sokak’a kadar uzanıyor. Anlattığına bakılırsa, hayatında önemli dönüm noktalarından biri olmuş bu sokak. Konservatuvardan sonra Fullbright bursuyla gittiği Los Angeles’tan dinleyeni zıplatacak fussion tarzı bir albüm yapmak üzere Yunanistan’a dönmüşken birden hayatı algılama biçiminde, müzikal yaklaşımında dönüşüm yaşamış. Gayet açık yüreklilikle “Ruth istemese İstanbul’a yolum düşmezdi, aslında çağırdığında da gelmek istememiştim” diyor.
“Ruth, Sabancı Müzesi’nin restorasyonunda çalışmak, kanun ve perküsyon dersleri almak üzere gelmişti İstanbul’a. Ziyaretine geldiğimde beni kemancı Nedim Nalbantoğlu ve perküsyoncu İzzet Kızıl’la tanıştırdı. Bizi çaya davet etmişlerdi. Birlikte emprovize çalmayı denedik. Adeta büyülendim. Sonraki günlerde, her akşam birinin evinde buluşup birlikte çaldık. Ruth’un evi Balo Sokak’taydı. O günlerde, ne zaman sokağa çıksam, İstiklal Caddesi’ndeki plakçılarda vals türünde bir müzik çalıyordu. Uzaktan seyrettiğim Boğaziçi’nde vapurların iki kıta arasında gidiş gelişi, çocukluk yıllarımı hatırlattı. Dedemin doğduğu Corfu Adası’nı. Sonraki iki yıl boyunca, İstanbul’a gelip gittikçe bu bağlantıyı düşündüm. Ruth’la kanun, çello doğaçlamaları yapıyorduk. Sirto, Nihavent Longa, Şehnaz… İki enstrümanın birlikteliğinden müthiş bir tını çıkıyordu. Bu etkileşimler birleşince vals ritmindeki Balo Sokak’ı yazdım. Sürekli mandal kullanmak gerektiğinden, eserin kanunla icrası çok zor. Fakat Ruth başardı. Hatta bu yaklaşımla bir eser besteledi. Yepyeni bir tını elde etmiştik. Amerika’da fussion, funk tarzında besteleğim tüm müzikleri bir kenara bıraktım. Çello, kanun, bas üzerine çalıştım. Ortaya Truth albümü çıktı.”

Bir dedesi orkestra şefi
diğeri kemençeci

34 yaşındaki Kaloudis neredeyse yedi göbek müzisyen bir aileden geliyor. Dedelerinden biri kemancı ve opera orkestrası şefi, diğeri Girit kemençesi, buzuki çalan halk müzikçisi. Anneannesi opera, babaannesi halk müziği solisti. Konservatuvarda piyano ve şeflik dersleri alan annesi, dedesinin ölümüyle müziğe küsmüş. Kaloudis’in babası, amcaları ise uzun yıllardır caz orkestrasında çalıyor. “Diğer iki kardeşim müzikle ilgilenmedi ama ben bir yaşından itibaren babamla davul çalmaya başladım” diyor Kaloudis. Çocukluğu sürekli klasik müzik dinlenen bir evde geçmiş. Babasının Amerika’ya gitmesiyle davul çalışmaları yarım kalmış, 8 yaşında halasının doğumgünü armağanı verdiği klasik gitarı öğrenmiş kendi kendine. “Annem sürekli piyano konçertolarını dinletirdi, ben ise tutkuyla çello partilerine dikkat ederdim. Yedi yaşından itibaren, ismini, görünümünü bilmeden plaklarda duyduğum çellonun sesine bağlandım. Dinlerken öylesine etkilenirdim ki, ağlardım. Mahler’in 5. Senfoni’siyle büyüdü tutkum. Ancak annem bu ilgimi fark etmedi.”
15 yaşında Athenaeum Konservatuvarı’nın piyano bölümüne girmiş. İki yıl sonra gitar bölümüne geçip, öğrenimine devam etmiş. “Üç yıl boyunca, konservatuvarda bir köşede duran çellodaydı gözüm. Viyolonsel çalmak, emprovizasyon üzerine yoğunlaşmak istiyordum. Enstrümanın amaç değil, duyguları aktarmada araç olduğunu fark etmiştim. Bunun için ruhuna uygun sesi bulmalıydı kişi. 20 yaşımda cesaretimi toplayıp, çello dersleri almaya başladım. Hocam, Paris Konservatuvarı’ndaki eğitimini tamamlayıp yeni dönmüştü. Pablo Casals’ın öğrencilerince yetiştirilmişti. Çok açık görüşlüydü. Çok iyi bir teknik altyapı kazandırdı. Zaten gitardan tecrübeliydim, bir buçuk yılda orkestralarda çalacak kadar çelloyu öğrendim.”
Paul Tortellier’in Bach, Rostropoviç’in Romantik Çağ, Maurice Gendron’un oda müziği yorumlarını hayranlıkla dinleyerek, Pablo Casals’ın sadeliğini örnek alarak kendini geliştirmiş. Konservatuvar yıllarında oda müziği dörtlülerinde çalmış. 1999-2003 arasında da keman, çello, piyano üçlüsü kurup Dvorak, Brahms, Beethoven, Şostakoviç gibi bestecilerin üçlülerini seslendirmişler. Yunanistan’ın farklı kentlerinde konserler vermişler. Çağdaş besteci Stavros Lantsias’la emprovizasyon çalışmış. Yenilikçi bestecileri incelemiş.

Geliştirdiği teknikle
Fullbright Bursu kazandı

“Bana doğaçlamanın kapılarını açan gerçek üniversitem 23 yaşında arkadaşlarımla kurduğum etnik caz topluluğuydu. Altılı içinde neyzen ve udi iki arkadaşımız vardı. Makamları, doğu ritmlerini ilk kez onlardan duydum. Onların önerdiği müzikçileri dinleyip bilgimi geliştirdim. Occasional Dreams’de caz, klasik, etnik ayrımı yapmadan, kurallarla sınırlanmadan gönlümüzce müzik yapıyorduk. Çalgımı bazen kontrbas, bazen çello gibi kullanıp sololar yapıyordum. Tam 10 yıl birlikte çalıştık. Tüm Avrupa’da konserler verdik. 1999’da ve 2000’de Ankara Gençlik Festivali’nde çaldık.”
2000’de konservatuvardan mezun olduktan sonra, çellonun ses olanaklarını genişletecek deneysel çalışmalara yönelmiş Kaloudis. Caz kontrbasçısı arkadaşından etkilenip, yay kullanmadan parmakla çalma tekniğini geliştirmiş. İkili çalışmalar yapmışlar. Arkadaşının çalışmaya katılamadığı bir gün aklına parlak bir fikir gelmiş: Önceden kaydedeceği ezgiler üstüne, çelloyla solo yapmak. David Darling, Eberhard Weber, David Friesen gibi sanatçıların 1980’lerde elektronik devreler yardımıyla geliştirdiği loop sistemini, en basit teknikle gerçekleştirmiş. Bu teknikle seslendirdiği üç eseriyle Fulbright Bursu kazanıp, 2003’te ABD’ye gitmiş. Los Angeles’ta Ted Greene, Steve Tavaglione’yle yaptığı çalışmaların ufkunu açtığını, farklı bir bakış açısı kazandırdığını söylüyor Kaloudis. Los Angeles’ta edindiği ucuz elektronik ekipmanlarla sayısız deney, kayıt yapmış. Fussion akımının etkisini taşıyan bu ön kayıtlar, CD hazırlamak için harekete geçmesini sağlamış. Yunanistan’a dönüşünde yolu Türkiye’ye düşmeseymiş, fussion, caz rock türünde bir albüm hazırlayacakmış.
“Albüm hazırlığına başladığımda sanat fotoğrafları çeken bir arkadaşımdan kapak fotoğrafı istemiştim. Tel çeperleri iten kız çocuğunun fotoğrafını verdi. Yanında birçok siyahbeyaz fotoğraf eklemişti seçmem için. Fotoğrafları müziğimi epeyce etkiledi. Elektronik efektler yardımıyla bir çello ormanı yaratıp, üstüne solo çalmak istiyordum. O günlerde İstanbul yolculuğu gündeme gelince, kanunla çello etkileşimini keşfettim. Tüm elektronik fikirleri, besteleri bir kenara bıraktım. Akustik ağırlıklı bir albüm yaptım. Bestelenmesi 1,5 yıl, kaydı bir yıl sürdü. Her parça bir fotoğrafla bağlantılıydı. Kızçocuğunun fotoğrafı kapak olunca, Truth (Gerçek) ismini aldı albüm.”
Bu isim ikili bir anlam taşıyor. Kaloudis, konser için gittiği Berlin’de, Ruth’u düşünerek bestelemiş eseri. Ona ithaf etmiş. Dolayısıyla To Ruth (Ruth’a) anlamına geliyor. Öte yandan insanoğlunun içindeki çocuğu kaybetmemesi gerektiğini savunuyor Kaloudis. “Dünyadaki güzellikler ancak böyle çoğalır. Çocuğun masumiyeti sınırlara karşı koyacak, birbirimizi sevmemizi sağlayacak, duygularımızı koruyacak, mutluluğu getirecek. Bu bir gerçek.”
Çelloda zaman zaman rebab, klasik kemençe tonlarını yakalayan Kaloudis, bir yıl öncesine kadar otantik yaylıçalgıları hiç merak etmemiş. Birgün dedesinin Girit kemençesini alıp incelemeye başlayınca büyük şaşkınlık yaşadığını anlatıyor: “Çello telleri kullanıyordu çalgısında. Uzun tellerin orta bölümünü kesip almıştı. Bu nedenle sanki çellonun üçüncü, dördüncü oktavlarında çalıyormuşsunuz gibi bir etki oluşuyordu. İki çalgı arasındaki bu akrabalık çok ilginç geldi. Bach’ın çello süitlerini çalmaya başladım. Barok Çağ çalgısı gibi bir ton elde ettim. Bu deneylerim sürüyor.”

Hacıdakis keşke
kanunu bilseydi

Yiorgos Kaloudis ve Ruth Hill, Göksel Baktagir’in bu yıl yayımlanan yeni albümü Furtuna’da da yer aldı. Kaloudis’in gruba katılımı sıradışı koşullarda gerçekleşmiş. Baktagir, kayıtlar bittikten sonra çellisti stüdyoya götürüp, albüme katılmasını istemiş. Kaloudis, stüdyoda kayıtların üstüne çalmış. 14 parçanın çoğunda enstrümanını kontrbas gibi kullanan müzikçi, “Istranca Dağları”nın açılışında ve “Yayla”da elektronik efektlerin de yardımıyla etkileyici bir yorum sergiliyor.
“Ekip stüdyoya girip 12 saatte albümü kaydetmişti. Sonra, tek notasına dokunmamışlar. Ardından ben stüdyoya girdim. Toplam 7 saat sürdü. Müziğin bütününü zedelememeye özen göstererek katkıda bulundum. Dikkatli albüm dinleyicisine birer bilmece gibi küçük sürprizler hazırladım.”
Albümün kapak fotoğrafını da çeken Kaloudis, ilkbaharda İstanbul’daki CRR’de grupla bir de konser verdi. Konserin ikinci bölümünde solo çello çaldı. Bu konserin yine CRR’de 28 Aralık’ta farklı bir repertuvarla tekrarlanması planlanıyor. Kaloudis ve Ruth Hill, Furtuna ekibiyle işbirliğini önümüzdeki yıllarda da sürdürmeyi arzuluyor.
İkili albümün kaydedildiği günlerde Selim Sesler’in ricası üzerine bir konserine katıldı. Konser sırasında çekim yapan Fatih Akın’ın İstanbul filmine hiç fark etmeden konu oldular. Görüntüleri filmin Avrupa’daki versiyonunda, yer alıyor.
Ruth Hill, Kaloudis’le evlendi; İstanbul’daki beş yıllık çalışmasını tamamlayarak yaz başında Atina’ya döndü. Kaloudis, konserlerin yanı sıra tiyatro ve film müzikleri besteliyor. Çalışmalarını web sitesinden yayımlıyor. Geri kalan zamanında Ruth’la kanun-çello ikilisi üzerine çalışmayı sürdürüyor. Özgün bestelerin yanısıra Hacıdakis bestelerini kanun – çello ikilisine uyarlıyor. “Eğer kanunu tanısaydı bu çalgı için birçok eser yazardı” diyor Kaloudis. “Mandolin, arp gibi birçok çağırışımı olan büyüleyici bir çalgı kanun. Bir sonraki albümümü kanunsuz düşünemiyorum. Perküsyonla destekleyip yeni çalışmalar yapacağız.”
Kaloudis’i “Truth” ve “Furtuna”da dinleyen birçok müziksever merakla bekleyecek yeni çalışmalarını…
(Serhan Yedig / 7 Eylül 2007 / Hürriyet)

Linkler

Biyografisi

Kişisel web sayfası

 

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!