Osman Pehlivan / İlk plağımı 1913’te Orfeon kaydetti

0

20’nci yüzyıl başında taş plaklarda türküleri dinlenen Tanburacı Osman Pehlivan, İstanbul’un Kadıköy semtinde at arabasıyla yük taşıyor, Göztepe’de bostancılık yapıyordu. Repertuvarında Trakya’dan Doğu Anadolu’ya pek çok türkü vardı.

Osman Pehlivan’ı Konservatuvarda buldum. Düşük bıyıklı, uzun tıraşlı, gözlüklü, zayıf bir yüz. Fakat onda eski pehlivanlığını hatırlatan geniş omuzlar ve dik bir göğüs de yok değil.
Osman Pehlivan’a, bana hayatını nakletmesini söyledim. Bir müddet düşündü, sonra:
– Nesini anlatayım ki, dedi.
Mesela, bugüne kadar birçok maceralarınız olmuştur. Seyahatler yapmışsınız. Sazınız her yerde beğenilmiş. Sonra plağa da çalmışsınız. İşte bunları anlatın bari…
– Eh… Gençlikte birçok yer dolaştık. Arabacılık yaptık, büyüdük; pehlivan olduk. Türkiye’de gezmedik memleket bırakmadım. Hatta bir aralık Mısır’a da gittim.
Ne münasebetle gitmiştiniz?
– Bir prensle beraber gitmiştim, Prens Yusuf Kemal Paşa ile… O beni götürmüştü.
Babanız kimdi?
– Babam berber Halil Ağa.. Daha doğrusu Palabıyık Halil Ağa…
Osman Pehlivan, burada eliyle kocaman bıyıklar işaret etti ve:
– Babamın bu kadar bıyıkları vardı, dedi.

Ben çaldım, Nebile Hanım söyledi

Peki, nerelisiniz?
– İstanbullu değilim. Fakat buraya üç yaşında geldim. ’93 Harbi’nde (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı) Tırnova’dan hicret ettik. Geldik, burada Kadıköyü’nde yerleştik. Burada büyüdüm, burada yetiştim. Demin de söylediğim gibi, arabacı oldum, saz çaldım ve Anadolu’ya gittim.
Düşünüyorum ki, Osman Pehlivan gezmiş, tozmuş, bin bir maceraya atılmış, adlı sanlı, dev gibi bir pehlivan olmuş; fakat sazının esiri olmaktan bir an bile kurtulamayarak…
Seslerin en incesini, fakat en ulvisini çıkaran bu küçük saza, bu dev bedenli, dik bakışlı adam nasıl teslim olmuş?
Plağa ilk defa ne zaman çaldınız?
– 16-17 sene evvel… (1913-14) O zaman Orfeon Fabrikası vardı, orada çalmıştım. Ondan sonra da geçen sene Kolumbiya’da çaldım.
Kaç parça?
– 11 parça… Dördünde Nebile Teker söyledi, ben çaldım… Üç tanesi zeybek havasıdır, bunları da yalnız sazla çaldım. Diğerlerini ben çaldım, Suphiye Hanım söyledi. Çaldığım eserler arasında: “Vardım baktım demir kapı sürgülü”, “Kerem”, “Güvende”, “Anadolu” oyun havası vardır.

Tüm eserlerimi eşit oranda severim

Bela Bartok ve Necil Kazım Akses ile (ayakta solda ve sağda)

Eserlerinizden en çok hangisini seversiniz?
– Hepsini… Bugün birini severim, ona doyunca bir başkasını sevmeye başlarım. Fakat hiçbirini öbüründen fazla değil…
Ne güzel bir sanatkâr ifadesi bu… Sanatkâr Osman Pehlivan eserlerini, bir yeşil kaynaktan boşanan berrak sular gibi içiyor ve suya kandım dediği zaman, hâlâ susuzdur.
Bir eserinden öbürüne atlarken, değişen sadece kadehtir; yoksa içindeki o berrak mayi değil…
Sordum:
Bu sene de plağa çalacak mısınız?
– Evet… ‘Ankara koşması’, ‘Bartın 05nın havalan’, ‘Erzurum havalan’, birkaç da Rumeli havası…
Her plak için kaç para alıyorsunuz?
– Bu gizlidir, bunu söyleyemem.
Osman Pehlivanla yaptığım mülakatta hazır bulunan Konservatuvar Müdürü Yusuf Ziya Demircioğlu Bey, izah etti:
– Pehlivan Konservatuvar’da maaşlı memurdur. Plaklara konservatuvar namına çalar. konservatuvarda her plak satışından 20 kuruş alır.

Göztepe’de bostancılık yapıyorum

Çok iyi… Pehlivan’ın sazdan başka meşgalesi var mıdır?
Osman Pehlivan cevap verdi:
– Elbette başka işlerim de var. Şimdi Göztepe’de oturuyorum. Orada tarlam var. Bostan ekerim, arpa ekerim, buğday ekerim, rençberlik yaparım.
Ve avuçlarının içindeki nasırları gösterdi:
– Bunlar saz çalmakla olur mu hiç, dedi.
Kuzum Pehlivan, zeybek kıyafetinde bir resminizi çektirsek.
– Hayhay, nasıl isterseniz.
Ve ertesi gün gazetemizin fotoğrafçısını gönderdim, bu gördüğünüz resmi çektirdim.
(Hakkı Süha Gezgin / 27 Haziran 1929 / Vakit gazetesi)

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!