Zeki Arif Bey / Gazel okumak kolay değildir, irticalen musanna, müzeyyen, müselsel ve şakrak nağmelerle beste yapmak gibidir

0

Türk musiki alemi “Aşkımın tahtını gönlüme kurdum” güfteli şarkıyı pek güzel tanır. İşte makamının bu pırlanta şarkısı gibi yüzlerce eseri bize hediye eden büyük sanatkâr Kanunî Hacı Arif Bey’in üstad oğlu Bestekar Zeki Arif’i Göztepe’deki evinde ziyaret ettim…

Büyük bir nezaketle beni karşılayan sanatkârla şöyle konuştuk:
Üstad, musikiyle ne zamandan beri meşgul bulunuyorsunuz? Kimlerle meşk edip feyz aldınız? Eski üstad ve bestekârlardan kimleri beğenirsiniz?
— Çocukluğumdan beri musikiyle meşgulüm. Aşağı yukarı 50 senedir. Daha çocukluğumda sesimin güzel olduğunu takdir eden babam merhum Kanunî Hacı Arif Bey ilk ve öz hocam. Büyük üstad ve nazariyatçı Rauf Yekta Bey söylerdi: Beş yaşımda babam beni elimden tutarak o zamanlar komşusu olan Rauf Yekta Bey’e götürürmüş! Ve ona: “Bu kimdir? Kim olacak biliyor musun” diye sorarmış!.. O da ayni suali babama tekrarlayınca: “Bu meşhur ve maruf Tanburî Zeki Mehmed Ağa olacak!” dermiş!.. Rauf Yekta Bey bana: “Sen, babanın dediği gibi Tanburî Zeki Mehmed Ağa olamadın amma bestekâr Zeki Arif oldun!..” diye mültefittane takdirini izhar ederdi. İlk ve öz hocam olan merhum babamdan geçtiğim eserler: Zaharya’nın Ağır çenber usulündeki “Çeşmi meygûnın bizim meyde canan döndürür” güfteli beste ile Dügâh makamından Devri- kebîr usulündeki: “Yerin gül ey gonca fem” güfteli bestedir. Babam; mandalsız kanun çalmakta harikulade icrayi sanat ve meharet etmekte olduğunu ve sesinin kanundaki sanat ve meharet kadar kemali olmadığı düşünerek sonraları beni merhum üstad Hacı Kerami Efendi ile Habeşî Lâmegânî Mustafa Efendi’ye sevk ve isal ve havale etmişti. Bu iki üstaddan Hacı Kerami Efendi bilhassa fevkalâde tatlı ve helâvetli ve kıvrak sesiyle eşi bulunmaz bir fem-i muhsindi. Lâmegânî Mustafa Efendi’nin sesi Garp musikisinde bariton denilen seslerden idi, fakat, çok hazin ve tatlı bir sese malikti. Hacı Kerami Efendi’den Hüseynî ve Sûzinâk fasıllarını geçmiştim; üstad, tanbur da çalardı. Bu fasılları geçtikten sonra beraberce o, çalar ben okurdum; böylece geçilen eserleri drije ederdi. Lâmegânî’den de ilâhiler meşk ettim; fakat, musikimizde bütün müktesebatımı babamın ölümünden sonra senelerce kendisiîe beraber bulunduğum ve meşklerine devam ettiğim çok değerli üstadım Kemani Seyyid Abdülkadir Bey’den tamamladım. O, asrımızda son yetişen üstadlar içinde fevkalâde ilim ve ihtisas sahibi ve amelî, nazarî tatbikatiîe musikimizde cidden ferid ve mümtazdı. Daha sonraları ise Bestenigârı Üsküdarlı Hoca Ziya Bey’den geçtiğim pek çok fasıllarla feyzim ve bilgim artmakta devam etti. Hoca Ziya Bey de Hacı Kerami Efendi gibi fem-i muhsitı sahibi idi; fakat bunların okuyuş tavırları, tarzları ayrılırdı. Birinin sesi gayetle kıvrak diğerinin ses seyri düz olmakla beraber nağmeden nağmeye imaleli ve fevkalâde hususiyeti haiz üslûplu idi. Bu iki üstadın okuyuşlarımda bir şahsiyet olmama çok himmet ve gayret ve tesirleri olmuştur. Eski üstad ve bestekârlardan beğendiklerim şunlardır:Itrî Mustafa Efendi, Abdülkadir Meragi, Hamamî Dede İsmail Efendi başta gelir. Hacı Sadullah Ağa, Şakir Ağa, Hafız Post, Zaharya, Dellâlzade İsmail Efendi, İsak, Tanburî Ali Efendi de eserlerine hayran olduğum üstad ve bestekârlardır.

Bestekarlar iki sınıfa ayrılır: Büyük bestekarlar ve ikinci sınıf üstad şarkı bestekarları

Zamanımız bestekârlarından kimleri beğenirsiniz?
— Çok eski zamanlarda bestekârlarımız daima büyük bestekâr olmak suretiyle temayüz ve tearüf etmişlerdir; yâni eskiden bestekârlarımız besteler, kârlar, nakışlar ve semailer, âyini şerifler, duraklar bestelerler; harci- âlem hafif ve ağır şarkılar, ile türküler, koşmalar, kantolar, kalender, divan, yıldızlar, gazel ve destan, semai, sevda semaisi ve mâniler, Kesik Kerem ve köçekçeler gibi halk musikisine pek o kadar rağbet etmezlerdi. Bu halk musikisinin nâşiri Dellâlzâde İsmail Efendi olmuştur. Binaenaleyh bestekârları iki kısma ayırmak lâzımdır: Bunlardan bir kısmı birinci sınıf hakiki büyük üstad olan bestekârlardır; diğer kısmı ikinci sınıf üstad olan şarkı bestekârlarıdır. Büyük üstad ve bestekârlarımız malûm ve maruf kimselerdir ki Abdülkadir Meragi, Itri Mustafa Efendi ve Dede merhum vesaire gibilerdir. Şarkı bestekârı üstadlarımız ise Sermüezzim Hazreti Şehriyarî, ve Şevki Bey merhum gibilerdir. Hacı Arif Bey merhum, beste, kâr, nakış ve yörük semai gibi musanna’ ve musikimizde ehemmiyeti haiz eserler bestelemeye heves ve merak etmemiştir. Hacı Arif Bey’in yalnız Nihavend makamında hafif çenber usulünde: “Kahi gönül firakın ile derdnâk olur” güfteli beste tavrından ziyade şarkı tavrında tek bestesi vardır. Bununla beraber gerek Hacı Arif Bey olsun, gerek Şevki Bey olsun musikimize gayet parlak yüzlerce şarkı eserleri vermişlerdir. Zamanımızda eski büyük üstadlar kâbında büyük bestekârlar kalmamıştır; yalnız şarkı bestekârlarım, eserlerile tanımış bulunuyoruz. Şarkı bestekârlarının başında geçen sene vefat eden Lem’î Bey ile İzmirli Rakım Hoca gelir. Kanaatimce Rakım Hoca, Lem’î Beyden daha kudretli ve daha bilgili bir üstaddır; çünkü, Şehnaz makamında bir beste yapmış ve musikimizde ileri hamleleri görülmeğe başlamıştı. Bu iki mühim şarkı bestekârlarını takip eden bestekârlarımız Sadettin Kaynak, Salâhattin Pınar, Şerif İçli’dir. Bunların her birinin eserleri kendilerine mahsus bir üslûp ve eda taşır; yalnız şunu söylemeden geçemeyeceğim ki o da son zamanlarda Salâhattin Pınar’ın çok sevdiğim ve beğendiğim klâsik üslûpta eserler bestelemekten vazgeçerek musikimizin esasat ve maruf eşkâlinden uzaklaşarak yeni bir çığırda eserler bestelemiş olmasıdır; doğrusu, ben onun yine eskisi gibi klâsik eserler bestelemesine taraftarım. Bittabi Sadettin Kaynak’ın da sinemalar için bestelediği melodiler silsilesi, musikimizde yer alan âsarı musikiyemiz meyanına giremez. Velhasıl zamanımızın beğendiğim bestekârları, isimlerini saydığım kimselerden ibarettir.

Kime üstad hanende demek gerekir?

Üstadım, bir beste ile bir şarkının musikimizde eser olmak itibarile farikası nedir?
— Tabiîdir ki bir bestenin şarkıdan çok üstün farkları vardır; bir defa bestenin usulü büyük ve ağır darplı olur. Şarkının usulü ise hafif ve darpları kısırdır. Bestenin makama göre seyrinde nağmelerin insicam ve üslûp âhengiyle bir şarkının nağmelerindeki eda ve üslûp aynı değildir. Meselâ: Beethoven’ın herhangi bir senfonisi ile alelâde bir bar veya halk şarkısı arasında nasıl aşılamıyacak kadar geniş bir fark varsa büyük bir bestekârın büyük usullerden bestelediği bir beste de bir senfoni gibi olduğundan şarkı ile kıyas kabul etmeyen bir sanat harika ve şâhikasını gösterir.
Üstadım! Eski okuyucu sanatkârlarımızla şimdiki okuyucularımız hakkındaki mütalâa ve kanaatinizi rica edeceğim?
— Eski hanendelerimizin her biri kendilerine has kısmı muhsine sahipti. Üstâd merhum Hacı Kerami Efendi, yarım sesler üzerinde şet yapmakla maruf Kel Ali Bey, meşhur hânende Nedim Bey, Esdikzâde Bogos Efendi, Darülâceae muhasebecisi Hafız İsmail, Kaşı yarık Hüsameddin Bey, Tophaneli Sabri, Bahriyeli Şehab ve Enderunlu Mazhar Beyler, Hafız Hüsnü, Şehlâ Hafız Osman, Hâfız Âşir, Aksaray Valde Sultan Camii Şerifi Müezzini Hâfız Cemal, Hafız Sami, Hafız Kemâl vesairedir. Fakat, bunların bir kısmının fasılcılığı kuvvetli, gazelhanlığı mutad ve normal olduğu halde bir kısmının gazelhanlığı kuvvetli ve fasılcılığı normaldi. Fasılcılığı kuvvetli olanlar Hacı Kerami Efendi, Hafız İsmail ve Kaşıyarık Hüsamettin Bey, Enderunlu Uşşakçı namıyla maruf Mazhar ve Hâfız Aşir Beyler idi. Nedim, Tophaneli Sabri, Şehab, ve Hâfız Hüsnü, Şehlâ Hafız Osman, Hafız Sami, Hafız Kemal’in gazelhanlıkları fevkalâdeydi. Bunlar tam mânasıyla sürekli, ve kavaidi musikiyemize muvafık ve lediyyülicab şetli makamlara geçmek suretile şâheserler yaratırlar, sâmi’lerini vec-ü istiğrak içinde bırakırlardı. Çünkü, bunların hepsi, musikimizin bütün usullerini ve ana ve şet makamların bütün seyirlerini ve icra yollarını bilirdi. Mübalâğa etmeyeyim amma bunların her biri en aşağı 30 fasıl geçmişti. Gazel okumak kolay bir iş değildir. İrticalen musanna’ ve müzeyyen ve müselsel ve şakrak nağmelerle beste yapmak gibi bir şeydir. Eski hanendeler her makamdan kavaidi mahsusasma tevfikan yaptıkları sürekli taksimlerinde arada icap eden şet makamları da icra ederek asıl makamdan tenafürsüzce uzaklaşırlar, sonra başlamış olduğu makamın seyrile karar perdesinde karar verirlerdi. Zamanımızda bu kısım hanendelere rastlanmamaktadır. Bir de gazelde güftenin nağmelerle mevzun ve muvafık olarak bir eda ve üslûpda okunması ve okunan bir gazelde güftedeki kelimenin hurufu heca itibarile lüzumsuz nağme imtidadlarile mâna ve medlûlünün nağmeye feda edilerek öldürülmemesi şarttır.

Vehbi sanatkarlar musikimize katkı sağlamaz, kısbi sanatkarlardan umutluyum

Hanende Nedim, Şehla Hafız Osman, Hafız Kemal, Bahriyeli Şehap bihakkın gazel okumakta sahibi kemal ve imtiyaz idiler. Şimdiki okuyucularımız arasında yal kabili kıyas olabilir. Çünkü, yalnız bir Münir Nurettin, eskilerle musikimizin büyük ve küçük bütün usullerini bilir, makamatm da seyirlerine vâkıf ve âsarı eslâfı musikiyemizle mahmuldür. Geriye kalan sanatkâr okuyucularımızın hiç biri onun kadar vukuf ve ihtisas sahibi değil. Şimdiki sanatkârlarımızı iki kısma ayırmak lâzım: Bunların bir kısmı vehbî, diğer kısmı kisbî sanatkârdır. Vehbî olan sanatkârlarımız, fıtrî istidadı musikiyelerine ve bir mevhibe olan seslerinin helâvet ve güzelliğine dayanarak ve musikimizi ve usul ve kavaidini hakkıyla benimsememek suretile ağızdan eser geçip belleyen ve bu eserleri sazların refakatıyla okumağa muvaffak olan sanatkârlardır. Kisbî sanatkârlarımız ise eserleri bihakkın usul ve kavaidi musikiyemize tatbik ederek geçen ve güftelerin mutad mefhumunu bilen ve biraz da nazm ve eşkâli nazm’dan behreyâb olan ve okuduğu eserlerin makam seyirleri hakkında ilim ve ihataları kâfi görülebilen ve bir şarkının notasını solfej yaparak okuyabilen sanatkârlarımızdır. Akile Artun, Safiye Aylâ, Mefharet Yıldırım, Sadi Hoşses, Sabite Tur gibiler bu zümreye dahildir. Vehbî sanatkârlar için musikimizde terakki ve tekâmül ve inkişaf kaydetmelerine imkân görmem. Bu zümre yalnız halktan gördükleri rağbet ile müreffeh yaşamak yolundadırlar. O kadar!.
Sanatkârlarımızın ses güzelliklerine ve bu itibarla arzetmekte oldukları karakterlerine gelince; Münir Nureddin, Safiye Ayla, talebem olan Müzeyyen Senar Işıl kendilerine mahsus okuyuş tarzlarile marufdurlar. Fakat, eski hânendelerin seslerine göre bunların sesleri gümrah ve kuvvetli değildir. Kapalı yerlerde hoparlörsüz, umumî ve açık yerlerde hoparlörlü dinlenebilen seslerdendir. Meselâ; eskilerden meşhur hanende Nedim’in yaz mevsiminin durgun ve sakin havalı bir gecesinde Üsküdar’da Aziz Mahmut Efendi Dergâhı şerifi minaresinden okuduğu sala ve ezanı Beşiktaş’tan Enderun’dan dinleyenler ve işitenler olmuştur. Şehlâ Hafız Osman, Hafız Cemal, Hafız Kemal, Tophaneli Sabri, Bahriyeli Şehab, Enderunlu Mazhar Beyler de cidden fevkalâde sese malik insanlardı. Bunlardan Hafız Cemal’in Aksaray’da Valide Sultan Camii Şerifi minaresinden okuduğu ezanın Kocamustafâpaşa, Fatih, ve Samatya semtlerinden dinlediğini ve Şehlâ Hafız Osman’ın da Büyükada’da merhum babamın ve Tanburi Cemil ve Santurî Ethem Efendi’nin, Şehab’ın vesair maruf zevatın bulundukları bir saz âleminde Heybeliada’ya karşı bulunduğumuz köşkün balkonundan okuduğu bir gazelin karşıdan iki defa şada aksinin geldiğini hayret ve takdir ile işittiğimi hatırlarım. Şimdiki okuyucularımızın sesleri bu derece kuvvetli ve yüksek değildir. Perihan Altındağ’ın sesi güzel ve tarzı Müzeyyen’in okuyuşuna benzemektedir. Fikir ve kanaatimce o, bu okuyuş tarzını bırakmalı, kendi okuyuş tarzıyla musikimizin sanat sahasında bir şahsiyet olmalı. Sadi Hoşses, vasıf ve müsemmasına uygun bir sese maliktir. O da benim talebemdir. Eskiden Sadi Hoşses, Münir Nurettin’i taklit ederdi. Fakat, çoktan var ki Sadi Hoşses kendini bu hevesten kurtarmış ve şimdiki okuyuşuyla bir Sadi Hoşses şahsiyetini iktisap eylemiştir. Mefharet Yıldırım, ilk zamanlar Müzeyyen’in okuyuş tarzında idi. Fakat, şimdi tatlı ve ihtizazlı ve helâvetli bir eda ve üslûptaki okuyuşuyla bir şahsiyet oldu. Sabite Tur’un da sesini çok beğenirim. Bu sanatkârı istikbâl şâhikalara yükseltecektir. Hamiyet Yüceses, soyadı müsemmasına uygun güzel ve şakrak bir sese malik; beğenirim. Yalnız ona eserlerinin kısmı muhsin sahibinden geçmesini tavsiye edeceğim. Meselâ, onun okuduğu Hacı Arif Bey’in “Bakmıyor çeşmi siyah feryade” şarkısının gazelini, sanatkârlık harikası haricinde güzel sesinin bir imtidad kabiliyetinin tezahüründen başka bir şey addetmem! Çünkü, eskiler, bu şarkının gazelini hiç de böyle okumazlardı. Şarkı güftesinin nazm âhengini ve şarkının beste halâvetini musikar nağmelerle meze ederek şâheserler yaratırlardı. Musikî ilmi namına benim için bunu kaydetmek lâzımdır.
* Üstadım, musikimize ne gibi eserler verdiğinizi söyler misiniz?
(Mülakat burada kesiliyor, derginin devam sayfalarında ve bir sonraki sayısında metnin devamı bulunmuyor)
(R. Lale / Kasım 1950 / Türk Musikisi Dergisi)

Linkler

Zeki Arif Bey: Türk müziği gönüle hitap eder, şehvet müziği değildir

Zeki Arif Bey: Halkın gösterdiği bu rağbet musiki seviyemizin yükseldiğine delalet etmez

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!