Tommy Flanagan / Ella’yı çok özlüyorum

0

Bop çağının unutulmaz ustası Tommy Flanagan, popüler şarkıların şiirsel yorumcusu ve Duke Ellington üslubunun seçkin temsilcisiydi. Piyanosuyla, kırk yıl Ella Fitzgerald’tan Frank Sinatra’ya, hatta Tony Bennett’a kadar birçok yıldızın sesini cilaladı. Coleman Hawkins, Sonny Rollins, Miles Davis gibi çağ açan isimlerle çaldı. Efsanevi piyanist, 1998’de İstanbul Caz Festivali’ne “Tribute to Ella Fitzgerald” başlıklı konserle katılacaktı. Evinden aradık, Ella’lı yılları konuştuk. Bu röportajdan üç yıl sonra, 71 yaşında Flanagan da aramızdan ayrıldı.

1978’de, hayatınızı turnede geçirmekten bıktığınız için Ella’nın grubundan ayrılmıştınız. Epey zaman seyahate çıkmayacağım, diyordunuz. Şimdi Ella’nın anısına bu üç aylık turneye katılmaya nasıl ikna oldunuz?
–  Şimdi istediğim zaman tura çıkıyorum, istediğim zaman konser veriyorum. Eski bıkkımlığım kalmadı. Seyahatleri sevmeye başladım, ikna edilmem zor olmadı.
1982’de. Down Beat’teki bir röportajda Ella’yla yaptınız çalışmaların müzik tarihinde önemli iz bırakmadığını söylemiştiniz. Hâlâ aynı kanıda mısınız?
– Özlemle anılıyor şimdi. Genç şarkılar kadar çok ünlüler de onu sevgiyle, özlemle hatırlıyor. Bizimle birlikteyken de çağdaşı şarkıcılar ve caz üzerinde azımsanamayacak etkileri oldu. Şimdi bu etkinin daha da arttığını görülüyor.
Sizce, Ella hangi yıllarda sanatının zirvesindeydi?
–  1960’ların sonlarından 1970’lerin ortalarına dek Ella en parlak dönemini yaşadı. Bu yıllarda onunla birlikteydim. Büyük mutluluktu benim için.
1965 sonrası, 13 yıl basçı Keeter Betts’in de bulunduğu efsanevi bir üçlüyle Ella’ya eşlik ettiniz. Zaman içinde müzikal açıdan grup içindeki ilişkiler değişti mi?
– Formülümüz yıllar boyunca aynı kaldı; materyal değişti. Harcadığımız enerji, emek hep arttı. Daha iyi olması için çalıştık.
Cazla ilgili tüm kaynaklar sizin yaratıcılığınız ve ustalığınız konusunda hemfikir. Eşlikçi olmanın talihsizliğini yaşadığınız söyleniyor. Hiç Ella tarafından gölgelendiğinizi düşündünüz mü?
– Bir yıldızla, efsaneyle çalışırken yaratıcılığın tüm boyutlarıyla sergilenmesi beklenemez. Grupta olmaktan mutluydum. Üretilen güzelliğin bir parçasıydım. İşim, onu daha pırıltılı hale getirmekti. Dağarcığıma çok şey kattım.
Ella’nın ismiyle özdeşleştirdiğiniz bir anınız var mı?
–  Güzel günlerimiz oldu. Turlara çıktık. Kilometrelerce yol katlettik. Kişisel üzüntülerimiz de oldu. Ella’nın üzüntüleri oldu. Birçok şey gibi bunları da paylaştık. Özel bir anı sorulduğunda hatırlamak çok zor. Bence en ilginç özelliği çok spontan yaşayan bir kişi olmasıydı.
Aralıklı da olsa, 22 yıl boyunca Ella’ya yakın oldunuz. Bu sürede onda insan ve şarkıcı olarak ne gibi değişimler gözlediniz?
– Zaman içinde çok değiştiğini söyleyemem. Dinleyiciye gayet yakın, dostça davranan bir yıldızdı. Ansızın programı değiştirip bir dinleyicinin isteğini söyleyebilirdi mesela. Uzun zaman birlikte çalıştığım için başıma ters bir iş gelmedi. Ama zor anlar yaşanabiliyordu. Dinleyicisine çok sevecen yaklaştığı için müziği kadar kişiliğiyle de efsane oldu.
Ella’nın yerinde bu kez Marlena Shaw var…
–  Marlena, Ella’nın ruhunu müziğe başarıyla taşıyor. Onun gibi dinleyiciyle diyaloğu iyi. Kendisini çok etkileyici biçimde ifade ediyor. Bence bu proje Marlena’nın yıllar sonra yeniden keşfedilmesini sağlayacak. Bizler bir zamanlar Ella’ya destek olmuştuk. Şimdi ona da aynı imkanı sunuyoruz.
Benzerlikler görüyor musunuz?
– Ella’nın çok belirgin bir sesi vardı. Kopya etmek imkansız. Karşılaştırırsanız, sanıyorum Marlena’nınki biraz daha hacimli bir ses. Volüm olarak yüksek.
(Serhan Yedig / Haziran 1998 / Aktüel)

FLANIGAN’IN DOSTU, SCAT’ÇI BÜYÜKANNE

Ella, 63 yıllık müzik serüvenininde 250’ye yakın albüm kaydetmişti. Albümleri 40 milyon kişiye ulaştı. 1996 Haziranı’nda öldüğünde, Başkan Clinton bile arkasından aziye mesajı yayımladı. Chick Webb’le, Harlem’de sahneye ilk adımını attığında 16’sına yeni girmiş, kendi deyişiyle “çöp bacaklı” bir kızdı. Swing çağının ünlü orkestra şefi karşısındaki kıza şöyle bir baktı. Kızın ayağında birkaç numara büyük erkek ayakkabıları, elinde sosisli sandviç, yüzünde kocaman bir tebessüm vardı. O gün okuduğu şarkı küçük ki hayatını değiştirdi: “The Object of My Affection…” Ella’nın birkaç yıl önce annesi ölmüş, yetimhaneye sığınmıştı. Az kalsın geneleve düşüyordu. Webb’in düzenlediği yarışmayı kazandı. Üstad kararını ilk konserde dinleyicilerin hararetli alkışlarını görünce açıkladı. Kimsesiz kıza “Seni evlat edineceğim, orkestrama solist olacaksın” dedi. Üç yıl sonra, çöp bacaklı kız, okulda oyun için söylediği şarkıyı plağa okudu: “A Tisket, A Tasket.” Yıl 1938’di. Amerika’da bir anda şöhret oldu. Ella yıllar sonra bir röportajda “Evet, konservatuvara gitmedim ama benim öğretmenlerim cazın ustalarıydı” diyecekti. Kimi “ustalar” repertuar dışında şarkı söylediği için onu sahneden attı; kimileri başının tacı yaptı. Duke Ellington, Count Basie, Oscar Peterson ve daha nicelerinden çok şey öğrendi. Taklit yeteneğini geliştirip sesini enstrümanlarla yarıştırdı. Zaten Ella’yı iki oktavlık çocuksu sesiyle caz dünyasında farklı kılan da bu yeteneğiydi. Trompet ya da saksofonun tekniğiyle doğaçlama yapıyordu. Swing’le be-bop’ın buluştuğu noktalar onun uzmanlık alanıydı. Bezen, kuş dilini andıran sözcüklerle söyledi şarkıları. “Scat” tekniğinin kurallarını belirledi. Şarkılarımın bu kadar güzel olduğunu o söylemeden önce bilmezdim…” Ida Gershwin onu böyle övüyordu. Bestecilerin gözbebeği oldu Ella. Kapısında sıraya girdiler. Çünkü şarkıları kendi iç seslerini, duyarlılıklarını boğmadan seslendiriyordu.
Çok acı çekti. Ama hayatı boyunca yüreğini bir çocuğunki kadar saf, temiz tuttu. “Benimle evlenemezsin; var mısın iddiasına” diyen adamla nikah masasına oturdu. Bir dönem alyansını taktığı basçısı Ray Brown’ı hep kalbinde taşıdı. Ününün doruğundayken, Frank Sinatra “Nefes almayı, vurgu yapmayı beceremiyor bu kadın” dediği için yemeden içmeden kesildi. Haftalarca şarkı söyleyemedi. 1971’de geçirdiği katarakt ameliyatından sonra görme yeteneğini hızla kaybetse de çalışmalarını azaltmadı. 1986’da, by-pass geçirdiği yıl bile 35 konser verdi. Şeker hastalığı yüzünden 1991’de ayak parmakları kesilince iskemleyle çıktı sahneye. Ayakta alkışlandı. Dinleyicilerini 1993’te iki bacağı kesilene kadar terketmedi.
1996’nın 15 Haziranı’nda öldüğünde geriye 250 albüm, rol aldığı filmler kaldı. 60 yılda plakları 40 milyon kez çoğalıp dünyanın dört bir yanına dağıldı. Her plak “vefakâr büyükannenin” sesini farklı bir coğrafyaya taşıdı. Hayat dolu gözlerini, yuvarlak yüzüne yayılan geniş tebessümünü, şefkatli sesini hafızalarımıza kazıdı.

Linkler

Biyografisi

Share.

Leave A Reply

17 − one =

error: Content is protected !!