Mirjam Tschopp / Saygun’un günlük yaşamdaki espri anlayışını çok merak ediyorum

0

İsviçreli kemancı Mirjam Tschopp’un yıldızının yeni parladığı günlerde Adnan Saygun’un keman konçertosunu repertuvarına alması, konserlerinde seslendirmesi Türkiye’deki müzik çevrelerinde hayretle karşılanmıştı. Tschoop bir adım daha attı, 2003’te, 27 yaşında, bestecinin keman konçertosunun ilk kaydını gerçekleştirdi. Ardından viyola konçertosunu kaydetti. Alman CPO firmasının yayımladığı albümler sayesinde Saygun’un müziği Alman, İngiliz eleştirmenlerin övgüsünü aldı. Yorumunun birçok Türk kemancınınkinden daha iyi olması Türkiye’de yeni bir hayret vesilesine dönüştü. 2007 Eylülü’nde, Bodrum’da eseri Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’yla seslendireceğini öğrenince Tschoop’u İsviçre’deki evinden aradık. “Güvenli yol yerine sarp patikaları tercih ederim” diyen kemancıya neden Saygun misyonerliğine soyunduğunu sorduk.

 

Saygun’un müziğiyle yollarınız nasıl kesişti?
– Dört yıl önce elime ilk geçen eseri keman konçertosuydu. Saygun’un Almanya’daki yayımcısı Peer Music’in editörü Reinhard Flender notalarını verdi, çalmak ister misin, diye sordu. Çok dramatik, duygulu, hüzünlü bir eserdi. Zekice yazılmıştı, çok etkilendim. Bir hafta inceledim, repertuvarıma almaya karar verdim. Esere çalışırken diğer bestelerini merak ettim. Sonata’sını çalışmaya başladım. Her yeni eserde ilgim büyüdü. Ardından bestelerini seslendirmek için konser organizatörlerini ikna çabalarım başladı. Saygun’u, eserlerini bilmedikleri için çok zorlandım. 2003’te CPO’nun teklifi üzerine keman konçertosunu Almanya’da kaydettim.
Keman konçertosuna çalışırken Türk müzikçilerden yardım aldınız mı? Ne kadar sürdü hazırlanmanız?
– Başlangıçta Saygun ve Türk Müziği hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Tanıdığım Türk müzikçi yoktu. Eseri kendim keşfetmeye karar verdim. Keman Konçertosu, Viyola Konçertosu’na göre daha soyut. Halk müziği temaları içermiyor. Önbilgi olmaksızın eseri ele almam, özgün yaklaşım getirmemi sağladı. Zaten Saygun yorumla ilgili tüm ayrıntıları yazmış. Hüznü, derinliğiyle cezbeden konçerto virtüözite gösterisine dönüşmüyor. Flender’la Saygun’un kişiliği üzerine sohbetlerimiz ufkumu açtı, bana yol gösterdi. Hazırlığım yedi ay sürdü. Bugüne kadar hiçbir esere bu kadar zaman ayırmamıştım. Teknik zorluğu, uzunluğu, güç gerektirmesi bir yana, bütüncül yaklaşım geliştirmem gerekiyordu. Yorumun istediğim kıvama gelmesi için çok çaba gösterdim. Bu arada tekniğimi ilerlettiğimi bile söyleyebilirim! 2003’te ilk kez Almanya’nın Kaiserslautern kentinde Reinland-Pfalz Eyalet Filarmoni Orkestrası’yla seslendirdim. Sanırım ilk yorumun yeterince Türk ruhu taşıdığı pek söylenemezdi!Ankara’da Bilkent Senfoni’yle bu yıl nisan ayında seslendirmem çok daha büyük bir sınavdı benim için. Neyse ki konser sonrası bazı müzikçiler Türk ruhunu başarıyla yansıttığımı, aynı zamanda özgün bir yorum geliştirdiğimi söyledi. Nazik bir iltifattı, çok etkilendim.

Hiçbir besteci beni
bu kadar zorlamadı

Aslında sözleri iltifat değildi, çünkü klasik müzik çevrelerinde yorumunuzun birçok Türk kemancıdan başarılı olduğu konuşuluyor. Eseri böylesine doğru kavrayıp, böylesine etkileyici sunmayı nasıl başardığınız merak ediliyor.
– (Gülüyor) Aslında eserin ruhuna yabancı değilim. Çocukluğumdan bu yana Doğu Avrupalı bestecilerle gönül bağım var. Başta Bartok’unkiler olmak üzere eserlerini seslendirmek istiyorum. Eserlerinin ruhunu kolayca kavrıyorum. Tuhaf, çünkü hiçbir kültürel yakınlığım yok. Ne aile köklerim bu ülkelerde ne de arkadaşlarım var. Fakat hiçbir Doğu Avrupalı bestecinin eseri beni Saygun’unki kadar zorlamadı. Onunki kadar derinden etkilemedi. Eserleri sanki bitmiyor, dinleyicinin ruhunda devam ediyor. Bu özelliklerini zaman içinde kavradım, her yorumda ayrıntıları biraz daha geliştirdim. Albümdeki yorum yeterince gelişkin olmayabilir, çünkü ilk konserden iki ay sonra kaydetmiştim.
Repertuvarınızda ağırlıklı olarak çağdaş bestecilere yer vermeniz solistlik kariyeriniz açısından büyük bir risk yaratmıyor mu?
– Çağdaş müziğe, klasik ya da romantik çağ eserlerinden daha tutkuyla bağlıyım. Her çağdan eser çalıyorum. Seçme fırsatı verilince çağdaşları seçiyorum. Her yıl en az bir yeni eserin dünya prömiyerini yapıyorum.
Kemanının yanı sıra neden viyolada solistliğe yöneldiniz?
– Müziğe daha geniş bir perspektiften bakmamı sağlıyor. İki enstrümanın felsefesi birbirinden tamamen farklı. Keman repertuarında teknik mükemmellik, virtüözite, billur parlaklığında sesler vardır. Viyola teknik gösteriye uygun değil. Repertuarı ifade ve ton zenginliğine yöneliktir. Yorumcunun bu yöne ağırlık vermesi gerekir. İki ensrümanı birden kullanmak aynı zamanda zengin resital programları hazırlama avantajı veriyor. Dezavantajı ise ikiye bölünmek. İki ayrı repertuvar hazırlamak. Ayrıca konser organizatörleri çift enstrüman çalanları pek tercih etmiyor.
Maksim Vengerov da keman ve viyola çalıyor ama şöhreti riski ortadan kaldırıyor. Siz çağdaş müzik ve çift enstürümanla rus ruleti oynuyorsunuz galiba…
– (Gülüyor) Beni mutlu eden yolu seçtim. Sadece romantik dönem, sadece keman çalsaydım çok mutsuz olurdum. Rahat, kolay yollar yerine sarp patikaları tercih ediyorum. Yorumcu kaşif ruhlu olmalı. Çağdaş besteciyle çalışmak, müziğin üretim sürecine tanıklık avantajı sunar. Yakın diyalog halindeyseniz, hislerin besteye dönüşümünü görürsünüz. Besteci bile ilk kez sizin enstrümanınızdan duyar eserini. Risklidir, kimi zaman sipariş verip heyecanla beklediğiniz esere ruhen uyum sağlayamazsanız. Diğer yorumculara bırakmanız gerekir. Yani gerçek bir serüven…

Kardeşimle, Saygun
için dörtlü kuracağız

Keman konçertosunda çok zorlandığınız halde neydi sizi Viyola Konçertosu’na çeken?
– Diğer viyola konçertolarından çok farklı, şaşırtıcı bir eser. İlk solosunun güzelliği yeter. Bartok’un konçertosundan bile çok daha tiz seslere çıkıyor viyola. Saygun yepyeni tınılar yaratıyor. Yorumcudan mükemmeliyet istiyor. Çalışmaya başladığımda nasıl tınlaması gerektiğini biliyor, yöntemini bilmiyordum. Diğer eserde olduğu gibi yöntem, üslup geliştirmem gerekti. İlk tecrübeye karşın yine altı ay çalıştım. Eserin özelliği oda müziği gibi tasarlanmış olması. Viyola hem orkestranın, oda müziği grubunun parçası, hem solocu. Küçük sololar kısa aralıklarla yerleştirilmiş. Solistin kısacık kesitte ansızın çiçek gibi açması, parlaması gerekiyor.
Anne-Sophie Mutter , Josef Suk gibi çok ünlü isimlerle oda müziği yapmıştınız, devam ediyor musunuz? Gelecekte Saygun’un oda müziği eserlerini de seslendirmeyi düşünüyor musunuz?
– 13 yıl oda müziği dörtlüsünde çaldım. Şu anda grubum yok. Konçerto çalmaktan daha çok mutlu ediyor beni. Çünkü oda müziği sohbet demektir. Derin bir iletişim oluşur müzikçiler arasında. Resital vermeyi de seviyorum. Saygun’un oda müziği eserlerinden sadece keman, piyano repertuvarını çaldım. Kemancı kızkardeşim de Adnan Saygun’un eserlerini çok seviyor. Birlikte bir grup oluşturup Saygun’un dörtlülerini seslendirmeyi düşünüyoruz.
Konçertolarına çalıştığınız, kişiliğini çözmeye uğraştığınız 13 ay boyunca herhalde Saygun kabus olarak rüyalarınıza da girmiştir. Şaka bir yana, hayal ettiğiniz kişilik, daha sonra Saygun’un dostlarının size aktardığı portreye uyuyor mu?
– Saygun gibi çok özgün, kişisel müzik yazan bir besteci üzerine bu kadar uzun süre çalıştıktan sonra kişiliği hakkında fikir sahibi oluyorsunuz. Onunla tanışmak çok isterdim. Çok zeki, çok bilgili, bilge, çok duyarlı bir kişilik olmalı. Eserlerindeki mizah anlayışının günlük hayatına nasıl yansıdığını çok merak ediyorum. Eserlerine çalışırken hayalimde onunla çok konuştum, “Amma zor eser yazmışsın Saygun, solistine biraz acısana” dedim. Fotoğrafları gözümün önünden geçti. Fakat hiç rüyama girmedi.

Erkin’in konçertosuna çalışıyorum

Aktif repertuvarınızda kaç konçerto var, repertuvarınız gelecekte hangi yönde gelişecek?
– Bugüne kadar birçok keman konçertosu seslendirdim. Repertuvarım geniş. Ancak aktif keman repertuvarım Mozart, Beethoven, Brahms, Saygun ve Bartok konçertolarından oluşuyor. Viyolada ise Bartok, Walton, Saygun konçertoları. Her yıl çok değer verdiklerimden 10-15 yeni eser öğreniyorum. Son 100 yılda yazılan seslendirilmeyi bekleyen çok güzel eserler var. Örneğin Bilkent Senfoni sayesinde Erkin’in konçertosunu duydum. Önümüzdeki üç ay bu eseri çalışacağım. CPO’dan da yeni öneriler var.
Cazcılarla dostluğunuz doğaçlama tekniğine yaklaştırdı mı sizi, konçertolarda kendi kadanzlarınızı çalıyor musunuz?
– Evde, arkadaşlarla çalarken doğaçlama yapıyorum. Henüz konserde yapacak özgüveni kazanamadım. Cazcılarla çalışmam, konserlerde önceden hazırlanmış üslupla çalmak yerine o andaki duygularıma göre anlık yaklaşım geliştirme özgürlüğünü, cesaretini kazandırdı. İyi bir caz dinleyicisiyim, konserleri kaçırmam, dinlerken müziğe yaklaşımlarını analiz ederim. Ella Fitzgerald’ın sesindeki dinleyiciyi ruhundan kavrayan özellik, bunu enstrümana uyarlama üzerine çok düşündüm. Piyanist Kenny Barron yakın dostum. Buluştuğumuzda birlikte çalarız. Ravel, Mozart sonatları üzerine yaptığımız doğaçlamaları unutamıyorum. Klasik eğitim almayan Barron’ın klasik eserlere yaklaşımı bana çok ilginç geliyor. Barron sayesinde birçok cazcıyla tanıştım.
Web sayfanıza Türk dinleyicilerden mesaj geliyor mu?
– Henüz Türk dinleyicilerden mesaj almadım. Fakat İngiltere, Almanya’dan özellikle Saygun CD’lerim üzerine ilginç yorumlar alıyorum. Bir müzikçi “Öyle etkilendim ki Saygun’un konçertosunu MP3 çalıcıma kaydettim, bugünlerde gece gündüz dinliyorum” yazmış. Çok etkilendim.
Çellist Yo Yo Ma, piyanist Kathryn Woodard, Gülsin Onay gibi Saygun müziğinin gönüllü misyonerleriyle bağlantınız var mı?
– Yo Yo Ma’nın, 25 Ağustos’ta Lucerne Festivali’ndeki konserine Adnan Saygun’la başlayacağını görünce çok şaşırdım. Konsere gidip kendisiyle tanışacağım. Saygun seslendiren müzikçiler arttıkça bu güzel eserleri tüm dünya duyacak. Bu sezonda keman konçertosunu Almanya’da dört kez seslendireceğim. 2009’da viyola konçertosunu yorumlayacağım. Saygun’dan bahsettiğimde “O halk müziği temaları yazan bir besteci değil mi” diye soruyorlar. Her seferinde, ne kadar özgün, yenilikçi, derin olduğunu anlatmak, ikna etmek zorunda kalıyorum.
Bodrum’da keman konçertosunu, bir zamanlar Saygun’un yönettiği Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’yla seslendireceksiniz. Bu yorumda dinleyiciye sürpriz hazırladınız mı?
– Bir Türk orkestrasının bu eseri seslendirmek için benim gibi yabancı bir kemancıya kapılarını açması beni çok duygulandırdı. Her yorum farklı bir keşif serüveni. Ruh halime göre farklı bakış açıları gelişiyor. Aynı şiiri farklı zamanlarda okuyup, farklı bölümlerinden etkilenmek gibi. Bakalım bu sefer neler olacak?

İSVİÇRE ÇOK KÜÇÜK, GÖZÜMÜZ DÜNYADA

Babam makine mühendisi, annem finansal danışman. Amatör opera korosunda söylerken tanışmışlar. İki albamdan büyüğü kemancı, küçüğü piyanist. Zürih’te doğdum. Ailem gezmeyi severdi. Tatillerde dünyayı dolaşırdık, bu sayede birçok ülkeyi tanıdım. İsviçre çok küçük bir ülke. Dolayısıyla gözlerimizi dünyaya dönüyoruz, yeryüzünde keşfedecek çok şey var. Ablalarımın etkisiyle müziğe başladım. Çocukluğumda modern müziğe ilgimi fark eden ailem Martinu, Bartok, Stravinski çalmaya yönlendirdi. İlk kez 14 yaşımda çağdaş bir Hırvat besteciyle tanıştım. Benim için bir eser yazdı. Sonraki yıllarda repertuvarımı klasik, romantik dönem bestecilerinin yanı sıra ağırlıklı olarak çağdaş eserlerden oluşturdum.

BEŞİNCİ DİLİ ÖĞRENİYOR: Zürih dışında küçük bir köyde yaşıyorum. Yeşillikler, göllerle çevrili. Doğaya yakın olmayı, bisikletle kırda dolaşmayı seviyorum. Dairem de ağzına kadar bitkilerle dolu. Farklı diller ilgimi çekiyor, çünkü ülkelerin müziği, sanatıyla bağlantılı. Lisede Fransızca, İtalyanca, İngilizce öğrendim. Şimdi İspanyolca çalışıyorum. Kimi zaman bir fincan kahveyi alıp, oturup saatlerce düşünürüm. Yemek pişirmeyi severim. Mutfakta deneyler yaparım. Son keşfim ballı et pişirmek. Yanına sebze ekleyince harika oluyor. Eğlence için okuduğumda iyi yazılmış polisiyeleri tercih ediyorum. Günde bir kitap okuyabilirim. Favorim Patricia Highsmith. Edebiyatta ise Elias Canetti, Mikhail Bulgakov gibi farklı okumalara açık, şaşırtıcı yazarları seviyorum.
(Serhan Yedig / 26 Eylül 2007 / Hürriyet)

LİNKLER

Kişisel web sitesi

Share.

Leave A Reply

sixteen + ten =

error: Content is protected !!