Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Trending
    • İlhan Usmanbaş / Çağdaş bir müzikle herkes ortak sürüklenmeye kapılamaz, ortak kanıya varamaz, hatta varmaması gerekir
    • Emre Yavuz / Ravel albümünü kaydederken aklımda hep okyanus dalgaları vardı
    • Cumhur Canbazoğlu / Popüler orkestraların geleceği parlak değil, gruplar daha şanslı
    • Hakkı Derman / Olimpia’da tek konser vermek üzere Yunanistan’a gittik, bizi üç ay bırakmadılar
    • Dario Moreno / Küçük flörtler uğruna da güzel şarkılar okunabilir
    • Artur Rubinstein / 20 yıldır Chopin’in Etüdler’ini kaydetmek istiyorum, cesaret edemiyorum
    • Andres Segovia / Bach’ın eserleri marş gibi çalınmaz
    • Osman Nihat Akın / Besteciliğim hazin hadiselerle başlar
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube
    yeni siteyeni site
    • Anasayfa
    yeni siteyeni site
    Home»Arşivlerden»Ekrem Karadeniz / Musikimiz hamur tatlılarımıza benzer, aynı malzemeden pek çok lezzet üretilebilir
    Arşivlerden

    Ekrem Karadeniz / Musikimiz hamur tatlılarımıza benzer, aynı malzemeden pek çok lezzet üretilebilir

    EditörBy EditörŞubat 11, 2018Yorum yapılmamış5 Mins Read
    Ekrem Karadeniz
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    “Türk Musikisinin Nazariye ve Esasları” başlıklı kapsamlı kitabın yazarı Ekrem Karadeniz, piyanonun Türkiye’ye gelişinden sonra Türk Müziği’nin “berbat olduğunu” düşünüyordu. 1981’de 77 yaşında hayata veda eden Karadeniz’e ölümünden birkaç ay önce “Türk Müziği’nin güncel durumu” sorulmuştu. İşte cevapları…

     

    Türk müziğinin bugün içinde bulunduğu önemli sorunlar sizce nelerdir?
    – Müzik değil, musiki… Benim ağzımdan “müzik” diye yazmayın; önce bunda anlaşalım. Türk musikisi… Efendim bu sanat padişahlar devrinde himaye, himmet görmüştür. Enderun vardı eskiden; bu Enderun’dan yetişenler tarafından iyi besteler yapıldı bir zamanlar. Saray himayesinde, ekmek derdinden uzak, geçim sıkıntısından uzak sanatkârlar, musikiden başka bir şey düşünmezler, dolayısıyla daha iyi beste yaparlardı… Bugün musiki anarşisi var. Bir ara radyoda çalınması bile yasaktı. Sonra yapamadılar. Millet gene onu dinlemek isteyince yapamadılar, çalınmasına izin verdiler.
    Hafif musiki Batı’dan çalmadır. Vezni, usulü yoktur, ölçü yok. Güfteler zayıf. Besteler cazdan çalma… Musiki erbâbı yaşlı kişiler öldüler, anlayan kalmadı. Gençlerin yaptığı musiki değildir. Dirhemle kiloyu tartmaya kalkıyorlar. Dirhem kiloyu karşılar mı? Her eline saz alan bestekâr olmaz efendim. Piyano bizim musikiye girdi, Türk musikisi berbat oldu.
    Türk musikisinin çoksesliliğe geçişi nasıl sağlanabilir sizce? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
    – Türk musikisinin çoksesliliğe geçmesi imkânsızdır. Enderun kapatıldıktan sonra, musikişinas insanlar ekmek derdinden öldü. Yaşlanıp öldüler. Bakmayın biz amorti olduk da öyle yaşadık. Ancak amorti olanlar yaşayabildi… Devlet desteğini çekince sanatkâr zayıfladı. Sadettin Arel iş başına geçince, cemiyetin adını İleri Türk Musikisi Derneği koydu. Mecmuanın da adına “ileri” ekledi. Bir gün sordum kendisine: Nedir bu “ileri” diye. Dedi ki: Rusya’da Çaykovski’nin yaptığı yeniliği yapacağız biz. Dışarıda tahsil görenler gelip o güzelim halk türkülerini berbat ettiler. Belediye Konservatuvarı’nda sanatkârları memur olarak çalıştırıyorlar. Hocalar hiç bir şey bilmiyorlar ki, talebelere ne öğretsinler…
    Bugün tef çalmıyorlar. Tef ritmiği eksik. Piyano bizim musikimizi bozar. Orada bizim seslerimiz yoktur. Bize 30 ses lazım, beste yaparken, Tabii bu 30 sesin hepsi kullanılmaz her makamda.
    Piyanoda var 12 ses. Yetmez ki bu 12 ses… Ama bu seslerle bağlısınız, dışına çıkamazsınız. Bir teşbih yapayım: Bir cami var, çok güzel. Bu caminin çevresi de mezbele. Bir fotoğrafçı bu camiyi etrafının mezbelesiyle birlikte çeker. Oysa bir ressam, mezbeleyi bir kenara bırakıp caminin güzelliğini aksettirir. Ressamı ilgilendiren yalnızca güzelliktir. Garp mûsikisi yalnız kulağa hitap eder. Bizimki ruha hitap eder. Bizde sanatkar kendinden de bir şeyler katar besteyi çalarken. Garp musikisinde buna imkan yok, önünüze ne nota koyarlarsa onu çalarsınız. Bakıp çalarsınız. Meselâ bizde ince saz vardır. Garpta yok bu incelik; gürültülüdür, rahatsız edicidir orada musiki… Aman şu konser bir bitse dersiniz… Aynı temanın varyasyonlarını çalar durur boyuna. Usandırır sizi. Bizim musikide bir çeşni, bir lezzet vardır oysa. Garpta lezzet yok. Bizim musiki hamur tatlıları gibidir. Nasıldır hamur tatlıları? Un, şeker ve yağ. Ama baklava ayrı bir lezzettir, hanım göbeği ayrı, dilber dudağı ayrı, vezir parmağı… Hep birbirinden ayrı, ama hepsi aynı hamurdan yapılır; yalnızca nispetler değişiktir. Türk musikisi de öyle. Ney bir tanedir, ama çeşitleri vardır bunun, 12 çeşit. Her neyzenin 12 neyi bulunur. Her sese ayrı ney kullanır. Garpta yalnız piyanoya uyulur, o kadar. Her iyi sesten faydalanamazlar bizimki gibi. Bizim sazları değiştirmek imkanımız vardır, yeni melodiler elde etmek için; Garp musikisinde yok..
    Şimdi Teşvikiye’deki mektepte Garba ağırlık veriliyormuş. Türk musiki hocalarının hepsi cahildir. Kulaktan dolma bilirler. Nazariye bilmezler. Ampirik ama matematik ve fizik ilmi bilmezler. Frekans nedir diye sorsalar bilmezler, bu kabiliyetleri nakıstır.
    İşte musikimiz bu vaziyettedir. Adnan Saygun Yunus Emre Oratoryosu yapmış… Oratoryo kilise kaynaklıdır. Yunus’un kiliseyle ne alâkası var? Yunus’a aykırıdır bu… Tutturmuşlar bir Pisagor. Her şeyi ona göre yapıyorlar. Pisagor’dan sonra köprülerin altından çok sular aktı. Ben 42 yıl uğraştım Türk musikisiyle. Bu sahada bir eser hazırladım. Bu eserin ben-zeri yok. Maarif Vekâletine teklif ettim basmadılar bunu; ilmi eserdir çok satmaz, bize satacak eser lazım, dediler. Kültür Bakanlığı’na başvurduk, efendim, aynı şeyi söylediler. Üç milyon lira lazım, kendim de basamıyorum, öyle kaldı. Teklif ettiğimiz bankalar yine göze alamadılar bunu. En nihayet, seneler sonra, bir dostun aracılığıyla İş Bankası göze aldı, 150 bine satın aldılar eseri benden; ama henüz yayınlanmadı. Yayınlanırsa büyük bir boşluğu dolduracak…
    (Röportajcısı belirsiz / 1 Aralık 1980 / Gösteri Dergisi)

    37 YIL SAHAFLIK YAPTI

    Ekrem Karadeniz, 14 Şubat 1904’te Rize’de doğmuştur. Çevresinde çok sevilen, sayılan kültürlü bir kişi olan Avukat Hulusi Karadeniz’in oğludur. 1933 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş ve Tekel Genel Müdürlüğü’nde müfettişliğe atanmıştır. Bu görevi sırasında çıktığı bir teftiş gezisinde geçirdiği kazada büyük ölçüde görme duyusunu kaybettiği için emekliye ayrılmıştır. Emekliye ayrıldıktan sonra İstanbul Sahaflar Çarşısı’nda babasından kalan dükkânda kitapçılık yapmaya başlamıştır. 1944 yılından ölüm tarihi olan 17 Ekim 1981’e kadar bu dükkânda çalışmıştır. 1916’da 12 yaşında iken müzik çalışmalarına başlayan Karadeniz, bütün ömrünü bu çalışmalarla geçirmiş ve Türk Mûsikîsinin Nazariye ve Esasları kitabını 30 yılda hazırlamıştır. Ekrem Karadeniz’in bu kitabı dışında çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış makaleleri, inceleme yazıları da vardır. Bunların tümü müzik üzerinedir. Bu makalelerin başlıcaları şunlardır: “İlim ve Mûsikî”, “Türk Mûsikîsinde Dizi”, “Mûsikî Perdelerimiz”, “İki Çeşit Mûsikî”, Türk Mûsikîsi Nazariyatı”, “Türk Mûsikîsinin Bugünkü Hale Düşmesine Amil Olan Sebepler”, “İstanbul Konservatuarında Türk Mûsikîsi ve Nazariyeleri”, “Öksüz Türk Mûsikîsi”.Karadeniz, bu kitabıyla ilgili olarak şunları söylemiştir: “Günümüzde Türk Mûsikîsi mensuplarının nazari bilgi ihtiyaçlarını yeteri derecede karşılayacak bir müzik teorisi kitabının bulunmadığı bir gerçektir. Her ne kadar konu ile ilgili bazı eserler yayınlanmışsa da bunlar ya baskı tarihleri 30-40 yıl öncesine gittikleri için piyasada bulunmamakta ya da konuya yanlış yönlerden bakan cüz’i bilgileri ihtiva den hacimleri çok dar kitaplar olmaktan ileri gidememektedir. 30 sene gibi uzun bir sürede hazırladığım Türk Mûsikîsinin Nazariye ve Esasları adlı eserimin, bu bakımdan büyük bir boşluğu dolduracağını ümit etmekteyim…”

    Ekrem Karadeniz özel röportaj Türk Musikisinin Nazariye ve Esasları
    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Editör
    • Website

    Related Posts

    İlhan Usmanbaş / Çağdaş bir müzikle herkes ortak sürüklenmeye kapılamaz, ortak kanıya varamaz, hatta varmaması gerekir

    Mart 30, 2025

    Emre Yavuz / Ravel albümünü kaydederken aklımda hep okyanus dalgaları vardı

    Mart 27, 2025

    Hakkı Derman / Olimpia’da tek konser vermek üzere Yunanistan’a gittik, bizi üç ay bırakmadılar

    Haziran 8, 2023
    Leave A Reply Cancel Reply

    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    © 2026 ThemeSphere. Designed by ThemeSphere.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.