Yazar: Editör

1950’lerin ilk yarısında yıldızı parlayan genç piyanistler arasındaydı Arın Karamürsel. Ferdi Statzer’in İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda öğrencisiyken okul konserleriyle ilgi çekmeyi başarmıştı. Mezuniyet öncesinde yayımlanan bu röportajda, hedefinin Paris’te eğitim ve uluslararası yarışmalar olduğunu söylüyor. Sanat çevrelerinde bir hayli isim yapan genç bir piyanistimiz var, hani durmadan öğrenci konseri verir. Konservatuvarın sayılı istidatlarından Arın Karamürsel’in adını şüphesiz duymuşsunuzdur. Genç yaşta kendini tanıtan bu yaman istidat Beşiktaş Kulübü reisi merhum Ziya Karamürsel’in kızıdır. Kendinden küçük iki kardeşi daha var. Evine gittiğimde kapıyı 16 yaşındaki ortanca kardeşi Alım açtı. Birden şaşaladım. Birbirlerine o kadar benziyorlardı ki… O da anlamış olacak, şaşkınlığımı gidermek için…

Read More

Drama’da, 8 yaşında, annesinin hediyesi kemanla müziğe başlamıştı. 1914’te geldiği İstanbul’da kahvehanelerde üstatlarla çalarak bilgisini ilerletti. 30 yaşlarında 10 yıl kadar Mısır, Lübnan, Irak’ta çalışması müziğine Arap etkilerini taşıdı. 1963’te 73 yaşında hayata veda eden Tatlıyay geriye 30’a yakın saz eseri, 80 civarında ünlü şarkı bıraktı. 1950’lerde yapılan röportajda “En çok takdir ettiğim besteci Selahattin Pınar’dır” diyor. Tanışmayı, görüşmeyi pek arzu ettiğim sanatkarlardan biri Haydar Tatlıyay’dı. Buna sebep ne Edip Erten’le radyoda fevkalade bir tarzda icra eyledikleri saz eserleri ne de her gün Kristal Gazinosu’nda dinleyicileri mest eden kemanının kıvrak nağmeleriydi. Onu daha ziyade bir hatıranın tatlı hayalini gerçekleştirmek, hayalle…

Read More

1929-1940 arasında orkestrasıyla sık sık İstanbul ve Ankara’da konser veren Arjantinli kemancı, besteci Eduardo Bianco, Türkiye’de tangonun sevilmesini, yaygınlaşmasını sağlamıştı. 1934’te, Ankara’da Atatürk’e de konser vermişti. Bu konserin öncesinde İstanbul’da Hikmet Feridun’un sorularını cevaplarken “Plegaria beni zengin etti. Bu tangodan 2,5 milyon frank telif ücreti aldım. Bu işi para için yapmıyorum. Memleketten memlekete sürtmeyi seviyorum” diyor. Eduardo Bianco bir taraftan kahvesini içiyor, bir taraftan da Türk kadınlarını methediyor: – Dünyanın her köşesine gittim. Her çeşit, her renk kadınla tanıştım. Fakat itiraf edeyim ki Türk kadını kadar güzellerine pek az rastgeldim. Hani şeytan ne diyor biliyor musunuz? Mümkün olsa hemen bir…

Read More

1953 yılında İBK Şehir Orkestrası eşliğinde verdiği iddialı konserin ardından konservatuvarın Ferdi Statzer sınıfından mezun olmuştu piyanist Gülseren Sadak. Hemen ardından, eğitimini sürdürmek amacıyla, babası Muhittin Sadak’ın ekonomik desteğiyle, Paris’e gitmişti. 23 yaşındaki müzikçi yola çıkmadan önce kendisine yöneltilen soruları cevaplamıştı. Pek küçük yaşından beri müzikle meşgul olan, bir kaç sene içinde memleket çapında sanatkârlar arasına karışan ve istikbalde bizlere büyük ümit vaat eden Gülseren Sadak’la tanışmam pek hoş oldu. Radyoda değerli sanatkârımız Safiye Ayla ile konuşurken genç bir kız içeri girdi. Safiye Ayla sevinçle onu karşıladıktan sonra bizi tanıştırdı ve: – İşte, dedi, size hakiki bir sanatkâr… Yazacaksanız bunları…

Read More

Mütevazı bir otelin sakin, sessiz ve hoş bir odasındayız… Ortada bir masa, duvarda yeşil kadife kılıf içinde duran bir divan sazı, Davut Sulari bu sazı 180 liraya satın almış… İşte, karşımda radyolarımızın başında sesini ve sazını zevkle dinlediğimiz Aşık Davut Sulari bulunuyor. Uzun uzadıya konuştuktan sonra: Ne zaman âşık oldunuz? diye sordum. Biraz düşündü, söylenemeyecek bir sırrı var gibiydi. Sualimi tekrarlamak üzereyken anlatmaya başladı. – Erzincan’da Topuzlu Bağa Dağı’nda bir düğünden sonra daldığım uykuda kırklar sayesinde âşık oldum. Kendinizi saza ve söze verişiniz aşktan mı, meşkten mi? – Aşk maceram çok ağırdır. Bunu kalemle yazsam bitmez, ciltler dolar. Ben aşkı…

Read More

27 Ocak 1953 Salı günü Şehir Tiyatroları’nın sahnesine çıkan 17 yaşındaki Arın Karamürsel yeteneğiyle müzikseverlerin dikkatini çekmeye başarmıştı. Gazeteci Ülkü Erakalın, salondaydı. Genç piyaniste özgeçmişini ve hedeflerini sordu. “Hepsi güzeldi amma, Arın fevkalâdeydi canım…” gibi konuşmalarına kulak misafiri oldum. Arın bu gün hakikaten çaldığı Chopin’in 1. Balad’ının bütün teknik ve müzikalitesini gösterdi. Konserden sonra salonda bir köşeye çekilmiş, bir yandan röportaj için sualler hazırlıyor, diğer taraftan etrafı taktirkarlarıyla çevrilen Arın’ı tebrik edebilmek için boş kalmasını bekliyordum. Kızı tebrik edenler de bitmiyor ki… Beşiktaş kulübü kurucularından ve eski İstanbul Belediye azâlarından merhum Abdülkadir Karamürsel’in refikası Azade Hanım, kızının bu muvaffakiyetinden pür…

Read More

Sevilen şarkıların bestecisi Fahri Kopuz, hayatını 22 yıl boyunca Ankara Radyosu’nda ut çalarak kazandı. Pek çok öğrenci yetiştirdi. Nadide utlar yaptı. 1968’de 86 yaşında zatürre sonucu Ankara’da hayata veda ettiğinde geriye 54 şarkı, yedi saz eseri ve bir operet bıraktı. Kopuz, 70’ine merdiven dayadığı günlerde Akşam gazetesinin muhabirine askeri katiplikten müzisyenliğe uzanan hayat hikayesini anlatmıştı. — Eğer babamın vaziyeti müsait olup da bir kanun tedarik edebilseydik kanun çalacaktım. Fakat bir türlü olmadı. Evde ut vardı. Babam ut çalardı. Ben de uda başladım. İşte değerli udi ve bestekâr Fahri Kopuz musikiye intisabını bu şekilde anlatmaktadır. — Kabak kantosu ile işe başladık.…

Read More

1950’lerde Ankara Radyosu Senfoni Orkestrası’nı yöneten Hasan Ferit Alnar repertuvarı “anlaşılması kolay” eserlerden oluşturması yönündeki taleplerden bunalmıştı. Bir röportajda konuyu gündeme getiren gazeteciye içini dökmüştü: “Çoksesli musikiden zevk almak için, anlamak demiyorum, senelerle ölçülen bir gayret sarf etmek lâzımdır”. Ardından dinleyicilerden ricada bulunmuştu. Garb müziğinde olduğu kadar Türk müziğinde de muvaffak olan az sanatkâr vardır. Fakat her iki sahada birden isim yapmak suretiyle başarı kazanmış bir sanatkâr varsa o da Ferit Alnar’dır. Ferit Alnar bundan 20 küsûr sene evvel mühim bir alaturkacı olarak kendini tanıtmış, sayısız besteler yaptıktan sonra bir tekâmül merhalesi olarak kendini Garb müziğine vermiş ve az zamanda…

Read More

Yıl 1950. Geleneksel Türk müziğinin önde gelen besteci ve yorumcularından Muzaffer İlkar 38 yaşında. Akşam gazetesine müzik serüvenini anlatıyor. 50 civarındaki bestesinin sadece ikisinin plak kaydı yapıldığını, eserlerinden para kazanamadığını söylüyor. Tam 21 senedir radyoda sesini dinlediğimiz Muzaffer İlkar’ın sanatkârların en mahcubu, en çekingeni olduğu kimsenin aklına gelmez. Benimle bile konuşurken ter içinde kalıyor. — Çok, kötü bir tabiatım vardır, diyor, Dehşetli sıkılırım. Akrabaların düğünleri olur, arkadaşların toplantıları olur, ağzımı açıp tek şarkı okuyamam. Hattâ bu yüzden bu kabil toplantılara çok defa gitmemeyi tercih ederim. Halkın önünde imkân yok şarkı söyleyemem. Ne yapayım, tabiatım böyle, çekingen yaratılmışım. Şimdiye kadar ancak…

Read More

Çocukluğunda Daniel Fitsinger’den aldığı keman dersiyle müziğe başlayan Ruşen Ferit Kam, daha sonra klasik kemençenin virtüözleri arasına girdi. Uzun yıllar radyoların icra heyetlerinde yer aldı. 1950’de 48 yaşında Akşam muhabirine hayatını anlatmış bu arada geleneksel Türk müziğindeki yozlaşmayı açıklarken “Devletten destek alamayan alaturka müzik piyasaya sığınmıştır” diyor. Çoksesli müziğe yönelmenin zorunluluk olduğunu savunuyor. Ruşen Kam musikimizin hem nazariyatını, hem de tatbikatını hakkiyle bilen sayılı sanatkârdan biri. Üstadın kemençesini radyoda dinlemeyen yok. İzahlı müzik saatlerinde de Ruşen Kam nazarî bilgisinin genişliğini ispat etmiştir. Ruşen Kam halen 48 yaşında bulunmaktadır. İstanbul Sultanisi ve Darülfünun Edebiyat Fakültesi’nden mezun olmuştur. Radyodaki faaliyetinin haricinde devlet…

Read More