Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Trending
    • İlhan Usmanbaş / Çağdaş bir müzikle herkes ortak sürüklenmeye kapılamaz, ortak kanıya varamaz, hatta varmaması gerekir
    • Emre Yavuz / Ravel albümünü kaydederken aklımda hep okyanus dalgaları vardı
    • Cumhur Canbazoğlu / Popüler orkestraların geleceği parlak değil, gruplar daha şanslı
    • Hakkı Derman / Olimpia’da tek konser vermek üzere Yunanistan’a gittik, bizi üç ay bırakmadılar
    • Dario Moreno / Küçük flörtler uğruna da güzel şarkılar okunabilir
    • Artur Rubinstein / 20 yıldır Chopin’in Etüdler’ini kaydetmek istiyorum, cesaret edemiyorum
    • Andres Segovia / Bach’ın eserleri marş gibi çalınmaz
    • Osman Nihat Akın / Besteciliğim hazin hadiselerle başlar
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube
    yeni siteyeni site
    Demo
    yeni siteyeni site
    Home»Arşivlerden»Safiye Ayla / Atatürk ziyaretime gelmeden iki kamyon eşya gönderdi
    Arşivlerden

    Safiye Ayla / Atatürk ziyaretime gelmeden iki kamyon eşya gönderdi

    EditörBy EditörŞubat 6, 2018Yorum yapılmamış6 Mins Read
    Safiye Ayla
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Halıcıoğlu İlkokulu’nun genç ve yoksul öğretmeni Safiye Ayla arkadaşının yönlendirmesiyle Darüttalim’e başvurmuş, sesi beğenilince kısa sürede şöhrete kavuşmuştu. 27 yıl sonra müzik serüvenini, Atatürk’ten Şerif Muhiddin’e uzanan hayatını anlatırken “Geçmişin yoksul günlerini özlüyorum” diyordu.

     

    Siyah önlüklü esmer kız Sandal Bedesteni’nin kırık camlı kapısını itti, içeriye girdi. Vitrinlere konmuş zümrütlere, altınlara, pırlantalara şöyle bir göz attı. Sonra ev eşyalarının, halıların, müzik âletlerinin gösterildiği büyük salona doğru sessizce yürüdü. Ön sıraya oturdu. Bir piyano satılacaktı. Münadi zile bastı: “Kuyruklu piyano… 350 lira… Arttıran yok mu?..” diye bağırdı. En arka sıradan bir sesin “360” diye fiyatı arttırdığı duyuldu. “Yalnız akorduna bakacağım.” Münadi “Rica ederim Beyefendi, isteyen akorduna bakabilir, bir parça çalabilir.” Fiyatı arttıran adam hemen piyanonun başına geçti, tuşlara bastı. Sonra yerine döndü. Siyah önlüklü esmer kız çevresine ürkek ürkek baktı, ağzından “Ben de bakabilir miyim” cümlesi bir nefes halinde döküldü. Ayağa kalktı, az ilerisindeki piyanonun başına oturdu. İlk tuşa bastı. Bunu ikinci, üçüncü, onuncu tuş takip etti. Verdi’nin meşhur “Zafer” marşı çalınıyordu. Genç kız kendinden geçmiş, tuşlara basıyordu. 15 yıllık mazisi tuşların üzerinde geziniyor gibiydi.

    Anne mezara, baba Kudüs’e

    Sarıgüzel’de doğmuştu. Fatih’in saraylılar semtinde. Ne yazık ki annesini görmemişti. Beşikteyken ölmüştü. Babasının ise Kudüs’e kaçtığı söyleniyordu. Dadısı Kradil Kalfa büyütmüştü. 4 yaşına basınca elinden tutmuş “Kızım seni mektebe yazdırayım” diye yola çıkartmıştı. Tramvaya binmişler, Köprü’yü geçmişler, bahçesinde bir örnek çocukların oynadığı büyük bir binaya gelmişlerdi. Kradil kalfanın çocukların başında duran gözlüklü bir adama: “Bu yetim büyüdü” dediğini duymuştu. Dadısının yüzünü bir daha görememişti. Okulda yeni arkadaşlar edinmişti. Bunların ya anneleri ölmüştü ya da babaları. Bir kısmı cami avlularında bulunmuştu. Yalnız, kimsesiz çocukların bakıldığı bu okula “Darüleytam” deniliyordu. İlkokulu bitirince onu Adana Öğretmen Okulu’na göndermişlerdi. oradan da Çapa Öğretmen Okulu’na nakledilmişti.

    Meteliksiz öğretmen

    Bugün diplomalar dağıtılmıştı. Halıcıoğlu I. İlkokulu’na öğretmen tayin edilmişti. Artık hayat yolu açılmıştı. Ama cebinde beş parası yoktu. Bir arkadaşından 25 kuruş borç almıştı. Halıcıoğlu’na giderken Bedesten’e uğramıştı. Yıllardan beri her çarşamba günü Bedesten’e gelir, piyanolara, kemanlara, udlara bakardı. Okulda müzik bilgisini epeyce ilerletmişti. Akort bahanesiyle satılığa çıkarılan piyanoların başına oturur, çalardı. Sarıdal Bedesteni’nin memurları, münadileri onu tanımıştı artık.
    Genç kız piyanonun başından kalktı. Arkasına bakmadan, salondan çıktı. Kulaklarında astronomik sayılar uğulduyordu: “370… 380… 290… 400… Saaat… tım…”
    Genç kız ilkokulun başöğretmen odasının kapısına vurdu. İçeriye girdi. Öğretmenler masanın çevresine toplanmış, yemek yiyordu. Genç kız kendini tanıttı. Bunun üzerine “Yemeğe buyurun” dediler. Safiye teşekkür etti. “Biraz önce yedim” dedi. Oysa açtı. Ama parasız olduğunu söylemeyi onuruna yediremiyordu. Bir sandalyeye oturdu, elindeki paketi kucağına koydu, diğerlerinin yemeğini bitirmesini bekledi. Yemekten sonra “acaba” diye sordu, “burada kiralık ev bulabilir miyim?” Öğretmenlerden biri “Tabii” dedi. “Seher Hanım kiracı arıyordu. 3 lira istiyor galiba. Sizi götüreyim ona…”
    Seher Hanım’ın evi Şahbaz Yokuşu’nun üst başındaydı. Yaşlı kadın gelenleri çok iyi karşıladı. Harap bir evdi. Alt katında kendisi yatıyordu, üst katı kiraya vermek istiyordu. Safiye elindeki paketi bir köşeye koydu. “Bu evi beğendim. Akşama geleceğim…” dedi.

    Atatürk ev eşyası gönderdi

    O akşam Seher Hanım’la dertleştiler, konuştular. Yaşlı kadın ahir ömründe bir can yoldaşı bulduğu için sevinçliydi. Yatmak üzere odasına inerken “Sormak ayıp olmasın ama kızım” dedi. “Senin eşyan yok mu?” Safiye’nin gözünden iki damla yaş süzüldü: “Hayır” dedi. “Bir battaniyem var. Onu da arkadaşlarım bu sabah hediye etti.” Sonra paketten battaniyeyi çıkardı, yere serdi. Battaniye hem yatak, hem de yorgan olacaktı. Sarıldı. Uyuyakaldı…
    Ertesi gün Safiye ilk aylığını almıştı. 38 lira 26 kuruşu cebine koydu. Öğretmen arkadaşına “Ben İstanbul’a iniyorum” dedi. “Sandal Bedesteni’ne gideceğim.” 1,5 saat sonra Bedesten’deydi. Salona girdi. Bir gün önce oturduğu sıraya geçti. Münadi zili çaldı: “Kelepir keman, 250 kuruş… Yok mu arttıran?” diye bağırdı. Pivat beş dakika içinde 40 kuruş yükseldi. Münadil “200 kuruş.. Yok mu arttıran?” dedi. Genç kız ayağa kalktı: “200 kuruş” dedi. Münadi zile bastı “Yok mu artıran” dedi. Genç kız ayağa kalktı “300 kuruş” dedi. Münadi zile bastı “Yok mu saat… tım…”
    O gece Şahbaz Sokağı’ndaki Seher Hanım’ın bila sayılı evinin üst kadında Verdi’nin Aida Operası’nın “Zafer Marşı” çalınıyordu. Siyah önlüklü kız bir hayat zaferini kutluyordu.

    Yoksul günlerini özlüyor

    Sıraselviler Caddesi’nde “Ayla Apartmanı”nın 5 numaralı dairesinde oturan tanınmış ses yıldızı Safiye Ayla, hayat hikayesinin ikinci bölümünü anlatmaya şöyle başladı:
    – Ancak bir ay öğretmenlik yaptım. Bu bir ay içinde öğrencilere epey şarkı öğrettim ama. Çünkü 5 dersin 4’ünde müzik yapıyordum.
    Öğretmen arkadaşlarımdan biri, sesimi çok beğeniyordu. ‘Seni Darüttalim’e götüreyim. Orada akrabam var’ dedi. Darüttalim salonunda imtihan oldum, sesimi beğendiler. Öğretmenlikten istifa et, biz sana ayda 40 lira veririz, dediler. İşte bu teklifi uygun buldum. Beni Küçük Safiye aşağı, Küçük Safiye yukarı diye çağırıyorlardı. Bir konserde sesimi dinleyen plak şirketi bana 25 lira vererek 10 plak okuttu. İlk plağım ‘Sevda Yaratan Gözlerin’di. Bu plak tam 60 bin tane satıldı.”
    Bir gün Kudüs’ten bir mektup aldım. Babamdan geliyordu.
    Babam Hâfız Abdullah, Türkiye’den neden ayrıldığını açıkladıktan sonra “Buraya gel. Çok zenginim. 11 çocuğum var. Mirasım sana da kalır” diyordu. Gitmedim ama mektubuna cevap verdim. Parada, pulda, gayrımenkulde gözüm yoktu. Seher Hanım’ın perdesiz evinde öylesine mesuttum ki.. Şimdi bile, bu dayalı, döşeli evimde o günler, Seher Hanım’ın harap evi gözümde tütüyor, şu gördüğünüz eşyalardan da ayrı-lamam. Ata’nın hediyesidir çünkü…
    Florya’da, Kırmızı Köşk’te Atatürk’ün huzurunda şarkı söylüyordum. Büyük Ata “Cana rakibi handan edenin” şarkısını okumamı istedi. Bu şarkı Atatürk’ün ilk aşkından hatıralar taşıyordu. Şarkı bittikten sonra Atatürk beni işaret ederek “Bu kız, sesiyle dünya çapında bir artist olacak” dedi. Bana döndü “Senin evin nerede” diye sordu. “Bir gün evine gelecek. Seni orada dinleyeceğim…”
    Şeref verirsiniz, beklerim, dedim.
    Beni bir düşünce almıştı. Ata’yı nasıl ağırlayacaktım. Evimde eşya namına bir şey yoktu. Bu düşüncemi bir arkadaşıma açtım. O da bir yolunu bulmuş. Ata’ya söylemiş. Bir gün evimin kapısı önünde iki kamyon durdu. İçinden eşyalar indirildi. Bunlar bana Atatürk’ün hediyesiydi. Ata o yıl hastalandı. Evime çok istediği halde, gelemedi.”

    Peygamber torunu Tarhan

    Safiye Ayla hikayesini burada kesiyor, eşini göstererek

    Safiye Ayla ve eşinin otoportresi

    – Bir gün Ata, Şerif Muhiddin Bey’i Saray’a çağırmış. Önce viyolonselini, sonra udunu dinlemiş. “Şark-u garba bu alet üzerinde ne yapılabileceğini göstermişsiniz” demiş.
    Atatürk’ün iltifat ettiği iki büyük sanatkar 8 Nisan 1950’de evlenmiş. Bu evlilik için öyle dedikodular çıkmış ki… “Safiye, prenses olmak sevdasıyla bu izdivacı yaptı” demişler. Çünkü Muhiddin Targan peygamber soyundan… Babası son Mekke Emiri Ali Haydar Paşa. Ortadoğu kralları ile de akraba oluyor. Safiye bu evlenme hikayesini şöyle anlatıyor:
    — Şerif Muhiddin Bey, Konservatuvara İlim Kurulu Başkanı olarak tayin edilmişti. Ben de o yıllarda Konservatuvar İcra Heyeti’nde çalışıyordum. Onunla ilk karşılaştığım gün, “nur” gördüğümü sandım. Arkadaş olduk. Evlenmeye karar verdik. Yalnız Muhiddin Bey’in bir şarkısı vardı. İçkili yerlerde okunmasını istemiyordu. “Peki ama siz de avı bırakacaksınız, zayıf yaratıkları öldürmek marifet değildir.” Bu sözüm Muhiddin Bey’e o kadar dokunmuş ki, o gün son oldu. Artık ava çıkmıyor. Benim başımdan çok aşk macerası geçti. Ancak, hakiki aşkı kocamda buldum.”
    Safiye Aylâ ilk defa sahneye “Mulen Ruj’da çıkmış. 27 yıllık sanat hayatında ancak 900 bin lira kazanabilmiş. Zengin bir zümrüt koleksiyonu var. Tuvaletlerinin, elbiselerinin, ayakkabılarının sayısını bilmiyor.
    — Günün birinde milyoner olsam, yetim yurdu açmayı düşünürdüm. Bugün için en büyük idealim ise, müzik duygusu olan yetim bir çocuğa bir piyano hediye etmek. İşim olmadığı günlerde ara sıra Sandal Bedesteni’ne gidiyorum. Münadi “Saattım” diye bağırırken müzayede salonunu boynu bükük terk eden bir çocuğu arıyorum.
    (Orhan Tahsin / Hayat Dergisi / 28 Kasım 1958 / Arşiv çalışması, redaksiyon: Serhan Yedig)

    Mustafa Kemal Atatürk özel röportaj Safye Ayla Şerif Muhittin Targan
    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Editör
    • Website

    Related Posts

    İlhan Usmanbaş / Çağdaş bir müzikle herkes ortak sürüklenmeye kapılamaz, ortak kanıya varamaz, hatta varmaması gerekir

    Mart 30, 2025

    Emre Yavuz / Ravel albümünü kaydederken aklımda hep okyanus dalgaları vardı

    Mart 27, 2025

    Hakkı Derman / Olimpia’da tek konser vermek üzere Yunanistan’a gittik, bizi üç ay bırakmadılar

    Haziran 8, 2023
    Leave A Reply Cancel Reply

    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    © 2026 ThemeSphere. Designed by ThemeSphere.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.