Bartok ve Prokofiyev yorumlarıyla tanınan 20 yüzyılın önemli piyanistlerinden György Sandor, 90 yaşına kadar dünyayı dolaşıp konserlerini sürdürdü. 9 Aralık 2005’te 93 yaşında hayata veda eden Macar Asıllı Amerikalı piyanist 2000’in son günlerinde CRR Piyano Festivali’ne katılmak üzere İstanbul’a gelmişti. Fırsatı değerlendirip, konserden önce New York’taki evinden aradığımızda bavullarını topluyordu. Akşam Londra’ya uçacak, sonra Türkiye’ye gelecekti. Karşımızda ruhunu genç tutmayı başaran hoşsohbet, dost bir ses bulunca, hocası Bartok’un biraz dedikodusunu yapmıştık.
– Hayır, tam tersine dost canlısı bir insandı. Liszt Konservatuvarı’nda dört yıl öğrencisi oldum. Bana özel ders vermeyi kabul etti. Okulun yanında evinde de bulunma fırsatım oldu. İlginç bir yöntemi vardı. Oturup çalardı, dinler ve ne demek istediğini anlardınız. Müziğin ruhunu yakalamaktı onun için önemli olan, teknik ikinci plandaydı. Halk müziğiyle ilgilenmesine karşın mükemmel bir klasikçiydi. İlk piyano konçertosunu birlikte çalışmıştık. Üçüncü piyano konçertosunun dünya prömiyerini yapmak da bana kısmet oldu. Üzerimde etkisi çok büyüktür.
Size 1930’lardaki Türkiye macerasından, Adnan Saygun’la türkü derlemek için kağnı üstünde yaptıkları yolculuklardan bahsetti mi? Türkiye izlenimleriyle ilgili özel bir şey söyledi mi?
– Bunları biliyorum tabii. O zamanlar Liszt Konservatuvarı’nda öğretim üyesiydi. İki kültürün birbirine ne kadar yakın olduğunu keşfetmişti. Fakat o günlerle ilgili özel bir şey söylediğini hatırlamıyorum.
Repertuarınızda hocanızdan yadigar, Türk bestecilerin eserleri var mı?
– Ne yazık ki yok. Türkiye’de çok canlı bir müzik atmosferi olduğunu biliyorum. Hatta iki de piyano öğrencim oldu: Ayşegül Durakoğlu ve Deniz Genenbe. Fakat bestecilerinizle tanışamadım. Umarım bu konser fırsat olur.
2. Keman Konçertosu efsanesi yanlış
Bir başyapıt olan 2. Keman Konçertosu’nu Bartok’un Amerika’da vatan hasretiyle yandığı yıllarda yazdığı söylenir. Hocanızın beş yıl dayanamadığı ülkede 61 yıl vatan hasreti çekmeden yaşamayı nasıl başardınız?
Prokofiyev’le de yakın dostluğunuz oldu mu?
– Ortak tanıdıklarımızdan, hakkında çok şey duydum. Fakat hiç bir araya gelmedik. Profokiyev 20. yüzyılda piyano için yazan en büyük bestecilerden biridir. Bartok bir, o ise dokuz sonat yazdı. Yakın dostluk deyince aklıma Zoltan Kodaly geliyor. Hocamdı ve dostluğundan, kılavuzluğundan çok şey öğrendim.
Gelelim İstanbul konserinizin programına. Neden böyle bir seçim yaptınız?
– Klasik müzikte her dönemin en büyük isminden bir eser seçtim. Barok Çağ’dan Bach (İtalyan Konçertosu), Klasik Çağ’dan Beethoven (Op.10/1 Do minör Sonat), Romantik Çağ’dan Schumann (Op.17 Fantezi) ve iki Bartok. İlki Dans Süiti’nin piyano versiyonu. 1945’te Carnegie Hall’da dünya promiyerini çalmıştım bu eserin.
Columbia’nın patronu ağlamıştı
– Evet. Bir yıl önce resital için beste istediğimde, 1924’te yazdığı bu eseri önermişti. Üzerinde düzeltmeler yapıp verdi. O akşam dinleyiciler arasındaydı. Eser ilgiyle karşılandı. O da çok mutlu oldu.
Konserde ilgiyle karşılandı ama eserin kaydının yayımlanması yıllar aldı.
– Ne yazık ki Bartok öldükten sonra yayımlandı. Ölüm haberini aldığımda Columbia Plakları’nın sahibiyle bir görüşmedeydik. Hüngür hüngür ağladı. Tüm eserlerinin kaydını istedi. Tüm piyano eserlerini kaydettim. 1965’te yayımlandı. 35 yıl sonra Sony için bir kez daha kaydettim.
Konserde dinleyeceğimiz diğer Bartok bestesi hangisi?
– Bartok iki keman için 44 eser yazmıştı. 1936’da altısını piyanoya uyarladı. Yıllar sonra, geri kalan 38’i geldi aklıma. Unutulmuşlardı. Beşini, Bartok stiline uygun şekilde, onun da izini taşıyacak biçimde piyanoya uyarladım. Herbiri farklı coğrafyalardan halk ezgileri. İki Macar, birer Sırp, Arap ve Balkan melodisi. Keşke bir de Türk ezgisi olsaydı arada…
(Serhan Yedig / 4 Aralık 2000 / Hürriyet)
