Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Trending
    • İlhan Usmanbaş / Çağdaş bir müzikle herkes ortak sürüklenmeye kapılamaz, ortak kanıya varamaz, hatta varmaması gerekir
    • Emre Yavuz / Ravel albümünü kaydederken aklımda hep okyanus dalgaları vardı
    • Cumhur Canbazoğlu / Popüler orkestraların geleceği parlak değil, gruplar daha şanslı
    • Hakkı Derman / Olimpia’da tek konser vermek üzere Yunanistan’a gittik, bizi üç ay bırakmadılar
    • Dario Moreno / Küçük flörtler uğruna da güzel şarkılar okunabilir
    • Artur Rubinstein / 20 yıldır Chopin’in Etüdler’ini kaydetmek istiyorum, cesaret edemiyorum
    • Andres Segovia / Bach’ın eserleri marş gibi çalınmaz
    • Osman Nihat Akın / Besteciliğim hazin hadiselerle başlar
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube
    yeni siteyeni site
    Demo
    yeni siteyeni site
    Home»Anadolu Halk Müzikleri»Davut Sulari / Aşkı kolay bir şey sanırdım, öyle değilmiş
    Anadolu Halk Müzikleri

    Davut Sulari / Aşkı kolay bir şey sanırdım, öyle değilmiş

    EditörBy EditörŞubat 16, 2021Yorum yapılmamış3 Mins Read
    Davut Sulari
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Mütevazı bir otelin sakin, sessiz ve hoş bir odasındayız… Ortada bir masa, duvarda yeşil kadife kılıf içinde duran bir divan sazı, Davut Sulari bu sazı 180 liraya satın almış… İşte, karşımda radyolarımızın başında sesini ve sazını zevkle dinlediğimiz Aşık Davut Sulari bulunuyor. Uzun uzadıya konuştuktan sonra:
    Ne zaman âşık oldunuz?
    diye sordum. Biraz düşündü, söylenemeyecek bir sırrı var gibiydi.
    Sualimi tekrarlamak üzereyken anlatmaya başladı.
    – Erzincan’da Topuzlu Bağa Dağı’nda bir düğünden sonra daldığım uykuda kırklar sayesinde âşık oldum.
    Kendinizi saza ve söze verişiniz aşktan mı, meşkten mi?
    – Aşk maceram çok ağırdır. Bunu kalemle yazsam bitmez, ciltler dolar. Ben aşkı kolay bir şey zannederdim. Fakat öyle değilmiş. Aşk bir hükümdar gibi hükmettiği yere yetilip nail olunca onu bir zırhtan kale misali yapıyor. Hiçbir kuvvet onun karşısında duramaz.
    Hazreti Pir’in her sözünü tutar mısınız?
    – Tabii… Bir sene Tortum’da bir kız gördüm. Maşukama benzettim, diye pirim beni ikaz etti.
    Ben de yaya yollara düştüm. Halep’e kadar yaya gittim. Başımdan çok şeyler geçti.
    Hazreti Pir’ine bu kadar sadık olan Davut Sulari’ye hangi vilâyetleri gezdiğini, nerelerinin daha çok hoşuna gittiğini sordum.
    Manzum olarak şu cevabı – irticalen – verdi:
    Anayurdun heı tarafın dolaştım
    Derdlme dermandır şehri Istanbul
    Çaresizken kucağına ulaştım
    Hakiki bir candır şehri İstanbul

    Yedi dağ üstüne kurmuş temeli
    Görmek onu her kişinin emeli
    Her devletin, dünyaların bedeli
    Göz geçir cihandır şehri İstanbul

    Davut Sulari der eri evliya
    Barını göndermiş sırrı evliya
    Ayasofya kubbesindeki şâya
    Lütfiyle ihsandır şehri İstanbul

    Sözünü şiirle ifadelendiren şaire;
    – Aşıklık âleminden şikâyet ediyor musunuz? diye sordum:
    – İki gözüm, bana şairlik âleminden, şiirden sorma… Bu sual de bir deyiş koşma ister. Çünkü her şairin, her edibin her kâmilin, her âlimin kendine has hususiyeti vardır.
    Değerli âşığımızın bu konuda haklı olduğunu takdir edersiniz; zaten kendisinin tatlı, munis sesi insana bir şiir hissini veriyordu. Her taşın altından bir şey çıkarması kabildir.

    Zonguldak’ta dinleyicileriyle

    Mikrofon başında ne duyarsınız?
    -Evvelâ heyecan beni sarar. Sonra ferahlarım. Rahatça çalar, söylerim.
    Geçen sene, radyodaki bir seansında Sadi Yaver Bey yine, âşığın başından geçen bir hadiseyi anlatmıştı; Ceylân hikâyesi..
    Aşık Sulari “Urfalılar ceran’ı ceylân yaptı, aslı, esası cerandır” diyor. Hikayesi şudur:
    Sulari, arkadaşıyla Erzincan’ın Alize denilen bir köyünden Sarıkaya Deresi denen yerden yukarı çıkarken yoruluyorlar. Râm taşı denen bir taşın önünde durup dinlenirken arkadaşına:
    “Buralarda ceran var mı?” diye soruyor. O da “evet” cevabını veriyor ve “eğer bu ceylân denen ürkek mahlukları sazınla ve sözünle eğlendirip (durdurup) onlara sesini dinletirsen o vakit sana söz edenin dili kurusun!” diyor. O sırada hafif bir ses geliyor… Hafif bir inilti geliyor kulaklarına…
    Arkadaşı: “Sulari gel, bak, bir ceylân var” diye uyarıyor ozanı.
    “Ceylâna doğru ilerledim. Beni avcı zannetti. Sazımı görünce yılkındı ki kaça… Ne yazık ki kanlar içinde.. İki tane meral denilen yavrusu beyaz, kara gözlü annesinin etrafında meleyip pervane dönüyor. Ceylân baş kaldırıp inleyerek ve
    mahsun bir bakışla titreyip gözlerinden dolu tanesi gibi yaş akıttı. Sazımı elime aldım oracıkta şunları söyledim:
    Gâhnut Yaylası’ndan aşarken yolum
    Gördüm ki yaralı ağlar bir ceylân
    Ellerin kurusun vurucu zalim
    İnilder, sızılar, ağlar bir ceylân

    Arkadaşım dedi: Gittim yanına
    Kızıl kanı çıkmış çimen donuna
    Zalim avcı yâre vermiş boynuna
    inilder, sızılar, ağlar bir ceylân.

    İki yavrusu var dağlar merali
    Meleşiyor anaları yaralı
    Kuduretten kaşı gözü turalı
    İnilder, sızılar, ağlar bir ceylân.

    Davut Sulari’yse gördüğün satar
    Sanmayın yaranlar kez hille katar
    Bizim yaylalarda sürüynen yatar
    İnilder, sızılar, ağlar bir ceylân.
    (Mehmet Gökalp / 5 Mart 1953 / Resimli Radyo Dünyası / Arşiv çalışması: Zeynep Erdoğan / Redaksiyon: Serhan Yedig)

    Davut Sulari özel röportaj
    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Editör
    • Website

    Related Posts

    İlhan Usmanbaş / Çağdaş bir müzikle herkes ortak sürüklenmeye kapılamaz, ortak kanıya varamaz, hatta varmaması gerekir

    Mart 30, 2025

    Emre Yavuz / Ravel albümünü kaydederken aklımda hep okyanus dalgaları vardı

    Mart 27, 2025

    Hakkı Derman / Olimpia’da tek konser vermek üzere Yunanistan’a gittik, bizi üç ay bırakmadılar

    Haziran 8, 2023
    Leave A Reply Cancel Reply

    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    © 2026 ThemeSphere. Designed by ThemeSphere.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.