Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Trending
    • İlhan Usmanbaş / Çağdaş bir müzikle herkes ortak sürüklenmeye kapılamaz, ortak kanıya varamaz, hatta varmaması gerekir
    • Emre Yavuz / Ravel albümünü kaydederken aklımda hep okyanus dalgaları vardı
    • Cumhur Canbazoğlu / Popüler orkestraların geleceği parlak değil, gruplar daha şanslı
    • Hakkı Derman / Olimpia’da tek konser vermek üzere Yunanistan’a gittik, bizi üç ay bırakmadılar
    • Dario Moreno / Küçük flörtler uğruna da güzel şarkılar okunabilir
    • Artur Rubinstein / 20 yıldır Chopin’in Etüdler’ini kaydetmek istiyorum, cesaret edemiyorum
    • Andres Segovia / Bach’ın eserleri marş gibi çalınmaz
    • Osman Nihat Akın / Besteciliğim hazin hadiselerle başlar
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube
    yeni siteyeni site
    Demo
    yeni siteyeni site
    Home»Arşivlerden»İstemihan Taviloğlu / Zaman içinde koşturup duruyorum, bazen kendimi Don Kişot’a benzetiyorum
    Arşivlerden

    İstemihan Taviloğlu / Zaman içinde koşturup duruyorum, bazen kendimi Don Kişot’a benzetiyorum

    EditörBy EditörAğustos 3, 2019Yorum yapılmamış4 Mins Read
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Besteci, eğitimci, müzik kuramcısı, yazar İstemihan Taviloğlu 2006 yılında 60 yaşında hayata veda ettiğinde geriye 30’a yakın beste, ikisi tercüme toplam dört müzik kitabı bırakmıştı. 2018 yılında öğrencileri, dostları, yakınları bir araya geldi “Anılardaki İstemihan Taviloğlu” kitabı hazırlandı. Bu kitap vesilesiyle Taviloğlu’nun yaşamı ve eserleri hakkında konuştuğu tek kapsamlı röportaj da gün ışığına çıktı.

     

    Müziğe nasıl başladınız?
    – Annem ve babam ilkokul öğretmeniydi. Babam mandolin çalardı. Ben de sanıyorum müzikle onun sayesinde tanıştım. Onun mandolin çalması beni etkilemiş olmalı. Çünkü etkilenebileceğim başka kaynak yoktu. Küçük yaşımda evde pikap, teyp, radyo yoktu. Babamın mandolin çalmasına özenirdim. Babam gibi mandolin çalabilmem mahallemizdeki arkadaşlar arasında bana bir ayrıcalık sağlayacaktı…
    Konservatuvara nasıl girdiniz?
    – İstanbul Belediye Konservatuvarı’nın ilkokullara gönderdiği bir duyuru konservatuvara girmeme vesile oldu. Beşinci sınıftaydım. Öğretmenimiz bu duyuruyu bize okudu. Öğretmenim de babamdı. Duyar duymaz “Baba ben bu okula gitmek istiyorum” dedim.

    ADO Orkestrası’ndan ayrıldıktan sonra klarnet çalmayı bırakmıştı

    Klarnet sizin tercihiniz miydi?
    – İstanbul Belediye Konservatuvarı’nın eğitim sistemi diğer konservatuvarlardan farklıydı. Öğrenci solfej eğitiminin yanı sıra yaylı saz ve piyano öğrenir. Üçüncü sınıfta çocuğun bünyesi gelişmiştir. Bir de nefesli enstrüman verilir. Bu şekilde beşinci sınıfa kadar devam eder. Okulun birinci bölümünü bitirinceye kadar çocuk iki saz ve yardımcı piyano olmak üzere üç enstrümandan sorumludur. Dördüncü sınıftan beşinci sınıfa geçerken çocuğun başarısına göre yaylı ya da nefesli saz ana enstrümana dönüşür. Okulun ikinci bölümünde bu ana saz üzerine çalışır.

    Saygun’dan çok etkilendim

    Hocanız Adnan Saygun hakkında neler söylersiniz?
    – Adnan Saygun hakkında konuşmak bana cüret gibi geliyor. Beni yetiştirmiş, yön vermiş bir insanı, böyle büyük bir adamı anlatmak cüret oluyor. Meselelere bakış açısından yazacağım müziklerdeki ifadeye kadar beni etkilemiştir. Çok etkilendiğimi söyleyebilirim. Saygun yazdığı müziklerde memleketinin gerçeklerini ve memleketinin insani gerçeklerini göz ö

    Taviloğlu, yakın dostları ilhan Baran, Sinemis-Muammer Sun çiftiyle

    nünden ayırmamıştır. Kompozisyon öğrencisine teknik bilgilerden önce verilmesi gereken en önemli bilinç buydu. Saygun bu bilinci bize vermiştir.
    Klarnet Konsertosu hakkında ne söylemek isterdiniz?
    – Kısaca masumane duygular diyebilirim…
    Peki bu eser nasıl ortaya çıktı?
    – Besteciyi eser yazması için etkilemek, biraz sıkıştırmak lazım. 1978 yılının sonlarında böyle bir etki duymasaydım bu konçerto doğmazdı. Konservatuvardaki klarnet öğretmenlerinden Aykut Doğansoy klarnet konçertosu yazmamı teklif etti. Benim eskiden profesyonel klarnetçi olduğumu biliyordu. Konçertoyu yazarsam sevineceğini, severek çalacağını söyledi. O yıl haziran ayında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın Teknik Kurul’u toplanmış. 1978-1979 sezonunun program yapılmış. Konçertoyu 16 Mart’ta seslendirmek üzere programa almışlar. O gün kurul toplantısından sonra bana haber verildi. İşin enteresan tarafı, birkaç mezür dışında konçertoyla ilgili hiçbir şey yoktu ortada. O tarihte seslendirilebilmesi için aralık başına kadar partitürü tamamlamam gerekiyordu. Çünkü tek partiler çıkacak, aydıngere yazılacak, birkaç kez tashih edilecek, orkestra üyelerine verilecek, solist çalışacak, provalar yapılacak… Nitekim fena halde sıkıştım. O yaz boyunca konçertoyla uğraştım. İlk notaları bile yazılmamış bir eser programa konunca besteci nasıl harekete geçiyor, görüyor musunuz? Üç ay içinde eseri tamamladım.

    Türkiye’de bestecinin sırtına pek çok sorumluluk yükleniyor

    İzmir’deki öğrencileriyle

    Besteci yazarken öncelikle sanatına mı odaklanmalı yoksa toplumsal kaygılar mı gözetmeli?
    – Toplumumuzda bence en zor durumda olan sanatçılar besteciler. Çünkü çoksesli musiki yaşantımız çok taze. Çoksesli musikinin geleneği yok yurdumuzda. Bu nedenle besteci yolunu seçerken güçlük çekiyor. Neden? Kuşkusuz bestecinin bireysel ve duygu ve düşünceleri kompozisyona yansıyacaktır. Bunun dışında bir takım sorumlulukları vardır. Bunları da duyar. Dahası çoksesli müzik bestecisini bazı tehlikeler beklemektedir. Türkiye’deki besteci gelişmiş ülkedekilerden farklıdır. Hem müzikologluk yapması, hem pedegojik fonsiyonlar yerine getirmesi yani eğitimcilik yapması istenir. Beste yapması istenir. Besteci olarak da eğitimcilik fonksiyonunu üstlenmesi bekleniyor. Atılacak en ufak bir yanlış adım belki toplumumuzu çoksesli müzikten soğutacak. Halbuki bestecinin hedefi çoksesli müziği topluma benimsetmek, toplumla homojen hale getirmek…
    Besteciliğe yeterince zaman ayırabiliyor musunuz; eğitimcilik ve tonmeisterlik gibi görevlerle birlikte yürütmekte zorlanıyor musunuz?
    – Bazen kendimi Don Kişot’a benzetiyorum. Onu alıyorum, buna atıyorum. Yani zaman içinde koşturuyorum. Bir musiki oluyor koşturmanın sebebi. Bir de günlük hayatla ilgili detaylar. Demek ki biz de bu serüveni böyle yaşıyoruz.
    (Mustafa Erol / Bizim Sesimiz, Bizim Bestecilerimiz / TRT Radyo-3)

    Bu söyleşi Temmuz 2019’da Pan Yayınları’nca yayımlanan Anılardaki İstemihan Taviloğlu kitabından alınmıştır.

     

     

     

     

     

    Linkler

    İstemihan Taviloğlu anısına açılan Facebook sayfası

    Doğan Hızlan’ın kitapla ilgili Hürriyet’te yayımlanan yazısı

    İstemihan Taviloğlu özel röportaj
    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Editör
    • Website

    Related Posts

    İlhan Usmanbaş / Çağdaş bir müzikle herkes ortak sürüklenmeye kapılamaz, ortak kanıya varamaz, hatta varmaması gerekir

    Mart 30, 2025

    Emre Yavuz / Ravel albümünü kaydederken aklımda hep okyanus dalgaları vardı

    Mart 27, 2025

    Hakkı Derman / Olimpia’da tek konser vermek üzere Yunanistan’a gittik, bizi üç ay bırakmadılar

    Haziran 8, 2023
    Leave A Reply Cancel Reply

    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    © 2026 ThemeSphere. Designed by ThemeSphere.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.