Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Trending
    • İlhan Usmanbaş / Çağdaş bir müzikle herkes ortak sürüklenmeye kapılamaz, ortak kanıya varamaz, hatta varmaması gerekir
    • Emre Yavuz / Ravel albümünü kaydederken aklımda hep okyanus dalgaları vardı
    • Cumhur Canbazoğlu / Popüler orkestraların geleceği parlak değil, gruplar daha şanslı
    • Hakkı Derman / Olimpia’da tek konser vermek üzere Yunanistan’a gittik, bizi üç ay bırakmadılar
    • Dario Moreno / Küçük flörtler uğruna da güzel şarkılar okunabilir
    • Artur Rubinstein / 20 yıldır Chopin’in Etüdler’ini kaydetmek istiyorum, cesaret edemiyorum
    • Andres Segovia / Bach’ın eserleri marş gibi çalınmaz
    • Osman Nihat Akın / Besteciliğim hazin hadiselerle başlar
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube
    yeni siteyeni site
    • Anasayfa
    yeni siteyeni site
    Home»Arşivlerden»Muzaffer İlkar / Tabiatım böyle, çekingen yaratılmışım
    Arşivlerden

    Muzaffer İlkar / Tabiatım böyle, çekingen yaratılmışım

    EditörBy EditörOcak 16, 2021Yorum yapılmamış3 Mins Read
    https://www.youtube.com/watch?v=5TjCTNfoBpM
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Yıl 1950. Geleneksel Türk müziğinin önde gelen besteci ve yorumcularından Muzaffer İlkar 38 yaşında. Akşam gazetesine müzik serüvenini anlatıyor. 50 civarındaki bestesinin sadece ikisinin plak kaydı yapıldığını, eserlerinden para kazanamadığını söylüyor.

    Tam 21 senedir radyoda sesini dinlediğimiz Muzaffer İlkar’ın sanatkârların en mahcubu, en çekingeni olduğu kimsenin aklına gelmez.
    Benimle bile konuşurken ter içinde kalıyor.
    — Çok, kötü bir tabiatım vardır, diyor, Dehşetli sıkılırım. Akrabaların düğünleri olur, arkadaşların toplantıları olur, ağzımı açıp tek şarkı okuyamam. Hattâ bu yüzden bu kabil toplantılara çok defa gitmemeyi tercih ederim. Halkın önünde imkân yok şarkı söyleyemem. Ne yapayım, tabiatım böyle, çekingen yaratılmışım.
    Şimdiye kadar ancak 3 defa konsere çıktım. Biri Refik Fersan’ın jübilesiydi. Diğer ikisi de arkadaşların ısrarıyla oldu. Fakat bir daha kolay kolay halk huzuruna çıkabileceğimi hiç tahmin etmiyorum.
    Hattâ stüdyoda mikrofon başında bile şarkı söylerken yanımda kimsenin bulunmasına tahammül edemem. Yanımda diğer arkadaşlar olsa, beklerim. Onlar da zaten vaziyeti anlar, beni mikrofonla başbaşa bırakır.
    Bu mahcup delikanlı hâlen 38 yaşında. Evli, hem de iki çocuk babası.

    17 yaşında Radyo sanatkârı

    Muzaffer İlkar şarkıya başlamasını şöyle anlatıyor:
    — İlk musiki derslerini Kadıköy’de Şark Musiki Cemiyeti’nden aldım. Piyanist Fulya’nın (Akaydın) delâletiyle 1929’da, 17 yaşında iken İstanbul Radyosu’nda çalışmaya başladım. 1938 e kadar merhum kemani Reşat Bey, Fulya ve Vecihe Daryal’la birlikte devamlı olarak İstanbul Radyosu’nda çalıştık.
    1938’de Ankara Radyosu’nun açılışı bize çok cazip geldi. Benim o tarihlerde İstanbul’da bir kurukahveci dükkânım vardı. Fakat radyodan da iyi para veriyorlardı. Dükkânı kapatıp Ankara’ya naklettik. İşte 12 seneden beri de Ankara Radyosu’nda çalışıyoruz. Şimdi elimize geçen para da 1938’de aldığımızdan pek farklı değil. Güç belâ geçinip gidiyoruz.

    50 beste

    Peki bestelerinizden bir menfaat elde edemiyor musunuz?
    — Maalesef… 50’ye yakın bestem var. Şimdiye kadar ancak bunların iki tanesi plâğa alındı. Bunlardan biri; “Hayatımın neşesini hep yanında bulurum” adlı bir şarkı, diğeri de “Zümrüttendir ovası” adlı bir türküydü. Bunların ikisi için 30 – 35 lira kadar bir para aldım. Hem de eski fiyatlar üzerinden değil, bu para daha geçen sene elime geçti. İşte bestelerimden elde ettiğim bütün kazanç bu.
    Bestelerinizin içinden en çok hangisini seversiniz?
    — En çok sevdiğim bestem, güftesi de benim olan, acem kürdi makamındaki şu şarkı:
    “Yükselen nâmenle solan gül
    renk aldı
    Gözlerinde gözlerim başka
    âleme daldı
    Sorma bana hiçbir şey,
    söylenmedik ne kaldı
    Elindeki mızrabın tutunduğum;
    tek daldı
    Gözlerinde gözlerim başka
    âleme daldı.
    Bundan başka beğendiğim bir iki şarkım daha var. Bunların da güftesi bana ait.
    “Sensiz her gecenin sabahı,
    olmayacak sanırım
    Kararan gönlüme güneş de
    doğmayacak sanırım
    Mehtaba yalvarır semadan
    geleceksin sanırım
    Sana bin can ile bağlıyım,
    seni canım sanırım.
    Bir diğeri de şudur:
    Gönlümün şarkısını
    gözlerinde okurum
    Sevgimin neşesini sözlerinde
    bulurum
    Seni bir an görmezsem
    kederimden ölürüm
    Göreyim şen yüzünü kaçma
    benden sevgilim
    Sevgimin neşesini sözlerinde
    bulurum.
    Bu da beğendiğim türkülerimden biri:
    Aşkımızda düğüm var, çözemez
    onu eller
    Ahdımızda ölüm var, bozamaz
    onu eller
    Gel bu yerden gidelim,
    kıskanır bizi eller
    Gizli düğün edelim, görmesin
    bizi eller.
    Bu da en son şarkım. Güftesi Şaheste Hanım’ın. Fakat daha radyoda hiç okumadım:
    Kalbime koy başını doktor,
    nabzımı bırak
    Gülen gözüme değil, ağlayan
    gönlüme bak
    Muzaffer İlkar’ın daha bir yığın meşhur bestesi var. Fakat onlardan bahsetmek istemiyor. Zaten ter içinde kaldı. Kendisini daha fazla sıkmıyorum.
    (Ankaralı / 28 Şubat 1950 / Akşam gazetesi)

     

    Muzaffer İlkar özel röportaj
    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Editör
    • Website

    Related Posts

    İlhan Usmanbaş / Çağdaş bir müzikle herkes ortak sürüklenmeye kapılamaz, ortak kanıya varamaz, hatta varmaması gerekir

    Mart 30, 2025

    Emre Yavuz / Ravel albümünü kaydederken aklımda hep okyanus dalgaları vardı

    Mart 27, 2025

    Hakkı Derman / Olimpia’da tek konser vermek üzere Yunanistan’a gittik, bizi üç ay bırakmadılar

    Haziran 8, 2023
    Leave A Reply Cancel Reply

    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    © 2026 ThemeSphere. Designed by ThemeSphere.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.