Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Trending
    • İlhan Usmanbaş / Çağdaş bir müzikle herkes ortak sürüklenmeye kapılamaz, ortak kanıya varamaz, hatta varmaması gerekir
    • Emre Yavuz / Ravel albümünü kaydederken aklımda hep okyanus dalgaları vardı
    • Cumhur Canbazoğlu / Popüler orkestraların geleceği parlak değil, gruplar daha şanslı
    • Hakkı Derman / Olimpia’da tek konser vermek üzere Yunanistan’a gittik, bizi üç ay bırakmadılar
    • Dario Moreno / Küçük flörtler uğruna da güzel şarkılar okunabilir
    • Artur Rubinstein / 20 yıldır Chopin’in Etüdler’ini kaydetmek istiyorum, cesaret edemiyorum
    • Andres Segovia / Bach’ın eserleri marş gibi çalınmaz
    • Osman Nihat Akın / Besteciliğim hazin hadiselerle başlar
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube
    yeni siteyeni site
    Demo
    yeni siteyeni site
    Home»Arşivlerden»Suna Kan / Bulunduğum coğrafyanın algı düzeyini, dinleyici beğenilerini gözetmek zorundayım
    Arşivlerden

    Suna Kan / Bulunduğum coğrafyanın algı düzeyini, dinleyici beğenilerini gözetmek zorundayım

    EditörBy EditörNisan 9, 2018Yorum yapılmamış5 Mins Read
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Yaklaşık 30 yıl önce “Şiirin Uçbeyi” Ece Ayhan röportaj için kemancı Suna Kan’la bir araya gelmişti. Daldan dala atlayan sohbetleri Ayhan’ın derinlemesine müzik ilgisini, Kan’ın beklenmedik soruları cevaplama yeteneğini sergiliyor. Röportaj Suna Kan’ın şu cümlesiyle bitiyor: “Dinar Bandosu kursam İlhan Usmanbaş tambur majör, İdil Biret tuba çalardı, ben ise zil!”

     

    Fotoğraf: İlhami Yıldırım

    Yıllar önce Ankara’da ünlü ve özgün besteci İlhan Usmanbaş (ki o zamanlar viyolonsel çalardı) ve arkadaşlarının yine ünlü besteci Bülent Arel, viyolacı ve müzik eleştirmeni Faruk Güvenç, kemancı Ulvi Yücelen, zamanın kültür adamlarından Bülent Ecevit ile kurdukları Helikon Derneği için ne diyorsunuz? Etkinlikleri biz üniversite öğrencilerine (bu arada müzik eleştirmeni Üner Birkan’a) da çok sey öğretmiştir.
    – “Ben o zamanlar İstanbul’ daydım. Evet, Helikon Derneği Ankara’da gerçekten de güzel müzik olayları ve etkinlikleri yapmış. Helikon Yayli Çalgılar Orkestrasi vardı bir kez; Bülent Arel şeflik ederdi. Sonra Helikon Dörtlüsü. Sizin dediğiniz gibi akşamları karatahta dersleri ya da konferanslar; ‘atonal’ müzik ya da 12 ton müziği üzerine. Ayrıca Helikon’da resim sergileri de açılırmış” dedi.
    İstenirse sabuklama filan desinler ama ben yine de soracağım! (Ben Türkçe her türlü şiire kapalı bir ülkedir diyorum, o ayrı). 1954-55’lerde Atonal Müzik ve 12 ton müzigi (Arnold Schönberg, Alban Berg, Anton von Webern…) benim deyişimle ‘Sıkı Şiir’i, 1956’da Muzaffer Erdost’un taktığı adla İkinci Yeni akımını da çok etkimiştir. (Gerçi Schönberg de, Igor Stravinsky de bu ‘atonal’ terimini doğru bulmaz ama müzik sözlüklerinde ve tarihlerinde bu kullanılıyor artık). Kısacası, yepyeni bir söz dizimi ve yepyeni bir dilgisi; yani adeta bir devrim!: Dedim.
    – “Repertuarımda ‘atonal’ müzik yapıtları, parçaları yok, hele 12 ton müziği hiç yok. Tabii ‘atonal’ müzik çalıştım ama konserlerde, resitallerde dinleyicinin istekleri de benim için önemli olmalı değil mi? Ben Alban Berg’in romantikliğini çok seviyorum. Alban Berg büyük bir romantiktir aynı zamanda, Avrupa’da ve Amerika’da bugün artık klasikler arasında sayılıyor.”: Dedi.

    Cazı severim

    Benim gönlüm ve aklım Alban Berg’dedir; özellikle Wezzeck Operası ve ‘Bir Meleğin Anısına’ diye adanmış ilginç ve güzelim Keman Konçertosu yapıtlarıyla (az biraz da Webern). Konçerto dedim de aklıma geldi, peki sizin yeğlediğiniz ya da çok sevdiğiniz keman konçertolarınız nelerdir? Dedim.
    – “Benim konçertolarım daha çok; Mozart, Brahms, Vivaldi keman konçertolarıdır. Evet her zaman bulunduğunuz coğrafyanın algı ortalamasını, dinleyicilerin beklentilerini, eğilimlerini düşünmek zorundasınız, özellikle Türkiye’de.”: Dedi.
    Bana göre gelmiş geçmiş en iyi ve en yetkin müzik dergisi Faruk Güvenç’in Ankara’da 1963-64 yıllarında çıkardığı Opus’dur: Dedim.
    – “Evet. Evet derken de başka müzik dergilerini küçümsemiyorum. Ama Faruk Güvenç’in yayınladığı Opus dergisi sahiden çok güzeldi, ayrıca etkindi de.”: Dedi.
    Alaturkada, kemana yeri gelince “Ayşem!” bile dedirtebiliniyor. Bir oyun olarak! Bence klarnetiyle caz yapan Mustafa Kandıralı ve Arkadaşları da öyle: Dedim.
    – “Her şey kendine göre. Zaten temelde bütün çalgılar konuşturulmazlar mı?”: Dedi.
    Caz? Deniyor ki caz müziği Amerika’da ordudan ıskartaya çıkarılmış çalgılardan da oluşmuştur. Ne dersiniz?: Dedim.
    – “Olabilir. Caz benim çok sevdiğim bir müzik türü. Cazda sanatçının ‘doğaçlama’sını, hemen o günkü olayların gelişimlerini bile izleyebiliyorsunuz.”: Dedi.
    Sizin dağarcığınızda acaba hangi Türk bestecileri var?: Dedim.
    – “Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, İlhan Usmanbas…”: Dedi.
    Ressamlardan Cihat Burak, Ömer Uluç, Yüksel Arslan, Komet… gibi hangi çağdaş ve sıkı Türk ressamlarını seviyorsunuz?: Dedim.
    – “Komet’i taniyor ve seviyorum. Fransız izlenimcileri var sonra. Cemil Eren’in bir resmi de.”: Dedi.
    Peki ünlü besteci Bülent Arel için ne düşünüyorsunuz? 1957’de Ankara’da ‘mobil’ yontu sergisini de açmıştır. Dendiğine göre, içince Fransızca konuşmaya başlarmış: Dedim.
    – “Çok ilginç bir sanatçı. Şimdi Amerika’da, New York’a yakın bir yerlerde. Onun keman ve piyano için bestelediği bir yapıtını Gülay Uğurata ile çalmıştık. Zaten yapıt da Gülay Uğurata’ya adanmıştır.”: Dedi.
    Henryk Wieniawski’nin keman konçertosunu çok seviyorsunuz galiba?: Dedim.
    – “11 yaşından beri bu keman konçertosunu çalışırım. En sevdiğim beş keman konçertosundan biridir.”: Dedi.

    Dinar Bandosu’nda zil çalabilirdim

    Herhalde 1957 yılıydı. Amerikan Julliard Dörtlüsü  (hatalı yazım, doğrusu Juilliard) Ankara’ya gelecek. Kimi parçalarını Faruk Güvenç’in evinde plaktan dinledik önce. Bir insan elinin çalamayacağı çabuklukta çalıyorlardı. Özellikle Bartok’u. Ustaca bir kurgu’dan (‘montage’) kuşkulanmıştık. Ama Julliard Dörtlüsü Ankara’ya geldi ve konserini dinledik, şaşırtıcı bir biçimde gerçekten de öyleymiş: Dedim.
    – “Evet, Julliard Dörtlüsü akıl almaz bir biçimde ve bestecinin dilediği hızda çalabiliyor. Bütün bunlar ancak çok çalışmakla olur, ileri yaşlarda bile bir öğrenci gibi çalışacaksınız, çalışacaksınız.”: Dedi.
    Kendime bile nedenlerini açıklayamadiğım bir müzik olgusu var: Beethoven, Bartok. Adnan Saygun… gibi büyük bestecilerin yaşamlarının sonlarına doğru besteledikleri (yapıtları dörtlüleri) gerçekten çok ilginç oluyor ve de geleceğin müziğinin ipuçlarını da verebiliyorlar nedense? (1959 Temmuz’unda Erdek’te Adnan Saygun’un son dörtlüsünü banttan dinlemiştik.) Yapıtı Fromm Vakfı ısmarlamış galiba: Dedim.
    – “Belki de olgunluktan, geçmişlerini özümsemelerinden olabilir. Evet, ilginç ve dikkate değer.”: Dedi.
    Ben kafamda her an yorkestraya dönüşebilecek bir Dinar Bandosu kurdum; söz gelimi. Melih Cevdet Anday ‘kontrbas, ‘Sıkı Şairlerden Sezai Karakoç ‘kös’… filan çalıyor. Müzikçiler olsaydı, sizce kim neyi çalardı?: Dedim.
    – “Böyle bir Dinar Bandosu’nda, sözgelimi İlhan Usmanbaş ‘tambur majör’, Gürer Aykal ‘davul’, Verda Erman ‘flüt’, İdil Biret ‘tuba’, ben ‘zil’… çalardık sanıyorum!
    (Ece Ayhan / Aralık 1988 / Gösteri Dergisi)

     

    Linkler

    Suna Kan, geçirdiği kazaları ve çalışma azmini anlatıyor (2002’de yapılmış bir söyleşi)

    Ece Ayhan keman özel röportaj Suna Kan
    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Editör
    • Website

    Related Posts

    İlhan Usmanbaş / Çağdaş bir müzikle herkes ortak sürüklenmeye kapılamaz, ortak kanıya varamaz, hatta varmaması gerekir

    Mart 30, 2025

    Emre Yavuz / Ravel albümünü kaydederken aklımda hep okyanus dalgaları vardı

    Mart 27, 2025

    Hakkı Derman / Olimpia’da tek konser vermek üzere Yunanistan’a gittik, bizi üç ay bırakmadılar

    Haziran 8, 2023
    Leave A Reply Cancel Reply

    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    © 2026 ThemeSphere. Designed by ThemeSphere.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.