1935 baharında, aralarında kemancı David Oyştrah, piyanist Lev Oborin’in de bulunduğu Sovyet sanatçı kafilesiyle, resmi organizasyon kapsamında Ankara’ya gelen 29 yaşındaki besteci Dmitri Şostakoviç iki hafta boyunca konser ve konferanslar vermişti. Konserlerini dönemin başbakanı İsmet İnönü de izlemiş, Atatürk, Sovyet Büyükelçiliği’ndeki resepsiyon sonrasında sanatçı kafilesiyle tanıştırılmıştı. Şostakoviç, 27 Nisan’da Musiki Muallim Mektebi’ndeki konuşmasında bir yandan müzik serüvenini ve yaklaşımını anlatırken, diğer yandan o günlerde Sovyetler’de çok sert eleştiriler alan operası Leydi Macbeth’i “biçimci bir eser yazmadım” diyerek savunuyordu. “Bay Gaffar”ın tercüme ettiği konuşmayı, iki gün sonraki Ulus gazetesinden naklen aktarıyoruz…

Kompozitörlüğe müzikle aynı zamanda başladım. Bu 1916-1917 yıllarına rastlıyor. 10 yaşlarındaydım. Nota okuyup yazmayı çok çabuk kavradım. Kulağım, müzik hafızam “mükemmel” bulundu. İlk kompozisyon girişimlerim ciddi eserler sayılamaz. Ancak bunlar sonraki yıllarda ciddi eserler vermeme yardım etti.

Besteci Glazunov’un ısrarlarıyla Leningrad Konservatuvarı’nın piyano bölümünün yanı sıra kompozisyon bölümünde de okudum. 1919’dan başlayarak 1925’te kompozisyon bölümünü tamamladım. Bitirme sınavında opus 10 senfoniyi sundum. Bu senfoniden ve konservatuvarda yazdığım eserlerden açıkça görülüyor ki o zamanlar “Rus Beşleri”nin tesiri altındaydım. Bu grup arasından üzerimde en çok iz bırakanlar Rimski-Korsakov ve onun talebesi Glazunov’du.

Stravinski yenilik ararken müzik sanatının ruhunu unutuyor

Konservatuvarda daha çok Rus müziğiyle uğraşıyordum. Mezuniyet sonrası büyük bir çabayla çağdaş müzik repertuvarını incelemeye başladım. Prokofyef, Stravinski, Schoenberg, Berg, Hindemith’in eserlerini ele aldım. Önceleri eserleri anlaşılmaz, içinden çıkılamaz bulmuştum. Gerçeklikle ilgisi olmayan uydurmalar gibi geliyordu. Bu duygunun kaynağı kulaklarımın çağdaş müziğe aşina olmamasıydı.

Bir süre sonra bu bestecilerin eserlerinde engin derinlikler bulmaya, müziklerine hayranlık duymaya başladım. O yıllardaki bestelerim üzerinde Prokofyev, Stravinski ve biraz da Hindemith’in etkisi vardı. Bununla birlikte şunu da belirtmeliyim ki müziğim özgünlüğünü koruyordu.

Modern müzik kültürüyle uğraştıktan sonra şunu kesin olarak anladım ki tüm bu akımlar müzik sanatında temel olamaz. Stravinski’ye karşı büyük saygı duymakla birlikte şunu da söylemeliyim ki yenilik ararken müzik sanatının asıl ruhunu unutuyor. İncelik perdesi ardında bir nevi müzik cambazlığı yapıyor. Halbuki bu anlayış benim sanat yaklaşımıma uymuyordu. Bunu fark ettikten sonra onların da etkisinden kurtulup kendi özgün müzik dilimi yaratmaya koyuldum.

Leydi Macbeth operası biçimci eser değildir

Sovyetler Birliği’ndeki dinleyici bestecilerden yeni şeyler istemesini öğrendi. Gerçek sanatı yapayından ayırt edebilecek hale geldi. Dinleyicimiz her şeyden önce bizden yalınlık ve içtenlik bekliyor. Bu ihtiyacı karşılamak amacıyla Batı ve Rus klasiklerinin izinden adım adım yürümeye gerek yok. Kopya ne kadar güzel olursa olsun aslı kadar değerli olamaz. Biz Sovyet bestecileri taklit etmeden de sade ve özlü müzik yaratılabileceğine inanıyoruz. Bu sadelik klasik eserlerde bildiğimiz şekliyle ortaya çıkmamalı. Besteci özlü ve özgün olmaya çalışırken, orijinallik uğruna sanatın diğer gerekliliklerinden de feda etmemeli. Şunu unutmamalı ki, kendisine verilen geçmişin zengin anlatım yöntemleriyle yepyeni ve özlü bir müzik yaratmalı.

İşte ben 1929-1930’da müzik yaklaşımımda meydana gelen bu köklü değişiklik doğrultusunda çalışmaya devam ediyorum. Tüm kompozisyon çalışmalarım sade, özlü ve anlamlı bir müzik dili yaratmak amacına yönelik. Bu dili bulduğumu henüz iddia edemem. Yalnız bu yolda adımlar attığımı tahmin ediyorum. Yeni çalışmalarımın en iyi örneği Leningrad’ta, Moskova’da, New York’ta sahnelenen Leydi Macbeth operam. Bu operamın taklitçi ya da biçimci bir eser olduğunu kimse ileri süremez. Eseri müzik züppelerinden çok halk için yazdım.

Yalınlık endişesi eserlerimin yeterince işlenmesini engelliyor

Şimdi bu yaklaşımla çalışarak çok kolay yazıyorum. Bu durum bir yandan iyi, diğer yandan kötü. Çünkü eserlerimin bir kısmı gerektiği kadar işlenmiş olmuyor. Eksiklerimin farkındayım, yeni eserlerimde bu hatalara düşmemeye çalışıyorum. Son zamanlarda bazı oda müziği eserleri yazmaya başladım. Leydi Macbeth’ten sonra piyano için 24 prelüd ve viyolonsel için birkaç sonat yazdım.

Geçenlerde üçüncü balemi Ankara’da tamamladığım söylenmişti. Eserin ismi Kaprisler (*). Şunu da söylemek isterim ki müzik çalışmalarımda eğlenceye yönelik hafif eserlere de çok yer ayırdım. Bu yaklaşımla birçok dans ve bale müziği yazdım. Bence besteci müziğin bu alanını da ihmal etmemeli. Müzik her şeyden önce bir terbiye aracıdır. Dinleyenlere fikir ve heyecan vermeli. Bundan başka müzik, fikir ve beden çalışmalarından sonra insana bir eğlence de olmalı. Yalnız bu hafif müzik Rusya’da eskiden pek yayılmış olan Çingene romansları gibi yabancı cinsten de olmamalı. Sovyet bestecileri eğlence müziğinin de terbiye ve estetik yollarından yürümesine çalışmalı. Ben kendi hesabıma bu yoldan yürüyorum.

(29 Nisan 1935 / Ulus Gazetesi / Arşiv çalışması, redaksiyon: Serhan Yedig)

(*) Şostakoviç’in 1934’te yazmaya başladığı, 1935’te tamamladığı bale Berrak Dere adını taşıyor. İki yıl önce yazdığı Leydi Macbeth operası nedeniyle biçimcilikle suçlanan, sert eleştiriler alan besteci bu eserde sosyalist gerçekçi çizgide eser vermesini isteyen yöneticileri memnun etmeye çalışmıştı. Bir tarım kooperatifine (kolhoz) gösteri yapmaya giden bir grup sanatçının nitelikli sanatla tanıştırmak istedikleri köylülerle ilişkilerini, aşk öyküleriyle yakınlaşmalarını ve “köylülüğün ferasetini” keşfetmelerini anlatan eser yazım sürecinde dört kez isim değiştirdi. Kırbaç, Periler, Kugan’dan sonra nihayet Berrak Dere adıyla ilk kez 4 Haziran 1935’te Leningrad’da sahnelendi. Daha önce yazdığı Altın Çağ ve Somun baleleri gibi bu eseri de aynı yılın sonunda Moskova’da sahnelendikten sonra rafa kaldırıldı. Üstelik Şostakoviç, Stalin’in hışmından kurtulamadı ve 1936’nın ilk günlerinde Pravda gazetesinde yayımlanan “Müzik Yerine Çamur” başlıklı makaleyle teşhir edildi. Hayatının son yılına kadar bale müziği bestelemeyen Şostakoviçi aynı dönemde, aynı isimle piyano için noktürn ve orkestra süiti yazmıştı.

Linkler

Dmitri⁠‌​​​​​​‌‌‌​​‌⁠ Şostakoviç / Rey ve Alnar’ın eserlerini dinledim yetenek ve tekniklerini takdir ettim

 

 

Share.
Leave A Reply