Yazar: Editör

Akademisyen babasının hayaliydi: İyi bir piyanist, iyi bir sanatçı olacaktı. Özel derslerle piyanoyu öğrendi. 12 yaşında Alis Manukyan’a eşlik edecek düzeye gelmişti. Heidelberg ve İstanbul Konservatuvarı’nda öğrenim gördü. 1979’da parmakları iflas edince sahneyi bıraktı, kalemi aldı. Derin kültürü, analiz bilgisiyle müzik literatürümüze önemli kitaplar kazandırdı. 70’li yaşlarda zihni demansa tutsak düşmeseydi Türkçeye pek çok eser kazandıracaktı… Bildiğim kadarıyla ailemin öyküsü Bebek’te, bir yalıda başlıyor. Sadrazam Arifi Paşa’nın yalısında… Büyükannem 1962’de öldüğünde mirasçı olduğum bu nefis yalı şimdiki Boğaziçi Üniversitesi’ni iki üç kapı geçtikten sonraydı. Bebek’in son yalısıydı. Arkasındaki koru tepeye kadar uzanıyordu. Ve bize aitti tümüyle. Büyükannem, 14 yaşındayken Sadrazam…

Read More

Yıl 1966. Başarılı bir Avrupa turnesinden dönüşte, takdirle karşılanmaya bekleyen Suna Kan, Esenboğa Havalimanı’nda sorguya çekiliyor. Nedeni ihbar. “Altı dolar yevmiyeyle Avrupa’yı dolaşıp ülkemize gurur verecek konserlerden sonra çiçekle karşılanmayı beklerken gümrükte kaçakçı gibi saatlerce beklettiler” diyor. Üç turne anısı anlatıyor. Ankara’da Bahçelievler, Birinci Cadde, 96 numaralı apartmana yaklaşınca, güzel ama çok güzel bir keman sesi duyduk. Sesin geldiği istikamete yönelip 2 numaralı dairenin önünde durduk. Bir müddet elimiz zile dokunamadı. Kapı önünde dahi olsa bu kemanı dinlemek istiyorduk. Saat 11.15 idi. Halbuki Suna Kan’la tam 11’de randevulaşmıştık. Biraz daha beklemek, ünlü sanatçıyı üzebilir diye düşündük. Hafifçe zile dokunduk. Keman…

Read More

Genç Cumhuriyet’in 1930’larda ulusal müzik eğitimine çağdaş yön vermek amacıyla Avrupa’dan Joseph Marx, Paul Hindemith gibi önemli isimleri davet etmesi Türkiye’deki bazı müzikçilerin tepkisini çekmişti. 1933’te kamuoyunda tartışmanın yoğunlaşması üzerine Peyami Safa’nın girişimiyle Cumhuriyet gazetesi anket başlatmıştı. Operet bestecisi Muhlis Sabahattin, gazetenin sorularını yanıtlarken öncelikle nitelikli müzik dinleyicisi yaratılması gerektiğini söylüyor, müzik üretiminin ulusal değerlerden kaynaklanması gerektiğini savunuyor. “Kapılarımızı kapamak şöyle dursun, yurdu beynelmilel sanatkarların uğrağı haline getirmeliyiz” diyor. Cumhuriyet gazetesinin bu konudaki neşriyatı, sahası gittikçe genişleyen ve genişledikçe önemi artan bir müzik anketine kapı oldu. Suad Derviş arkadaşımızın, İstanbul’un “konservatuvar alemi”ni nasıl konuşturduğunu, Ankara’da yalnız sanatkarlar değil bütün…

Read More

Nuri Duyguer, 20.yy başında geleneksel Türk müziğinin öncü kemancılarındandı. Darülelhan’da ders verdi, Şark Musiki Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. 1932’de, 56 yaşında Hikmet Feridun Es’in sorularını kısmen sözlü, kısmen yazılı yanıtlarken Münir Nurettin Selçuk’u suçluyor: “Klasik musikimizi kimse anlamıyor diye harcıalem şarkılar okuyor.” Musiki üstatlarımızdan Sinekemani Nuri Bey’le görüşmeye gidiyordum. Yoğurtçu Çayırı’nın önünden değil, Cevizlik tarafındaki arka yoldan bahçenin yan kapısına geldim. Meğer burası kışın Mazurya bataklıkları gibi bir hal alıyormuş. Yapışkan, vıcık vıcık, insanı kızak gibi kaydıran çamur deryasından kurtulup da bahçeye kapağı atıncaya kadar heyheyler geçirdim. Nuri Bey’in odasında bermutat ahenk berdevam… Tiz, pürüzsüz, falsosuz hanım sesleri; bunları…

Read More

Radyoda sesini duyuran ilk geleneksel Türk müziği solisti kadın kemancı Enise Can, pek çok önemli müzik derneğinin kurucusu, yetenekli gencin öğretmeniydi. 1953’te, sanatta 50’nci yılını kutlarken ”Udi Ali Rifat Bey, Hoca Ziya Bey, Leon Hanciyan Efendi, Tanburi Hikmet Bey, Udî Nevres Bey gibi yüksek sanatkârların hepsinden feyiz almış olmakla övündüm. Bu sanat adamlarının hepsiyle beraber çalışmış olmak da, pek az kimseye nasip olan bir mazhariyettir” diyor. İnsanlar, hayattayken birbirlerinin kadrini bilmezler. Kadirşinaslığın en üstün tezahürü olan heykel dikme işi bile, biraz kurcalarsak, bu kadirbilmezliğin gene en üstün tezahürüdür. Ağzınızla kuş tutsanız, heykelinizi, kendiniz hayatta iken, dünya gözüyle göremezsiniz. Yaşayanların…

Read More

1965 sonbaharında, yedeksubaylık ön eğitimini tamamladıktan sonra, görev yerini belirlemek amacıyla çektiği kurada Sarıkamış’ın çıkması Okan Demiriş’in hayatında yeni bir pencere açmıştı. Doğunun doğasıyla büyülenen besteci gözlemlerini çadırda, kışlada müziğe dönüştürdü. Pasinler Süiti ve Doğu Süiti’ndeki dili sonraki eserlerini de etkileyecekti. Besteci iki eserin öyküsünü 1972’de Nurhan Olcayto’ya anlatmıştı… Eserlerimin bir çoğunun Doğu Anadolu’dan isimler taşımasının nedenini hayretle sorarlar bazen. Ben de “Sene 1965 sonbaharıydı” deyip söze başlarım… Torbaya elimi sokup bir kağıt da ben çektim, diğer arkadaşlar gibi heyecanla açıp okudum. “9. Tümen, 17. Piyade Alayı, Sarıkamış” yazıyordu. Kısmet orasıymış, vatan görevi her yerde birdir, diye düşündüm. Ve bir…

Read More

1936’da Hitler iktidarından kaçıp Türkiye’ye gelen kemancı, viyolacı Walter Gerhardt, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda ders vermiş, bir Türk sopranoyla evlenmiş, Suna Kan’ın öğretmenliğini yapmıştı. Gerhardt, 1942’de yapılan röportajda Türk bestecilerini de değerlendirmişti. Walter Gerhardt, Saray Sineması’nda unutulmaz bir keman konseri verdikten sonra Ankara Devlet Konservatuvarı’ndaki vazifesinin başına döndü. Kemanındaki iktidar kadar sosyal terbiye ve sanat olgunluğuna sahip bulunan değerli sanatkar gayet samimi bir uslupta ve fevkalade güzel bir Türkçe telaffuzla “Altı senedir Türkiye’de bulunuyorum” diyordu… “Bu sürede Türklerde gördüğüm eşsiz özellikler beni çok Türkleştirdi. Diğer Avrupalı arkadaşlarıma nazaran Türklerin sosyal bünyesine en çok nüfuz eden ben oldum ve bugün kendimde adeta…

Read More

1964 yılında, 30 yaşına yaklaşan Suna Kan yurtdışındaki konserlerini sürdürürken diğer yandan fırsat buldukça Sinop’tan Tatvan’a Türkiye’nin dört bir yanına gidip çoksesli müziğin yayılmasını sağlamaya çalışıyordu. Kan’a göre çağdaş Türk yorumcularının bir diğer görevi iyi ya da kötü ayrımı yapmadan bestecilerimizin eserlerini seslendirmek, onlara şevk vermekti. Son günlerde İstanbul ve Ankara’da başarılı iki resital veren, mayıs ayı içinde de Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) ile Güney ve Orta Anadolu’da turneye çıkacak olan değerli keman solistimiz Suna Kanı’ı Ankara’da, Bahçelievler semtindeki evinde ziyaret ettim. Kemanını itina ile yerleştirirken: – Günde en az dört saat çalışıyorum, dedi. Sabahları çalışırım. Ama her zaman bu…

Read More

Elektronik müzikle icracıyı ortadan kaldırıp doğrudan dinleyiciye ulaşmayı hedefleyen İlhan Mimaroğlu, 1972 sonbaharında İstanbul Devlet Operası Müzik Kulübü’nün konuğu olmuştu. Faruk Yener’le söyleşisinde elektronik müziğin avantajlarını ve sorunlarını anlatmıştı. Mimaroğlu “Elektronik müzik bestecinin ortamıdır, icracıya yer yoktur” diyor. Besteci 2012’de 86 yaşında hayata veda etmişti. Faruk Yener: Bugünkü konuşmamızı İlhan Mimaroğlu ve elektronik müziğe ayırdık… İlhan Mimaroğlu: Önce şunu söyleyeyim, çok heyecanlıyım, nefesimi kontrol edemiyorum, bunca senedir konferans veririm, fakat hiçbir zaman Maksim’in sahnesine çıkacağım aklıma gelmemişti. Evet, kaderde bu da varmış. Ne yapalım, herkesin başına gelebilir. Onun için rahat olmanı öğütlerim; çünkü, gerçekten, Zeki Müren bu sahnede çok…

Read More

1885’te İngiltere’ye ikinci konser turnesine çıkan Dvorak, Kraliçe Victoria’nın yanı sıra gazetecilerle de bir araya gelmişti. “Kasabın oğluyum, hayvan kesmesini bilirim” diye başlayıp hayatını sansürsüz anlatmıştı. “1841’de Mühlhausen’da, yani Bohemya’da doğdum” dedi Pann (Bay) Dvorak. “Köyümüz Nelahozeves, Prag kentine 30 kilometre uzakta. Ailem yoksuldu. Babam hala hayatta. Kasaptı. Ülkemizde her hancı aynı zamanda kasaplık yapmak zorunda. Çocukluğumdan itibaren ona yardım ettim. Pazardan koyun, öküz seçip öldürmeyi, parçalamayı öğrendim. Aynı zamanda köy okulunda okudum. Şarkı söylemeyi, kemanı, müziğin temellerini orada öğrendim. Bohemya’da her çocuk müzik öğrenmek zorundadır. Yasa bir zamanlar değiştirilmişti, şimdi yeniden uygulamada. Bohemya’daki ulusal müzik yeteneğinin sırrı bence buradadır.…

Read More