20.yy’ın başında çoğunlukla halk müziği çalgısı kabul edilen gitarı klasik müziğe kazandıran, de Falla, Villa-Lobos, Castelnuovo-Tadesco gibi bestecilere yakınlığıyla repertuvarın gelişmesine katkıda bulunan Segovia ölümünden kısa süre önce yapılan röportajda müzik serüvenini anlatıyor. Gitar dışında hangi konulara ilgi duyuyorsunuz? – Müzisyen olmasaydım ressam olurdum. Biliyorsunuz en büyük oğlum Andres Segovia bu sanatı benden miras aldı, Paris’te beğenilen bir ressam. Ressam olmasaydım felsefe ve tarihi çok sevdiğim için yazar olurdum. Edebiyatı da severim, İspanya’daki evimde çok geniş bir kitaplığım var. Tüm yaşamım boyunca yolculuk ettiğimden çeşitli dilleri öğrenmeye çabalıyor, bunlardan büyük tat alıyorum. Yazma konusuna dönersek, özyaşam öykünüzün bundan sonraki bölümü…
Yazar: Editör
“Bir İhtimal Daha Var” şarkısının bestecisi, Ahmet Rasim’in torunu, Muzika-i Humayun’dan Udi Nihat Bey’in oğlu Osman Nihat Akın, İstanbul ziyaretlerinden birinde, İtalyan Kahvesi’nde (Degüstasyon) akşam sofrasında soruları yanıtlıyor. Akın, 1959’da, 54 yaşında akciğer kanserinden vefat ettiğinde geriye çoğunun güftesi de kendisine ait 38 şarkı bırakmıştı. Müziğe nasıl başladınız? – Bende musiki merakı çok küçük yaştan başlar. Kendimi bildim bileli musiki severim. Hatta, bu merakın veraset yoluyla dedemden geldiğini söyleyebilirim. Ailemizde saz çalanlar var. Mesela annem kanun ve ut çalardı. Küçük yaşımdan beri mütemadiyen onun udunu ve kanununu dinlemek her halde bendeki musiki zevkini geliştirici etki yapmış olmalı. Batı müziğini…
Hayatı TV dizilerine konu olan 1950’lerin popüler opera yıldızı Ayhan Aydan şöhretini sahne kadar hareketli özel hayatına borçluydu. 18 yaşında, ünlü orkestra şefi ve besteci Hasan Ferit Alnar’la evlenmiş ardından dönemin başbakanı Adnan Menderes’le ilişki kurup sahnede hakimiyet oluşturmuştu. Bu nedenle Ankara Devlet Operası’nda tutunamayan Leyla Gencer ve Suna Korad şanslarını Avrupa’da denemek zorunda kalmıştı. Soprano Aydan, zirveye yerleştiği günlerde yapılan röportajda “Kat’iyen yaptığımın mükemmelliğine inanmıyor ve tatmin olmuyorum” diyor. Sahne heyecan ve aşkını daha ilk mektep çağında duyan Ayhan Aydan, operamızın ve san’at âlemimizin en kıymetli bir incisidir. Sekiz – dokuz yaşlarındayken arkadaşları ile balkona çarşaflar gerip annesinin öteberisini…
Santa Cecilia Konservatuvarı’ndan mezuniyetinin ardından İspanya ve ABD’de çalışmalarını sürdüren, Roma Konservatuvarı’nda ders veren Ayhan Turan, 20 yıl sonra hata yaptığını fark edip hayal kırıklığı yaşamıştı. Sonraki 15 yıl sorunu ve çözümlerini araştırıp Türk Keman Metodu’nu yazmıştı. İstanbul Konservatuvarı’nda bu metodu uygulamasına izin verilmeyince Türk Müziği Konservatuvarı’nda derslere başlayıp Cihat Aşkın, Hakan Şensoy gibi kuşaklarının en parlak kemancılarını yetiştirmişti. 1984’te ilk üç öğrencisinin ilk başarılı konserinin ardından yayımlanan röportajda “Bana göre en iyi müzik yapan kemancı enstrümanına en hakim kemancıdır” diyor. İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı «keman bölümü» öğrencilerinden Cihat Aşkın, Hakan Şensoy ve Zeynep Yılmaz 5 Ocak 1984 tarihinde…
Akademisyen babasının hayaliydi: İyi bir piyanist, iyi bir sanatçı olacaktı. Özel derslerle piyanoyu öğrendi. 12 yaşında Alis Manukyan’a eşlik edecek düzeye gelmişti. Heidelberg ve İstanbul Konservatuvarı’nda öğrenim gördü. 1979’da parmakları iflas edince sahneyi bıraktı, kalemi aldı. Derin kültürü, analiz bilgisiyle müzik literatürümüze önemli kitaplar kazandırdı. 70’li yaşlarda zihni demansa tutsak düşmeseydi Türkçeye pek çok eser kazandıracaktı… Bildiğim kadarıyla ailemin öyküsü Bebek’te, bir yalıda başlıyor. Sadrazam Arifi Paşa’nın yalısında… Büyükannem 1962’de öldüğünde mirasçı olduğum bu nefis yalı şimdiki Boğaziçi Üniversitesi’ni iki üç kapı geçtikten sonraydı. Bebek’in son yalısıydı. Arkasındaki koru tepeye kadar uzanıyordu. Ve bize aitti tümüyle. Büyükannem, 14 yaşındayken Sadrazam…
Yıl 1966. Başarılı bir Avrupa turnesinden dönüşte, takdirle karşılanmaya bekleyen Suna Kan, Esenboğa Havalimanı’nda sorguya çekiliyor. Nedeni ihbar. “Altı dolar yevmiyeyle Avrupa’yı dolaşıp ülkemize gurur verecek konserlerden sonra çiçekle karşılanmayı beklerken gümrükte kaçakçı gibi saatlerce beklettiler” diyor. Üç turne anısı anlatıyor. Ankara’da Bahçelievler, Birinci Cadde, 96 numaralı apartmana yaklaşınca, güzel ama çok güzel bir keman sesi duyduk. Sesin geldiği istikamete yönelip 2 numaralı dairenin önünde durduk. Bir müddet elimiz zile dokunamadı. Kapı önünde dahi olsa bu kemanı dinlemek istiyorduk. Saat 11.15 idi. Halbuki Suna Kan’la tam 11’de randevulaşmıştık. Biraz daha beklemek, ünlü sanatçıyı üzebilir diye düşündük. Hafifçe zile dokunduk. Keman…
Genç Cumhuriyet’in 1930’larda ulusal müzik eğitimine çağdaş yön vermek amacıyla Avrupa’dan Joseph Marx, Paul Hindemith gibi önemli isimleri davet etmesi Türkiye’deki bazı müzikçilerin tepkisini çekmişti. 1933’te kamuoyunda tartışmanın yoğunlaşması üzerine Peyami Safa’nın girişimiyle Cumhuriyet gazetesi anket başlatmıştı. Operet bestecisi Muhlis Sabahattin, gazetenin sorularını yanıtlarken öncelikle nitelikli müzik dinleyicisi yaratılması gerektiğini söylüyor, müzik üretiminin ulusal değerlerden kaynaklanması gerektiğini savunuyor. “Kapılarımızı kapamak şöyle dursun, yurdu beynelmilel sanatkarların uğrağı haline getirmeliyiz” diyor. Cumhuriyet gazetesinin bu konudaki neşriyatı, sahası gittikçe genişleyen ve genişledikçe önemi artan bir müzik anketine kapı oldu. Suad Derviş arkadaşımızın, İstanbul’un “konservatuvar alemi”ni nasıl konuşturduğunu, Ankara’da yalnız sanatkarlar değil bütün…
Nuri Duyguer, 20.yy başında geleneksel Türk müziğinin öncü kemancılarındandı. Darülelhan’da ders verdi, Şark Musiki Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. 1932’de, 56 yaşında Hikmet Feridun Es’in sorularını kısmen sözlü, kısmen yazılı yanıtlarken Münir Nurettin Selçuk’u suçluyor: “Klasik musikimizi kimse anlamıyor diye harcıalem şarkılar okuyor.” Musiki üstatlarımızdan Sinekemani Nuri Bey’le görüşmeye gidiyordum. Yoğurtçu Çayırı’nın önünden değil, Cevizlik tarafındaki arka yoldan bahçenin yan kapısına geldim. Meğer burası kışın Mazurya bataklıkları gibi bir hal alıyormuş. Yapışkan, vıcık vıcık, insanı kızak gibi kaydıran çamur deryasından kurtulup da bahçeye kapağı atıncaya kadar heyheyler geçirdim. Nuri Bey’in odasında bermutat ahenk berdevam… Tiz, pürüzsüz, falsosuz hanım sesleri; bunları…
Radyoda sesini duyuran ilk geleneksel Türk müziği solisti kadın kemancı Enise Can, pek çok önemli müzik derneğinin kurucusu, yetenekli gencin öğretmeniydi. 1953’te, sanatta 50’nci yılını kutlarken ”Udi Ali Rifat Bey, Hoca Ziya Bey, Leon Hanciyan Efendi, Tanburi Hikmet Bey, Udî Nevres Bey gibi yüksek sanatkârların hepsinden feyiz almış olmakla övündüm. Bu sanat adamlarının hepsiyle beraber çalışmış olmak da, pek az kimseye nasip olan bir mazhariyettir” diyor. İnsanlar, hayattayken birbirlerinin kadrini bilmezler. Kadirşinaslığın en üstün tezahürü olan heykel dikme işi bile, biraz kurcalarsak, bu kadirbilmezliğin gene en üstün tezahürüdür. Ağzınızla kuş tutsanız, heykelinizi, kendiniz hayatta iken, dünya gözüyle göremezsiniz. Yaşayanların…
1965 sonbaharında, yedeksubaylık ön eğitimini tamamladıktan sonra, görev yerini belirlemek amacıyla çektiği kurada Sarıkamış’ın çıkması Okan Demiriş’in hayatında yeni bir pencere açmıştı. Doğunun doğasıyla büyülenen besteci gözlemlerini çadırda, kışlada müziğe dönüştürdü. Pasinler Süiti ve Doğu Süiti’ndeki dili sonraki eserlerini de etkileyecekti. Besteci iki eserin öyküsünü 1972’de Nurhan Olcayto’ya anlatmıştı… Eserlerimin bir çoğunun Doğu Anadolu’dan isimler taşımasının nedenini hayretle sorarlar bazen. Ben de “Sene 1965 sonbaharıydı” deyip söze başlarım… Torbaya elimi sokup bir kağıt da ben çektim, diğer arkadaşlar gibi heyecanla açıp okudum. “9. Tümen, 17. Piyade Alayı, Sarıkamış” yazıyordu. Kısmet orasıymış, vatan görevi her yerde birdir, diye düşündüm. Ve bir…
