Yazar: Editör

Piyanist, besteci ve akademisyen İnci Yakar Birol “Kendimi kısaca müzisyen olarak tanımlamayı tercih ederim” diyor. Ekliyor “Geçmişte bestecilik, icracılık gibi sınırlar yoktu. Örneğin Liszt bir yandan besteliyor, diğer yandan icra ediyor ve eğitmenlik yapıyordu. Ben de bunları yapabiliyor olmaktan memnunum.” Piyano eğitimi almak amacıyla girdiğiniz MSGSÜ Devlet Konservatuvarı’nda hangi aşamada ve hangi gelişmeler sonucunda kompozisyon bölümüne yöneldiniz? Eğitiminizi çift dalda sürdürmek size neler kazandırdı? – Öncelikle, okulda dört sesli bir koro kurma vizyonerliğini göstermiş ilkokul müzik öğretmenim Sn. Taylan Aktükün’ü anmak isterim. Bu koroda filizlenen istekle konservatuvara yöneldim. İlk enstrümanım viyolonseldi. O zamanlar solfej hocam İpek Mine Sonakın beni kompozisyon…

Read More

Çok kimse, hatta olgun gönüllü saydığımız adamlar bile onu belası çok bir sevgiliye benzetir. Evet, Neyzen, yangın gibi pahalı bir ışıktır. Fakat bu aydınlıkta seyredilen öyle harikalar var ki insanı fedakâr olmaya sürükler. Onun hiddeti başka türlü güzel, bedduası, bühtanı, küfrü, hicvi başka türlü güzeldir. Sazlı sözlü bir topluluktan dönüyordum. Kalamış Koyu’nda sular henüz ağarıyor, yıldızlar soluyordu. Kuşlar da rüzgâr da daha uyanmamıştı. Havada içli bir kubbe hassasiyeti vardı. O kadar ki, ben bile bu tatlı sessizliği bozmamak için, yerlere sert basamaz olmuştum. Sabahı, çiçeklerle yaprakların nasıl gerinerek, gerginleşerek karşıladıklarını, ilk defa o gün gördüm. Her fidan bir buhurdandı. Kızıltoprak’la…

Read More

Kemancı Özcan Ulucan ve kardeşi piyanist Birsen Ulucan sahnedeki beraberliklerinin 40’ıncı yılını resital albümüyle kutluyor. “Saga”dan sekiz yıl sonra pandemi koşullarında kaydettikleri ikinci albümlerinde Mozart, Debussy ve Strauss’un eserlerini seslendiriyorlar. Taze yorum arayışının zorlu bir uğraş olduğunu söyleyen Birsen Ulucan “Detaylar üzerine bizim kadar tartışmak pek çok yorumcuya zaman kaybı gelebilir. Yaşanan gerginliği gereksiz bulabilirler” diyor. Birlikte ilk konserinizi hatırlıyor musunuz? Ö.U – Bulgaristan’ın Şumen kentinde, ilk keman öğretmenlerim Zdravka ve Veselin Spirov çiftinin düzenlediği sınıf konseriydi… 8 yaşındaydım, Birsen ise 11. Yıl 1981 olmalı… Heyecanımı ve kardeşimle müzik yapmanın mutluluğunu içimde bir sıcaklık hissi olarak duymuştum. 40’ıncı yılınızı kutluyorsunuz…

Read More

Klasik kemençenin 1950’li yıllardaki önde gelen virtüözlerindendi. İstanbul’da doğdu. Ayvalık’ta, çocukluk döneminde kemençe çalmaya başladı. 1942’de girdiği Ankara Radyosu’nda şöhrete kavuştu. Radyo yayınlarının yanı sıra dört çocuk yetiştirdi, pek çok yetenekli gence ders verip müziğe kazandırdı. Virtüözitesiyle tarihe geçtiği halde en sevmediği şey taksim yapmaktı… Kemençeye nasıl başladınız? – Amcam musikiye çok meraklıydı. Zamanın musiki şahısları sık sık evimizde toplanırdı. Öldüyse Allah rahmet eylesin, bir Ziya Bey vardı. Kemençesi pek hoşuma giderdi. Bir gün eliyle yaptığı küçük bir kemençeyi bana getirdi… “Al, bu sana benden yadigar” dedi. İşte o gün bu gün kemençe elimden düşmedi. İlk konseriniz? – İlk konserimi…

Read More

Geleneksel Türk müziğinde şarkı geleneğinin ilk önemli bestecilerindendi Hacı Arif Bey. 54 yıllık ömründen geriye kalan eserler yüzyılları aşıp günümüze ulaştı. Ruşen Ferit, saz eseri besteciliğinde yeterli bulmadığı üstadın şarkı bestecisi olarak özelliklerini anlatıyor. “Hacı Arif Bey’in şarkılarında hüzün ve ıstırabın, tazallümün, yalvarmanın ve nihayet ayrılılık hicranı, hüsranının melodi haline getirilmiş birer ifadesidir” diyor. Ankara radyosunu dinleyenler, gün geçmez ki, hoparlörlerinden, onun bir veya iki, hatta bazen arka arkaya üç dört şarkısını dinlememiş olsun. Söz musiki repertuvarımızı teşkil eden eserlerin hiç olmazsa yarısının, bu formda bestelenmiş eserlerden ibaret olduğu düşünülürse, Haşim Bey, Rıfat Bey, Hacı Faik Bey, Medeni Aziz Efendi,…

Read More

Adnan Saygun’un son öğrencilerinden Hasan Uçarsu, “Daha çok beste, daha çok müzik” yaklaşımıyla yola çıkıp 20’li yaşlarda önde gelen ulusal kompozisyon yarışmalarında kazandığı ödüllerle dikkat çekmişti. Kısa ve yoğun orkestra eserlerinin yanı sıra çeşitli formlarda yazdığı oda müzikleri yurtdışında da alkışlanmış, Yo-Yo Ma gibi önemli virtüözlerce seslendirilmişti. Uçarsu, 50’li yaşlarında koro, orkestra ve solistleri kullandığı uzun, görkemli eserlere yöneldi. 2018’de “Troya’dan Çanakkale’ye” başlıklı oratoryosunu, 2020’de Beethoven’ın anısına “Toprak Sever İnsanları Birer Birer”i tamamlayıp cumhurbaşkanlığının talebiyle AKM’nin açılışı için Sinan operasını yazdı. Fırsatlar ve sağlığı elverdiğince opera alanında çalışmayı sürdüreceğini söyleyen Uçarsu, “Hedefim genç bestecileri daha çok yazmaya teşvik etmek” diyor.…

Read More

2022’de 97’nci yaşını kutlayan tıp doktoru ve koro şefi Nevzat Atlığ, geleneksel Türk müziğini gazino geleneğinden uzaklaştırıp derinlikli icrayı ön plana çıkarma konusundaki çabasıyla kültür tarihimize geçti. Atlığ “Bu benim ömrümün özeti” diyor. Süleyman Seyfi Öğün – Musikiyle merak kurduğunuz muhitleri ve bunların sizin sosyalleşme tarihinizde yarattığı tesirleri çok merak ediyorum. Gençliğinizden itibaren İstanbul’da ne gibi bir ortam vardı? – Çocukluğum devamlı müzik yapılan bir evde geçti. Babam subaydı, keman çalardı. Nota bilirdi. Evimizde nota arşivi vardı. Gençliğim, özellikle lise yıllarım böyle devamlı müzik yapılan bir evde geçmemiş olsaydı ben nereden musikiye atılabilirdim? Tıp tahsili yapmak istiyordum. Herhalde bu alanda…

Read More

Tanzimat Dönemi’nin önde gelen bestecilerinden Hacı Arif Bey, 53 yaşında hayata veda ederken geriye ömrünü birkaç kez katlayacak, kuşaklar boyunca söylenecek pek çok şarkı bırakmıştı. Müziksever edebiyat öğretmeni Hakkı Süha Gezgin, “yıllardır gür bir kaynak cömertliğiyle akan” Hacı Arif Bey’e saygılarını sunarken “Usül değiştirme konusunda eşi, benzeri yoktur” diyor. Bazı ressamlar şu veya bu rengi çok sever, fazla kullanır. Üsluplarındaki hususiyetlerden biri de budur. Şairler içinde de bazı vezinlere ziyade iltifat edenlere rastlarız. Musikide bu şahsi temayüllerin izleri daha derin olarak göze çarpar. Falan mesela rastta ruhunun en geniş ilham ufkunu bulmuştur, filan uşşakta. O, mürekkep makamları sever, bu ana…

Read More

1932’de, yıldızının parladığı günlerde Vakit gazetesinde yayımlanan röportajda Yesari Asım Bey bestelerinde ağdalı dilden uzak durduğunu, eserlerinde güncel olaylardan yola çıkmak yerine hayal dünyasını yansıttığını anlatıyor. Yesari Asım Bey, musiki ile söylemek, çalmak, yazmak ve bestelemek gibi üç-dört koldan alakadar… Fakat bu alakası en çok bestelemekte ortaya çıkıyor. Piyasanın en geçer şarkıları, halk tarafından en tutulan besteleri kendisinindir. Mesela: “Adalardan bir yar gelir bizlere” şarkısı gibi. Henüz hayli genç bulunan bu artist musikiye nasıl başladığını şöyle anlattı: “Babam Tuna havalisinde Berkofçe kasabasında doğmuş. 93 Harbi’nde oradan göçüp Drama’ya gelmiş ve orada Türk Ahmet Ağa Ailesi’ne katılmış. Ticaretle uğraşırdı. Prensip sahibiydi.…

Read More

1950 yılının son günlerinde Türkiye’ye konser vermek üzere gelen 20.yy’ın efsanevi çellistlerinden Gaspar Cassado, İstanbul Belediye Konservatuvarı’nı ziyaret eder. Muhtemelen çellist ve konservatuvar öğretmenlerinden Muhittin Sadak’ın girişimiyle gerçekleşen bu ziyarette Cassado, yerel yönetimin desteğiyle yetenekli öğrencilere ücretsiz yatılı müzik eğitimi verilen okuldan etkilenir. Kemancı Ayhan Turan, çellist Halil Turgut gibi öğrencilerden, çello öğretmeni Feyha Talay’dan övgüyle söz eder. Şerif Muhittin’den dinlediği udun sesini unutamayacağını söyler. Cassado da artık İstanbullu oldu galiba. Kendisini burada görmeye o kadar alıştık ki artık Cassado’ya her hangi bir yerde rastlamak hiçbir fevkaladelik arzetmiyor. Bir bakıyorsunuz Cassado Park Otel’de, bir bakıyorsunuz Taksim Gazinosu’nda, Kervansaray’da, Cemal Reşit’in…

Read More