Yazar: Editör

Konser piyanistliğini Viyana’da hiçbir kuruma bağlı kalmaksızın, destek almadan sürdürüyor Emre Yavuz. 2017’de, Beethoven Yarışması’ndaki icrasıyla Bössendorfer sanatçıları arasına girdi, firmanın desteğiyle 2020’de Almanya’da Rahmaninov’un eserlerinden oluşan ilk albümünü yayımladı. Viyana’yı pırıltılı imajının ötesinde dekadent ve kozmopolit yönleriyle ele alacak ikinci albümünü pandemi nedeniyle ertelemek zorunda kaldı. Bir süredir Ravel repertuvarına odaklanmış durumda. 21 Ekim’de İZDSO eşliğinde Sol Majör Piyano Konçertosu’nu ilk kez seslendiren piyanist “Rahmaninov’dan sonra şimdi Ravel dönemindeyim. Eserlerine çalışmak büyük bir keyif. Zihin açısı, ilham verici ve dinlendirici. Uzun yıllara yayılmış bir proje olacak” diyor. Yoğun konser dönemleri dışında, olağan bir gününüz nasıl geçer? – Bugünlerde…

Read More

“Benim gönlüm sarhoştur yıldızların altında”, “Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına” gibi sevilen şarkıların bestecisi Kaptanzade Ali Rıza Bey, 1934 Şubatı’nda konsere gittiği Edremit’te geçirdiği kalp krizi sonucunda 53 yaşında hayata veda etmiş, kişisel eşyalarına bile sahip çıkan olmamıştı. “Kafkasya Dağlarında Çiçekler Açar” marşı daha sonra farklı sözlerle İzmir Marşı’na dönüştürüldüğünde ismi buharlaşıvermişti. Ali Rıza Bey, ölümünden 3,5 yıl önce Yarın dergisinde yayımlanan röportajda geleneksel Türk müziğinin prozodi hatalarından kurtulması gerektiğini belirtiyor “Güfte taksimatında kekeleme tarzından kurtulmalıyız. Garp eserlerinin hiçbirinde bu yoktur. Kekemelik eseri öldürür. Güfteyi kaybeder. Dinleyen ne söylendiğini anlamaz” diyor. Serdar Soydan’ın Kaptanzade Ali Rıza Bey hakkındaki yazısını ve Yarın…

Read More

İstanbullu ilk önemli uluslararası piyano virtüözü Faik Della Sudda, 19.yy’ın sonunda Avrupa’nın önde gelen başkentlerinde sahneye çıkmış, konserleri basına “üstün yetenekli Türk”, “piyanonun harika ustaları arasında” gibi övgülerle, besteleri ise “gayet zarif ve renkli” gibi değerlendirmelerle yansımıştı. Ömer Eğecioğlu, 10 yılda üç kez ele alıp adım adım genişlettiği “Franz Liszt’in İstanbullu Öğrencisi”nde müzik tarihimizin unutulmaması gereken portrelerinden birini ölümünden 81 yıl sonra anılar, arşiv belgeleri ve mülakatlarla yeniden gün ışığına çıkarıyor. 2. Dünya Savaşı’nın kritik günleriydi. Avrupa nefesini tutmuş, Nazi Almanyası’nın Fransa’dan sonraki hedefini bekliyordu. Stalin, Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov’u Hitler’le görüşüp tehlikeyi bir süreliğine savuşturmak amacıyla o gün Berlin’e…

Read More

1986’da şair Ece Ayhan’ın sorularını yanıtlayan piyanist, besteci Emin Fındıkoğlu kısa bir söyleşide caz tarihine, iyi bir müziksever olmanın gereklerine ve Türkiye’nin gerçeklerine değiniyor. Ece Ayhan — Caz müziği, bir söylentiye göre, New Orleans’ta ıskartaya çıkarılmış bandoların çalgılarından çıkmıştır. Emin Fındıkoğlu — O, “yürüyen bando”dur. Bizde yerini Batı’daki gibi konser bandoları alabilse. EA — Her halde Yüksekkaldırım’dan yukarı serbest ayak da olsa “yürüyen bir bando”nun çıkması güzel bir şey. Benim aklıma hemen “Bak şu Türk’ün bayrağına” geliyor, marş temposundadır ve besteleyen de bir padişah. Eh, bugünlerde de marş kralları pek güncel… Neyse, “Cazband” ne anlama gelir? EF — “Cazband” terimi…

Read More

1987’de Ece Ayhan’la buluşan besteci İlhan Usmanbaş, şairin daldan dala atlayan sorularını özenle yanıtlamıştı. Söz atonaliteden açılınca ton dışına çıkmanın kendisine her zaman çekici geldiğini belirtip “Sistematik atonal dönemim 1954’te başladı, 1957’de müziğime rastlansal ögeler girdi” demişti. Ece Ayhan — Krzysztof Penderecki’nin İstanbul’da çalınan “Leh Requiemi”ne girmeden önce size bir “metin” okuyacağım: “19. yüzyılda Türk-Leh ilişkileri üzerine tuhaf bir söylenti çıkarılmıştı. Osmanlı İmparatorluğu, Lehistan’ın 18. yüzyıldaki paylaşılmasını hiçbir zaman tanımamıştır ve bu yüzden Babıâli bir Leh elçisi bekliyordu; hatta, BabIâli’de verilen ziyafetlerde bu elçi için ayrılmış boş bir sandalyenin her zaman hazır bulundurulduğu da söylenir. Son dragoman (tercüman) da ömrünün…

Read More

Türkiye’de doğup dünya sahnelerinde başarılarını sergileyen, Paris’ten New York, Londra’ya övgü alan ilk kadın piyanist – bestecimiz Koharik Gazarosyan 1967’de, 59 yaşında vefat etmişti. 1951 yılında, Paris ve Londra’da Bach’a ithaf ettiği tek tona odaklı, iddialı resitallerinin ardından İstanbul’da Ermenice yayımlanan Kulis dergisine kişisel öyküsünü ve müziğe bakışını anlatmıştı. Bugün diasporada pek çok sanat dalından kıymetlere sahibiz. Onlarla gurur duyuyoruz. Peki ya İstanbul? Acaba bu tarz kıymetli insanlar açısında diasporanın gerisinde mi kalmaktadır? Kesinlikle hayır! Yine de şu ata sözüne bağlı kaldığımızı inkâr demeyiz: “Uzak olan aziz yanındakinden daha güçlü, kıymetlidir.” Yayın kurulumuz tavsiyeleri olumlu değerlendirerek, gazeteci Levon Kapamacıyan’ın da…

Read More

“Unutamam Seni”, “Kalbimin Sahibi Sensin” gibi unutulmaz şarkıların bestecisi Şekip Ayhan Özışık, 1981’de 49 yaşında hayata veda ettiğinde geriye 60 civarında eser bırakmıştı. Hayatını anlattığı bu röportajda gece saatlerinde beste yaptığını, kendi sesini bulana kadar çok sayıda şarkısını yırtıp attığını söylüyor. 1932 senesinde Ankara’da dünyaya gelmişim. İlk tahsilimi Ankara’da yaptım. Ailemle İstanbul’a gelip yerleşince Haydarpaşa Lisesi’ne devam etmeye başladım ve bu okuldan mezun oldum. Musiki ile lise sıralarında meşgul olmaya başladım. Ortaokulu bitirip liseye geçince, uzun zamandır arzu ettiğim utu almak için çarşıya çıktım. Eve döndüğümüzde elimde keman vardı. Zira babam ”Ben kemanı daha çok seviyorum, sen keman öğrenerek kendi…

Read More

Denizkızı Eftalya, 1933 yılında şöhretinin doruğundaydı. Kapısını çalan gazeteci Hikmet Feridun Es’i evinde ağırladı, eşi besteci ve kemancı Sadi Işılay’ın pişirdiği yassı kadayıfı ikram etti. Kadayıf eşliğinde yapılan röportajda çocukluk günlerini, haftada 4,5 saat şarkı söyleyerek elde ettiği astronomik geliri, sesinin günlük yaşamda yarattığı mucizeleri anlattı… Eftalya, altı yıl sonra Boğaziçi’nde deniz üstünde verdiği konser sonrasında hastalanıp 48 yaşında hayata veda edecekti… İstanbul’da Abdülhak Hâmit’ten tek mısra bilmeyenler pek çoktur. Tevfik Fikret’in ismini hiç işitmemiş olanlar doludur. Bazılarına Yahya Kemal’i sorarsanız size hayretle bakar: – Kim bu, bir Yahya tanıyorum ama tahlisiyede dalgıçtır. O olmasın, der. Fakat İstanbul’un en kenar…

Read More

Udi Yorgo Bacanos, aynı zamanda piyano çalıyordu. Virtüözitesinde muhtemelen piyanodan gelen el esnekliğinin etkisi vardı. Bacanos bu mülakatta hayatını anlatıyor, udu İstanbul’a ilk getiren Udi Afet’ten ve efsanevi lüthiye Manol’dan bahsediyor. Memleketimizde ve Arap diyarında, bilhassa Mısır’da ud üstadı, yıldızı diye anılan Yorgo Bacanos’u Harbiye Radyoevi’nde buldum. Udi, piyanist ve aynı zamanda bestekâr olan bu kıymetli sanatkârımızın ailesi arasında bir çok tanınmış müzisyen var. Kemençeçi meşhur Aleko Efendi ağabeysi, kemençeçi Anastas Efendi dayısı. Kemençeci Sotiri Efendi ile de kardeş çocukları. Babam doktor ya da avukat olmamı istemişti Yorgo Bacanoz hayatını ve yetişmesini şöyle anlattı: – Babam lâvtacı Lâmbo Efendi’dir; 316’da…

Read More
Caz

Batılı müzikçilerin geleneksel çalgı olarak değerlendirdikleri utu caza ve modern müziğe sokmayı başaran, albümleri Avrupa’da şaşırtıcı satış rakamlarına ulaşan Lübnan asıllı udi Rabih Abou-Khalil “Enstrüman değil, müziğin bütünü önemlidir” diyor. 1985’te kendi parasıyla ilk albümünü kaydeden ve hemen ardından ECM, Enja gibi yenilikçi müzikçilerin peşinde olan caz yayımcısı büyük plak firmalarınca keşfedilen Abou-Khalil’in 2000’lerin başına kadar albümü yayımlandı. Albümlerinde Jan Garbarek, Sonny Fortune, Charlie Mariano, Kenny Wheeler, Glen Moore gibi usta isimlerle çalan genç udi caz eleştirmenleri tarafından göklere çıkarıldı. Eleştirmenlerin “Kaliteden ödün vermeyen bu çalışmaların büyük dinleyici kitlelerine ulaşması zor” şeklindeki değerlendirmelerine rağmen CD’leri önemli satış rakamlarına ulaştı. Fanatik…

Read More