2022’de 97’nci yaşını kutlayan tıp doktoru ve koro şefi Nevzat Atlığ, geleneksel Türk müziğini gazino geleneğinden uzaklaştırıp derinlikli icrayı ön plana çıkarma konusundaki çabasıyla kültür tarihimize geçti. Atlığ “Bu benim ömrümün özeti” diyor. Süleyman Seyfi Öğün – Musikiyle merak kurduğunuz muhitleri ve bunların sizin sosyalleşme tarihinizde yarattığı tesirleri çok merak ediyorum. Gençliğinizden itibaren İstanbul’da ne gibi bir ortam vardı? – Çocukluğum devamlı müzik yapılan bir evde geçti. Babam subaydı, keman çalardı. Nota bilirdi. Evimizde nota arşivi vardı. Gençliğim, özellikle lise yıllarım böyle devamlı müzik yapılan bir evde geçmemiş olsaydı ben nereden musikiye atılabilirdim? Tıp tahsili yapmak istiyordum. Herhalde bu alanda…
Yazar: Editör
Tanzimat Dönemi’nin önde gelen bestecilerinden Hacı Arif Bey, 53 yaşında hayata veda ederken geriye ömrünü birkaç kez katlayacak, kuşaklar boyunca söylenecek pek çok şarkı bırakmıştı. Müziksever edebiyat öğretmeni Hakkı Süha Gezgin, “yıllardır gür bir kaynak cömertliğiyle akan” Hacı Arif Bey’e saygılarını sunarken “Usül değiştirme konusunda eşi, benzeri yoktur” diyor. Bazı ressamlar şu veya bu rengi çok sever, fazla kullanır. Üsluplarındaki hususiyetlerden biri de budur. Şairler içinde de bazı vezinlere ziyade iltifat edenlere rastlarız. Musikide bu şahsi temayüllerin izleri daha derin olarak göze çarpar. Falan mesela rastta ruhunun en geniş ilham ufkunu bulmuştur, filan uşşakta. O, mürekkep makamları sever, bu ana…
1932’de, yıldızının parladığı günlerde Vakit gazetesinde yayımlanan röportajda Yesari Asım Bey bestelerinde ağdalı dilden uzak durduğunu, eserlerinde güncel olaylardan yola çıkmak yerine hayal dünyasını yansıttığını anlatıyor. Yesari Asım Bey, musiki ile söylemek, çalmak, yazmak ve bestelemek gibi üç-dört koldan alakadar… Fakat bu alakası en çok bestelemekte ortaya çıkıyor. Piyasanın en geçer şarkıları, halk tarafından en tutulan besteleri kendisinindir. Mesela: “Adalardan bir yar gelir bizlere” şarkısı gibi. Henüz hayli genç bulunan bu artist musikiye nasıl başladığını şöyle anlattı: “Babam Tuna havalisinde Berkofçe kasabasında doğmuş. 93 Harbi’nde oradan göçüp Drama’ya gelmiş ve orada Türk Ahmet Ağa Ailesi’ne katılmış. Ticaretle uğraşırdı. Prensip sahibiydi.…
1950 yılının son günlerinde Türkiye’ye konser vermek üzere gelen 20.yy’ın efsanevi çellistlerinden Gaspar Cassado, İstanbul Belediye Konservatuvarı’nı ziyaret eder. Muhtemelen çellist ve konservatuvar öğretmenlerinden Muhittin Sadak’ın girişimiyle gerçekleşen bu ziyarette Cassado, yerel yönetimin desteğiyle yetenekli öğrencilere ücretsiz yatılı müzik eğitimi verilen okuldan etkilenir. Kemancı Ayhan Turan, çellist Halil Turgut gibi öğrencilerden, çello öğretmeni Feyha Talay’dan övgüyle söz eder. Şerif Muhittin’den dinlediği udun sesini unutamayacağını söyler. Cassado da artık İstanbullu oldu galiba. Kendisini burada görmeye o kadar alıştık ki artık Cassado’ya her hangi bir yerde rastlamak hiçbir fevkaladelik arzetmiyor. Bir bakıyorsunuz Cassado Park Otel’de, bir bakıyorsunuz Taksim Gazinosu’nda, Kervansaray’da, Cemal Reşit’in…
Konser piyanistliğini Viyana’da hiçbir kuruma bağlı kalmaksızın, destek almadan sürdürüyor Emre Yavuz. 2017’de, Beethoven Yarışması’ndaki icrasıyla Bössendorfer sanatçıları arasına girdi, firmanın desteğiyle 2020’de Almanya’da Rahmaninov’un eserlerinden oluşan ilk albümünü yayımladı. Viyana’yı pırıltılı imajının ötesinde dekadent ve kozmopolit yönleriyle ele alacak ikinci albümünü pandemi nedeniyle ertelemek zorunda kaldı. Bir süredir Ravel repertuvarına odaklanmış durumda. 21 Ekim’de İZDSO eşliğinde Sol Majör Piyano Konçertosu’nu ilk kez seslendiren piyanist “Rahmaninov’dan sonra şimdi Ravel dönemindeyim. Eserlerine çalışmak büyük bir keyif. Zihin açısı, ilham verici ve dinlendirici. Uzun yıllara yayılmış bir proje olacak” diyor. Yoğun konser dönemleri dışında, olağan bir gününüz nasıl geçer? – Bugünlerde…
“Benim gönlüm sarhoştur yıldızların altında”, “Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına” gibi sevilen şarkıların bestecisi Kaptanzade Ali Rıza Bey, 1934 Şubatı’nda konsere gittiği Edremit’te geçirdiği kalp krizi sonucunda 53 yaşında hayata veda etmiş, kişisel eşyalarına bile sahip çıkan olmamıştı. “Kafkasya Dağlarında Çiçekler Açar” marşı daha sonra farklı sözlerle İzmir Marşı’na dönüştürüldüğünde ismi buharlaşıvermişti. Ali Rıza Bey, ölümünden 3,5 yıl önce Yarın dergisinde yayımlanan röportajda geleneksel Türk müziğinin prozodi hatalarından kurtulması gerektiğini belirtiyor “Güfte taksimatında kekeleme tarzından kurtulmalıyız. Garp eserlerinin hiçbirinde bu yoktur. Kekemelik eseri öldürür. Güfteyi kaybeder. Dinleyen ne söylendiğini anlamaz” diyor. Serdar Soydan’ın Kaptanzade Ali Rıza Bey hakkındaki yazısını ve Yarın…
İstanbullu ilk önemli uluslararası piyano virtüözü Faik Della Sudda, 19.yy’ın sonunda Avrupa’nın önde gelen başkentlerinde sahneye çıkmış, konserleri basına “üstün yetenekli Türk”, “piyanonun harika ustaları arasında” gibi övgülerle, besteleri ise “gayet zarif ve renkli” gibi değerlendirmelerle yansımıştı. Ömer Eğecioğlu, 10 yılda üç kez ele alıp adım adım genişlettiği “Franz Liszt’in İstanbullu Öğrencisi”nde müzik tarihimizin unutulmaması gereken portrelerinden birini ölümünden 81 yıl sonra anılar, arşiv belgeleri ve mülakatlarla yeniden gün ışığına çıkarıyor. 2. Dünya Savaşı’nın kritik günleriydi. Avrupa nefesini tutmuş, Nazi Almanyası’nın Fransa’dan sonraki hedefini bekliyordu. Stalin, Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov’u Hitler’le görüşüp tehlikeyi bir süreliğine savuşturmak amacıyla o gün Berlin’e…
1986’da şair Ece Ayhan’ın sorularını yanıtlayan piyanist, besteci Emin Fındıkoğlu kısa bir söyleşide caz tarihine, iyi bir müziksever olmanın gereklerine ve Türkiye’nin gerçeklerine değiniyor. Ece Ayhan — Caz müziği, bir söylentiye göre, New Orleans’ta ıskartaya çıkarılmış bandoların çalgılarından çıkmıştır. Emin Fındıkoğlu — O, “yürüyen bando”dur. Bizde yerini Batı’daki gibi konser bandoları alabilse. EA — Her halde Yüksekkaldırım’dan yukarı serbest ayak da olsa “yürüyen bir bando”nun çıkması güzel bir şey. Benim aklıma hemen “Bak şu Türk’ün bayrağına” geliyor, marş temposundadır ve besteleyen de bir padişah. Eh, bugünlerde de marş kralları pek güncel… Neyse, “Cazband” ne anlama gelir? EF — “Cazband” terimi…
1987’de Ece Ayhan’la buluşan besteci İlhan Usmanbaş, şairin daldan dala atlayan sorularını özenle yanıtlamıştı. Söz atonaliteden açılınca ton dışına çıkmanın kendisine her zaman çekici geldiğini belirtip “Sistematik atonal dönemim 1954’te başladı, 1957’de müziğime rastlansal ögeler girdi” demişti. Ece Ayhan — Krzysztof Penderecki’nin İstanbul’da çalınan “Leh Requiemi”ne girmeden önce size bir “metin” okuyacağım: “19. yüzyılda Türk-Leh ilişkileri üzerine tuhaf bir söylenti çıkarılmıştı. Osmanlı İmparatorluğu, Lehistan’ın 18. yüzyıldaki paylaşılmasını hiçbir zaman tanımamıştır ve bu yüzden Babıâli bir Leh elçisi bekliyordu; hatta, BabIâli’de verilen ziyafetlerde bu elçi için ayrılmış boş bir sandalyenin her zaman hazır bulundurulduğu da söylenir. Son dragoman (tercüman) da ömrünün…
Türkiye’de doğup dünya sahnelerinde başarılarını sergileyen, Paris’ten New York, Londra’ya övgü alan ilk kadın piyanist – bestecimiz Koharik Gazarosyan 1967’de, 59 yaşında vefat etmişti. 1951 yılında, Paris ve Londra’da Bach’a ithaf ettiği tek tona odaklı, iddialı resitallerinin ardından İstanbul’da Ermenice yayımlanan Kulis dergisine kişisel öyküsünü ve müziğe bakışını anlatmıştı. Bugün diasporada pek çok sanat dalından kıymetlere sahibiz. Onlarla gurur duyuyoruz. Peki ya İstanbul? Acaba bu tarz kıymetli insanlar açısında diasporanın gerisinde mi kalmaktadır? Kesinlikle hayır! Yine de şu ata sözüne bağlı kaldığımızı inkâr demeyiz: “Uzak olan aziz yanındakinden daha güçlü, kıymetlidir.” Yayın kurulumuz tavsiyeleri olumlu değerlendirerek, gazeteci Levon Kapamacıyan’ın da…
