Milano’daki Giuseppe Verdi Konservatuvarı’nda öğrenim gören Ayşen Zülfikar, mezuniyetini beklemeden sahnelerde sesini duyurmaya başardı. San Remo’da müzikal dalında birinci oldu. Ardından girdiği elemeyi kazanarak Teatro di Rosetum’da sahnelenen Gianni Schicchi operasında Lauretta rolünü aldı. La Scala Akademisi’nde tekniğini mükemmelleştirdi, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde göreve başladı. Zülfikar’la 2002’de, İtalya’daki öğrenciliği sürerken konuşmuştuk. Müziğe piyanoyla başlamışsınız, neden şana geçtiniz? – Sanırım biraz enteresan bir karakterim var… Yani bir şeyi isteyip karar vermedikçe o işi yapamıyorum. O dönemde annemle babam piyano çalmamı çok istemişti ama ben bir türlü hocamın verdiği parçaları çalışmak istemiyordum. O, anneme en iyi öğrencilerinden olduğumu söylüyordu. Ben ancak…
Yazar: Editör
Atlantik Okyanusu’nun maviliklerinde kaybolan çöl misali 10 küçük adacık son yıllarda Çıplak Ayaklı Diva sayesinde birden şöhrete kavuştu. 47’sinde Cape Verde’de keşfedilen, 53’ünde Fransa’da uluslararası şöhret haline gelen Cesaria Evora’ın sekiz albümü bugüne kadar toplam 4 milyon adet sattı. Beş kez Grammy’ye aday gösterildi. Creole dışında dil bilmeyen, sahneye çıplak ayakla çıkan, Madonna’nın konser teklifini bile reddeden Evora yılın sekiz ayını turnede geçiriyor. Morna ve colodera’lar söylüyor dünyaya. Eski yaşam biçimini ısrarla koruyor, gazetecilerden hiç hoşlanmıyor… Fransız menajer Jose da Silva, Cape Verde Adaları’ndan Sao Vincente’ye hayatında ilk kez 1987’de ayak bastı. Ziyaret sebebi Lizbon’daki bir restoranda şarkılarını dinlediği 40…
Kübalı… Konservatuvar ve babasının ‘danzon’ grubundan diplomalı. Öylesine yetenekli ki önce Dizzy Gillespie, sonra Charlie Haden’ın gözlerini kamaştırdı. Küba ambargosunu tek başına aşıp ABD’ye girdi, birkaç yılda caz dünyasının zirvesine tırmandı. Piyanist Rubalcaba “Küba müziğinin samba ve çaçadan ibaret olmadığını ispatlayacağım” diyor. Havana Festivali’nin ilk gecesiydi. Ünlü kontrbasçı Charlie Haden coşkulu kalabalığın tezahüratıyla sahneye çıktı. Topluluğu Liberation Music Orchestra’yla açılış konserini verdi. Gökgürültüsü gibi alkışlarla sahneden indi. Hemen ardından genç müzikçilerden oluşan grup geldi sahneye. Adı Proyecto’ydu. Kurucusu ve lideri genç piyanist Gonzalo Rubalcaba’ydı. Sonrasını Haden’dan dinleyelim: “İlk parçayı çalmaya başladılar. Piyano soloya girdi. Duyar duymaz durdum: Kim bu adam…
Enstrümanların hercai menekşesidir klarnet. Orkestradan çıkıp sokaklarda halkın arasına karıştığında keman gibi muzipleşir, serserileşir. Klezmerci Giora Feidman gibileri içine ruhunu üflediğinde coşkuyla hayatı kutsar, Sidney Bechet ya da George Lewis gibi nota okumasını bile bilmeyen dahi cazcılar dokunduğunda gökyüzünü maviye boyayacak dev bir badana fırçası oluverir. Böylesine nadide bir enstrümanın, komedyen, yönetmen, senarist, gizli romancı Woody Allen’ın elinde yeryüzünün en oyuncu çalgısına dönüşmesi beklenirdi. 15’inden bu yana nota bilmeden Dixilend çalan Allen, 55 yıl sonra şu noktada: “Yeniden doğsam bir virtüöz olmak isterdim. Tamamen amatör klarnetçi, müzikte umutsuz bir vakayım. Neden beni dinlemeye geliyorlar, anlamıyorum.” Yine de konserleri tüm dünyada…
Derlemeci, radyo programcısı, akademisyen, saz sanatçısı ve koro şefi. Hayatını Anadolu ezgilerini günışığına çıkarmaya adayan Yücel Paşmakçı, repertuvar ve üslup bilgisiyle Türk Halk Müziği’nin tartışmasız otoritesi. Arşivlere giren 10 bin Anadolu ezgisini, hem de ikişer kez dinleme şansını elde eden tek fani. En zor uzun havaları bile notaya alabilmesiyle ünlü. Türk Halk Müziği’ndeki engin bilgisine karşın dokuz kuşaktır İstanbullu bir aileden geliyor. Orta okulda müzik notu “sıfır”dı, ama tesadüfler onu saza, türkülere bağladı. 2004’te kazandığı Aydın Doğan Vakfı Ödülü vesilesiyle buluştuk. Bize müziğe bakışını ve hayatını anlattı. Türk Deniz Kuvvetleri’nde amiral, plastik iş kolunda tanınmış bir sanayici, iktisatçı ya da…
Kütahyalı Gomidas Soghomonyan, dünyanın ilk etnomüzikologlardan biriydi. 1880’lerde Anadolu’yu karış karış dolaşıp Ermeni ezgilerini derledi. Anadolu ses dağarını renklendiren yüzlerce ezgi, o ve öğrencisi Mihran Tumacan’ın çabasıyla yok olmaktan kurtuldu, yayımlanıp arşivlere girdi. Knar (Lir), iki araştırmacının mirasına sahip çıkan altı amatör Ermeni müzikçi tarafından 1996’da İstanbul’da kuruldu. Okul arkadaşı dört kuyumcu ustası, bir ilkokul öğretmeni ve bir tekstilciden oluşan grup haftada bir kez, bir üyenin evinde toplanıp çalıyor, söyleşiyor. Knar, ilk CD’sinde aşk türküleri, düğün ezgileri, çocuk tekerlemeleri, ninni, ilahi ve aşık atışmalarından oluşan 18 otantik Ermenice ezgiyi, Anadolu ses geleneğinin ışığında seslendiriyor. Grup üyeleriyle müziklerini konuştuk. Gomidas’ın, Tumacan’ın…
47’sinde Cape Verde’de keşfedilen, 53’ünde uluslararası şöhreti yakalayan Cesaria Evora’nın ilk sekiz albümü toplam 4 milyon sattı. Beş kez Grammy’ye aday gösterildi. Crioulo dışında dil bilmeyen, sahneye çıplak ayakla çıkan Evora, dünyayı dolaşıp morna ve colodera’lar söylüyordu. Yılın sekiz ayını turnede geçirip, Madonna’nın konser teklifini bile reddedecek kadar kendi dünyasında yaşıyordu. Eski yaşam biçimini ısrarla korudu. 2011’de 69 yaşında hayata veda eden Cesaria Evora, röportajlarda mümkün olduğunca az konuşup gazetecilere saç, baş yolduruyordu. 2001 Nisanı’nda İstanbul konseri öncesi telefonunu çevirip şansımızı denemiştik, çevirmenliğimizi yeğeni yapmıştı. 2010’da ABD’den Avustralya basınına kadar yayımlanmış 20’ye yakın röportajınızı okudum. İstisnasız tüm gazeteciler sizden bilgi…
22 yaşında bir üniversite öğrencisiyken fado söylemeye başlayan Cristina Branco bugün Portekiz’de, Amalia Rodriguez’in tahtına aday gösterilen en önemli isim. Avrupa’da konserden konsere koşuyor, adına ‘fanclub’lar kuruluyor. Şarkıcıyı 2001’de İstanbul’da vereceği konserin öncesinde, Fransa’daki otelinin telefonundan yakaladık. Fado konserinde dinleyicinin ve solistin başına gelebilecekleri sorduk. Branco “Bazen sahnede öyle bir ruh hali yakalıyorsunuz ki aklınıza ne sesinizi korumak ne de diğer endişeler gelir. Fado söylemek tehlikeli belki, ama bu dalganın ardından huzuru bulursunuz” diyor. Birkaç yıl önce Portekizli fadocu Misia’yla yaptığım bir röportajda ABD’den Japonya’ya tüm ülkelerdeki konserlerde dinleyicilerinin ağladığını, grup üyelerinin bile zaman zaman “N’olur bir daha bu kadar…
Okullardaki tarih kitaplarında 16.yy’da Osmanlı’nın başına açtığı dertlerle anılan, Çaldıran yenilgisi coşkuyla anlatılan Şah İsmail, edebi kişiliğiyle yeniden keşfediliyor. Hatayi mahlasıyla yazdığı deyişler ve eserleri üzerine incelemeler son 10 yılda birbiri ardına yayımlanmaya başladı. Şah Hatayi deyişlerini çocukluklarından beri dinleyen, çalıp söyleyen iki kuzen Hüseyin Albayrak ile Ali Rıza Albayrak bunlardan on birini bir seçkide topladı. Albüme sazıyla, sesiyle Erkan Oğur, İsmail Hakkı Demircioğlu, Aynur konuk olarak katıldı. İkili, seçki için “Bu deyişler Şah İsmail kadar dinleyicisinin de ruhuna ayna tutuyor” diyor. Edebi merakınız mı yoksa etnik kökleriniz mi sizi Hatayi külliyatına yönlendirdi? – Her ikisinin de etkisi oldu. Hatayi,…
Ecevit Tunalı, Türkiye’nin uluslararası alandaki en ünlü keman yapımcılarından biri. Dünyanın en iyi kemanları olarak bilinen Stradivarius ve Guarnerius yapımı çok değerli enstrümanları onarmak için sık sık New York’a davet ediliyor. Colin Car, Viktor Pikayzen, Ayla Erduran gibi virtüözler onun onardığı çalgılarla sahneye çıkıyor. Tunalı yılda bir kez keman yapımı atölyesi düzenliyor. Lütiye (luthier) denilen genç keman yapımcılarına bilgilerini aktarıyor. Tam 400 yıldır enstrüman yapımcıları, Cremonalı iki ustanın sırlarının peşinde. Antonius Stradivarius’un elinden çıkan kemanların neden dev salonların son koltuğuna kadar seslerini bozulmadan ulaştırabildiğini, Giuseppe Guarnerius yapımı kemanların nasıl bu kadar ton zenginliğine sahip olduğunu araştırıyorlar. Bilimadamları da müzayedelerde fiyatı…
