Yazar: Editör

Türkiye’de 2000’li yıllara kadar adını duyan yok denecek kadar azdı. Oysa gitarın büyük ustası Alirio Diaz onu “maestro” diye selamlıyor, Bartok’un yolunda yürüdüğünü söylüyor. Gitar dünyasında, Segovia Yarışması’nda jüri üyesi seçilecek kadar saygın bir müzikçi. 1996’da yayımlanan ilk albümü Anatolian Pieces övgüyle karşılanmıştı. Ahmet Kanneci’yle o günlerde müziğe bakışını konuşmuştuk. Gitar, ülkemizde en fazla satılan çalgıların başında geliyor. 1980’lerden beri gitar festivaleri düzenleniyor. Konservatuvarlarda gitar sınıfları var. Ama ne hikmetse Türkiye’nin uzun yıllar uluslararası flatforma çıkan müzisyenleri sadece kemancılar ve piyanistler. İrkin Aktüze’nin 1952’de İtalya’da kazandığı ödül sonrasında yıllarca Türk gitarcılarının herhangi bir başarısına rastlanmamıştı. Nihayet İspanya’daki Uluslararası Segovia Yanşması’na…

Read More

Besteciliğiyle tanıdığımız Bülent Tarcan, Türkiye’de modern beyin cerrahisinin kurucularından biriydi. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde ders verdi. Öğrencilik yıllarında Karl Berger’le keman, Cemal Reşit Rey’le kompozisyon çalışan besteci Adnan Saygun’la dostluğu sayesinde de müzik bilgisini ilerletmişti. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nda keman çalan, MSÜ Devlet Konservatuvarı’nda ders veren Tarcan, 1991’de 77 yaşında hayata veda ettiğinde geriye Mevlana, Sakarya ve Ölümsüz Mimar gibi korolu dev senfonik eserler bırakmıştı. Tarcan, 1972’de İstanbul Radyosu 2. Programı’nda yayımlanan “Bestecilerimiz Eserlerini Anlatıyor” (*) programına konuk olmuştu. PİYANO SÜİTİ (Opus 11) / ORKESTRA SÜİTİ (Opus 12) Kızıma egzersiz parçası yazmak istemiştim, ortaya konser parçası çıktı 1956…

Read More

Viyolacı Efdal Altun, Borusan Dörtlüsü’ne son katılan üye. Taklit yeteneğiyle ünlü. Ankara Devlet Konservatuvarı’ndaki mezuniyet sınavında hocası Hikmet Şimşek’i, jestlerini taklit ederek, kahkahalarla güldüren Altun 1998’de az kalsın stand-up’çı olacaktı. Levent Kırca’nın önerisiyle, Eskişehir Konservatuvarı’ndaki görevinden istifa edip İstanbul’a yerleşti. Neyse ki imdadına Cihat Aşkın yetişti, onu tekrar müziğe kazandırdı. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda, 1992 baharındaki mezuniyet sınavları unutulmayacak bir olaya vesile olmuştu. 1981 girişlilerin orkestra dersi sınavında ünlü şef Hikmet Şimşek sahneye çıktı. Öğrencilere dönüp “Şimdi sıra dışı bir gösteri izleyeceksiniz. İlk kez sahnede benim taklidim yapılacak. Ben de bu gösteriyi videoya kaydedeceğim” dedi. Sonra kamerasını sahneye yerleştirip, bir kenara…

Read More

21 yaşında Avusturya Operası’nda, 24 yaşında La Scala’da sahneye çıkan Yelda Kodallı, Gece Kraliçesi ve Lucia yorumlarıyla parladı. Bugüne kadar Riccardo Muti, Zubin Mehta gibi birçok önemli şefle çalıştı, kayıt yaptı. İtalyanlar’ın bizden iyi tanıdığı Kodallı ile 2002’de İstanbul’da verdiği konser vesilesiyle müzik serüvenini konuşmuştuk. Adana’dan La Scala’ya uzanan serüveninizle başlayalım söyleşiye. Annenizin müzik öğretmeni olduğunu okumuştum, sizden başka güzel sesliler var mıydı ailenizde, operaya yönelmenizde etkileri oldu mu? – Annem Safranbolulu, Gazi Eğitim Müzik Bölümü mezunu ve soprano. Babam ise Kilisli. Adana’da annemin müzik öğretmenliği babamın Tarım İl Müdürlüğü yaptığı yıllarda doğdum. Yani Adanalı değiliz, kendimi Safranbolulu kabul ediyorum.…

Read More

Milano’daki Giuseppe Verdi Konservatuvarı’nda öğrenim gören Ayşen Zülfikar, mezuniyetini beklemeden sahnelerde sesini duyurmaya başardı. San Remo’da müzikal dalında birinci oldu. Ardından girdiği elemeyi kazanarak Teatro di Rosetum’da sahnelenen Gianni Schicchi operasında Lauretta rolünü aldı. La Scala Akademisi’nde tekniğini mükemmelleştirdi, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde göreve başladı. Zülfikar’la 2002’de, İtalya’daki öğrenciliği sürerken konuşmuştuk. Müziğe piyanoyla başlamışsınız, neden şana geçtiniz? – Sanırım biraz enteresan bir karakterim var… Yani bir şeyi isteyip karar vermedikçe o işi yapamıyorum. O dönemde annemle babam piyano çalmamı çok istemişti ama ben bir türlü hocamın verdiği parçaları çalışmak istemiyordum. O, anneme en iyi öğrencilerinden olduğumu söylüyordu. Ben ancak…

Read More

Atlantik Okyanusu’nun maviliklerinde kaybolan çöl misali 10 küçük adacık son yıllarda Çıplak Ayaklı Diva sayesinde birden şöhrete kavuştu. 47’sinde Cape Verde’de keşfedilen, 53’ünde Fransa’da uluslararası şöhret haline gelen Cesaria Evora’ın sekiz albümü bugüne kadar toplam 4 milyon adet sattı. Beş kez Grammy’ye aday gösterildi. Creole dışında dil bilmeyen, sahneye çıplak ayakla çıkan, Madonna’nın konser teklifini bile reddeden Evora yılın sekiz ayını turnede geçiriyor. Morna ve colodera’lar söylüyor dünyaya. Eski yaşam biçimini ısrarla koruyor, gazetecilerden hiç hoşlanmıyor… Fransız menajer Jose da Silva, Cape Verde Adaları’ndan Sao Vincente’ye hayatında ilk kez 1987’de ayak bastı. Ziyaret sebebi Lizbon’daki bir restoranda şarkılarını dinlediği 40…

Read More

Kübalı… Konservatuvar ve babasının ‘danzon’ grubundan diplomalı. Öylesine yetenekli ki önce Dizzy Gillespie, sonra Charlie Haden’ın gözlerini kamaştırdı. Küba ambargosunu tek başına aşıp ABD’ye girdi, birkaç yılda caz dünyasının zirvesine tırmandı. Piyanist Rubalcaba “Küba müziğinin samba ve çaçadan ibaret olmadığını ispatlayacağım” diyor. Havana Festivali’nin ilk gecesiydi. Ünlü kontrbasçı Charlie Haden coşkulu kalabalığın tezahüratıyla sahneye çıktı. Topluluğu Liberation Music Orchestra’yla açılış konserini verdi. Gökgürültüsü gibi alkışlarla sahneden indi. Hemen ardından genç müzikçilerden oluşan grup geldi sahneye. Adı Proyecto’ydu. Kurucusu ve lideri genç piyanist Gonzalo Rubalcaba’ydı. Sonrasını Haden’dan dinleyelim: “İlk parçayı çalmaya başladılar. Piyano soloya girdi. Duyar duymaz durdum: Kim bu adam…

Read More

Enstrümanların hercai menekşesidir klarnet. Orkestradan çıkıp sokaklarda halkın arasına karıştığında keman gibi muzipleşir, serserileşir. Klezmerci Giora Feidman gibileri içine ruhunu üflediğinde coşkuyla hayatı kutsar, Sidney Bechet ya da George Lewis gibi nota okumasını bile bilmeyen dahi cazcılar dokunduğunda gökyüzünü maviye boyayacak dev bir badana fırçası oluverir. Böylesine nadide bir enstrümanın, komedyen, yönetmen, senarist, gizli romancı Woody Allen’ın elinde yeryüzünün en oyuncu çalgısına dönüşmesi beklenirdi. 15’inden bu yana nota bilmeden Dixilend çalan Allen, 55 yıl sonra şu noktada: “Yeniden doğsam bir virtüöz olmak isterdim. Tamamen amatör klarnetçi, müzikte umutsuz bir vakayım. Neden beni dinlemeye geliyorlar, anlamıyorum.” Yine de konserleri tüm dünyada…

Read More

Derlemeci, radyo programcısı, akademisyen, saz sanatçısı ve koro şefi. Hayatını Anadolu ezgilerini günışığına çıkarmaya adayan Yücel Paşmakçı, repertuvar ve üslup bilgisiyle Türk Halk Müziği’nin tartışmasız otoritesi. Arşivlere giren 10 bin Anadolu ezgisini, hem de ikişer kez dinleme şansını elde eden tek fani. En zor uzun havaları bile notaya alabilmesiyle ünlü. Türk Halk Müziği’ndeki engin bilgisine karşın dokuz kuşaktır İstanbullu bir aileden geliyor. Orta okulda müzik notu “sıfır”dı, ama tesadüfler onu saza, türkülere bağladı. 2004’te kazandığı Aydın Doğan Vakfı Ödülü vesilesiyle buluştuk. Bize müziğe bakışını ve hayatını anlattı. Türk Deniz Kuvvetleri’nde amiral, plastik iş kolunda tanınmış bir sanayici, iktisatçı ya da…

Read More

Kütahyalı Gomidas Soghomonyan, dünyanın ilk etnomüzikologlardan biriydi. 1880’lerde Anadolu’yu karış karış dolaşıp Ermeni ezgilerini derledi. Anadolu ses dağarını renklendiren yüzlerce ezgi, o ve öğrencisi Mihran Tumacan’ın çabasıyla yok olmaktan kurtuldu, yayımlanıp arşivlere girdi. Knar (Lir), iki araştırmacının mirasına sahip çıkan altı amatör Ermeni müzikçi tarafından 1996’da İstanbul’da kuruldu. Okul arkadaşı dört kuyumcu ustası, bir ilkokul öğretmeni ve bir tekstilciden oluşan grup haftada bir kez, bir üyenin evinde toplanıp çalıyor, söyleşiyor. Knar, ilk CD’sinde aşk türküleri, düğün ezgileri, çocuk tekerlemeleri, ninni, ilahi ve aşık atışmalarından oluşan 18 otantik Ermenice ezgiyi, Anadolu ses geleneğinin ışığında seslendiriyor. Grup üyeleriyle müziklerini konuştuk. Gomidas’ın, Tumacan’ın…

Read More