Yazar: Editör

Fadonun geri gelmeyen denizcilerin eşleri, kızları, sevgililerinin okyanus kıyısında söylediği ağıtlardın çıktığı rivayet edilir. Bu yüzden kederlidir, kadercidir. Oysa 1970 doğumlu Dulce Pontes isyankar bir popçu üslubuyla söylüyor şarkılarını. Konservatuvar eğitimli sesini ilk kez Portekiz’i temsil ettiği 1991 Eurovision’unda duymuştuk. Yarışmayı kazanamamış, ama şarkısı Belçika’da yayınlanınca ünlü olmuştu. Sonraki 10 yılda beş albümü yayımlandı. Son dördünde fado söylüyordu. Şarkısı Richard Gere’ın oynadığı “Primal Fear/İlk korku” adlı filmde kullanıldıktan sonra ününe ün kattı. Ünlü tenor Roberto Allagna’yla konserler verdi. İlk kez 1990’ların başında Eurovision Türkiye Elemeleri için Türkiye’ye gelmiş, canlı yayında bir şarkı okumuştu. 2000 Eylülü’nde Yapı Kredi Sanat Festivali için…

Read More

Uzun yıllar boyuna üç ayrı işi bir arada yürüttü Engin Gürkey. Konservatuvarda ders verdi, senfoni orkestralarında görev yaptı, Yansımalar’ın yanı sıra kendi kurduğu üç perküsyon grubunu yönetti. 2007’de, Samim Karaca, Mısırlı Ahmet, Donovan Mixon, Birol Yayla, Marcel Khalife, Hüsnü Şenlendirici dahil toplam 22 müzikçiyi bir araya getirip, “Güldede” albümünü hazırladı. Gürkey bu albüm vesilesiyle müzik serüvenini anlattı. Piyano ufkumu açtı Konservatuvarda perküsyonun yanı sıra piyano eğitimi zorunluydu. Piyanoyu çok sevdim. Müzikal anlayışımı geliştirdi, ufkumu açtı, düşüncelerimi perküsyonla sınırlamamı engelledi. Perküsyoncularda görülen müzikalite eksikliği, tuşe problemini yaşamadım. Perküsyonda dokunma şiddeti üzerine düşünmemi sağladı. Perküsyonu, piyano gibi çalıyorum. Orkestralarda, gruplarda perküsyon çalarken…

Read More

Bir zamanlar sihirbaz klarnetçi Giora Feidman’ın asistanıydı. Caz ruhu ve emprovizasyon aşkıyla ustasına isyan edip klezmere yeni bir soluk getirdi. Helmut Eisel yeniden neşeyi, yaşama sevincini ön plana çıkardı. 2004’te ilk kez Adalar Festivali için İstanbul’a gelip bir konser verdi. Öncesinde telefonunu çaldırdık. Eisel açıksözlü. “Kalitesiz gruplar ve bu müziği soykırımla özdeşleştirme çabaları Klezmer’in sonunu getirdi” diyor. Kurduğunuz gruplardan birine “Klarnet Çetesi” adını vermiştiniz. Sabıkalı mısınız, bu grupla ne tür olaylara karıştınız? – Klarnet Çetesi’yle işlediğim tek suç ve sabıkamdaki tek kayıt bir araya gelmeyi akıllarına bile getirmeyecek kişileri buluşturup müzik yapmalarını sağlamaktı. Giora Feidman’la geçen yıl İsrail’de verdiğimiz seminerlere…

Read More
Caz

Sesi Türkiye’de çok az duyulsa da, müzik çevrelerinin ‘dahi çocuk’ payesini verdiği ender isimlerdendir Aydın Esen. Piyanist ve besteci olarak yeteneği, Berklee’de okumak için gittiği Amerika’da Downbeat, Keyboard gibi dergilerce “Yılın Başarılı Çağdaş Müzikçisi” seçilerek onanmıştır. 1998 sonunda, yeni kurulan Türk plak firması Double Moon için stüdyoya girdi. Dördüncü albümü Timescape’i kaydetti. Buluştuk ve yeni albümü, müzik serüvenini konuştuk. Müzik çevrelerinde cazın harika çocuğu olarak biliniyorsunuz. Gözler üzerinizde, beklentiler yüksek. Son albümün üzerinden yedi yıl geçti. Tüm bunlar yeni bir CD için stüdyoya girerken sizi zorladı mı? – Beni insanlarınkinden çok kendi beklentilerim zorlar. Her yeni albümde kendi standartlarımı yakalamaya…

Read More
Caz

Türk cazının öncü isimlerinden biriydi klarnetçi Hrant Lusigyan. Kontrbas ve saksofon da çalardı. 1940’ların sonundan, 1980’lere kadar İstanbul’un ünlü gece kulüplerinde, otellerinde çaldı. Swing çağının Türkiye’deki sesi, soyadına yaraşır şekilde ışığı oldu. Cazdan, caz standartlarından vazgeçmedi, klarnetine ihanet etmedi. “Bir kişi de dinlese, bin kişi de dinlese fark etmez, çünkü hep kendim için çaldım” diyordu. 6-7 Eylül’de Beyoğlu’nda ablasıyla işlettiği dükkan yağmalanınca tüm varlığını kaybetmiş, hayatının son yıllarında perişan olmuştu. Dostlarının yardımıyla sığındığı, zeka özürlülerle paylaştığı hastane odasında, 1993 Kasımı’nda 75 yaşında hayata veda etti. İşte öncü bir cazcının hayat hikayesi, Erol Pekcan, Selçuk Sun, Neşet Ruacan’ın gözlemleriyle birlikte. Ve…

Read More
Caz

Yaz Baltacıgil, uzun yıllar İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın, daha sonra Borusan Filarmoni’nin kontrbasçılığını yaptı. Aynı zamanda cazcı, rock’çu ve bohemdi. İstanbul’daki caz kulüplerinden Nardis’te, gitarcı Ricardo Moyano ile unutulmaz konserler verdi. Dahası çellist Efe Baltacıgil ve kontrbasçı Fora Baltacıgil gibi iki usta müzikçi yetiştirdi. Baltacıgil, 2001 Kasımı’nda, Roll Dergisi’nden Derya Bengi’ye rengarenk müzik serüvenini anlatmıştı. Filiz Ali, “Üç kuşaktır müzisyen bir aile… Baltacıgil Ailesi, Bach Ailesi’nden farksız” diyor. Yaz Baltacıgil: Çok abartmış. Babanız Faik Bey’den başlayalım. – Babam müziğe de, edebiyata da çok meraklı bir avukattı. Klasik kemençe ve keman çalardı. Türk müziği hakkında her şeyi bilirdi. Aruz vezniyle yazdığı…

Read More
Caz

Okay Temiz 1972’de caz dünyasının tanınmış basçısı Palle Danielsson, davulcu Bobo Stenson ve saksofoncu Lennart Aberg’le Stockholm’de Oriental Wind’i kurmuştu. Dört yıl bu kadroyla dünyayı dolaşan, İsveç’e gurur vesilesi olan topluluk 1978 sonrasında farklı müzikçilerle yoluna devam etti. Etnik caza yeni soluk getirdi. Oriental Wind’in kurucu kadrosu 24 yıl sonra, 2002’de İstanbul’da özel konserde bir araya geldi. Bu fırsatı değerlendirip Okay Temiz’le topluluğu, İsveçli genç kızların dünya cazına katkısını ve Türkiye’ye dönüşünü konuştuk. Muaffak (Maffy) Falay, İlhan Erşahin, Selçuk Sun gibi Türk cazı için önemli olan birçok isim İsveç’te parladı. John Coltrane’den, Dexter Gordon’a kadar birçok efsanevi cazcının hayatında da…

Read More
Caz

Cenk Erdoğan’ın müziğini Çağan Irmak, Turgut Yasalar gibi yönetmenlerin filmlerinde, TV dizilerinde duyuyoruz. Kendi deyişiyle “kumsal gitaristliği”nden, cazcıların Amerika’daki Kabe’si Berklee Konservatuvarı’na uzanan serüveni tesadüflerle başladı, şekillendi. Erkan Oğur’un “Bir Ömürlük Misafir” albümünü dinlemenin hayatını değiştirdiğini, perdesiz gitara odaklandığını söylüyor. Ustasının ses dünyasını çağrıştıran “İle”den bahsederken “Erkan Oğur’u dinlemeseydim bugün sıradan bir gitarcıydım. Öğrenciliği hayal ettiğim Berklee’ye ders vermeye davet edilmem bile perdesiz gitar sayesinde gerçekleşti. Bu nedenle ilk albümüm ustama ithafımdır” diyor. “18 yaşında Erkan Oğur’un müziği ve perdesiz gitarla tanışmam hayatımın en önemli dönüm noktasıdır. Bir Ömürlük Misafir albümünü dinledikten bir hafta sonra gitarımın perdelerini penseyle söktüm,…

Read More

Maestro, 165 yıl önce uğradığınız İstanbul’dan sizi ziyarete geldim geçen hafta. Evinizin duvarlarını kaplayan sarmaşıklar kızarmış, damadınız Richard Wagner’in komşu villası onarıma alınmıştı. Bayreuth’un merkezine kebapçılar, mezarınızın yanıbaşına Türk kıraathanesi kurulmuştu. Müzedeki masklarınızda sanki derin bir uykudaydınız. Gökyüzünde gri bulutların koşturduğu serin bir sonbahar sabahıydı Maestro. Bayreuth’a ilk kez geliyordum. Tesadüf bu ya, 140 yıl arayla da olsa sizinle aynı mevsim ve günde ilk kez ayak bastık şehre: 15 Ekim’de. Sokaklardaki ıhlamurlar, parklardaki görkemli çınarlar kahverenginin tonlarına boyanmıştı. Kaldırımlarda altın sarısı yapraklar uçuşuyordu. Damadınızın Festival Operası, Yeşil Tepe’de tüm heybetiyle yükseliyordu. Size hak verdim, sonbaharda şehri görenin ayrılması zordu… Evinize…

Read More

Maestro, geçen hafta yaş gününüzü kutlamak için Leipzig’deki evinize uğradım. Soğuk, yağışlı havaya rağmen dünyanın dört bir yanından ziyaretçiniz vardı: Sizin gibi gezgin ruhlu müzikseverler… Uyuyordunuz, yüzünüzdeki dinginlik müthişti. Genç yaşta son nefesinizi verdiğiniz odaya girdiğimde, karşılaştığım sürprizi uzun süre unutamayacağım. Bay Mendelssohn, doğum günü hediyesi getiremedim. Yerine, kulağınıza üç güzel haber fısıldayacağım… Sizden sonra iki dünya savaşı geçiren şehriniz felaketlere karşın özgün dokusunu korumuş. Parkları, meydanları, tarihi yapıları yerli yerinde. Evet, bir kısmı bombardımanlarda harap olmuş, fakat yerlerine aynıları yapılmış. Çok sevdiğiniz, inşaatı biter bitmez taşındığınız apartmanınız restore edilmiş… Mektuplarınızda “şehrin dışında, bahçeli, yürüyüş yapılabilen parka yakın” diye…

Read More