Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Trending
    • İlhan Usmanbaş / Çağdaş bir müzikle herkes ortak sürüklenmeye kapılamaz, ortak kanıya varamaz, hatta varmaması gerekir
    • Emre Yavuz / Ravel albümünü kaydederken aklımda hep okyanus dalgaları vardı
    • Cumhur Canbazoğlu / Popüler orkestraların geleceği parlak değil, gruplar daha şanslı
    • Hakkı Derman / Olimpia’da tek konser vermek üzere Yunanistan’a gittik, bizi üç ay bırakmadılar
    • Dario Moreno / Küçük flörtler uğruna da güzel şarkılar okunabilir
    • Artur Rubinstein / 20 yıldır Chopin’in Etüdler’ini kaydetmek istiyorum, cesaret edemiyorum
    • Andres Segovia / Bach’ın eserleri marş gibi çalınmaz
    • Osman Nihat Akın / Besteciliğim hazin hadiselerle başlar
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube
    yeni siteyeni site
    • Anasayfa
    yeni siteyeni site
    Home»Arşivlerden»Enise Can / 8 yaşında keman çalmaya, 10 yaşında ders vermeye başladım
    Arşivlerden

    Enise Can / 8 yaşında keman çalmaya, 10 yaşında ders vermeye başladım

    EditörBy EditörAğustos 28, 2020Yorum yapılmamış4 Mins Read
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Geleneksel Türk müziğinin ilk kadın kemancılarından Enise Can, İstanbul Radyosu’nun ilk kadrosunda yer almış, beste yapmış, konservatuvarda ders vermiş, pek çok öğrenci yetiştirmişti. 1975’te 79 yaşında hayata veda eden Can, 1952’de yayımlanan bu nadir röportajda geçmişin üstatlarının aşılamadığını söylüyor.

    Radyoda zaman zaman tatlı konserlerini dinlediğimiz Enise Can ve Fulya Akaydın kardeşlerle tanışmak fırsatını bulunca çok sevindim. Gördüğüm büyük samimiyete rağmen, Enise Can’ın uzun hocalık senelerinde gazetecilerle konuşmadığını birçok kimselerden işittiğim için, röportaj randevusu alabileceğimde mütereddittim. Bunun içindir ki, ricamı nezaketle kabul ettikleri zaman sevincim bir kat daha arttı.
    Bundan bir hafta kadar evvel, yani henüz kızgın sıcakların hüküm sürdüğü bir günde, Enise Can ve Fulya Akaydın ailesini ziyarete gittim.
    Zevkle döşenmiş bir odada otururken, gözlerim etrafta… Burası insana, hakikî bir sanatkâr ailenin havası ile dolu olduğunu her yönden hissettiriyor.
    Güzel ve zarif bir piyanoya, yanında duran ut ve keman refakat ediyor. Duvarlarda hep konserlerde çekilmiş resimler.

    Kanun çalmak istemiştim

    Enise Can’ın sanat hayatını öğrenebilmek emeli ile:
    — Sanat hayatına ne zaman atıldınız? diye soruyorum.
    — Tam 8 yaşında..
    Ailenizde sanatkâr kimseler var mıydı?
    — Hayır. Fakat annem kanun çalardı. Kanunu elime alarak uğraşmam, ailemin nazarı dikkatini çekmiş. Bundan dolayıdır ki, keman dersi almam için ısrar etmişler..
    Sözünün burasında bir an duruyor. Yüzünde hafif bir tebessüm var. Sonra vekarla:
    — Çok iyi hatırlarım… Ut çalmak isterdim. Fakat “Keman çalarsan ut alırız” demişlerdi. Ben de udu alabilmek hevesiyle keman çaldım.
    Bu arzunuza ne zaman nail oldunuz?
    — 15 yaşında.. Udu 15 yaşındayken çaldım. Fakat…
    ???
    -Fakat, sonra kemandaki tesiri utta bulamadım.
    İlk hocanız kimdi?
    — İlk ve son hocam Setrak Efendi’dir. 10 yaşından sonra hoca görmedim. Yalnız çok iyi musikişinaslar arasında bulundum.

    Darülelhan’da ser sazendelik yaptım

    Hocalığa ne zaman başladınız ?
    — Çok erken… 10 yaşından sonra…
    Hayretim gözlerinden kaçmıyor:
    — Evet, diyor. Evet.. Musikiyi öğretmekle öğrendim dersem mübalâğa etmemiş olurum. Bunun, hayatımda büyük tesiri vardır. Çünkü talebe sadece öğrenmez, öğretir de…
    Sanat hayatınızda ne gibi merhaleler vardır?
    — İki sene Darül Elhan’da ser sazendelik yaptım. O vakit hanımlar ve erkekler kısmı vardı. Biz tabiî hanımlar kısmının ser sazendeniydik. Darülelhan’da Zekâi Dede’nin oğlu Ahmet Efendi’den feyiz aldım. Sonra Şark Musiki Cemiyeti’nde çalıştım. Burada da Hoca Ziya Bey, Ali Rıfat Çağatay’dan feyiz aldım. Daha sonraları da Türk Musiki Cemiyeti’nde çalıştım.
    Biraz mevzuu değiştirmek istiyorum. Duvarda kardeşinin, küçük bir çocukla olan resmi buna vesile oluyor:
    Kardeşiniz, değil mi?
    — Evet.
    Ne zaman sanat hayatına atıldığını öğrenebilir miyim?
    — O, benden çok sonradır, diyor. Bugün bulunmayı çok arzu etmişti; fakat imkân olmadı.
    Müteessirim ama başka çare yoktu, diyorum.
    İki kardeşin ayrı ayrı ders saatleri dolu olduğu için bu, onlardan beraberce randevu almama mani olmuştu.

    Yeğenim Pertev hakiki musikişinas olduğunda hayattaki en büyük emelimize kavuşacağız

    Çocuk kim efendim?
    — Yeğenim. Musiki hayatımızda bütün gaye ve ideallerimiz onun üzerinde toplanıyor… Pertev, hakikî bir musikişinas olduğu gün, hayattaki en büyük emelimize kavuşmuş olacağız.
    Bu sözleri dinledikten sonra, demin hissettiğim hakikî bir sanatkâr aile rayihasının beni asla aldatmadığını görüyorum. İçimde büyük bir memnuniyet ve haz var.
    Şimdi, uzun senelerden beri hoca olan bu sanatkârın Türk musikisinin iyi elemanlar yetiştirmesi için tavsiyelerini öğrenmek emeli ile:
    Türk musikisinin hakiki sanatkârlar yetiştirmesi için tavsiyeleriniz, diye soruyorum.
    — Kabiliyetleri şart tabii… Bundan sonra ya ehlinden meşketmeli yahut da Milli Eğitim Bakanlığı bir tedrisat vücuda getirmelidir. Türk musikisinde konservatuar sadece nazariyatla meşgul olur. Alaturka enstrüman dersleri yoktur.
    Tercih ettiğiniz eserler?
    — Eserler hepsi de birbirinden güzeldir. Yeter ki iyi icra edilsin…
    Eski Türk sanatkârlardan kimleri beğenirsiniz?
    — Şunu beğenirim diyebilmem için, onların fevklerinde olmak lâzımdır. Halbuki bugün, onlar ayarında kimse yetişememiştir,
    Hayatta ön plânda aldığınız şey nedir?
    — Aile saadetim!
    Aile hayatı, sanatı aksatır mı?
    — Hayır… Çünkü arzu ve şevk üstün gelir. Ancak zorluk çıkarır… Fakat sanatkâr için bu zorluğun yenilmesi lâzımdır.
    Hayat hakkında ne düşünüyorsunuz?
    — Hayat çok güzeldir. Fakat tadını kaçırmadan yaşayabilmek şartıyla…
    Sanatkârın sanatından, hayat hakkındaki fikirlerine kadar hepsini sorduğum için, kendisini daha fazla rahatsız etmek istemiyorum.
    (Sevim Nemlioğlu / 23 Ekim 1952 / Kadın Gazetesi / Arşiv çalışması: Zeynep Erdoğan / Dizgi: Serhan Yedig)

    Linkler

    Enise Can, 1963 yılında Hilmi Rit’e hayatını anlatıyor

    Enise Can Fulya Akaydın özel röportaj Pertev Apaydın
    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Editör
    • Website

    Related Posts

    İlhan Usmanbaş / Çağdaş bir müzikle herkes ortak sürüklenmeye kapılamaz, ortak kanıya varamaz, hatta varmaması gerekir

    Mart 30, 2025

    Emre Yavuz / Ravel albümünü kaydederken aklımda hep okyanus dalgaları vardı

    Mart 27, 2025

    Hakkı Derman / Olimpia’da tek konser vermek üzere Yunanistan’a gittik, bizi üç ay bırakmadılar

    Haziran 8, 2023
    Leave A Reply Cancel Reply

    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    © 2026 ThemeSphere. Designed by ThemeSphere.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.