Enise Can / Dolmabahçe Sarayı’nda sultan, prenses ve hanımlara ders verdim

0

20.yy’ın ilk yarısında, geleneksel Türk müziğinin önde gelen kemancılarından Enise Can, radyonun ilk kadrosunda yer almış, saygın isimlerle çalışmıştı. Vefatından 12 yıl önce, 67 yaşında hayat öyküsünü anlatıyor.

Enise Can ve piyanist kardeşi Fulya Akaydın

Türk müziğine yarım asırdan fazla hizmet etmiş, sayısız talebe yetiştirmiş çok kıymetli bir sanatkâr: Kemani Enise Can.
Hâlen Çiftehavuzlar’daki evinde asude bir hayat geçiren kıymetli sanatkârla karşı karşıyayım:
Sanat hayatınız ve birkaç hâtıra?
– 1896 senesinde İstanbul’da doğmuşum. Küçük bir dükkân ile, maişetini temin eden mütevazı bir ailenin evlâdıydım. Sekiz yaşımda ilk olarak, redingotu, karakter ve iç âlemiyle tam bir İstanbul efendisini temsil eden ve Kadıköy semtinde ut, keman dersleri veren Setrak Efendi’den keman dersi almaya başladım. İki sene aralıksız istifade ettim. Küçük usulleri keman çalarken ayakla vurdurmak suretiyle öğretir darb ve notlarını bu metotla sindire sindire hazmettirerek unutulmasına veya zühul edilmesine imkân bırakmayacak bir kudretle kavramama yardım ederdi. Temel tahsilimi teşkil eden bu derslerden çok faydalandım. Bu temel bütün sanat hayatımda en kuvvetli bir beton gibi üzerine kurmaya çalıştığım binaya esas teşkil etti. Kendisini rahmetle yâd etmeyi borç bilirim.
Müteakiben bir sene kadar halen hayatta bulunan Oresti Çalapatani’den alafranga piyano dersi aldım, bundan başka hoca olarak ders aldığım kimse yok. Eğer bir kıymet ifade ederse bilgim tamamen kendi emeğimin mahsulüdür. Şunu inkâr etmemek gerekir ki üstadım Ali Rifat Çağatay olmak üzere Zekâi Dedezade, Hafız Ahmet, Rauf Yekta, Beylerbeyili Hoca Ziya Bey’lerle, Washington Sefiri Ziya Paşa ve kudretli bir notacı olan Leon Hancıyan Efend’den istifade ettim. Bu üstatlar arasında kendilerinin her türlü teveccühleriyle büyük usulleri tetkik, tatbik ve bilhassa nota ile telifine çalıştım. Ayrıca ut çalmayı, hocasız olarak kendim öğrendim.

Tanburi Cemil’i anma konserinde çalgısı sahnedeydi

Bugünkü konservatuvarın nüvesini teşkil eden Darülelhan’ın Cağaloğlu’ndaki ilk teşekkülünde istihdam edilmek üzere imtihanla eleman alınacağı bir gazetede ilân edildi. Ben de bilgimi ilerletmek emeliyle müracaat ettim, yukarıda isimlerini saydığım ve daha birçok üstatlar huzurunda yapılan imtihanda muvaffak oldum ve kemani olarak kabul edildim. Bilâhara kendilerinden gördüğüm pek kıymetli teveccüh üzerine ser sazende olarak vazifelendirildiğim tebliğ edildi. Buradaki üstatlardan bir hayli feyz aldım, bir müddet sonra sağlık nedenleriyle ayrılmam icabetti. Ayrıldığım zaman bir diploma mahiyetinde olmak üzere tasdikname verdiler.
Bu meyanda hevesli ve istidatlı bulduğum öğrencilere ut ve keman dersleri vermeye de başlamıştım. Hocalığım sırasında üç-dört sene kadar Dolmabahçe Sarayı’nda sultan, prenses ve hanımlara ders verdim. 1919 senesinde Kadıköy’de teşkiline teşebbüs edilen Şark Musiki Cemiyeti’ne müessis âza olarak intisap ettim. Cemiyetin devamı müddetince Hoca Ziya, Hafız Ömer, Leon Hancıyan beylerden fasıllar meşkettim. Bir sene sonra vâki davet üzerine üstadım Ali Rifat Çağatay cemiyete dahil olarak riyaseti deruhte etti. Bu tarihten sonra mesaimizin semeresini almak ve bunu halka da ilân etmek gayesiyle konser hazırlıklarına başladık. İlk konserimizi merhum Tanburi Cemil Bey’e ithaf ettik. Konseri, merhumun tamburunu, siyah tüllerle bezenmiş olarak sahnede bir masanın üzerine koyduk ve Tanburî Cemil İhtifali nemiyle Kadıköy’de Hâle Sineması’nda Ali Rifat Çağatay yönetiminde verdik.
Konser kadromuz, Ali Rifat Bey başkanlığında Gazi Osman Paşazade Cemal Bey piyano, Arapzade Cevdet Bey armonyum, Cemil Bey merhumun yakın akrabalarından tanburi Hikmet Bey, tamburi Atıf ve Hatif Beyler, tambur, Faize Hanım, sine kemani merhum Nuri Bey, kemençevi Kemal Niyazi Seyhun, keman olarak da ben ve Faik Bey, kanuni Nezihe Hanım, udî Hayriye ve Rana Varoğlu hanımlar ve şimdi hatırlayamadığım diğer amatör sazende arkadaşlarla, Münir Nurettin Selçuk, Kaşıyarık Hüsamettin, Arap Cemal, Suat Örfi beylerle Zahide Hanım’dan teşekkül etmişti. Cemiyetimiz bu kadrosu ile emri hayra tahsis edilmek üzere her sene en az dört, beş konser verirdi.

Ali Çağatay, eşim için, espri amacıyla davul havası bestelemişti

Bu arada Şark Musiki Cemiyeti’nde bulunduğum sıralarda bir hâtıramı nakledeyim. Gene emri hayra tahsis edilmek üzere Şehzadebaşı’ndaki Ferah Tiyatrosu’nda verdiğimiz bir konserden gece geç vakit motorla Kadıköy’e dönüyorduk. Nefis bir yaz gecesi, hava da mehtaplı olduğu için arkadaşlar çalıyor ve söylüyorlar. Bir müddet sonra hâlâ Kadıköy’e gelmediğimizi gören şefimiz Ali Rifat merhum sağına, soluna bakıp, Fenerbahçe’yi geçip Adalar’a doğru gitmekte olduğumuzu görünce telâşla kaptana doğru dönerek şöyle seslendi: ‘Aman evlâdım nereye gidiyoruz, çoktan geçmişiz Kadıköy’ü…’ Ehlidil bir Karadeniz çocuğu olan kaptan kendi lehçesiyle ‘Ben aklımı kaçırmadım. Böyle sazı, ve sözü bir daha nerede bulup da dinleyeceğim, sabaha kadar gezdireceğim sizi…’ diye cevap vermişti.
Meşgalemin fazlalığı yüzünden Şark Musiki Cemiyeti’nden ayrıldım. Bir müddet sonra Ali Rifat Çağatay piyanist olarak yetişmiş bulunan kardeşim Fulya Akaydın‘ı da beraber alarak Türk Musiki Ocağı’nı kurdu. Orada da müessis âza olarak mesaiye başladım. Sanat hayatımın ve bilhassa bugünkü saadetimin kaynağı olan bu ocakta ÇOK tatlı, zevkli ve herkese nasip olmayan, halen hürmet ve iştiyakla yadettiğim pek güzel hâtıralarım ve musiki hayatım vardır. Türk Musiki Ocağı âzasından olan ve bugüne kadar 38 senedir, saadetli bir ömür sürdüğüm eşim Fahri Can’la bu tarihte evlendim ve düğünümüz bu cemiyet binasında yapılmıştır. Eşim, zamanın sayılı hanende ve bestekârlarından olan Tophaneli Sabri Bey’in oğludur.
Herkese nasip olmayan hâtıralara gelince: Muhtelif vesilelerle topluluk ve sohbetlerinde bulunmakla bahtiyar olduğum edib ve şairlerin cihan değerindeki nükte, münakaşa ve münazaralarına şahit olmamdır. Meselâ, Ali Rifat Çağatay, kayınpederim Sabri Bey merhumla son derece muhabbetle sevişirlermiş. Bu muhabbetin, bir nişanesi olmak üzere zevcim Fahri Can’a ithafen lâtife musikisi olarak davul havasını bestelemişti. Eserde birçok sükût işareti olduğundan bütün sazlar durur, davul solo olarak çalmaya devam eder, ‘bu suretle hanımını susturmuş olursun’ diye de zevcimle lâtife etmişti.

Süleyman Nazif’ten güftesini besteleyen Çağatay’a övgü: Size verdiğim çamura can verdiniz!

Bu eser vesile ittihaz edilerek cemiyetçe bir davet yapıldı. Bu davete icabet edeceklerin aynı zamanda hakem heyetini teşkil edeceği ve heyet huzurunda zevcimin davuldan imtihan olacağı bize tebliğ edildi. Hakem heyeti şu zevattan mürekkepti ve hepsi de davete icabet etmişlerdi: Abdülhak Hâmit, Süleyman Nazif, Mehmet Akif, Şerif Cafer Paşa, Samih Rifat, Faruk Nafiz ve daha isimlerini hatırlayamadığım bazı şairler.. . Biraz evvel herkese nasip olmayan hâtıralarımdan bahsetmiştim. Yurdun bu kadar güzide yazar ve şairlerini bir arada görüp onların sohbetlerinde bulunmak herkese nasip olur mu? Siz takdir ediniz. Bu arada bir hâtıramı nakletmeden geçemeyeceğim.
Tepebaşı Tiyatrosu’ndaki bir konserimizde eseri çalındığında Süleyman Nazif halkın arasından sahnenin tam önüne kadar gelip sağ kolunu şefimiz Ali Rifat Çağatay’a doğru uzatarak ‘Ali Bey, Ali Bey… Ben sana bir avuç çamur verdim, sen ona hayat verdin’ diye gözyaşlarıyla tebrik ve teşekkür etmişti.
Yeni Postane’nin üst katındaki ilk teşekkülü tarihinden itibaren ayrıldığım 1961 senesine kadar, İstanbul Radyosu’nda her türlü neşriyata iştirak ettim. İstanbul Belediye Konservatuvarı Türk Musikisi İcra Heyeti’ne 1954 senesinde memur tâyin edildim. 1961 senesinde yaş tahdidi dolayısıyla ayrıldım. Konservatuvara katılmaktan duyduğum en büyük zevk, hâtıramda kaldığına göre, Şark Musiki Cemiyeti’nde henüz 19 yaşımda iken zamanın bülbülü olarak tanıdığım ve birlikte birçok seneler musiki yapıp konserler verdiğimiz Münir Nurettin Selçuk’la karşı karşıya gelmem olmuştur. Sesini ve musikisini huşu ile 7 sene doya doya dinledim. Diyebilirim ki, sanat hayatıma onunla başlayıp, onunla sona erdirdim.
(Hilmi Rit / 1963 /Ses dergisi / Arşiv çalışması: Zeynep Erdoğan, Dizgi, redaksiyon: Serhan Yedig)

YAZIYI PAYLAŞIN

Yorum Yazın

error: Content is protected !!