Besteci, kemancı Nubar Tekyay çok erken yaşta müzik çalışmalarına başlamış 14 yaşına kadar ısınamadığını söylediği kemana daha sonra aşık olmuştu. Radyo ve sahnelerde dönemin önde gelen şarkıcılarına eşlik eden müzikçi kısıtlı sayıda olsa da beste yapmıştı. 50 yaşında hayata veda eden Tekyay, bir yıl öncesinde yapılan bu kısa röportajda “14 yaşına kadar çaldığım kemanın sesi bana çok bet, canhıraş feryatlar gibi gelirdi” diyor. Kemanı, babasının zoru ile ve dayak yiye yiye öğrendiğini açıklayan şöhretli icraatkâr Nubar Tekyay, sanatkâr bir ailenin çocuğudur. Babası bestekâr Udî Arşak Efendi’dir. (Udî Arşak Efendi’yi, musiki meraklıları Türk musikisini süsleyen birçok şahane eserden ve bilhassa Hüzzam…
Yazar: Editör
1951’de film müziği yazarken felç geçiren Sadettin Kaynak sonraki yıllarda zaman zaman hastane tedavisi gerektirecek düzeyde zor günler yaşamıştı. 1953 yazında 1,5 ay hastanede kaldı, taburcu edildikten altı ay sonra kendine gelebildi. Bu dönemde sadece vefalı dostlarınca ziyaret edilen besteci, oğlunun da fırsatı suistimal etmesinden çok üzgündü. Alaattin Yavaşça’nın girişimiyle duygularını basınla paylaşmıştı. İşte bu dönemde yayımlanan iki röportaj. Değerli üstadın bestelerinde daima ilâhi bir mâna efsaneleşen bir kudret mevcuttur. Bazen, aşkın acı ve ıstırabından bezgin inler… hattâ ağlatır nağmeleri… Bazen da hayatın fevkalâdeliğini yaşama zevkini, musikide dile getirir. Her güzel şey onun elinde ebedileşmiş bir heyecan ummanıdır. Melodileri…
1950’li yılların harika çocuklarından piyanist Gülay Uğurata’yla ilk röportaj 12 yaşındayken yapılmıştı. Geleceğin devlet sanatçısı bu röportajda yedi yaşında verdiği ilk konseri ve sekiz yaşındaki ilk radyo konserini anlatmış, caz ve geleneksel Türk müziğini de ilgiyle dinlediğini söylemişti. 1,5 yıl sonra ise kartopu oynamaya davet ettiği bir başka magazin dergisinin muhabiriyle konuşurken “Gayem memleket çapında büyük ve kıymetli bir piyanist olmak” diyordu. Etüdler ve basit parçalardan başka klasik olarak yalnız 55’i Chopin ve 17’si Beethoven’in olmak üzere 175 eseri geçen ve çaldığı eserlerle büyük takdir toplayan Gülay Uğurata, bu sene ilk okulun beşinci sınıfından mezun olmuştur. Gülay, müziksever bir ailenin…
Ayşe, Çaresaz, Gül-Fatma gibi 30’a yakın operete imza atan Muhlis Sabahattin Ezgi aynı zamanda geleneksel Türk müziği bestecisiydi. Kendi ifadesiyle 500 civarında şarkı yazdı. Tiyatrocu kızı Melek Hanım’ın ölümünden duyduğu üzüntüyle verem olan Ezgi, 1947’de 58 yaşında hayata veda etmişti. 44 yaşında, şöhretinin doruğunda 7 Gün muhabirine hayatını ve sanatını anlatmıştı. Muhlis Sabahattin Bey’in 200 kişiye birden, hemen aynı saatte, şehrin ayrı ayrı 200 yerinde randevu verdiğini bilirim. İçlerinden birini aldatmasa bari! Hayır. Bunların sadece 100’ değil, 200’ü birden bestekarı beyhude yere bekleyecektir; fakat bu bekletmelerde onun hiç suçu yok. Mutlaka bir mani çıkmıştır. Nitekim geçen hafta, üç gün, üstadı…
Şair, besteci, karikatürist Hüseyin Mayadağ, Rakım Elkutlu’nun öğrencisiydi. Bir gün hocası “Evlat, sen artık bana güfte getirme ve kendin bestele” dedi. Mayadağ “Hayat Budur Sevgilim, Geçenler Unutulur”, “Ah Eden Kimdir Bu Saat Kuytuda” gibi pek çok hüzünlü şarkı besteledi. 1965’te, 50 yaşında hayata veda etti. 15 yıl önce yayımlanan bu röportajda “Besteciliğe tango ve valsle başladım“ diyor. Güneşin karşı tepeler ardına doğru kaydığı, tabiatın smiyah bir tüle büründüğü bir akşam vakti. Göztepe’deyiz. İsviçre köylerini andıran bir yer burası… Şair, karikatürist, gazeteci ve nihayet kıymetli bestekâr Hüseyin Mayadağ’ın misafir bulunduğu pembe renkli köşk, güzel bir kadının gerdanında asılı duran şık bir…
Hacı Arif Bey’in oğlu Zeki Arif Ataergin avukat ve babası gibi geleneksel Türk müziğinin tarihe geçen bestecilerinden biriydi. 1964’te 68 yaşında hayata veda ettiğinde 13’ü saz eseri, kalanları “Açıldı Bahçede Güller” gibi çok tanınmış eserlerin de aralarında bulunduğu 150’den fazla şarkı bırakmıştı. Ölümünden 11 yıl önce yayımlanan bu röportajda babasını ve kendi müzik yaklaşımını anlatıyor. Zamanımızın en güzide bestekârlarından merhum Hacı Ârif Beyin oğlu, Zeki Ârif’i evinde ziyaret ederek şu son hâdiseler hakkında fikirlerini öğrenmek istedik. Kendisine sorduğumuz suallere verdiği cevaplar aşağıdadır: Dünkü Türk musikisi ile bugünkü Türk musikisi arasında ne gibi farklar vardır? – Dünkü musikimiz, yani musiki eserlerimiz…
Yesari Asım Arsoy diyor ki: “Bir gecekondu ile mimarî kıymeti olan bir bina arasında fark ne ise, hakikî bir beste ile rasgele yapılan beste arasındaki fark da odur…” Geçen yazın bende bıraktığı en unutulmaz hâtıra, üstad, bestekâr Yesari Asım’la Erenköy’ünde geçirdiğim bir akşam saatidir. Erenköyü’nün tarihinde ayrı bir fasıl teşkil eden; geçen bir devrin hâtıralarıyla dolu, çeşitli çamlarının gölgesinde senelerin rüyası uyuklayan, dal çıtırtılarında, yaprak hışırtılarında bile hâlâ eski bir âhengin nağmeleri yaşayan Mehmet Ali Paşa Köşkü’nün bahçesinde, geçirdiğimiz bir akşam saati… Bir zamanlar saz sesleri, şarkılar ve şûh genç kız kahkahaları ile çınlayan bu bahçede şimdi sadece haz…
1959’da, 14 yaşında Paris Konservatuvarı’nın yüksek bölümünden birincilikle mezun olan Verda Erman, daha sonra Ravel, Debussy, Faure gibi bestecilerin öğrencisi Marguerite Long ile çalışmıştı. Yurtdışına yerleşen, Moskova’dan Bonn’a, New York’tan Buenos Aires’e dünyanın dört bir yanında konser veren Erman’la 2001’deki İstanbul konseri öncesinde konuştuğumuzda Rahmaninov’un ikinci piyano konçertosunun nasıl hayatını değiştirdiğini anlatmıştı. Erman, 2014’te hayata veda etti. Ölümünden dört yıl sonra, Lila Müzik’in yayımladığı arşiv kayıtlarıyla bir kez daha gündeme geldi. 1949 kışında İstanbul’a gelip Saray Sineması’nda resital veren piyanist Lazare Levy, Cemal Reşit Rey’in davetiyle Belediye Konservatuvarı’nı da ziyaret etmişti. Sınıfları görmüş, öğretmenlerle tanışmış, yetenekli öğrencileri dinlemişti. Marifet…
20.yy’ın ilk çeyreğindeki önemli yazar ve gazetecilerimizden Ahmet Rasim aynı zamanda besteciydi. “Bir kendime, bir hali perişanıma baktım” en tanınmış şarkılarından biriydi. Rasim’den bu şarkının öyküsünü dinleyen Mahmut Yesari, öğrendiklerini yıllar sonra gün ışığına çıkarmıştı. 9 yıl evvel, bu mecmuayı çıkarmak teşebbüsüne geçtiğimiz sıralarda, rahmetli Mahmut Yesarî, hazırlıklarımızı görünce: – Size Ahmet Rasim’in iki şarkısının acı hikâyesini yazayım, okuyucuların çok hoşuna gidecek! dedi. Sonra bize bu iki şarkının hikâyesini anlattı: Bir kış günü rahmetli Agâh -Cumhuriyet gazetesi muharrirlerinden- matbaaya geldi. Ahmet Rasim’in bizi çağırdığını söyledi. Beraber Kadıköyü’ne geçtik. O sırada Ahmet Rasim Cevizlik’te üç odalı bir evde oturuyordu. İçeriye girdiğimiz…
Ressam Paul Klee’nin babası müzik öğretmeniydi. Onun desteğiyle kapsamlı müzik öğrenimi almıştı, yıllarca bir orkestrada keman çalmış, hatta eleştirmenlik yapmıştı. “Bence Mozart ve Bach, 19. Yüzyıl bestecilerinden daha modern” diyordu. Mozart’ın Jüpiter Senfonisi’ni müziğin geleceği adına cesaret olarak değerlendiriyordu. Ve çağdaş resim sanatının, hayatın içindeki devinimi yakalamada müziğin gerisinde kaldığını savunuyordu. Klee, 1940’da 61 yaşında hayata veda etmişti. Klee, müzikle görsel sanatlar arasındaki koşutluk üzerinde düşündüklerini ilk kez 1905’de güncesine yazıyor: “Müzikle görsel sanatlar arasındaki koşutluk giderek yoğunlaşıyor kafamda, ama daha çözümleyemiyorum. Kuşkusuz her iki sanat türü de zamansal, bunu kanıtlamak kolay (Paul Klee. Ta- gebuch, 640. Köln 1957). Bu…
